23 Mayıs 2019 Perşembe

Türk Tarihi ve Türk Ulusu Üzerine: Türk Nedir?


Bizans-Osmanlı’nın doğrudan devamı, kökeni ta Sümer ve Babil’e kadar giden, halkın Nemrut ve Firavun imgelerinde sembolleştirdiği, İbrahim ve Musa gibi peygamber sembolleriyle keyfiliğine karşı durduğu, artı ürüne “ekonomi dışı zorla” el koyan  egemen ve her türlü demokrasinin düşmanı Devlet Kastının (“Sünuf-u Devlet”) bugünkü konumunun, çıkarlarının ve ideolojisinin savunucusu Oda TV’nin ve Sözcü’nın Soner Yalçın’ı, Politik İslam’ın ve Erdoğan’ın Atatürk karşısında Osmanlı tarihine sahip çıkışları ve onu yeniden yazmalarının tarihi ve olguları nasıl tahrif ettiğini göstermek için Rum mu dediniz?” diye bir yazı yazmış. Yazının tam metni de Sözcü’de yer alıyormuş.
Ahval de ırkçı ve uydurma bir Türklükle tanımlanmış bu günkü ulus anlayışına karşı bir örnek olarak bu yazıdan kısa bir özeti aktarmış. (“'Yavuz Sultan Selim'e göre Türk 'eşek', Vahdettin'e göre, 'soyu sopu belirsiz cahiller sürüsü”)
Soner Yalçın’ın yazısı aslında tarihte Türk diye bir ulus olmadığının ve onun Osmanlı devlet kastı tarafından egemenliğini ve çıkarlarını korumak için yaratıldığının tipik kanıtlarıyla dolu.

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Demir Küçükaydın'ın sunumu: "Ulus ve Ulusçuluk Nedir? Marksist Bir Ulus ve Ulusçuluk teorisi Neden yoktur?"

Yarın Berliner Forum'da, (Waldemar Str. 110, saat 18.00) "Ulus ve Ulusçuluk Nedir? Marksist Bir Ulus ve Ulusçuluk teorisi Neden yoktur?" başlığı altında bir sunum yapacağım. Epey ezber bozan görüşlerin özellikle eleştirilmesini çok istiyorum. Gelenlerin pişman olmayacağını düşünüyorum. Demir küçükaydın
****
Birkaç yüz yıl önce yeryüzünde ulus diye bir şey yoktu. İkiyüz yıl önce, uluslar ve ulusal devletler Atlas Okyanusu’nun iki kıyısında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar ülke ve onların topraklarıyla sınırlıydı
Bugün ise dünyada bir ulusa ait olmayan neredeyse bir karış toprak bile yok ve ulussuz olmak mümkün ve tasavvur edilebilir bile değildir ve istisnai durumlarda yine bir ulusun veya uluslararası bir kurumun vereceği bir belgeyle olabilir.
Son iki yüz yılda neredeyse bütün savaşlar ulus bayrağıyla yapıldı ve yapılıyor. Tarihte uluslar kadar kanlı hiçbir toplumsal var oluş yoktur.

8 Mayıs 2019 Çarşamba

#HerşeyinGüzelOlmasıİçin

#HerşeyinGüzelOlmasıİçin bu hukuksuzluğa tepkinin tüm gayrımemnunları kapsayacak şekilde mobilize olması ve örgütlenme harikaları yaratması gerekiyor.
Aksi takdirde bu umut vadeden isyankar hava öbür uca sıçrayıp tam bir umutsuzluk ve yılğınlığa dönüşebilir ve bir ağır yenilgiyle son bulabilir.
Osmanlı'da oyun çoktur. Bir provakasyon bir anda tüm havayı tersine çevirebilir. 7 Haziran ve sonrası ortada.
O halde ne yapmalı.
1) Önce #HerseyGuezelOlacak sahte iyimserliğinin yerini #HerşeyinGüzelOlmasıİçin #NeYapmalı gündemi almalı. Herkes kafasındakini bu başlık altında dökmeli. Böylece ortak bir tartışma platformu yaratılmalı. Aynı gündemle ortak tartışamayanlar ortaklaşa iş yapamazlar.
2) Kadıköy'de veya Türkiye'nin vitrini sayılabilecek semtlerdeki sloganlı bayraklı, CHP damgalı akşam yürüyüşleri ve protestolarının yerini, hukuksuzluğa karşı olan herkesin kendini bulabileceği, hiç bir siyasi veya dini veya milli görüşün damgasını taşımayan nötr  bayraklar, pankartlar, sloganlar ve herkesin katılabileceği protesto biçimleri almalı.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Deniz Gezmiş ve Kürt Ulusal Hareketi (2001)


