26 Ekim 1974 Cumartesi

Özeleştiri - Dil Üzerine


Geçen sayımızda bu köşeden eleşti­rilere cevap verileceği söylenmişti. Eleşti­rilerini yazarak gazetemize iletenler oldu. Eleştiriler belli başlı bir kaç noktada top­lanmaktadır. Şimdi sırayla eleştirileri, eleştiricilerin dilinden okuyalım:
"Kıvılcımlı'nın yazılarına yer verildiği gibi, kullanılan terimler Bilimsel Sosyalist terminolojiden uzak. Ama halka da hitap etmiyor."
"Kıvılcımlı'nın dilini anlamak için harcanack zamanda, teorik eğitimin diğer yanlarından  istifade edebiliriz."
"Özellikle Doktor'un yazıları güç, an­laşılamıyor. Gazeteyi çıkaran arkadaşların Dr.'un dilini taklit ettikleri ve böylelikle özenti içinde oldukları görülüyor. Gazeteyi çıkaran arkadaşlar teorik bakımdan çok geri. (Mesuliyete göre)".
"Doktor'un üslubu benimsenmiş. Di­ğer yazılara da sıçramış. Üslup kullanılan şekilde olmalı. Dr. H. K.'nın üslubu benimsenecek bir şey değildir."
Her şeyden önce bu arkadaşlara eleş­tirilerini mertçe, yüze karşı yaptıkları için teşekkür ederiz.
Gazetenin dili neden anlaşılmıyor?..
Başlıca iki sebepten.
Birinci Sebep: Osmanlı Devletinde nasıl bir yanda üst sınıfların halkın kullan­dığından çok ayrı bir "Osmanlıca"ları var idi ise, Bugün de Türkiye'de özellikle Ay­dınlara benimsetilmiş bir uydurmaca dil vardır. Biz aydınlar genellikle hiç farkına varmaksızın bu dili benimsemişizdir. Bu olayı daha somuta indirmek için şöyle bir örnek verelim. Sık sık karşılaştığımız bir eleştiri şudur "Neden Bilimsel değil de bilimcil, neden Tarihsel değil de Tarihcil v.s."
Şimdi soruyoruz: Neden "Evcil Hayvan deniyor da "Evsel Hayvan" denmi­yor, neden "İnsancıl" deriz de, neden "İnsansal denmez."
Çünkü Türkçede "CİL -CIL" eki "onunla ilgili" anlamını taşır. "SEL - SAL" eki ise küçültücü bir anlama sahiptir. Yani özellikle "Öztürkçecilerimizin" kullanmaya çok meraklı olduğu bu ekler yanlış olarak kullanılmakta ve bizlere de yanlış olarak benimsetilmektedir. Bu aydınları üretmen yığınlarımızdan kopar­mak ve halkı cahil bırakmak için kasıtlı olarak yapılmaktadır.
Başka bir örnek verelim: Frenkçede "Kalitatif", Arapçada "Keyfi" kavramının karşılığı bugün bizlere "Nitelik" olarak benimsetilmiştir. "Kantitatif" veya "Kemmi" sözcüğünün karşılığı ise "Nicelik" olarak bilinir.
Gerçekte halkımız "Nitelik" sözcü­ğü karşılığı olarak "Nicelik" sözcüğünü kullanır. Doğrusu ve Türkçe'nin gramer kurallarına uygun olanı da budur. Anala­rımız, babalarımız "NİCESİN" dedikleri za­man bizim yanlış olarak kullandığımız "Nİ­TELİK"i murat ederler. Bizim "NİCELİK" olarak kullandığımız sözcüğün doğru ve halk tarafından kullanılan karşılığı ise "NEÇELİK"tir.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür Kıvılcımlı'nın dilinin özellikle aydınlarca anlaşılamamasının sebeplerinden biri bu­dur. Bu konuda derinliğine bir etüt "Türkçenin Üreme Yollan ve Dil Devrimciliği­miz" adıyla, 1967 yılından "Tarihsel Mad­decilik Yayınları" arasında basılmıştır. Şunu da not edelim: Doktor'un dilinin anlaşılamadığı şikâyeti daha ziyade aydın ar­kadaşlardan gelmekte, işçiler işi bu şi­kâyete pek katılmamakta.
İkinci sebep: Bilimcil Sosyalizm olay­ları açıklarken kavramlara dayanır. Bu olay yalnız sosyalizm için geçerli değildir. Bütün bilimler geliştikçe kavramtar da de­ğişir veya anlamları derinleşir, yani olay­ların daha derin yönlerini bilince çıkarır.
Özellikle işçi arkadaşlar "Proletarya, Finans - Kapital, Tefeci - Bezirgan, Opor­tünizm v. s." gibi kavramları anlamakta güçlük çekiyorlar. Bu yalnızca gazetemizin bir sorunu olmaktan çok, toplum ölçüsünde bir olaydır.
Bilimcil Sosyalizm insanlığın binlerce yılda biriktirdiği Kültür ve Bilim mirası üzerinde yükselmiştir. Bilimcil Sosyalizmin gerçek sahibi olan işçi sınıfı ise sürekli olarak ezildiği, sömürüldüğü için ne mad­dece ne manaca bu kültür ve bilim mirası­nı hazmetmeye imkân bulamaz.
Hâlbuki sosyalizmin gerçeklik kazanabilmesi ise ancak işçi sınıfının onu benimsemesiyle müm­kün olabilir. Bu problem çözümü de birlikte getirmiştir. Bilimcil Sosyalizm'in en genel, en temel kanunlarını, kavramlarını, pren­siplerini çok kolay anlaşılır, öğretici (Di­daktik) bir şekilde anlatan pek çok kitap yazılmış ve basılmıştır.
Okuma, yazmayı bile Alfabe'den baş­layarak pek çok zorlamalarla öğrenebiliriz. Elbette Sosyalizm gibi bir Bilim öğrenilir­ken biraz zorlanırız ve daha basit, daha öğretici kitaplardan başlamak zorunda ka­lırız. Bu olay yaşadığımız toplumda kaçı­nılmaz bir zorunluluk olarak vardır.
Ama kaçınmamız gereken bir nokta da vardır. Eğer sosyalizmin teorisini öğrenir­ken sadece Didaktik (Öğretici) olma ama­cıyla yazılmış kitaplarla yetinerek, Teori'yi bizzat kurucuların, ustaların anıt emekle­rinden yani Kaynağından inceleme zahmetine katlanmazsak; en kısa zamanda metafizik şeytanına teslim oluveririz.
Çünkü sosyalizmin alfabesi sayılacak öğretici kitaplar ister istemez olayları ko­lay anlaşılır kılmak için şemalar, haline sokar. Diğer bir değişle diyalektiği matefizik olarak anlatır. Diyalektiği en diyalektik ola­rak ise ancak Bilimcil Sosyalizm'in ustala­rından öğrenebiliriz.
Gazetemiz genellikle uluslararası kavramları popularize etmek (Halkın anlayacağı şeklide kullanmak) için özel bir gay­ret sarf etmektedir. Örnek olarak: Aynı yazı içinde Finans - Katipalist'in hemen yanı başında veya başka bir yerde "para baba­sı" denir, "Şirketler" denir. Böylece daha an­laşılır olmaya çalışılmaktadır.

