20 Nisan 2018 Cuma

Seçimlerde Basit Aritmetikten Yüce Cebire ve HDP


Birçokları aritmetik ve matematiği aynı anlamda kullanırlar, Aritmetik esas olarak dört işleme dayanan basit matematiktir. Matematik ise çok daha geniş bir anlama sahiptir, tüm nicelikleri, sembolleri, sayıları kapsar.
Aritmetikte 2+2=4 eder, matematikte ise 2+2 bazen dört, bazen beş, bazen sıfır, bazen de eksi dört eder.
Politik mücadelede basit aritmetik değil, matematik, yani yüce cebir, gerekir.
Muhalefet saflarında şunu görüyoruz. Kaba bir hesapla anketlerin sonuçlarına veya önceki seçimlerde alınan oylara veya bunların bugüne nasıl yansıyacakları hesaplanıyor ve buradan da partilerin alabilecekleri oyların iktidar blokunun oylarından fazla olup olmadığına bakılıyor.
Yani sonuçlar bu basit aritmetikten, bu basit toplamadan çıkarılmaya dolayısıyla da seçim stratejileri böyle bir akıl yürütmeden çıkarılmaya çalışılıyor.

19 Nisan 2018 Perşembe

Demokratlar İçin Seçim Stratejisi ve HDP’nin Acil Olarak Yapması Gerekenler



Epey bir süredir politik gelişmelere ilişkin yorumlar yazmıyordum. Bunun nedeni erkene alınacağı belli olan seçimler için bir iki açıklayıcı kitap ya da broşür yazarak ve bu arada ön yoklamalar yaparak bir plan dahilinde hazırlanma çabasıydı.
İşin doğrusu erkene alınacak seçimin Temmuz (Fethullahçılar’ın darbesi bahanesiyle Erdoğan-Ergenekon’un darbesinin yıl dönümü) veya sonbaharda yapılacağını tahmin ediyor ve azalan zamana karşı bir yarış içinde çalışıyordum.
Ancak biz daha bir baskında gafil avlanmamak için hazırlanırken Erdoğan-Ergenekon diktası, elindeki sınırsız olanaklarla, daha da erken davranarak kendisi için en avantajlı ve akıllıca olanı yaptı.
Erdoğan’ın iktidarda kalmak için her şeyi yapmaya hazır olduğunu ve kararlılığını bildiğimizden şaşırmadık.

19 Mart 2018 Pazartesi

Yanılmanın Doğruluğu ve Yanılmamanın Yanlışlığı Üzerine


Dünden beri “hani “Afrin düşmeyecek” diyordun, işte düştü, artık konuşma” anlamında eleştiriler yapanlar yorumlar yazanlar oluyor.
Örneğin bir okur şöyle yazmış:
“4 gün önce "Afrin Değil Erdoğan Düşecek" diye yazı gönderdin.4 gün sonra Afrin düştü dedin. Afrin "düşmedi", verildi.
"Selo Başkan" için 6000 imza toplattın; tasfiye edildi.
Sen "genellemeyi" sevdiğini söylüyorsun ama, aslında parçaları doğru ele alamadığın için genellemelerde de çok "genel" olarak hatalar yapıyorsun.
Kusuruma bakma ama, biraz daha itidal öneririm sana, senin adına!”
Ayşe Hür şöyle bir twit atmış:
Demir Küçükaydın, Afrin'in düşmeyeceğinden en emin sol kalemlerdendi. Ama "gerçekler acıdır" demiş bu yazısında.”
Bunlar en nazik olanlar. Daha küfre varan niceleri var.
Bu vesileyle biz devrimcilerin yanılgılarının doğruluğu üzerine, Marksizmin unutulmuş bu güzel gelenekleri üzerine, birkaç söz edip, unutulmuş diyalektiği hatırlatalım.

18 Mart 2018 Pazar

Afrin’in Düşüşü


Dün (17. Mart.2018 Cumartesi) günü, birkaç gündür dikkatimizi çeken gelişmeler üzerine Facebook’ta şu kısa notu paylaşmıştık.
“Garip durumlar.
Galiba YPG Afrin'de savaşmayıp boşaltacak veya Afrin'de sadece bir intihar ekibi bırakıp savaşçılarının çoğunu dışarı çıkaracak. Erdoğan'ın girdik giriyoruz demesi bununla ilgili olabilir. Çünkü günlerdir YPG'nin bugün şu kadar vurduk şu kayıpları verdik bildirisi yok. PKK yöneticileri Afrin konusunda hiçbir şey söylemiyor ve başka konulardan söz ediyorlar. Aydın Selcen YPG Afrin'i Türkiye'ye teslim edecek demişti. Neden böyle konuştu diye garibime gitmişti. Anlaşılan belli bir bilgiye dayanıyor. Bakalım YPG nasıl bir mücadele stratejisi belirledi? Çünkü Murat Karayılan yeni bir stratejiye geçileceğini söylemişti. Anlaşılan Gerilla yapılacak. Alan savunması yapılmayacak.”
Anlaşılan dünkü notta bir ihtimal olarak dile getirdiğimiz, Afrin’in savaşmadan teslim edilebileceği olasılığı şu an gerçekleşiyor.

16 Mart 2018 Cuma

“Dinde Reform”, “Sarı Taxi-Uber” Tartışmaları Işığında Demokrasi Mücadelesinin Zayıflığının Nedenleri


“Savaşı niye kaybettin?
“Yüz tane sebebi var, birincisi barut yoktu.”
“Gerisini saymana gerek yok.”
*
Türkiye’de (ve de dünyada) neden demokrasi yok ve neden demokrasi mücadelesi böylesine zayıf?
Demokrasi mücadelesi için önce demokratlar olması gerekir.
Türkiye’de demokrat yok.
Her yerde bilinçsizce demokrasi özlemleri olan geniş yığınlar var. Ama demokrat yok.

14 Mart 2018 Çarşamba

Afrin Değil Erdoğan Düşecek


Az önce gazetelerin manşetlerinde Afrin’in akşama kadar düşeceğine dair Erdoğan’ın sözleri yer almaya başladı.
Afrin değil Erdoğan düşecek.
İlk bakışta Afrin’in hiçbir şans yokmuş gibi görünüyor.
Türkiye’nin küçük bir ilçesi kadar olan Afrin NATO’nun ikinci büyük ordusu tarafından en modern silahlar ve binlerce askerle ve İslamcı mayın eşekleriyle sarılmış ve saldırı altındayken, Afrin’in değil Erdoğan’ın düşeceğinden söz etmek hayal değil mi?
Değil.
İlk bakışta her şey Türk Devletinin lehine görünüyor.
Ve de fiziksel ve istatistiksel olarak da öyle.
Ama buna rağmen Afrin değil Erdoğan düşecek.
Neden?

