Kayıtlar

Malcolm X etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Malcolm X üzerine 1992'de Özgür Gündem İçin Yazılmış Bir Yazı ( Malcolm X suikastının yıldönümü vesilesiyle)

Resim
  Amerikan sinemasında 1950'lere kadar siyahlara uygun görülen rol hizmetçilik ve Tom Amcalıktan başka bir şey değildi. 1950'lerde Hary Belafonte ile ilk kez bir siyah başrol almaya başlar. 1960'lar Sidney Poitier'li dramlar dönemidir. 70'li ve 80'li yıllarda yeni siyah orta sınıf, özellikle polisiye filmlerde yansımasını bulur. Ama bütün bu filimler beyazlarca ve beyaz gözüyle yapılırlar. Spike Lee ilk kez siyahlar için film yapan bir siyah rejisör olarak ortaya çıkar. " Do the right thing " filmiyle dünya çapında tanınır. Film aslında Los Angeles'teki son siyah ayaklanmasının bir sanatçı sezişiyle yapılmış kehaneti gibidir. Bu film Malcolm X'in bir sözüyle biter. Yönetmen şimdi Malcolm X'in hayatını konu alan " Malcolm X " adlı filminin çekimini bitirmiş bulunuyor. Üç saatlik bu film, üç gün önce Amerika'da sinemalarda gösterime girdi. Bu vesileyle Malcolm X’i yeniden hatırlatmak yararlı olabilir.

Erdoğan’ı Türkler Kurtardı - Evet’in Mimarı Türkler

Resim
Ezop, bir köle olarak, söyleyeceklerini doğrudan söyleyemeyeceği, ancak söylemeden söyleyebileceği için, “ Ezop Masalları ” diye bilinen hayvan hikâyeleriyle meramını anlatıyordu. Bu davranışta ezilenlerin, alttakilerin bir teslimiyeti değil; bir direnişi vardır. Nitekim modern toplumsal mücadeleler tarihinde bile baskı ve zorbalık rejimlerinde “ Ezop Dili ” baskı ve zorbalığa direnenlerin güçlü bir silahı olagelmiştir. Ancak bir de köleliği içselleştirenlerin dili vardır. ABD’deki siyah hareketi, bunlara “ Tom Amca’nın Kulübesi”nden hareketle “ Tom Amcalar ” der. Siyahların hareketi “ Tom Amca ”lığa karşı mücadele içinde ortaya çıkabilmiştir.

Gergerlioğlu ve Lenin (Demokrasi Mücadelesinin Sorunları)

Resim
Ezilenlerin mücadelesinin, ezilenlerin kendi yapısından gelen ciddi sorunları vardır. Ezilenler, sömürülenler, baskı altındakiler, mazlumlar ancak kendilerini doğrudan ilgilendiren sorunlardan dolayı harekete geçer, örgütlenir ve direnirler. “ Dil ağrıyan dişi kurcalar .” Ama bir baskı ve sömürü biçimine karşı mücadele etmek, başka baskı ve sömürü biçimlerine karşı mücadeleyi veya duyarlılığı otomatik olarak yaratmaz. “ Tok açın halinden anlamaz ” Hatta bir baskı biçimine karşı mücadele edenler diğer baskı ve sömürü biçimlerine uğrayanlara karşı sadece duyarsız olmazlar; bizzat kendileri sorunun bir parçası olabilirler. Örneğin bir işçinin uğradığı sınıfsal bir baskı ve sömürü onu otomatikman ulusal baskıya, kadınların uğradığı baskıya, Alevilerin uğradığı baskıya vs. karşı duyarlı yapmaz.

Blues Boy, B. B. King’in Anısına

Resim
Başlangıçta söz vardı. Blues siyah çiftçinin sözüdür. Bugünkü neredeyse sırf sözden ibaret Rap ve Hip Hop’un bile kökleri Blues’dadır. B. B. King, bir Blues Şarkıcısıydı. Başlangıçta hareket vardı. Blues’un ritmi, pamuk toplayan kölelerin emek üretkenliğini arttırmak için izin verilen ritme, ırk ayrımcılığına uğrayan siyah köylünün hüznünü ve dışa vurulamayan hıncını katışıdır. Tam inmek üzere olan bir yumruk gibi gelir ve aniden yavaşlar, bir darbe değil, hüzünlü bir dokunuş olarak kalır enerjisini içinde saklar; sonra tekrar dolar. Blues hüzündür, Blues7un ritmi, hüznün ritmidir. Başlangıçta Blues vardı. Caz, Rock & Roll, Rock, Funk, Soul, R&B, Rap, Hip Hop, hepsinin kökeninde Blues vardır. Irk ayrımcılığına uğrayan siyah tarım işçileri ve köylülerin geçirdiği evrim bir bakıma Blues’un metamorfozları gibi de okunabilir. B. B. King bu evrimi yaşayan ve yansıtan bir anıt gibiydi.

Mayıs Düşünceleri

Resim
Kendilerine sol diyenlere egemen olan bir stil vardır: hep kendi gücünü ve yeteneklerini övmek; hataları, zayıflıkları ve zorlukları görmezden gelmek. Ne var ki, bir harekete bu stil, bu meşrep egemen olduğu zaman o hareketin hiç bir başarı şansı yoktur. Gerçekten yaptığı işi ciddiye alanlar ise, tam aksine, hep yetersizliklerini, zaaflarını, yanlışlarını vurgularlar. Bu farkın farkına ilk kez Türkiye'de işçi hareketinin yetiştirdiği tek gerçek işçi önderi olan, Zapata’ların, Panço Villa'ların hamurundan yoğrulmuş İsmet Demir'de varmıştım. Altmışlı yıllarda, TİP'liler, sosyalistler işçilerle ilişki kurduklarında, onların ne kadar iyi, ne kadar cesur ve güçlü olduklarını onlara anlatmaya kalkarlardı. Bizim İsmet Demir ise, tam tersini yapardı, işçilere beş para etmediklerini, bir işe yaramadıklarını söylerdi. Ve işçiler de bizim İsmet Demir'e güvenirlerdi, o diğerlerine değil. Çünkü onlar İsmet Demir'in kendi içlerinden biri olarak onlara doğruyu söyledi...