(Kıvılcım gazetesinin 25 Mart 1974 tarihli 3. sayısında imzasız olarak yayınlandı. 26 Ekim 2007 Cuma günü dijitalize edildi. D. K.)

25 Ekim 1974 Cuma

Özeleştiri : İş Yapan Yanlış da Yapar


İlk sayımızı okuyanlar, sayılamayacak ka­dar çok; dizgi, tertip yanlışı görmüşlerdir. Bunun sebebi gazete çıkarma konusundaki; bil­gisizliğimiz ve tecrübesizliğimizdir.
Yanlışlardan ve eksiklerden en önemli bir kaçını burada düzeltelim.
1) "İŞVEREN SOSYALİZMİ - İŞÇİ SOSYALİZMİ" başlıklı uzun yazının yazan Dr. Hikmet KIVILCIMLI'dır. Yazı ilk kez AYDINLIK dergisinin Haziran 1969'da yayınlanan 8. sayısında basılmıştır. Biz oradan aldık. Yazarın adının eksikliğini tashih (yazı­ların düzeltilmesi) sırasında göremememiz, "Ağaçlardan ormanı görememek" gibi oldu.
2) "SOSYALİSTLERİN BİRİNCİ GÖRE­Vİ" başlıklı yazıda şu paragraf eksiktir. Düzel­tiriz.
"Güneşimiz ve yıldızlarımız oluşurlarken Evren: bir uçsuz bucaksız ışıklı bulutmuş. Ona Fizik bilimi Kaos (Mahşer) diyor. Bütün Güneş Sistemleri o mahşerden çıkmıştır, insanlık, Uygarlığa (Medeniyete) ulaşırken, Toplum: küçücük Kan örgütlü oymakların (Kabile ve Aşiretlerin), "Soy"ların, "Boy"ların sonsuz kaynaşması içinde Mahşer gibi kıvranır, dururmuş. Ona, Sosyal bilim Tarihöncesi diyor. Bütün uygarlık düzenleri o Kaos'tan çıkmış­tır..."
Öte yandan gazete üç gün geç basılmıştır. Matbaa sahiplerine "emniyet görevlileri" gaze­teyi basmama yolunda "tavsiyelerde" bulun­muşlar, gazeteyle epeyce yakından ilgilenmiş­ler, böylece gazetenin basımını iki gün gecik­tirmişlerdir.
Diğer yandan zamlar yüzünden bir gün kâğıt bulamadık. Sonunda karaborsadan satın aldık.
Neyse, geç de olsa, güç de olsa yayınla­maya ve ellerinize ulaştırmaya çalıştık.
Biraz da eleştirilere değinelim: Gazete hakkında kulaktan kulağa çok şeyler söyleni­yor. Şimdilik cevabımız şunlar:
1) Eleştiri mertçe, yüze karşı, açık açık yapılmalıdır.
2) Eleştiriler şahsiyata dökülmemeli, prensip ve fikirler etrafında olmalı.
3) Eleştiri silahı, silahların eleştirisine varmamalı.
Bu esaslar dahilinde yapılacak her eleş­tiriyi buradan yayınlamak ve cevaplandırmak boynumuza borçtur.

(Kıvılcım gazetesinin 11Mart 1974 tarihli ikinci sayısında imzasız olarak yayınlanmıştır. Yazı 25 Ekim 2007 Perşembe günü dijitalize edildi. D.K.)

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...