22 Şubat 2018 Perşembe

Dünya Anadil Günü Vesilesiyle – Anadil’de Eğitim Hakkı, Resmi Dil, “Lingua Franca” ve Demokrasi Üzerine


Dün (21 Şubat) UNESCO tarafından 1999’da Dünya Anadil Günü olarak kabul edilmiş.
UNESCO’nun bu günü 90’ların sonunda kabul etmesi, çok dilliliği ve kültürlülüğü korumak ve teşvikle ilgili ve aslında günümüzün dile dayanan ulusal devletleri yaşatmak için onları esnetmenin, yani post modernizmin uluslararası yani uluslara dayanan bir kurumun bir kararına yansımasından başka bir şey değildir.
Bugün dünyada demokrasi mücadelesi o kadar geriye gitmiş bulunuyor ve demokrasi programı o kadar unutulmuş bulunuyor ki, aslında dillere kaybolan türler gibi bin muameleden baka bir şey olmayan ve dile dayanan bir ulus ve ulusçulukla hiçbir sorunu olmayan ve aslında onu yaşatmaya yönelik olan bugün bile demokrasi üzlemlerinin kendini ifadesi için bir tutamak noktası haline geliyor.
Elbette Türkiye’nin ırkçılıkla tanımlanmış ve özellikle Kürt dilini inkar ve basıya dayanan sistemi karşısında böyle bir gün de Kürt hareketi için bir tutamak noktasıdır.

18 Şubat 2018 Pazar

Murat Belge’yi Savunmak ve Eleştirmek

Sosyalistlik ya da Marksistlik demek devlet, millet ve sermaye düşmanlığı demektir. Ama bu işin başıdır. Gerek şartıdır. Sosyalist ya da Marksist olabilmek için ikinci şart: önce “kendi” devletine, “kendi” milletine ve “kendi” burjuvazine veya egemen sınıflarına düşman olmaktır.
Genelkurmayın psikolojik savaş dairelerinde oluşturulmuş ulusalcı sosyalizm en büyük ideolojik dayanağını, millet ve devlet düşmanlığından arındırılmış bu sözde “Marksizm” ya da “sosyalizm”de buldu.
Genelkurmay’ın egemenliğini sürdürmek için gerekli ideolojik argümanları 68’lerin kimi taktik sloganlarında bulması, zaten kapıkullarının çocukları olan ve kapıkulu olmak üzere yetiştirilmiş, gençliklerinde sola bulaşmış orta sınıflarca Genelkurmay’ın anti-emperyalistleşmesi gibi görüldü.
Böylece hepsi birer devlet yalakası olurken kendilerinin değil, yalakalık yaptıkları devletin değiştiği düşüncesiyle gençlik ideallerine bağlı oldukları yönünde bir vicdan rahatlığı içinde bulundular.

17 Şubat 2018 Cumartesi

Demirtaş’ın Savunmasıyla İlgili Sorulara Cevaplar

Öncelikle Demirtaş’ın mahkemedeki savunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kişisel kanımca Demirtaş yerinde ve doğru bir savunma yapıyor.
İktidarın bütün hukuksuzluklarını, yalanlarını somut olarak ortaya döküyor. Hukuki temelde ama aslında siyasi bir savunma yapıyor. Hukuksuzluklar öyle ki, hukuku savunmak bile siyasi bir anlam kazanmış bulunuyor. Bu özgül durumu iyi kavramış somut bir savunma.
Ama müsaade ederseniz savunmanın zerinden yapılan manipülasyonlara ve spekülasyonlara karşı burada küçük bir ek yapmam gerekiyor.
Demirtaş savunmasında hem iktidara ve Erdoğan’a karşı yoğunlaştığı için, hem Öcalan ile ilişkiler aynı göz hizasından fikir alışverişi biçiminde olduğu için, kimi ifadelerinin pusuda bekleyen ulusalcılar tarafından nasıl kullanılabileceğini pek hesaplayamadığından. (Ki bu da normaldir, bir vurgunun kaymaması, bir fikir akışının bozulmaması için çoğu zaman zorunludur, yazı yazanlar bu gibi zorlukları bilir ve söyleyen arif değilse, dinleyen arif olsun ilkesine göre hareket ederler) konunun ayrıntısına girmediğinde, ulusalcıların istismarına açık ifadeler var ve maşallah onlar da, özellikle haber başlıklarında, istismar ve tahrif etmekten çekinmediler.

15 Şubat 2018 Perşembe

Demirtaş’ın Savunması İle İlgili Olarak Bir Gazetecinin Sorularına Cevaplar (Can Dündar'ın Attığı Twite)

Bana yöneltilen sorular şunlar:
“-Öcalan 2010 referandumunda neden “Evet deyin” haberi gönderdi?
-Haberi hangi bakan getirdi?
-BDP o yüzden mi boykota gitti?
-2014’te Öcalan neden Demirtaş’ı adaylıktan vazgeçirmeye çalıştı?
-Son çekilme kararı da bu yüzden mi”

Cevaplarım:
Önce soruların ardındaki mantığa ya da örtük varsayıma ilişkin kısa bir açıklama yapayım. Sorular sanki benim gerek Kürt hareketinin, gerek devletin iç ilişkilerini ve işleyişini bildiğim, herkesin sahip olmadığı bilgi ve enformasyona sahip olduğum yönünde bir izlenime dayanıyor gibi.
Ben aslında bu ilişkileri hiç bilmem ve pek merak de etmem. Benim yazılarımda yaptığım, kendi programatik, siyasi, stratejik amaçlarım açısından, yürüttüğüm politik mücadelede, toplumsal güçlerin, sınıfların, grupların eğilimlerine, nesnel çıkarlarına, karakterlerine, içindeki farklı stratejilere, bunların politik ifadelerine vs. bakarak birtakım analizler yapmaya durumu doğru değerlendirmeye ve bir yol bulmaya çalışmaktır.
Bu nedenle benim yukarıdaki sorulara cevap vermem çok zor ve bunların muhatabı olarak seçilmem gariptir.

14 Şubat 2018 Çarşamba

Sırrı Süreyya’nın Sözleri Örneğinde Bizim ve HDP’nin Stratejisinin Farkları

Şu habere bakalım:
HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, "Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür etmek istiyorum. Kongremizi bugün grup toplantısında gösterdi. Utanmadan ana akım medya bu görüntüleri verecek. Değerli basın emekçilerini ayırıyorum. Bu ülkenin üçüncü büyük partisinin kongresinde bir tane canlı yayın aracı yoktu. Bu ülkede böyle bir kongre olmamış gibi davrandılar" dedi
Bu “teşekkürde” yanlış olan bir şey yok?  Sırrı Süreyya ironi yapmak için öyle demiştir” denemez.
Devletin başındakine elbette “sayın” diyecektir” denemez.
Bu bizim, yani bir demokratın, bir devrimcinin, politika yapma anlayışımızın tam da 180 derece zıddıdır.
Bir İslamcı-Türkçü faşist diktatöre karşı “ironi” ile mücadele edilemez.
Bir mücadelede politika diplomasiye kurban edilemez.
Diplomasi her zaman politikanın aracı olmalıdır, politika diplomasının değil. Maalesef burada Politika diplomasi diline kurban edilmektedir.

13 Şubat 2018 Salı

HDP Kongresi Ardından – Ne Yapmalı?

