Kayıtlar

sosyoloji etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Fragmanlar (4) - On İkinci Tez

Resim
Klasik Marksistler On Birinci Tez’i Marksist bir önerme olarak kabul ederler ve hatta Marksizmin bu tezle doğduğunu düşünürler. Modern Marksizm ise, On Birinci Tez’in hem kendisinin hem de içeriğinin toplumsal bir olgu olarak, Marksizmin (Toplum bilimin) kavramlarıyla ele alındığı noktada başlayabilir. “On Birinci Tez” Üzerine Bir Tez Önce, epey uzun bir ara verdiğimiz , bu fragmanlar zincirini  birbirine bağlamak için, bir önceki fragmandan kısa bir hatırlatma yapalım. Çünkü arada geçen zamanda nerede kaldığımız unutulmuş olabilir. Bir önceki yazımızda şöyle diyorduk: “Biz Marksistler burjuvazinin saldırıları karşısında genellikle Marksizmin hala geçerli ve doğru olduğuna yönelik bir savunma refleksi içinde olmuşuzdur. Biz burada bu tür çabayı, yapılacak işin içeriğine değil, taktik, politika alanına taşıyarak, yapılacak işin kendisinden ayırmaya çalıştık. (İkinci Fragman esas olarak böyleydi. Bu anlamda savunmacı bir yanı vardı.) Ama içerikte, bir Marksist olarak Marksizm’e karşı...

Fragmanlar (3) “Yeniden İnşa”nın Sorunları Üzerine

Resim
Önceki bölümde “Marksizm” ve “Yeniden İnşa”yı, niçin ve ne anlamda kullandığımız üzerine yazdık, ama daha ziyade politik, ideolojik, taktiksel, psikolojik kullanımlar, anlamlar ve vurgular üzerinde durduk. Ama bunlar işin biçimsel yönüydü, henüz yapılmak istenen işin özüyle, metodolojisiyle ilgisi yoktu. Olabilecek kimi yanlış anlamalara karşı bir ön alma idiler. Şimdi ise işin daha temel ve metodolojik yanlarına girmeye çalışalım

Milletler ve Milliyetçilik Nedir? 16 Şubat Perşembe akşamı yapılan Sunum

Resim
Milletler ve Milliyetçilik Nedir? Renkler ve Pencereler Grubunda 16 Şubat 2023 Perşembe akşamı birçok izleyicinin online katılımıyla yapılan sunumun videosu. Bu sunumda aslında Marksizmin Yeniden İnşası - Uluslar ve Ulusçuluk Teorisine Giriş başlığı altında bir seri yazı olarak ve daha sonra da dijital kitap olarak yayınladığım yazıların kısa bir versiyonu sayılabilir.

"Milletler ve Milliyetçilik Nedir?" Konulu Sunum

Resim
Değerli Arkadaşlar, " Renkler ve Pencereler " grubunun düzenlediği " Perşembe Söyleşileri " serisinde bu hafta, 16 Şubat Perşembe akşamı, Türkiye Saati ile 21.00 - 23.00 arasında " Milletler ve milliyetçilik Nedir? " konulu bir sunum yapacağım ve sonra da tartışılacak. Epeydir geliştirdiğim tezlerimi bu vesileyle açıklamak ve tartışmak isterim. Dilerim ilgi duyan herkes katılır ve verimli bir tartışma olur. Toplantının linki Perşembe günü gruba iletilecek. Link üzerinden katılmak mümkün. Bu nedenle şimdiden bu toplantıyla ilgili olarak açılmış olan “Milletler ve Milliyetçilik” isimli WhatsApp grubuna katılırsanız, hemen haberiniz olabilir ve katılabilirsiniz. Gruba katılma linki: https://chat.whatsapp.com/GVeKplFfZQR7u53yKYS7wo Toplantı konusuyla ilgili iki kitap (“ Marksizm Milletler ve Milliyetçilik (Sosyalizmin Milliyetçilikle İmtihanı) ” ve “ Uluslar ve Ulusçuluk Teorisine Giriş ”) PDF ve EPUB formatlarıyla, konuyla ilgili bir Power Point Sunumu, K...

Ulus’un, Din’in ve Toplum’un ne Olduğunu Anlamak Niçin Çok Zordur ve Çok Önemlidir?