(Aşağıdaki Yazı 2001 yılında yazılmıştı. Yani 18 yıl olmuş. Yazı aslında hikmet kıvılcımlı’nın kürt Ulusal Hareketinin oluşumundaki etkiler üzerine yarım kalmış bir yazıydı. Ama bu etkileri ele alırkan aynı zamanda Deniz Gezmiş üzerindeki Kıvılcımlı etkisi üzerinden Kürt Ulusal hareketine etkisini ele alıyorduk. Aşağıda bu bölüm var. Dolayısıyla yazının başlığı “Deniz Gezmiş ve Kürt Ulusal Hareketi”.
Pek bilinmez ama bu satırların yazarı Deniz’in lideri olduğu Devrimci Öğrenci Birliği’nin (DÖB) hem bir üyesi idi hem de Deniz Geçmiş’in, arkadaş ve yoldaşlarından biriydi. Dolasıyla çeşitli dönemlerde değinmeler biçiminde de olsa Deniz Gezmiş’e ilişkin yazdığımız yazılar vardır. Çeşitli yazılarımızdaki bu değinmeleri “Deniz Gezmiş ve Kürt Sorunu Üzerine” başlıklı bir derlemede toplamıştık. İşte aşağıdaki yazı bu derlemede bulunmaktadır. Bu derleme PDF, EPUB, MOBI formatlarıyla kitap olarak aşağıdaki adresten indirilebilir:  https://yadi.sk/d/FNKFlw2c3HjymP )
Kıvılcımlı’nın Ulusal sorunda birbirinden çok farklı hatta çelişikmiş gibi görünen tavırlarını; bu görünümün ne anlama geldiğini ve nedenlerini ele almadan önce Kıvılcımlı’nın Kürt Ulusal Hareketi üzerindeki etkilerini ele almaya çalışalım.
Bu etkilerin incelenmesi biraz Arkeologların yaptıkları incelemelere benzeyecektir. Onlar buldukları bir seramik parçasındaki desenlerden, yapılışından, stilinden onun hangi kültür ve medeniyetlerin izlerini taşıdığını, böylece çeşitli kültürel bağlantıları açığa çıkarırlar.
Bu tür çalışmalar, küçük ayrıntılar üzerine yoğunlaşmayı gerektirir. O farklılıkların neler olduğu ve nedenleri üzerine yoğunlaşma olmadan da bu tür etkilerin ortaya çıkarılması ve anlaşılması olanaksızdır. Bu nedenle bundan sonraki bölümlerde, bu etkilerin bilincine varılması için bu tür bir yoğunlaşmaya gidilecektir.