Elimizde fazla bir veri yok. Çok küçük belirtiler üzerinden bazı akıl yürütmelerle bir değerlendirme yapmayı deneyelim.
Bu değerlendirmeye biraz da “beyin fırtınası” ekleyelim.
Normal olarak insanlar kesin olarak bir sonuca ulaştıkları veya kesin olduğunu düşündükleri görüşleri açıkça ifade ederler. Ama herkesin aynı zamanda zihninden bin bir türlü, en akla gelmeyecek olasılıklar da geçer. Bunların ifade edilmemesi bunların kafada olmadığı anlamına gelmez. Bunlar genellikle çok özel dost meclislerinde veya arkadaş konuşmalarında ifade edilir.
Batı’da, özellikle burjuvazi, zihinden geçen şeylerin çok verimli de olabileceğini görmüş ve bu iş daha sistemli olarak yapmaya başlamıştır. Buna “beyin fırtınası” diyorlar. En iyi bilim adamları, en tecrübeli politikacılar, entelektüeller, düşünürler vs. bir araya geliyor ve kafalarından geçenleri açıkça, hiçbir sansüre uğratmadan ortaya döküp tartışıyorlar.
Şark kültürüne yabancıdır böyle açıklıklar.

12 Şubat 2018 Pazartesi

Demirtaş’ın Eş Başkanlıktan Tasfiyesinin Kroniği - Kim Kazandı?

“Önder Apo'nun Kürt sorununun çözümü konusunda da ön açıcı çözümlemeleri olmuştur. Bunları devlet, iktidar ve ulus çözümlemelerinden ayrı ele almak mümkün değildir. Özgürlükçü, demokrat ve bir sosyalist olarak Kürt sorununun çözümünü devlet olmada değil, demokratikleşmede görmüştür. 20. yüzyılda çekilen büyük acılar esas olarak, her ulusa bir devlet anlayışının, kapitalizmin ve onun siyasal formu olan ulus devlet anlayışı sonucu olduğunu ortaya koymuştur. Bu açıdan bölge ülkelerinde demokratik devrimi ve demokratikleşmeyi hedefleyen bir mücadele çizgisini Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi'nin önüne koymuştur. Eğer inkar ve soykırım politikası yoksa, demokratik siyasal çözüm zihniyeti varsa çatışma içine girmeden sorunu çözebileceğini herkesin önüne koymuştur.”
HDP’nin dün yaptığı Kongre Demirtaş’ı başkanlıktan alma kongresiydi. (Bu kongrenin iktidarın baskılarına karşı bir direniş ve HDP’yi sahiplenme gösterisi yanını herkes yazdı yazıyor yazacak. Bunlar sorunun esas önemli yanı değildir. Önemli yanı tartışmadan kaçırmanın aracıdır.) Bu amaca ulaşıldı.

10 Şubat 2018 Cumartesi

HDP 3. Kongre Delegelerine Açık Mektup

Değeli HDP Üçüncü Olağan Kongre Delegeleri,
Bir örgütteki organların yetkileri ve temsil yetenekleri arasında her zaman bir doğrudan ilişki vardır ve olmalıdır.
Kongreler bir örgütün en yüksek organlarıdırlar. Onların üzerinde hiçbir organ yoktur.
Komisyonların kararları vs. sadece bir öneri olmaktan öze bir anlam taşımazlar.
Kongre delegeleri eşit ve bağımsız bireyler olarak Kongreyi oluştururlar. Onların önceki bağları da Kongre salonunda hukuken bitmiş olur.
Bu nedenle, sizler şu veya bu örgütün kontenjanından delege seçilmiş olabilirsiniz, ancak Kongre başladığı andan itibaren, bu kimlikleriniz hiçbir anlam taşımaz ve taşımamalıdır.
Sizler orada tamamen özgür bireyler olarak, düşüncelerinize, inançlarınıza, savunulan fikirlere, argümanlara bakarak karar verme hak ve göreviyle karşı karşıyasınız.
Bu nedenle bu mektup sizlere yöneliktir.

9 Şubat 2018 Cuma

Kandil’e Acil ve Açık Bir mektup

Konu HDP’nin bu hafta sonu toplanacak kongresi ve Selahattin Demirtaş’ın eş başkanlığa yeniden seçilip seçilmeyeceğidir.
Peki açık bir partinin alacağı kararlar hakkında Kandil’e açık ve acil bir mektup yazmak; Kandil’i muhatap almak yanlış bir davranış olmuyor mu?
Hayır, olmuyor ve olmaz.
Olmaz, çünkü Kandil (ve İmralı), HDP’nin ve üzerinde yükseldiği Kürt Özgürlük Hareketinin ne düşünüyor, ne diyor diye gözlerini diktiği yerdir.
Olmaz, çünkü Kandil’de bu hareketin kıvılcımını çakmış, savaşlarda pişmiş önderler ve bu hareketi oluşturan ulusal baskı altındaki bedel ödeyen geniş yığınların oğulları, kızları bulunmaktadır.
Bu bütün politik analizlerde ve davranışlarda göz önüne alınması gereken sosyolojik bir gerçektir.

8 Şubat 2018 Perşembe

HDP Kongresi Gelirken Ölümcül Bir Yanlışı Önlemek İçin Son Uyarılar

Önce yazarının isminin olmadığı, kaynağı somut olarak belirtilmemiş, Öznesi belli olmayan cümlelerle ifade edilmiş, verilişi bile bir manipülasyon olan HDP, Sezai Temelli isminde uzlaştıbaşlıklı şu haberi okuyalım:
“Mutabakat komisyonu kararını verdi. HDP kongreye Sezai Temelli ve Pervin Buldan'ın eş başkan adaylığı ile gidiyor.
DİYARBAKIR- Halkların Demokratik Partisi (HDP), 11 Şubat'ta gerçekleştireceği 3'üncü büyük olağan kongresinin hazırlıklarını yaparken, eş genel başkan adaylarını belirlemek üzere kurulan 5 kişilik mutabakat komisyonunun çalışmalarında da sona gelindi. HDP kongreye TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ve HDP'nin Eş Genel Başkan yardımcısı Sezai Temelli'nin eş genel başkan adaylığı ile gidiyor.

7 Şubat 2018 Çarşamba

HDP Kongresi ve Demirtaş’ın Tekrar Başkan Seçilmesi İçin Kampanya İmzacıları

Bilindiği gibi Kongre’de Selahattin Demirtaş’ın tekrar başkan seçilmesi için bir imza kampanyası başlatmıştık. Birkaç gün sonra HDP Kongresi toplanacak. Bu nedenle imzacılar listesini ve kongreye hitaben yazılmış karar tasarısını artık HDP’ye iletmek ve tekrar kamuoyuyla paylaşmak gerekiyor.
Kampanya 11 Ocak 2018’de, yani 11 Şubat’ta toplanacak HDP Kongresi’nden tam bir ay önce başladı. (Bunun yanı sıra, birbirinden bağımsız ve neredeyse eş zamanlı olarak, daha önce haklarında bilgi verdiğimiz başka kampanyalar da başlamıştı.)
Kampanya’nın muhatabı HDP kongresi idi ve istek şöyle ifade edilmişti:
“(11 Şubat 2018) HDP KONGRESİ
Değerli HDP üyeleri ve Kongre Delegeleri,
Selahattin Demirtaş'ın tekrar başkan seçilmesi bir personel veya örgüt sorunu değil, bir politika, yani strateji ve taktik sorunudur.
Hapiste olan ve sembolik bir anlam kazanmış Demirtaş'ın yerine başkasının seçilmesi, telafi edilmesi çok güç ve yanlış bir politik karar ve adım olacaktır.