Resim
Önce okuyucuya pek alışılmamış birkaç soru: Ulus hakkındaki tanımınız ulusçuların ulus tanımıysa ve siz bunu bilmiyorsanız, ulusun ne olduğunun sosyolojik (bilimsel) bir tanımına nasıl ulaşabilirsiniz? Din’in ne olduğuna ilişkin tanımınız bir Din’in Din tanımıysa ve siz bunu bilmiyorsanız, Din’in ne olduğunun sosyolojik (bilimsel) bir tanımına nasıl ulaşabilirsiniz? Toplum hakkındaki tanımınız, bu modern toplumun kendisini tanımlamasıysa ve siz bunu bilmiyorsanız, Toplum’un bilimsel ya da sosyolojik bir tanımına nasıl ulaşabilirsiniz? Yani ulus tanımınızın ulusçuların ulus tanımı, din tanımınızın kendini bu tanım aracılığıyla var etmiş bir dinin din tanımı, toplum tanımınızın bu modern toplumun toplum tanımı, yani aslında kendisinin kendisi hakkındaki tanımı olduğunu da bilmiyorsanız ve bunun farkında değilseniz, bunun farkına nasıl varırsınız? Bunu nasıl bilebilirsiniz?

Münir Özkul’un Ardından Şabanların Sonuncusu Gider Receplerin Diktatörlüğü Gelirken

Resim
Münir Özkul’un gidişi aynı zamanda bir dönemin sembolünün gidişi, bir dönemin bitişi anlamına geliyor. Geçenlerde bir programda Bekir Ağırdır, tamı tamına öyle olmayabilir ama anlamca, “ Şabanlar Recep İvedikleşiyor ” diyerek toplumun kültüründe, değerlerinde, psikolojisindeki değişmeyi ve çürümeyi bu çok bilinen iki imgeyle özetleyivermişti. Bir resim bin sözden çok daha fazlasını anlatır derler, bir imge de bin kavramdan da daha çok şey anlatır bazen. Belli tiplerin, müziklerin, sembollerin, giyinişlerin, sözcüklerin belli dönemlerde tutması, onların, toplumun derinliklerinde yaşanan değişmelerin yüzeye vuran izleridir. Türkiye’de 1960’larda başlayan, 12 Mart döneminde kısa bir yenilgi yaşasa da, 1980’e kadar süren, aşağı yukarı yirmi yıllık bir devrimci kabarış, geniş ezilen kitlelerin bir politizasyonu ve radikalleşmesi yaşandı.

Bir Devrimin Eşiğinde (10) – Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens”inin Eleştirisi (2)

Resim
Harari kitabının ilk bölümünde insan türünün evriminin kimi sorunları hakkında birtakım açıklamalar yapıyor. “ Bir Devrimin Eşiğinde ” yazı serisini okuyanlar bilirler ki, biz de bu serinin önceki bölümlerinde, yine aynı evrimin bir kronolojisini yapmış ve bu evrimin kimi sorunlarına bazı açıklamalar getirmiştik Son verilere dayanarak bu kronoloji yuvarlak rakamlarla şöyledir. 3,5 milyon yıl önce ilk taş “alet”lerin kullanılmaya başlandığı, kemiklerin kırılıp iliklerinin çıkarıldığı görülüyor. Meşhur Lucy veya diğer deyişle Australopithecus böyleydi. [1] (Elbette şunu veri olarak kabul etmek gerekiyor: Australopithecus var olan benzeri türlerden sadece biriydi. Ama biz kolaylık olsun diye, en meşhur örneği belirtmekle yetiniyoruz.) Yani Dik duran, taş el baltasını ve sopayı cansız bir organ olarak kullanabilen insan ve maymun arasındaki tür diyelim buna. (Kimileri Australopithecus ve benzerlerini bir insan türü olarak kabul etmiyor.)