4 Mayıs 2019 Cumartesi

Çarmıha Gerilmiş İsa, Harakiri Yapan Samuraylar – Öcalan ve Açlık Grevcileri


Açlık grevlerinin yol açacağı yenilgiyi engellemek, birbirine paralel ve birbirini karşılıklı olarak etkileyecek iki yol üzerinden olanaklıdır.
Birincisi demokratik kamuoyunun ve asılında onun parçası olan Kürtlerin, yanlış buldukları ama devletle paralel konuma düşmeme kaygısıyla ses çıkarmayarak, bunu açıkça ifade etmeyerek, bir tür pasif direniş sergiledikleri pozisyondan daha aktif bir tavır alan bir pozisyona geçmeleri gerekir.
Bunun ilk ifadesi en azından açılmış imza kampanyasına katılmaktır. Elbet doğrudan konuşmalar, konuyu tartışmaya açmalar vs. gibi birçok başka metot da vardır ama bunlar dağınık olduğu için isteyen etkiyi göstermez.
Şu ana kadar egemen yöntem olan pasif direniş diyebileceğimiz biçim yanlıştan dönülmesi için güç ve zaman kaybına yol açıyor.
Ama bu pasif direnişin bir nedeni, bu eylem biçimini, zamanını ve hatta hedefinin bu şekilde ifade edilişinin çok büyük bir yanlış olduğu görüşünde olanlar ezici bir çoğunlukta olmalarına rağmen, atomlarına ayrılmış bulunduğundan, yani örgütsüz ve dağınık olduğundan da aktif bir tavır gösteremiyor.

2 Mayıs 2019 Perşembe

Ahlak (Etik), Politika, Bilim ve Açlık Grevleri



Politikamız ahlakidir, ahlakımız politik;
Bilimimiz politiktir, politikamız bilimsel;
Ahlakımız bilimseldir, bilimimiz ahlaki.

Sınırsız ve dönüşümsüz açlık grevleri” yani aslında “sınırı ve dönüşümü” yoksa ve de şeyleri adıyla çağırmak gerekiyorsa aslında bir ölüm orucu olan “Açlık Grevleri”nin bitirilmesi için hem demokratlara, hem de seçmeninden, partisine, gerillasından, diplomatına kadar geniş bir nebulöz gibi olan Kürt “Özgürlük Hareketi”ne yönelik olarak, ölüm oruçlarının bitirilmesi için en son aşamada Açlık Grevcilerine de yönelen bir imza kampanyası açık.
Çünkü binlerce ve binlerce insanın imzası ve ortak isteği ve ağırlığı ile ancak bu gidiş durdurulabilirdi

30 Nisan 2019 Salı

1 Mayıs Nasıl Demokrasi Mücadelesinin Bir Aracı Olarak Değerlendirilmeyip Bir Ayine Dönüştürülür?


(Aşağıdaki yazıyı iki yıl önce 1 Mayıs vesilesiyle yazmıştık. Bu yıl Erdoğan-Ergenekon diktası İstanbul seçimlerini yenilemenin hesaplarını yaparlar, Kılıçdaroğlu "bizi sokağa çıkmaya çağırıyorlar" derken 1 Mayıs, kitlesel ve sivil bir direnişe çevrilebilir ve bütün hesaplar bozulabilirdi. Aşağıda iki yıl öncesi için yaptığımız öneri bugün için de geçerlidir. bu kadar basit mücadeleleri bile beceremeyen demokratlar, kendilerini ölüme atarak bu gibi başarısızlıkları çok daha zor yollarla (Stratejilerinin yanlışlığı ayrı konu) başarıya çevirmeye çalışıyorlar. Kürt hareketinin kitleselliğinden gelen bir aklı, bir basireti vardı. Türk sosyalistleri ve liberal aydınları o hareketi de kendilerine benzetmiş bulunuyorlar. İki yıl önce yapılmış bu öneri bugün hala geçerlidir. 30. Nisan. 2019)
Türk sosyalistlerinin temel sorunu anmalara, rozetlere, ritüellere çok düşkün olmalarıdır.
Pek bilinmez veya artık bilinmek istenmemektedir ama 1960’ların sonundaki yükselişi yaşayan devrimci gençler, yani DÖB’lüler (Devrimci Öğrenci Birliği) ve Dev-Genç’lilerin hiç öyle ritüelleri yoktu. Çünkü gerçek, canlı, dinamik bir hareketin örgütsel ifadesiydiler.
Kırk yılda bir anma falan yapılır, o da aktüel politik mücadele için bir mesaj vermeye, bunun için vesile yaratmaya yönelik olurdu.
Bizim ve özellikle de bizim Deniz’in (mare nostrum) dilimizden düşmeyen “vaktimiz yok ölenlerin matemini tutmaya, akın var güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz güneşin zaptı yakın” şiarıydı.
Bir örgüt canlı bir hareketle bağını, dinamizmini, yaratıcılığını yitirip bürokratlaşmaya, taşlaşmaya başladığında rozet sloganlar, bayraklar, semboller, ritüeller, anmalar önem kazanmaya başlar.

