Kayıtlar

işçi Hareketi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Nail Satlıgan’ın Ardından

Resim
Daha bir gece önce Ergun’a (Aydınoğlu) Nail’in durumunu sorduğumda, “Doktoru yakında kaybedeceğimizi söylemiş” demişti. Bu gece yarısı, yatmadan önce maillere baktığımda, kaybettiğimizi öğrendim. Uyku tutmadı. 2001 yılında yapılmış Kıvılcımlı Sempozyumu video ve resimlerinden Nail ile ilgili olanları derleyip paylaşarak, onunla ilgili anıları hatırlayarak bir “ veda töreni ” yapmaktan başka bir şey gelemezdi elimden. Cenaze yapılacağını sanmıyordum. İç tutarlılığa değer veren bir Marksist olarak muhtemelen cesedini bir üniversitenin tıp fakültesine kadavra olarak bağışlayacağını tahmin ediyordum. (Az önce Sami (Sarı) öyle olduğunu söyledi.) Tanıdıkları ve dostları bu vesileyle bir zaman baskısı olmadan, insanların zamanlarını ayarlayıp veda edebilecekleri bir toplantı tertiplerler mi? Bilmiyorum. Olsa da yetişme şansım pek yok. Bu durumda Nail’e bir yazıyla veda etmekten başka şansım yok gibi görünüyor. * Nail’i Dev-Genç’te uzaktan bilirdik. Herkes bir şekilde birbirini bil...

Bir Tükenişin İki Resmi: Birinci Resim: “Din teorisi ve Pratiği Sempozyumu

Resim
Gerek dünyada gerek Türkiye’de sosyalist hareketin çoktan tükendiği bir sır değil. Bu tükeniş sanılanın aksine sosyalist hareketin gücü ve etkisiyle ilgili değildir. Güçsüz olursunuz ama sorunu koyuşunuz, ortaya koyduğunuz fikirler yepyenidir, onlarla karşılaşanların gözleri parlar; “hah işte!” derler; birden bire bunu başkalarına anlatma ve mücadele azmiyle dolarlar; özellikle kadınlar ve gençler ilgi gösterirler; fikirleriniz karşısında onları yok sayıp ne olursa olsun bilinmesin, gözden kaçsın diye bir suç ortaklığı içinde tartışmaktan kaçınırlar vs., vs.. Bu gibi birçok gösterge aslında sizin çok güçlü olduğunuzun, yepyeni şeyler söylediğinizin birer belirtisidir. 1960’larda Türkiye’de sosyalist hareket çok güçsüzdü. Ama böyleydi. Gençliğini soluyordu, soruları, kavramları, tartıştıklarıydı esas yeni ve devrimci olan. Bunlar “Gündemi belirliyor”du. Sosyalistlerin gücü buradan geliyordu.

Ekim Devrimi Sosyalist Bir Devrim miydi?

Resim
Aşağıdaki Yazı, 2005 yılında bir Ekim devrimi yıldönümü vesilesiyle yazılmıştı. Amaç elbet Ekim Devrimi’ni anmak değil, bu yıl dönümünden yararlanarak, son yıllarda kavramsal alanda sağlanan gelişmeleri açıklayabilmek ve böylece Tarihe bu yeni kavramlar ışığında bakışı somutlamaktı. 2005 yılında bu görüşlere yeni varmıştık. Dolayısıyla henüz kimi noktalarda görüşler tüm mantık sonuçlarına ulaşmış da değildir.Ancak, artık bir tarihsel belge özelliği kazandığından, metne dokunmuyoruz. Burada Ekim Devrimi, Aydınlanma dininin (tüm insanların eşitliği) ve onun karşı devrime uğramış biçiminin (ulusların eşitliği) işçiler eliyle yayılması olarak, başka bir ışık altında ele alınmaktadır. Bu metinde özellikle İnsan ve Toplum kavramları ele alınmaktadır. Bilindiği gibi Hikmet Kıvılcımlı, hemen her yerde, İnsan’ın bir sosyal hayvan olduğundan, toplum yaratıcı ve toplum yaratığı olduğundan söz eder.

Toplumsal Aidiyetler ve Sınıf Mücadelesinin İlişkileri

Resim
“ Bir şeyi anlamanın en iyi yolu önce onu anlayamamaktır ” diye bir söz vardır. Bunun için önce konumuzu anlayamamaya çalışacağız. Ancak “ Söyleyen arif değilse dinleyen arif olsun ” diye bir söz daha vardır. Bu söze de uygun davranmak için, anlayamadıktan sonra, insanların bir sözü söylerken ne anladıklarını ve anlatmak istediklerini anlamaya çalışacağız. Yani kavramın sosyolojik doğruluğundan ve anlamından sonra; o yanlışlığın, sosyolojik bir olgu olarak, bir realite olarak bu kavramın ne anlamda kullanıldığını anlamaya çalışalım. Konuyu tanımlayan “ toplumsal aidiyet ” “sınıf” için zıtlıkla veya başkalıkla koyuluyor. Ve burada hemen şu aklımıza takılıyor: Sınıf aidiyeti “ toplumsal ” olmayan, “metafizik”, “fiziksel veya “biyolojik” bir aidiyet midir? Elbette sınıf aidiyeti tamamen toplumsal bir aidiyettir. Sınıf toplumsal bir olgudur.

Eşitlik, Demokrasi, Özerklik ve Refah (Diyarbekir 5-6 Mayıs 2012 - Demokratik Özerklik ve Ekonomi Sempozyumuna Sunulan Bildiri)

Resim
Az önce, Moderator arkadaş, bizleri, Denizlerin idamı vesilesiyle onları anmaya davet etti ve kısa bir saygı duruşuyla andık. Bu vesileyle ben de küçük bir anımı sizlerle paylaşarak bu anmaya katkıda bulunayım. Deniz’le arkadaştık. Devrimci Öğrenci Birliği ’den. Son olarak İstanbul’da Taşkışla’da bir kantinde buluşmuştuk. Yollarımız artık ayrıydı ama birbirimize sevgimiz ve saygımızda bir eksilme yoktu. Beraberce gelecekte neler yapacaklarımızı şöyle bir konuşmak üzere şöyle bir açıldık, kantinin kalabalığından uzaklaştık. Hiç konuşmadan uzunca bir süre yürüdük. Konuşmadan ayrılacaktık neredeyse, çünkü biliyorduk neler düşündüğümüzü, hissettiğimizi. Sonunda laf nasıl açıldı hatırlamıyorum ama ben aşağı yukarı “ Bu mücadele çok uzun. Milyonlarca insanın, işçinin eylemi olmadan bir şey değiştirilemez, bir devrimci parti olmadan bunlar örgütlenemez, ben bunun için işçi sınıfı ve parti için mücadele edeceğim, bu uzun bir yol ” anlamında bir şeyler söyledim. Deniz de “ Aslında bir ya...