Bir devrimin Eşiğinde (6) – Biyolojik ve Toplumsal Kategoriler ve Toplumsal Bir İlişki Olarak Nesneler

Resim
Marksizm, maddi ya da manevi, herhangi bir nesnenin, sosyolojik olarak toplumsal bir ilişki olduğundan ve öyle ele alınması gerektiğinden söz eder. Bu hayati önemde bir önermedir. Tarih ve toplum üstü bir insan özü olmadığı (örneğin “insanoğlu özünde bencil bir yaratıktır gibi saçmalıklar ve bunları eskiden öğrendiklerini unutup Marksist bir önermeymiş gibi söyleyenler göz önüne getirilsin.) önermesi de aslında bu önermenin bir mantık sonucundan başka bir şey değildir. Bu ne demektir? Örneğin bir traktörü ele alalım. Traktör, örneğin kapitalist bir toplumda sosyolojik olarak bir üretim aracı ; ama ekonomi politik olarak aynı zamanda bir sabit sermaye olabilir.

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Resim
Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerdeki bu eşi benzeri olmayan eşiğinde bulunduğumuz devrimi, ekonomi politiğini ve sosyolojinin , yani kısa adıyla Marksizmin, kavramlarıyla ele almaktan ne kadar uzak olduğu, bu devrimi kimi “bilim kurgu” yazarlarının saçma denebilecek kavram ve bakış açısıyla anlamaya çalıştıklarını ve bu nedenle yazdıklarımızı anlayamadıklarını, çok farklı diller konuştuğumuzu görünce, geçen yazıda açtığımız bu parantezi biraz daha uzatıp, bazı somut örneklerle kavramsal netlikler sağlayarak konuyu açmayı deneyelim. Geçen yazıda temel bir yanlış anlamayı engellemek için, aslında geleceğe ilişkin tahminler yapmadığımızı, gelişmeleri sadece bazı sabitler bağlamında ele alıp ortaya çıkacak aşılmaz sınır ve çelişkileri göstermeye çalıştığımızı yazdık. Işık hızı veya büyüyen bir cismin yüzeyinin karesi hacminin küpü kadar artacağ ı gibi örnekleri verip, bunların ya...

Ekim Devrimi Sosyalist Bir Devrim miydi?

Resim
Bu başlığı okuyan okuyucunun aklına, Ekim Devrimi’nin bir devrim değil bir darbe olduğu; sosyalist bir devrim için koşulların olgunlaşmadığı geri bir ülkede olması; yozlaşmasının nedenleri ve nasıl başladığı üzerine tartışmalar gelmesin. Sorumuz, aslında bütün bu tartışmaların hepsinin dayandığı varsayımların ve kavramları eleştiriden geçirmeye ve aslında bu tartışmaların aynı ortak kavram sistemine ve varsayımlara dayandığını göstermeye yöneliktir. Bu tartışmalar aynı devrim kavrayışına dayanırlar. Biz bu devrim kavrayışını sorgulayacağız. Bir yanlış anlamaya yer vermemek için, yukarıdaki tartışmalar bağlamında temel görüşlerimizi de başlangıçta belirtelim.

Çağımızın En Büyük Hilesi: Tanımlar Üzerinden Egemenlik

Resim
Çağımızı ve onun en temel sorunlarını anlamak ve çözebilmek hem son derece kolaydır; hem de son derece zordur. Esher’in resimleri belyki de bu zorluğun imgesel ifadeleridir. Bunun nedeni egemenliğin bizzat tanımların kendisi aracılığıyla kurulmuş olmasıdır. Yani o egemenliğe karşı çıkarken bile o tanımları sorgulamadan, kabul ederek karşı çıktığınız için, o egemenliği yaymaya ve güçlendirmeye devam edersiniz. Sizin öznel niyetleriniz ile tarihsel ve toplumsal olarak nesnel yaptıklarınız birbiriyle çelişir. Aslında bu son iki yüz yılda Marksizm’in ve Marksistlerin kaderi bu olgu üzerinden açıklanabilir. Çağımızın iki temel sorunu Din ve Ulus’tur (veya Ulusçuluk). Bu iki temel sorun da aynı yapıdaki, yani tanımın kendisi aracılığıyla egemenlik diyebileceğimiz, iki “hile”ye dayanmaktadır.