6 Şubat 2018 Salı

Hava Dönüyor – Afrin’den İlhamla Erdoğan-Ergenekon Diktatörlüğüne Karşı Demokrasi Savaşının Yükselişi

Biz “Afrin’de Türk Ordusu Yenilecek Erdoğan Gidecek (İlker Başbuğ’un Söyledikleri Işığında Afrin Saldırısının Akıbeti)”, “Savaşa Karşı Zaman ve Ağ (Net) Yoldaşlar” ve “Davut Golyat’a Karşı – Türk Ordusu Niçin Yenilecek?” gibi yazılarımızda Erdoğan-Ergenekon diktatörlüğünün ve Türk ordusunun yenileceğini yazdığımızda alaylı bakış ve sözlerle karşılanıyor ve yazılarımız sanki moral vermek için yazılmış gibi yorumlanıyordu. Biz ise 200 yıllık modern işçi hareketi ve mücadelelerin, binlerce yıllık esilenlerin mücadelelerinin tarihinin dersyeri ışığında bunları yazıyorduk.
Ve şimdi olayların gelişimi giderek öngörüleri doğruluyor.
Erdoğan-Ergenekon diktatörlüğünün Afrin’e saldırısı başladığında “yüze sıfır yenik olarak savaşa başladık” diye yazmıştık.
ABD, Rusya, Avrupa Devletleri, Suriye ve İran hepsi susarak veya görmezden gelerek bu NATO’nun ikinci büyük ordusunun, kendisi için hiçbir tehdit oluşturmayan küçük bir kasaba boyutlarındaki Afrin’e saldırmasına onay ve destek vermeleri söz konusuydu.

5 Şubat 2018 Pazartesi

“Türkler” Niçin Müslüman Olmadı ve Olamazdı ama Müslümanlar Niçin ve Nasıl Türk Oldu?

Okullarda okutulan ve herkesin kabul ettiği tarihe göre, Türkler 7-11 yüzyıllar arasında Müslüman olmuşlardır.
En Marksist bilinenler bile bu saçma hikayeyi kabul edip öyle kitaplar yazmışlardır.
Örneğin Hikmet Kıvılcımlı, “Dinin Türk Toplumuna Etkileri” diye bir kitap yazmıştır ve kitaptaki bölümlerden birinin başlığı da “Türkler ne zaman ve nasıl Müslüman oldular”dır.
Bir başkası da Erdoğan Aydın. “Türklerin Müslümanlaştırılmasının Resmi Olmayan Tarihi – Nasıl Müslüman Olduk?”diye bir kitap yazmış.
*
Sorunu adlandırmadan başlayalım.
İslam uygarlığı, İran’ı (Pers Uygarlığını) fetih ettikten sonra, Kafkaslardan Çin hududuna kadar olan Orta Asya denen bölgede genellikle göçebe aşiretler halinde yaşayanlar, eskisi altında oldukları uygarlığın diniyle dinlenmişler ve Müslümanlığa geçmişlerdir. Bu süreç örneğin Germenlerin Batı Roma ya da Slavların Doğu Roma etkisiyle onların diniyle dinlenmelerine ve uygarlığa geçmelerine benzer.

2 Şubat 2018 Cuma

HDP Kongresi Gelirken Özgürlük Hareketine Açık Mektup

Bu açık mektup ciddi sonuçları olacak bir hatayı engellemek için son bir uyarıdır. Ciddiye alınacağını da pek sanmıyoruz ama kayda geçmesi gerekir. Yeni bir şey de söylemeyeceğiz, yılladır söylediklerimizi kısaca özetlemekle yetineceğiz.
Bir hastalığı tedavi için önce doğru teşhis gerekir. Yani nedenler kaldırılmadan sonuçlar ortadan kaldırılamaz.
HDP’nin çok ciddi sorunları olduğu ortadadır. HDP başarısız bir politika izlemektedir.
Bunların temelinde sosyolojik denebilecek, yani onun dayandığı toplumsal güçlerin konum, çıkar ve karakterlerinden kaynaklanan ve ancak uzun vadeli çözülebilecek olanlar vardır. Bu ayrı bir bahistir ve uzun vadeli tedbirlerle (ama önce bu sorunların neler olduğu da açıkça ortaya koyularak ve bunun için mekanizmalar yaratarak) çözülebilir. Bu nedenle bunlara girmiyoruz.

1 Şubat 2018 Perşembe

Erdoğan-Ergenekon Diktatörlüğü Afrin ve Eurovizyon

Bugün Diken’de “Alanson, Sertab’ın birinciliğini ABD’nin Irak işgaline bağladı: Avrupalı sırtımızı sıvazladı” başlığı altında şöyle bir haber vardı:
“Alanson, Sertab Erener’in 2003’teki Eurovision birinciliği içinse “Avrupa ülkeleri politiktir, birbirlerini tutarlar. Evet Sertab çok güzel bir şov sundu. Fakat o sene biz Amerika’nın Irak’a girmesine müsaade etmedik. Avrupalı sırtımızı sıvazladı, aferin dediği bir seneye rast geldi Sertab’ın birinciliği” diye konuştu.”
Evet aynen böyle oldu. O zamanlar, 2003 yılı 27 Mayıs tarihli “Eurovizyon, Modernleşme ve Demokratikleşme yazımızda liberallerin AKP’den demokratikleşme beklediği ve ulusalcıların da aslında Genelkurmay’ın şimdi Afrin’de ne yapıyorsa aynı amaçla el altından destekleyerek Irak tezkeresine hayır çıkarmasını antiemperyalist bir şahlanış gibi gördüğü günlerde ikisinin de özünde aynı olduğunu söylüyorduk ama her iki tarafın da sahte hayalleri yaymasına karşı çıkan bu yaklaşım yok sayılıyordu ve hala da yok sayılıyor.

31 Ocak 2018 Çarşamba

Afrin’in Gölgesinde Tet Saldırısı – 68’in Ellinci Yılı

Bu yıl aynı zamanda 1968’in de ellinci yılı.
68’i herkes duymuştur ve bilir. Şimdi yetmişine dayanmış ve işi bitmiş benim kuşağım 68 kuşağı diye bilinir.
Ama 68’in 30 Ocak’ta (yani dün) Vietnam’da Tet Saldırısı’yla başladığını hatırlayan ve bilen pek yoktur. Bu yıl Tet Saldırısı üzerine hemen hiçbir şey çıkmadı dense yeridir. 68 üzerine yazılar muhtemelen Mayıs ayında, yazılacaktır. Ama 68 aslında 30 Ocak’ta başlayan Tet Saldırısı’yla başlamıştı.
30 Ocak 1968’de Vietnam’daki Budistlerin yeni yıl (Tet) tatilinde seksen bin Vietkong gerillası ve kuzey Vietnamlı savaşçı, yüze yakın yerde aynı anda bir saldırı başlatmıştı ABD’ye ve onun desteklediği Güney Vietnam diktatörünün ordusuna karşı. Amerikan Elçiliğine bile saldırılmıştı. Bu saldırı bütün dünya tam bir şok yaşamıştı. Bu saldırının şokuyla beş ay sonra Londra. Berlin, Paris, İstanbul’da üniversitelerde ayaklanmalar başlayacaktı.

