20 Nisan 2018 Cuma

Seçimlerde Basit Aritmetikten Yüce Cebire ve HDP


Birçokları aritmetik ve matematiği aynı anlamda kullanırlar, Aritmetik esas olarak dört işleme dayanan basit matematiktir. Matematik ise çok daha geniş bir anlama sahiptir, tüm nicelikleri, sembolleri, sayıları kapsar.
Aritmetikte 2+2=4 eder, matematikte ise 2+2 bazen dört, bazen beş, bazen sıfır, bazen de eksi dört eder.
Politik mücadelede basit aritmetik değil, matematik, yani yüce cebir, gerekir.
Muhalefet saflarında şunu görüyoruz. Kaba bir hesapla anketlerin sonuçlarına veya önceki seçimlerde alınan oylara veya bunların bugüne nasıl yansıyacakları hesaplanıyor ve buradan da partilerin alabilecekleri oyların iktidar blokunun oylarından fazla olup olmadığına bakılıyor.
Yani sonuçlar bu basit aritmetikten, bu basit toplamadan çıkarılmaya dolayısıyla da seçim stratejileri böyle bir akıl yürütmeden çıkarılmaya çalışılıyor.

Örneğin birçokları şöyle bir hesap yapıyor: CHP+İyi Parti+Saadet Partisi bunların oy toplamı yüzde elliyi bulmuyor. HDP bunlara eklenince AKP+MHP iktidarının oylarını aşacak bir niceliğe ulaşma olanağı ortaya çıkıyor.
Böyle bir hesaptan hareketle seçim stratejileri, politikaları ve önerileri getiriliyor. Hatta bu hesaptan hareketle örneğin Selahattin Demirtaş, “sonucu kesinlikle bizim tutumumuz belirleyecek” diyor.
Evet sonucu kesinlikle “HDP’nin tutumu belirleyecektir” ama hiç de HDP’lilerin veya Demirtaş’ın kastettiği bu basit matematik toplam anlamında değil, tamamen zıttı anlamda.
Çünkü bu hesap yanlış bir akıl yürütmeye dayanmaktadır
Ne dediğimizi açıklamak için önce bu hesabın yanlışlığını görelim.
Hesapta, dört partinin oylarının toplamı yüzde elliyi buluyor veya geçiyorsa, bir de bunların ortak bir adayda anlaşmalarının yaratacağı “sinerji” düşünülüyor.
HDP de aklınca bu anahtar durumunu kullanarak diğer partileri kendisiyle ittifak kurmaya zorlamak, kendini onlara kabul ettirmek ve böylece tecritten kurtulmak istiyor. Demirtaş’ın sonucu bizim tutumumuz belirleyecektir sözleri de bunun bir ifadesi.
Ancak bu hesapta yanlış olan şudur: HDP’nin önündeki eksi işareti görülmemektedir. HDP’nin bu üç partiyle bir araya gelmesi ve onlarla ortak bir aday üzerinde anlaşması, muhalefetin yenilgisi ve Erdoğan’ın kesin zaferi anlamına gelir.
Çünkü diğer üç partinin seçmenleri içinde hiç küçümsenmeyecek kadar, hatta HDP’nin getirdiğinden daha çok oyun AKP+MHP’ye gitmesine yol açacak anti HDP, yani anti Kürt, demokrasi düşmanı bir seçmen kitlesi bulunmaktadır.
HDP bu gerçeği görmek istememektedir.
Diğer partiler ise bu gerçeği gördükleri ve bildikleri için, bir yandan demokrasi düşmanı, anti Kürt, anti HDP kitleyi yitirmemek, bir yandan da HDP’yi çok karşıya almadan onun seçmeninin hayırhah bir tavrını sağlamaya çalışmaktadırlar. Özel savaş döneminin içişleri bakanı Akşener’in Kürtleri gözeten demeçleri (Örneğin Afrin sırasında söyledikleri, Van’a gidişi, CHP’lilerin Demirtaş’ı ziyaretleri ve övgü dolu sözler etmeleri vs.) bu bağlamda anlaşılabilir.