24 Nisan 2019 Çarşamba

“Soykırım” ve “Özür Dileme” Kavramlarının Sorunları Üzerine


Ermeni Katliamı üzerine sanırım Türkiye’deki sol içinde ilk yazanlardan ve en radikal tavır koyanlardan biriyimdir.
Ermeni Katliamı üzerine ilk yazıyı, 1980’lerin başında ASALA’nın Türk Diplomatlarını vurmaya başlaması; böylece konunun gündeme gelmesi ve unutulmaktan çıkması vesilesiyle hapiste yazmış, bunu gizlice dışarıya çıkarmıştım. Almanya’da çıkan Yol (Der Weg) dergisinde yayınlanmıştı[i].
Daha sonra bugünkü internet tarayıcılarının temelini oluşturan tekniğin CERN’de Tim Berners-Lee tarafından henüz  geliştirildiği; internetin çok dar bir çevre dışında bilinmediği ve kullanılamadığı dönemlerde, usenet tartışma gruplarında gündemleştirmeye çalıştım. Eğer bir yerlerde arşivleri varsa ve aranırsa oralarda yazdıklarımız bulunabilirler.
Sonra internet yaygınlaştı, henüz sosyal medya diye bir kavram yoktu, “forum”lar tartışmaların yapıldığı yerlerdi. Oralarda da gündemleştiren ve tartışanlardan biriydim.
Daha sonra yıllarca konu üzerine yazdım ve konunun gündeme gelmesine çalıştım. Şimdilerde artık epey yol kat edilmiş görünüyor.
Ama biz görünüşle değil, özle ilgiliyizdir. Öz ve görünüş çoğu kez birbirine zıttır.
Biraz derinden bakınca, giderek konunun sosyolojik kavramlarla tartışılmaktan çıkıp hukuki kavramlarla tartışılmaya hapsedildiği; böylece var olan güçlerin (Özellikle Türk ve Ermeni Devletleri, Milletleri ve Milliyetçilerinin) kendilerini reforme ederek sürdürmelerinin araçlarına dönüştüğü görülüyor.

23 Nisan 2019 Salı

Kılıçdaroğlu’na Saldırı, Açlık Grevleri ve Demokrasi Mücadelesinin Stratejisi Üzerine


Örgütsüz insan korkaktır. Türkiye’de halk örgütsüzdür dolayısıyla korkaktır.
Çünkü biricik tepeden tırnağa örgütlü biricik güç bu merkezi, bürokratik, keyfi, militer, polis devletidir.
Bu devletin temel işlevi halkı örgütsüz bırakmaktır. Halkın devletten bağımsız, onun bilgisi, kontrolü ve yönlendirmesi dışında örgütlülüğü ve bu devlet ateş ve su gibi, madde ve anti madde gibi bir arada bulunamazlar.
Bu nedenle halk korkaktır. Bu halk devletten sinyal almadan, onun desteğini hissetmeden kılını kıpırdatmaz.
Bu nedenle belli kitle hareketleri ancak bu devlet içinde çatlaklar olduğunda, bir kesim karşı tarafı geriletmek için, barajın kapaklarını biraz açtığı durumlarda ortaya çıkar.
Bizzat kendileri böyle bir iç çatışmanın ürünü olan, Birinci ve ikinci ve Üçüncü Meşrutiyet’ten bugüne kadar bu kural hiç bozulmamıştır.