29 Ocak 2018 Pazartesi

Afrin Savaşına Karşı Çıkan Berlinli Türklerin Girişiminin Anlamı ve Önemi

Bir hafta önce, Afrin saldırışı başladığında bir avuç Berlinli Türkiyeli solcu, sosyalist veya demokrat başka bir vesileyle (Selahattin Demirtaş’ın tekrar başkan olmasını talep etmek ve desteklemek için) buluşmuşlardı.
Afrin saldırısı başladığından, esas buluşma konusunu bir yana bırakarak Türk devletinin başlattığı savaşa karşı neler yapabileceklerini konuştular ve önce daha geniş bir toplantı hazırlamaya karar verdiler.
Buraya kadar özel, üzerinde durmaya değer bir durum yok.
Ama toplantıda daha geniş toplantının çağrısının hangi özne adına yapılacağı konuşulunca, epey bir tartışmadan sonra “Berlinli Türkler” olarak yapılmasına karar verildi.
Ve çağrı “Berlinli Türkler de Afrin Savaşı’na karşı çıkıyor” başlığıyla yapıldı.

27 Ocak 2018 Cumartesi

Genelkurmay Bildirisi, Devletin Gazetecileri ve Dünya Basını Afrin’de Bataklığa Saplanıldığını İtiraf Ediyor

Önce şu haritalara bakalım. Haritalar bağımsız kaynakların. Birisi de Türk Orusunda önceden subay olarak bulunmuş doktora yapmış entelektüel bir akıl vericisi olan metin Gürcan’dan. Haritalar Afrin’e saldırının Sekizinci günde Türk ordusunun alabildiği yerleri gösteriyor. (Bu haritalardan bazıları Türkiye’de fiilen yasaklanmış bulunuyor)
Şimdi bu haritalara bakarak az önce gazetelerde yayınlanan Genelkurmay bildirisini okuyalım:
Devletin gazetesi Hürriyet’te Uğur Ergan imzasıyla “TSK'dan son dakika Afrin açıklaması: İşte bir haftanın bilançosu” başlığı altında verilen haberi olduğu gibi aktarıyoruz:
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’de devam eden Zeytin Dalı Harekatı bugün  bir haftayı doldurdu. TSK’dan yapılan haftalık bilgilendirme açıklamasında, harekatın bir haftalık bilançosu da  belli oldu. TSK’nın açıklamasına göre Zeytin Dalı Harekatı’nın bir haftalık bilançoşu söyle:

26 Ocak 2018 Cuma

Türk Haber Kaynakları Afrin’deki Fiyaskoyu İtiraf Ediyorlar

Aşağıda Wikipedia’nın Suriyede’ki güçlerin hakim olduğu alanları, savaş noktalarını detaylı olarak açıklayan bir haritası yer alıyor. Yıllardır Suriye’deki savaşa ilişkin en güvenli bilgilerin alınabileceği tarafsız bir kaynaktır. İnternet adresi şöyledir:
İşte bu haritada ne görüyoruz?
Saldırının başlamasından beri bir hafta geçmiş olmasına rağmen, NATO’nun ikinci büyük ordusu olan Türk ordusu ve onun mayın eşeği olan cihatçı çeteler (Türkiye’nin sözüm ona laik ulusalcılarını bu cihatçılarla aynı safta dövüşmek hiç rahatsız etmiyor)  sadece üç dört noktada derinliği birkaç kilometreyi aşamayan birkaç küçük cebi ele geçirebilmiş bulunuyor.
Haritada görüldüğü gibi, Türk basınının yansıttığının aksine ortada bir askeri başarı değil, bir fiyasko bulunmaktadır.
Düşünün ki, Afrin şehri ve civarı eni boyu 30-40 kilometreyi aşmayan, nüfusu 700.000 ila 1.000.000 milyon arasında, Türkiye’nin orta boy bir kasabasından daha büyük bir yer değildir.
Buna rağmen NATO’nun yarım milyonluk ikinci büyük ordusu tüm uçakları, tankları, zırhlıları, topları, helikopterleri, mayın eşekleri olarak kullandığı cihatçılara rağmen neredeyse hiçbir askeri başarı bile kazanabilmiş değildir. Bütün propaganda boştur.

Demirtaş’ın Tekrar Eş Başkan Seçilmesi İçin İmza Kampanyaları Hakkında Son Bilgiler

Afrin’e saldırı nedeniyle son günlerde ilgilenemediğimiz Demirtaş’ın başkan seçilmesiyle ilgili imza kampanyasına katılıma ilişkin en son bilgiler.
HDP Demokrasi Platformu’nun başlattığı imza kampanyası şu ana kadar 4472 imza almış durumda. Afrin saldırısının bütün dikkatleri üzerinde toplaması nedeniyle son günlerde konu gündemden uzaklaşmış ve unutulmuş bulunuyor. Bu nedenle normal koşullarda 5000 hedefine ulaşmak işten bile değilken buna ulaşılabilmiş değil. Lütfen imza kampanyasına katılarak en az 5000 imzayı toplayalım ki kongreye en az 5000 imzalı bir teklif sunulabilsin.
Bu kampanyayı imzalamak için şu linki tıklayınız:

25 Ocak 2018 Perşembe

Davut Golyat’a Karşı – Türk Ordusu Niçin Yenilecek?

Ahdi Atik (Tevrat) yüzlerce yıl boyunca Musevi din adamları tarafında o günün ihtiyaçlarına göre yazılmış metinlerdir.
O din adamları ki, hazreti İsa’nın egemenliklerine isyan ettiği ve İsa’yı Romalı valiye gammazlayıp çarmıha gerilmesine yol açanlardır.
Hazreti İsa da, Hazreti Muhammet de din adamlarına karşı savaşmışlar, din adamlığını reddetmişlerdir ama kurdukları dinler yine o din adamları tarafından (yani devletler tarafından) karşı devrimlerle ele geçirilmiştir.
Uygarlık öncesinde tarihsel tecrübeler ve bilgi birikimi öyküler, söylenceler yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılır. Her öykü, her mesel, her kıssa özünde altın değerinde bir tecrübenin imgelerle sonraki kuşağa aktarılmasıdır.
Bunlardan biri de sonucu kuvvetin değil, zekanın, cesaretin, cüretkarlığın ve kıvraklığın belirleyebileceğidir.
Ahdi Atik’te (İncil ve Kuran’da da) bu ders Davut ve Golyat öyküsünde anlatılır.

24 Ocak 2018 Çarşamba

Savaşa Karşı Zaman ve Ağ (Net) Yoldaşlar

Savaşa Karşı Zaman ve Ağ (Net) Yoldaşlar
İslamcı Faşist Erdoğan ve Türkçü Faşist Ergenekon ittifakı, var olabilmek ve kanlı egemenliklerini sürdürebilmek için son çare olarak, Suriye’nin tek yıkılmadan kalmış beldesi olan Afrin’e karşı bir savaş başlatmış bulunuyor.
Kader ortaklığı yapmış bu faşistler, Afrin’i işgal edip, orada yaşayan bir milyona yakın insanı öldürüp, sürüp, Türkiye’de yetiştirdikleri cihatçıları onların yerine yerleştirmeyi planlıyorlar.
Örneğin Hatay’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Altınözü İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne Afrin talimatı yollandı. Altınözü İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün okul müdürlerine, onların da öğretmenlere ilettiği mesajda şu ifadeler yer aldı:
“İl müdürümüzün emridir. Afrin temizlendikten sonra yeni bir oluşum olacaktır. Arapça bilenler öncelikli olmak üzere Afrin’de Türk Milli Eğitim Sistemi nezaretinde orada gönüllü çalışacak Türk öğretmenlere ihtiyaç vardır. Tüm okul müdürlerimiz kendi öğretmenlerine ulaşıp olumlu ya da olumsuz Şube Müdürü Mahmut Sabah’a yarın akşama kadar haber vermesi gerekmektedir. İhmal etmeyiniz.”