“Terörist”, “Terör Örgütü”, “Terörist Başı”, “FETÖ” Gibi Kavramların Bir Terör Aracı Olarak Kullanımı

Resim
“Terör” sözcüğünün anlamı, yıldırma, korkutmadır. Bir eylemin adıdır. Ancak bizler onu bu nötr (tarafsız) korkutma yıldırma anlamıyla kullanmayız. Kullandığımız takdirde tamamen saçma görünecek sonuçlar görülür. Çocuğu yanlış bir şey yapıp kendine zarar vermesin diye onu örneğin “orada öcüler var, sonra seni yerler oradan uzak dur” diyen anne bir “terör” eylemi, (Korkutma, yıldırma) eylemi yapmaktadır. Çocuğunu sözle korkutmakta, yıldırmaktadır. O anne, kelimenin gerçek anlamıyla teröristtir. “Bunu yapmayın, yoksa cehennemde şöyle yanarsınız” diyen din adamı, cemaati korkutmakta, yıldırmakta, yani bir terör eylemi yapmaktadır. Kelimenin gerçek anlamında bir teröristtir.

Güvercinler, Müslümanlar, Türkler ve İnsanlar

Resim
Hrant Dink “ Ruh halimin Güvercin Tedirginliği ” başlıklı yazısının son satırlarında umudunu ve güvenini şu sözlerle dile getiriyordu: “Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.” Ama bu satırların Dink’in son satırlarından biri olması, aynı zamanda bu umudun ve güvenin hiçbir dayanağı olmadığını da kanıtlamış bulunuyor. Niçin böyle? Çünkü Hrant’ın unuttuğu bir şey vardı, biyolojik bir kavram olarak insan ile (yani küçük harflerle insan olmakla), sosyolojik olarak İnsan (büyük harflerle İnsan) olmak arasındaki farkı göremiyordu. Yani unuttuğu “bu ülkede” İnsanların değil Türklerin yaşadığı idi.

Görsel Sunumlarda Yeni Dönem ve İçerik Planlaması Hakkında

Resim
(Bu sunum esas olarak videoya kaydedildi ve  Youtube'da yayınlandı . buradan izleyebilirsiniz.Ama aynı zamanda ses dosyası olarak indirilebilir. (Burada) Bir wlan olan yerde akıllı telefonunuza indirip yürürken, otobüs veya trende, mutfakta yemek yaparken, veya uyuma zorluğu çektiğinizde uyuyabilmek için :) dinleyebilirsiniz. Aşağıda ayrıca sunum için aldığımız notlar da bulunuyor. Okumayı tercih edecekler veya ayrıca notlara bakmak isteyenler aşağıda onları da okuyabilir). Epey önce görsel sunumlara başladık ve sadece üç yayın yapabildik ·          21 Nisan – “ Sözlü , yazılı ve Görsel Kültür” ·          13 Mayıs – “ Doğa Boşluk Sevmez mi?” ·          21 Mayısta da “ Hayaller ve Gerçekler” i kaydetmişiz (bunu birkaç gün önce yayınladık) Neredeyse  beş ay  geçti. Arada teorik çalışmalara yöneldik. Ama, Türkiye’de herşey böylesine freni ...

Görsel Sunumlarda Yeni Dönem ve İçerik Planlaması Hakkında

(Bu sunum esas olarak videoya kaydedildi ve Youtube'da yayınlandı . Ama aynı zamanda ses dosyası olarak indirilebilir. Bir wlan olan yerde akıllı telefonunuza indirip yürürken, otobüs veya trende, mutfakta yemek yaparken, veya uyuma zorluğu çektiğinizde uyuyabilmek için :) dinleyebilirsiniz. Aşağıda ayrıca sunum için aldığımız notlar da bulunuyor. Okumayı tercih edecekler veya ayrıca notlara bakmak isteyenler aşağıda onları da okuyabilir).

Yirmi Birinci Yüzyılda Din - İndirip Dinleyebilmek için ses dosyası olarak

Akıllı telefonlarla kolayca dinlenebilmesi için ilk elde videoları sadece ses dosyası olarak yükleyeceğim. Ayrıca bu ses dosyaları isteyen tarafından indirilebilecek, böylece sürekli online gereği olmadan da dinlenebilecek. Aşağıda 2014 yılı Mart ayında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinin daveti üzerine orada yaptığımız Din konusundaki sunuş yer alıyor. Elbet isteyen Youtube'dan görüntülü olarak da izleyebilir. Din konusundaki ezberlerin bozulması ve bizim temellendirmeye çalıştığımız bilimsel ve Marksist din teorisini kavramak bakımından bir giriş gibi kabul edilebilir.