20 Nisan 2019 Cumartesi

“Süresiz Dönüşümsüz Açlık Grevleri”ne İlişkin İmza Kampanyasının Dayandığı Mantığı Anlamak


Bu imza kampanyasına yorum yazan kimi arkadaşlar, “Bu kampanya niye açlık grevindekilere yöneliyor. Niye bunu devletten talep etmiyor?” diye soruyorlar ve bu kampanyayı sanki açlık grevindekilere karşı bir girişimmiş gibi, onu kırmaya yönelik bir “grev kırıcılığı” gibi görmeye ve göstermeye çalışıyorlar.
Elbette bir talebin karşı tarafa yönelmesi gerektiğini bilmiyor değiliz.
Keza bizzat grevcilere de yönelen bir çağrının bir “grev kırıcılık” gibi görüleceğini ve hatta daha ağır sıfatlarla tanımlanacağını da bilmiyor değiliz.
Peki bütün bunlara rağmen ve bunca politik mücadelede bulunan bir insan olarak, neden bütün bunları göze alarak böyle bir kampanya başlatmaya çalışıyoruz?
O nedenle “vur fakat dinle!”

8 Nisan 2019 Pazartesi

Muhalefetin ve Demokratların Görevi İktidarın Ne yapacağı Üzerine Tahminler Yürütmek Değil, Kendisinin Ne Yapması Gerektiğini Somut Önerilerle Tartışmaktır


  • Temel yanlış: herkes iktidarın ne yapacağını ön görmeye çalışıyor ve bunun üzerine tartışıyor. Bu baştan yanlış bir yaklaşımdır. Demokratların ve muhalefetin ne yapması gerektiğini tartışmak gerekiyor. Bu ise her zaman en kötü olasılığa göre hesaplanır. #DemokrasiNöbetlerine
  • Kendimizin ne yapması gerektiğini ise, somut örnekler, somut örgüt, mücadele biçimleri ve parolalarla açıklamalı, önermeli ve tartışmalıyız. Böyle bir tartışmanın kendisi bile iktidarı geri adım atmaya zorlayabilir. #DemokrasiNöbetlerine
  • Başından beri somut olarak öneriyoruz: hiç bir bayrak flama, slogan olmadan, hiç bir parti ve ideolojik aidiyet belirtisi olmadan, yurttaşlar olarak, kitlesel bir şekilde günün belli saatlerinde aynı yerde bulunarak demokratik bir sivil direniş başlamalı #DemokrasiNöbetlerine
  • Kitlesellik olmadan olmaz. Ve kitlesel katılım ancak temel yurttaşlık hakları çerçevesinde sağlanabilir. Aslında hiç bir slogan atmamak, hiç bir bayrak taşımamak en politik tavırdır. En temel insan ve yurttaşlık hakkına dayanarak bu hakkı savunmaktır. #DemokrasiNöbetlerine
  • Sadece iktidarın yeni bir darbesini ve saldırılarını engellemek için değil, son yüz yılda ve son yirmi yılda iyice çürümüş insanların modern yurttaşlara dönüşmesi için de böyle bir biçim, biricik olanak ve zorunluluktur. #DemokrasiNöbetlerine

30 Mart 2019 Cumartesi

Referanduma Dönmüş bir Mahalli Seçim ve Sonrası Üzerine


Zengin dağdan aşırır, fakir düz yolda şaşırır” diye bir söz vardır. Olanaklarınız ve rezervleriniz fazlaysa, dağdan aşırırsınız, ama çok kısıtlı olanaklarla çok dar bir hareket alanında bir şeyler yapmak zorunda olduğunuzda düz yolda şaşırırsınız. Yoksulluk yoksulluğu besler. Para parayı çeker.
Erdoğan-Ergenekon ittifakı baskı ve hileyle de olsa kazanılmış seçim ve referandum zaferlerinin adından, işler iyice sapa sarmadan, bu mahalli seçime iyice yüklenerek ellerini rahatlatmak ve en azından uzunca bur süre seçim olmayacağından, daha rahat hareket etmek üzere, mahalli seçimi bir genel seçim, hatta “beka sorunu” diyerek bir referandum havasına soktular. Haklıydılar. Onlar için aynı zamanda bir beka sorunu idi. Tarih boyunca her zaman egemenler kendi sonlarını dünyanın sonu olarak görürler ve bu nedenle her türlü çılgınlığı yaparlar.