22 Ocak 2018 Pazartesi

Afrin’de Türk Ordusu Yenilecek Erdoğan Gidecek (İlker Başbuğ’un Söyledikleri Işığında Afrin Saldırısının Akıbeti)

Eceli gelen it cami duvarına işer” derler. Afrin Kürtçe’de “mübarek (kutsanmış) yaratma (yaratılış)” anlamına geliyormuş.
Kutlu, mübarek Afrin’e, Suriye’nin savaşta yıkılmamış, bir barış vahası olarak kalabilmiş bu tek beldesine saldırmak cami duvarına işemektir.
Erdoğan’ın sonunu Afrin getirecektir.
Ama sadece Erdoğan’ın değil.
Laik Türk ordusu” Erdoğan isimli İslamcı faşistle ittifak yaparak he kendi bindiği dalı kesti, hem de kaderini onun kaderiyle birleştirdi.
Bu da şu olanağı ortaya çıkarmaktadır: Erdoğan’ın sonu, bu ta Sümerlerden beri gelen Şark despotluğunun, bu askeri, bürokratik oligarşinin de sonu olur.
Bakmayın medyanın psikolojik savaş haberlerine. Gerçekte kendileri de bunun farkındalar ve tam anlamıyla bir kumar oynadıklarını biliyorlar.

19 Ocak 2018 Cuma

Yapı ve İşlev Kategorileri Işığında HDP’nin ve Demokrasi Mücadelesinin Sorunları

HDP’nin örgüt olarak sorunları yapısaldır.
Yani kişilerin değişmesiyle değişmezler.
Bu nedenle Demirtaş’ın başkan kalması veya gitmesi politik olarak doğru veya yanlış olabilir ama hiçbir sorunu çözemez.
Yani HDP’nin tüzüğü, yani üyelerinin, organlarının yapılanışı ve ilişkileri, kendisine kategorik olarak yüklediği görevleri (demokrasi mücadelesini yürütmek ve kazanmak, demokratik bir parti olmak, kolektif liderlik vs.) gerçekleştirmeye uygun değildir.
Çekiçle yemek yiyemezsiniz. Kaşıkla çivi çakamazsınız. Araçların yapıları ve işlevleri arasında kopmaz bir ilişki vardır. Örgüt veya Parti denen şey de özünde bir araçtır. Kendi başına bir amaç değildir.

“Selahattin Demirtaş Tekrar Başkan Seçilmelidir” kampanyasının imzacı sayısı 4331’e ulaştı. Hedef ilk elde 5000.


Selahattin Demirtaş Tekrar Başkan Seçilmelidir” kampanyasının imzacı sayısı 4331’e ulaştı. Hedef ilk elde 5000. Bunun için imzalayın ve dostlarınıza imzalatın.
HDP Demokrasi Platformu

Kampanyanın muhatabı: HDP Kongresi (11 Şubat 2018) HDP KONGRESİ


17 Ocak 2018 Çarşamba

Afrin

Bundan neredeyse yarım yüzyıl önce 1969’un son aylarında gerilla savaşanı öğrenerek Türkiye’de yeni bir Vietnam yaratıp, Vietnam halkının sırtındaki yükü hafifletmek ve aynı zamanda Amerikan Emperyalizmi ve onun Orta Doğudaki bekçisi İsrail Siyonizm’ine karşı o zamanlar en Marksist olduğunu düşündüğümüz, referansımız olan Denizlerin de gittiği,   Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nde  savaşmak için Suriye’ye giderken Afrin’den geçmiş ve birkaç geçe nezarette tutulmuştuk.
O zamanlar bir gün gelip Afrin’in bir gün gelip dünyada bütün projektörlerin odaklanacağı bir yer olacağı aklımızdan bile geçmezdi.
Bugün Türk ordusu eğer Afrin’e saldırırsa muhtemelen herkesin isimlerini ezberleyeceği Zimnara (Adı tam doğru yazamamış veya hatırlayamıyor olabilirim) köyünde tutuklanmış, sonra Cinderes (nahiye gibi) üzerinden Afrin’e götürülmüş, orada birkaç gece polis karakolunda kaldıktan sonra da Halep’e götürülmüştük.
Yani Türk devletinin eğer Rusya’dan izin alırsa, Afrin’e saldırısının izleyeceği yollardan geçmiştik.
Dört buçuk ay sonra dönerken de yine Halep üzerinden şimdi Türk ordusunun işgal ettiği Cerablus’tan Kargamış’a geçerken yakalanmış, sonra da Antep’te işkenceli sorgulardan geçmiştik.

16 Ocak 2018 Salı

Selahattin Demirtaş’a Açık Mektup

Değerli Demirtaş,
Dün sabah internette şöyle paylaşımlar görülmeye başlandı:
·         “Eş Başkan adaylığım konusunda öneri yapan bütün partililerimize içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak adaylığım ile ilgili imza kampanyası vs yapmak doğru olmaz. Çünkü ben aday olmak istesem bunun önünde ne resmi ne de fiili engel yoktur.
·         Partililerimizin ve dostlarımızın bu dayanışmasını saygıyla karşılıyorum. Ancak kongreye doğru giderken, güçlü kongre hazırlıklarına zarar verdiğinin de bilinmesini istiyorum.
·         Sizlerden, güçlü alternatif Eş Başkan önerileri ile birlikte, partinin politikalarına yönelik öneriler beklediğimi özellikle belirtmek istiyorum. Hepinize selam ve sevgilerimi iletiyorum.” (abç)
Paylaşımların kaynağını araştırınca, sizin Twitter hesabınıza dayandığı ve muhtemelen sizin isteğiniz üzerine yayınlandığı anlaşıldı.

15 Ocak 2018 Pazartesi

Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” Vesilesiyle Irkçılık ve Milliyetçilik Üzerine Bazı Hatırlatmalar

Barış Ünlü’nün yeni yayınlanan “Türklük Sözleşmesi” kitabı vesilesiyle yaptığı söyleşi, Gazete Duvar’da “Barış Ünlü: Kürtler ırkçı olamaz çünkü ırkçılık bir sistemdir” başlığı ile yayınlandı.
Söyleşi tam da Hasip Kaplan ve Sırrı Süreyya’nın sözlerine denk geldiği için (belki de tam bu sözler üzerine bu söyleşi bilinçli olarak seçilmiş te olabilir, bilmiyoruz) epeyce ilgi topladı ve paylaşıldı.
Yazıyı okuyunca kitabı da getirtirip iyice bir barı Ünlü’nün kitabını ve tezlerini iyice ele alıp inceleyerek bir eleştiri ve değerlendirmesini yapalım diye düşündük. Bunu yapmayı hala düşünüyoruz.
Ancak Türkiye’de olaylar öylesine hızlı akıyor ki, herkesin gündeminde olduğu ve tartıştığı sırada bir şey yazmadıysanız, tren kaçmış oluyor. Ondan sonra ağzınızla kuş tutsanız kimse sizi dinlemez.