“4 maddelik Yeni Bildiri” Üzerine – Her şey Yanlış, Her şey Karmakarışık

Resim
Önce aşağıdaki haberi ve haberdeki bildiriyi okuyunuz: “Aydınlardan 4 maddelik yeni bildiri: Erdoğan rejimi Kürtleri öldüremez; PKK kör terörle sivillere zarar veremez! Güneydoğudaki çatışmaların bir an önce durdurulmasını talebiyle "Suça ortak olmayacağız" bildirisine imza atan ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından 'ihanet'le suçlanan 1128 akademisyen hakkında başlatılan soruşturmalar ve evlerine polis baskınları eşliğinde gözaltlılara tepkiler sürerken 4 maddelik yeni bir bildiri daha geldi. Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi ve aralarından Prof. Baskın Oran'ın da bulunduğu 100'den fazla aydın, sanatçı, yazar ve aktivist tarafından hazırlanan bildiride Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a yönelik tepki, 12 Eylül hatırlatması ve PKK'ya kör terör uyarısı var. "Erdoğan rejimi

Milliyetçiliğin Milliyetçi ve Sosyolojik Tanımları

Resim
Sınıf mücadelesinde en büyük ve başarılı hile, kendi normatif tanımınızın sanki sosyolojik bir tanımmış gibi kabul edilmesidir. Bu durumda size karşı çıkanlar bile sizin tanımınızı kabul ederek size karşı çıktıklarından aslında size hizmet ederler. Ne demek istiyoruz? Bunu biraz açalım çünkü bunu anlamadan hiçbir şeyi anlamak mümkün değildir. Örneğin, bugün her yerde din bir “inanç” olarak tanımlanır. Herkes bunu kabullenmiştir. Kimse artık bu kabul ve tanımın yanlışlığından şüphe etmeyi aklına bile getirmez. Kimse “İnanç nedir? Bu kullanımda inanç nasıl tanımlanmaktadır. Sosyolojik olarak inanç diye bir kategori var mıdır?” gibi sorular sormaz. İşte klasik kavramlarla ifade edilirse “ideolojik egemenlik” ya da sosyolojik kavramlarla bir dinin yerleşmesi tamı tamına budur.

Toplum’un Ortaya Çıkışı ve Kurban’ın Sosyolojisi

Resim
Bugün Kurban Bayramı. Kurban ve Bayram! Kurban ölümdür, bayram yaşam ve sevinci. Böylesine birbirine zıt kavramlar nasıl olup da bir araya gelebilmektedir? Kurban yeryüzündeki birbirinden en farklı toplumlarda bile görülen en evrensel olgulardan biridir. Bu bile Toplumsal varoluş ile Kurban arasında bir ilişki olduğunu sezdirir. Toplum’un olduğu her yerde Kurban, Kurban’ın olduğu her yerde toplum vardır. Bu kurban bayramı vesilesiyle Kurban ve Bayram’ın bu diyalektiğini ele alıp incelemeyi deneyelim.

“Çok Kültürlülük” – Neden Yanlıştır ve Niçin Mümkün Değildir? (1)

Resim
Günümüzde kimsenin dilinden düşürmediği bir sürü saçma ve yanlış kavram ortalığı doldurmuş bulunuyor. Bu çoğu kez düşünmeden kullanılan kavramlar dünyamızı öyle şekillendiriyor ki devrimci ve eleştirel bir duruş; gerçekten radikal ve demokrat bir politik çizgi olanaksız hale geliyor. Örneğin Gezi Direnişi’nin neredeyse izinin ve tozunun kalmamasında bu gibi kavramların görünmez egemenliğinin ki gerçek tehlikeli ve kendisiyle mücadele edilmesi zor egemenlik görünmez egemenliktir, çok önemli bir yeri vardır. Yeri geldikçe bir seri yazıda bunları ele alalım. “Çok Kültürlülük” bunlardan biri. Kültür kavramının eğitim ya da sanat gibi kavramlar karşılığı sık sık kullanıldığı olur. Kültürlü insan dediğimizde genellikle iyi bir eğitim almış olmayı kastederiz. Şehrin kültür hayatı dediğimizde, şehirdeki sanat etkinliklerini kastederiz. Bu gibi başka anlamlarda kullanımları konumuz açısından bir kenara bırakıyoruz.