25 Mart 2019 Pazartesi

HDP’nin “Stratejik Oy”u Doğru Bir Taktiktir


Seçimler ve kime oy verileceği veya oy kullanılıp kullanılmayacağı aslında taktik bir sorundur. Dolayısıyla aynı amaçları ve programları paylaşanlar arasında tartışılabilir. Taktikler tabi oldukları program ve stratejiler bağlamında doğru veya yanlış olarak değerlendirilebilirler.
Strateji programa bağlıdır ve o program çerçevesinde nesnel olarak güçler ve güçlerin yer alışını (hangi güce dayanılacak, hangi güçler yedek olacak, hangi güçler karşıya alınacak, hangi güçler tarafsızlaştırılacak vs.) konu eder. Dolayısıyla seçimde oy konusunu “stratejik oy” olarak tanımlamak yanlıştır.
Ama buna fazla takmayalım, “söyleyen arif değilse dinleyen arif olsun” sözüne uygun olarak, “stratejik oy” ile seçimlerde izlenecek taktiğin ifade edilmek istendiğini kabul edelim. Eskileri deyimiyle "Galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evlâdır."

12 Ocak 2019 Cumartesi

Aydınlanma ve İslam’ın Sentezi ve Mirasçısı Olarak Marksizm (İslam ve Sol Çalıştayı Vesilesiyle)


Aydınlanma ve İslam’ın birbirine zıt olduğu yönünde yerleşmiş ve yaygın bir yargı vardır. Bu yargıyı savunan ve yerleştirenler, İslam ve Aydınlanma’nın içini boşaltanlar; onları karşı devrimlerle olmamışa çevirenler ve bu karşı devrimci mirası şimdi sürdüren “Aydınlanmacılar” ve “Müslümanlar”dır.
Birbirlerine zıt olduklarını söyleyenlerin, zıt olduklarında böyle anlaşabilmeleri bile zıtlıktan çok daha büyük bir ortaklık içinde bulunduklarının da bir kanıtıdır.
Aydınlanma ve İslam’ın birbirine zıt olduğu yargısını paylaşmaları, onların bu iddialarının bizzat bu iddialarının kendisiyle kendileri tarafından çürütülmesinden başka bir anlama da gelmez.
Şunu iyi ayırmak gerekmektedir: Aydınlanma ve İslam’ın zıt olduğu yargısındaki bu ortaklık, Aydınlanma ve İslam’ın değil; Aydınlanma ve İslam’ın sürdürücüsü ve devamcısı olduklarını iddia edenlerin bir ortaklığıdır.
Unutulan ve unutturulmaya çalışılan gerçek şudur: Aydınlanma da, İslam da, daha doğdukları noktada, ilk adımlarında başarısızlığa uğramış ve egemen sınıflar tarafından ele geçirilip yenilmiş birer projedirler.

10 Ocak 2019 Perşembe

Berliner Forum’da Sunum ve Tartışma: Yeni Sosyal Hareketler ve Marksizm

Zaman: 13.Ocak 2019, Pazar, saat: 18.00 – 21.00
Yer : MaHalle, Waldemarstrasse 110, Berlin 
Konu:

1960’lardan sonra işçi hareketinin politik bir hareket olarak adeta yok oluşu ile ters orantı içinde o güne kadar daha önceden hiç öngörülmemiş ve var olmamış yeni özneler ve toplumsal hareketler ortaya çıkmaya başladı: Siyahların hareketi, kadın hareketi, ekolojik hareketler, barış hareketi gibi hareketler.
Gerek Marksizm ve gerek işçi hareketi o zamana kadar ne böyle hareketlerin varlığını öngörmüş, dolayısıyla bunları bir strateji sorunu olarak tartışmıştı, ne de bu hareketleri yaratan problemlere özel bir önem vermişti.
Ve şimdi bu hareketler işçi hareketinin ve Marksizm’in yok olduğu Avrupa, Amerika ve Japonya gibi gelişmiş batı ülkelerini derinden derine sarsmaya başlıyordu. Bu hareketlerin ortaya çıkışı, sadece bir sosyal hareketlenme değildi ayrıca bir entelektüel canlılık, bir paradigma değişimi anlamına da geliyordu.