13 Ocak 2018 Cumartesi

HDP Yönetimi Demirtaş’ı Tekrar Seçmemeye, Kongreyi Bile Beklemeden, Karar Vermiş

HDP yönetimi aslında Demirtaş’ı her ne olursa olsun, (usulen olsun kongreyi bile bekleme zahmetine katlanmadan) seçmemeye karar vermiş.
*
Ancak, kanıtlara geçmeden önce onların anlaşılması için, yeni kuşaklar az çok demokratik bir örgüt nasıl bir şeydir bilmedikleri için, birkaç temel bilgi.
Kongreler, delegelerin, tamamen açık tartışmalarla, engellenmemiş karar tasarıları ve önergelerle, bireysel olarak fikirlerini oluşturdukları ve oylamalarla kararlarını verdikleri en yüksek organlardır. Ama bu teoride böyledir.
HDP Kongrelerinin hiçbiri böyle değildir. HDP Kongreleri özünde medyatik gösterilerdir. (Ve bu durum o sözde sosyalist Türk bileşenleri nedense hiç rahatsız etmez.)
Çünkü “bileşen hukuku” ile güya “konsensus” ile kararlar alınırmış.
Bu kılıfına uydurulmuş ifadenin anlamı şudur: kararlar Kongreden önce arka plandaki pazarlıklarda alınır.

Demirtaş’ın Sözleri Nasıl Tahrif Ediliyor? (Basının Manipülasyonları)

Bugün Demirtaş’ın gazetelerde yayınlanan sözleri örneğinde, somut olarak, basının ve HDP çevrelerinin her şeyi nasıl anlamsızlaştırdığını, içini boşalttığını ve somut bir politik tartışmada manipülasyon yaptığını görelim.
Bilindiği gibi bir süre önce, Demirtaş aday olmayacağını söyledi. HDP organları ve yöneticileri ve keza Kürt hareketinin görüşlerini yansıtan diğer yayınlar, bunu sanki Demirtaş’ı başkanlıktan çekilmeye karar vermiş gibi yansıttı ve muhtemelen öyle görmek isteği için öyle yorumlayıp yeni başkan arayışlarına girdi.
Biz bunun üzerine şu tezleri savurduk:
1)      Bir devrimci, bir demokrat olmayı bir yana bırakalım, her dürüst ve sağlıklı düşünen insan hapse girdiğinde veya erken ölecekse örneğin, eşine kendisinden ayrılmasını ve kendisine bağımlı olmayan bir hayat kurmasını önerir ve de önermelidir.
Önermelidir ki diğer taraf eğer bir sorumluluk alacaksa bunu kedi özgür irade ve kararıyla yapsın.

12 Ocak 2018 Cuma

Demirtaş’ın Başkanlığını Destekleyen Girişimlerde Son Durum (2) 12.01.2018 10:18

Dün Demirtaş’ın başkanlığını destekleyen kampanyalar hakkında bilgi vermiştik. (Dünkü bilgiye buradan ulaşılabilir.)
Bugün bilgileri güncelleyelim.
Birbirinden bağımsızca ve habersizce başlamış bizim tespit edebildiğimiz dört kampanya var.
-1-

HDP Demokrasi Platformu”nun başlattığı, en çok kişinin imzaladığı ve muhatabı ve hedefi açıkça tanımlanmış kampanya bu. Şu ana kadar 2170 kişi imzalamış.
Kampanyanın muhatabı:
·         HDP KONGRESİ 11 Şubat 2018
Kampanyanın Talepleri:
·         Selahattin Demirtaş HDP kongresince tekrar başkan seçilmelidir.
·         Bunun için Selahattin Demirtaş'ı başkanlığa öneriyoruz.
·         Ayrıca oylamanın kapalı oy açık sayım ile yapılmasını da öneriyoruz.
İmza Kampanyasına katılmak için adres:

11 Ocak 2018 Perşembe

Demirtaş’ın Başkanlığını Savunan Girişimler

Demirtaş’ın başkanlığını savunan girişimler birbirinden bağımsızca ve habersizce ortaya çıkıyor.
Aklın yolu birdir derler.
Birbirinden bağımsız ve muhtemelen habersiz (çünkü üçüyle ilgili bilgiler de aynı sıralarda geldi)  Demirtaş’ın başkan kalmasını savunan üç girişim başlamış
*
Birincisi bir açık mektup ve imza kampanyası biçiminde, başlatanlar olarak Gencey Gürsoy, Oya Baydar ve Gürhan Ertur’un imzaları var.
Metni şöyle:

Demirtaş Başkan Olarak Kalmazsa HDP Biter

Öyle görünüyor ki HDP’nin yönetim organları gelen eleştirileri dikkate bile almadan Selahattin Demirtaş’ı Başkan olarak bir daha seçmemekte anlaşıyorlar. Buna karar vermişler bile. Artık bunu nasıl kitabına uyduracaklarının planlarını yapıyorlar. Bürokratik bir vurdumduymazlıkla ifade edilen çeşitli görüşler bunu gösteriyor.
(İşin kötüsü, Hasip Kaplan’ın twitleri Demirtaş’ın başkan kalması ve tekrar seçilmesinin politik önemine ilişkin tartışmalardan kaçmaları, için HDP yöneticilerine iyi bir vesile sundu. Bu vesileyle şuna da dikkati çekelim. Hasip Kaplan da twitinde Demirtaş’ın başkanlıktan uzaklaştırılmasına değil, bir Türk’ün getirilmesine itiraz ediyordu. Çünkü Kürt ulusalcıları aslında Öcalan’ın projesi olan, Türkiyelileşme, yani Türklerin ezilenlerini de kazanma stratejisine düşmandırlar ve bu projenin bir ütopya olmadığını gösteren ve güler yüzü olan Demirtaş’tan rahatsızdırlar.)
Örneğin bugün Cumhuriyet’te şu haber var:
“HDP'de tutuklu eş genel başkan Selahattin Demirtaş’ın koltuğu için yeniden aday olmayacağını açıklamasının ardından yeni isim arayışına girildi. Adaylık için isimlerden geçen birisi de deneyimli siyasetçi Ahmet Türk.”

8 Ocak 2018 Pazartesi

Demirtaş’ın Başkanlığı “İsim Tartışması” Değil; Bir Politika Tartışmasıdır

HDP organları Selahattin Demirtaş’ın tekrar başkanlığa seçilmesi sorununu bir “kişi sorunu” olarak ele almaktadır bir politik sorun olarak değil.
Ve bunu. Selahattin Demirtaş’ın başkanlığa tekrar seçilmesini öneren ve tartışanları, bir kişi sorunu tartışması yapmakla suçlarken itiraf etmektedirler.
Kaldı ki sadece “kişi sorunu” olarak da görmüyorlar, örgütün ve politikanın açılması için temel şartın Demirtaş’ın yerine başkasını başkan seçmek olduğun düşünüyorlar ve bunu açıkça yazıyorlar. İşin kötüsü ne dediklerini ve sözlerinin nereye gittiğini bile bilmiyorlar.
Somut olarak görelim.
Önce bir kısa hatırlatma yapalım, önceki yazımızın temel tezi, Demirtaş’ın tekrar seçilmesinin hukuki veya örgütsel bir sorun veya kişi sorunu olmadığı, politik bir sorun olduğu idi.

7 Ocak 2018 Pazar

Münir Özkul’un Ardından Şabanların Sonuncusu Gider Receplerin Diktatörlüğü Gelirken

Münir Özkul’un gidişi aynı zamanda bir dönemin sembolünün gidişi, bir dönemin bitişi anlamına geliyor.
Geçenlerde bir programda Bekir Ağırdır, tamı tamına öyle olmayabilir ama anlamca, “Şabanlar Recep İvedikleşiyor” diyerek toplumun kültüründe, değerlerinde, psikolojisindeki değişmeyi ve çürümeyi bu çok bilinen iki imgeyle özetleyivermişti.
Bir resim bin sözden çok daha fazlasını anlatır derler, bir imge de bin kavramdan da daha çok şey anlatır bazen.
Belli tiplerin, müziklerin, sembollerin, giyinişlerin, sözcüklerin belli dönemlerde tutması, onların, toplumun derinliklerinde yaşanan değişmelerin yüzeye vuran izleridir.
Türkiye’de 1960’larda başlayan, 12 Mart döneminde kısa bir yenilgi yaşasa da, 1980’e kadar süren, aşağı yukarı yirmi yıllık bir devrimci kabarış, geniş ezilen kitlelerin bir politizasyonu ve radikalleşmesi yaşandı.

6 Ocak 2018 Cumartesi

Selahattin Demirtaş Tekrar Başkan Seçilmelidir

İki gün önce Selahattin Demirtaş’ın 11 Şubat’ta gerçekleşecek olan HDP kongresinde aday olmayacağına dair partiye ve kamuoyuna yazdığı mektup açıklandı.
Lafı hiç uzatmadan söyleyelim.
Demirtaş’ın bakanlığı sorunu hukuki ya da örgütsel bir sorun değil, politik bir sorundur.
Politik sorunlar da politik mücadelenin hedefleri ve yöntemleri olarak tartışılırlar ve tartışılmalıdırlar.
Aşağıda temellendirmek üzere talebimiz ve görüşümüz, bu konuda görüşünü hemen açıklayan Recep Maraşlı’nın da dediği gibi, Demirtaş’ı kongrede (kimsenin oyuna karışamayız ama mümkün ise oy birliğiyle) tekrar başkan seçip, ayakta alkışlamak gerekir.
Doğru politik tavır bu olabilir.

4 Ocak 2018 Perşembe

Paris katliamının Üzerindeki Perde Kalkarken - O Dönem Sakine Cansız'ın Ardından Yazılmış Bir Yazıdaki Öngörüler

Sakine Cansız ve arkadaşlarına yapılan suikastla ilgili belgeler ortaya çıkıyor ve MİT'in Türk devletinin bir projesi olarak suikastın planlandığı aynı zamanda Fransa'nın bu cinayetin üstünü örttüğü giderek açığa çıkıyor. Biz o zamanlar yazdığımız bu yazıda görüldüğü gibi, Öcelenle görüşmeleri MİT'in yapmasının, devletin olaya politik bir barış süreci olarak değil bir tasfiye ve savaş hareketi olarak baktığının kanıtı olduğunu belirtmiştik ve o zaman bu görüşümüze tepkiler gelmişti. Şimdi bizim tamamen tümden gelimle yaptığımız tahminlerin doğruluğu kanıtlanmış oluyor
4. Ocak.2017

Bir Devrimin Eşiğinde (11) – Harari’nin “ Sapiens”inin Eleştirisi (3) – HDP ve Harari’nin Ortaklıkları

Bizim Harari’yi eleştirilerimiz özünde ele alınan olgulara değil, o olguları açıklamak için kullanılan yönteme, teoriye ilişkindir.
Harari’yi bir eleştiri konusu yapmamızın nedeni de, gerek yeni kuşakların gerek bir zamanlar iyi kötü Marksizmle haşır neşir olmuş eski kuşakların aynı yöntemsel ve teorik yanlışlarla malul olmalarıdır.
Bu bilmeme ve unutmuşluğun sonucu bizim yazdıklarımızla Harari’nin yazdıkları arasında bir yakınlık, bir özdeşlik görmektedirlerr.
Biz, Harari’nin görüşlerini eleştiri konusu yaparak aslında hem Toplum ve hareket yasaları üzerine zerrece kafa yormayan yeni kuşakları, hem de bir zamanlar az çok böyle bir kavrayışla düşünüp hareket etmelerine rağmen bildiklerini unutmuş eski kuşakları, ortak temel yanlışları üzerinden eleştirmeye onların temel yanlışlarıyla mücadele etmeye çalışıyoruz.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Bir Devrimin Eşiğinde (10) – Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens”inin Eleştirisi (2)

Harari kitabının ilk bölümünde insan türünün evriminin kimi sorunları hakkında birtakım açıklamalar yapıyor.
Bir Devrimin Eşiğinde” yazı serisini okuyanlar bilirler ki, biz de bu serinin önceki bölümlerinde, yine aynı evrimin bir kronolojisini yapmış ve bu evrimin kimi sorunlarına bazı açıklamalar getirmiştik
Son verilere dayanarak bu kronoloji yuvarlak rakamlarla şöyledir.
3,5 milyon yıl önce ilk taş “alet”lerin kullanılmaya başlandığı, kemiklerin kırılıp iliklerinin çıkarıldığı görülüyor. Meşhur Lucy veya diğer deyişle Australopithecus böyleydi.[1] (Elbette şunu veri olarak kabul etmek gerekiyor: Australopithecus var olan benzeri türlerden sadece biriydi. Ama biz kolaylık olsun diye, en meşhur örneği belirtmekle yetiniyoruz.) Yani Dik duran, taş el baltasını ve sopayı cansız bir organ olarak kullanabilen insan ve maymun arasındaki tür diyelim buna. (Kimileri Australopithecus ve benzerlerini bir insan türü olarak kabul etmiyor.)

1 Ocak 2018 Pazartesi

Bir Devrimin Eşiğinde (9) - Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens”’inin Eleştirisi (1)

Yuval Noah Harari (1976 Hayfa) Kudüs Hebrew Üniversitesinde, İsrailli bir tarihçi. “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” isimli, kırktan fazla dile çevrilen ve “evrensel tarih” diye vaftiz edilen kitabı, dünya çapında en çok satanlar listelerine girdi.
Biz de İbni Haldun, Marks-Engels, Kıvılcımlı, Troçki’lerin “evrensel tarihçi”liğinin bir izleyicisiyiz. Çünkü Marksist olmak “evrensel tarihçi” olmayı gerektirir. Marksizmin konusu toplum ve toplumun hareket yasalarıdır. Marksizm, kimilerinin sandığı veya söylediği gibi bir “dünya görüşü”, bir “felsefe”, bir “ekonomi teorisi” değildir.
(Kaldı ki “dünya görüşü”nün, “felsefe”nin ne olduğu yani toplumsal olgular olarak nasıl tanımlandığı ve tanımlanması gerektiği de ayrıca başlı başına ele alınması gereken bir konudur. “Dünya görüşü” ya da “Felsefe” diye sosyolojik kategoriler yoktur ama açıklanması gereken kendini öyle tanımlayan veya öyle tanımlanan olgular vardır.)
Toplumun hareketinin veya evriminin yasaları tüm toplumların tarihinden, tarihsel olgulardan çıkar. Bu nedenle “evrensel tarihçilik” esas olarak Marksistlerin işi olagelmiştir[1]. Hatta Marksizm’in ilk doğuş çığlığı denebilecek Komünist Manifesto bir “evrensel tarih” denemesi olarak da okunabilir.