Yani diğer partiler kendi çıkarları açısından son derece akıllıca ve ince bir düşünceyle hareket etmektedirler.
Peki bizim HDP nasıl davranıyor?
Bu gerçeği görmezden gelerek, diğer partileri kendisinin onay vereceği adaylar göstermeye, kendisiyle masaya oturtmaya çalışıyor. Yani kaba deyimiyle “at pazarlığı” yapıyor.
Sadece kendisi kaybetmiyor muhalefet cephesinin kaybetmesinin de yolunu döşüyor.
Halbuki devrimci ve demokrat bir parti böyle davranmaz. Nasıl davranır ve davranmalı?
Öncelikle HDP’nin şu gerçekten yola çıkması gerekir.
CHP+İyi Parti+Saadet+HDP’nin oy toplamı basit matematikle yüzde elliden fazla çıkabilir ama yüce cebirle yüzde elliden çok daha küçük bir sonuç verir.
Çünkü HDP’nin bu ittifaka kazandıracağı oy kaybettireceği oyu karşılamaz. HDP ya da Kürt ve demokrasi düşmanlığı (ya da bölünme korkusu) birçokları için hala Erdoğan diktatörlüğü korkusundan çok daha güçlüdür ve baskındır.
Zaten Erdoğan ve Bahçeli tam da bunu iyi bildikleri için ittifak yasasını çıkarıp muhalefeti de ittifaka zorlayan bir değişiklik geçirdiler. Muhalefet partileri HDP ile birleştikleri takdirde iktidara oy kaybederler, birleşmedikleri takdirde (bunu HDP’yi dışarda bırakmak olarak anlayın) oyları yetersiz kalır.
Soru şudur?
Bu verili durumda HDP’nin ne yapması gerekir?
HDP organlarının, HDP üyelerinin bu gerçekten hareketle bir politika ve strateji belirlemesi gerekir.
Burada yakalanacak ana halkanın ne olduğu, vuruş yönünün ne olacağı bu nedenle çok önemlidir.
*
Birinci yaklaşım şudur:
Sonuç ne olursa olsun nasıl olsa Kürtler hep altta kalacak, yesin Türkler birbirini, biz nasıl olsa baştan kaybetmişiz” diyerek belli tavizler verene (yani muhalefet veya Erdoğan da olur fark etmez) yanaşmayı esas politika olarak belirlemek. Bu bir politikadır.
Ama bu Öcalan’a karşı olan Kürt ulusalcılarının politikasıdır. Ve maalesef HDP’de bu politikanın ağırlığının arttığı ve tüm hesaplara damga vurduğu görülmektedir.
Aslında Öcalan’ın çizgisi Kürt Özgürlük Hareketinde tasfiye edilmiş bulunuyor. Başta HDP Kürt özgürlük hareketinin son iki yıldaki bütün yenilgi ve başarısızlıklarının ardında Öcalan’ın çizgisinin terk edilmesi bulunmaktadır.
*
Ama bir başka politika daha vardır ve mümkündür.
Kürtlerin üzerindeki baskı ancak Türkiye ve Ortadoğu çapında Kürt özgürlük hareketinin bütün egemen ulusun gayrı memnunlarını de kazanacak ve onları birleştirecek bir demokrasiyi hedef alarak ortadan kaldırılabilir. Böylece Kürtler kendisini ezenleri kurtararak kendini de kurtarabilir.”
Böyle bir çizgi, egemen ulustan olanlara benim acılarım karşısında niye ilgisizsiniz diye sitem etmez. Aksine tıpkı bilinçlendirmeye çalıştığı işçiler tarafından dışlanan, dövülen, hor görülen, polise ihbar veya teslim edilen bir devrimcinin davrandığı anlayış ve mantıkla hareket eder. “Onların nesnel çıkarı şuradadır, onların öznel olarak da nesnel çıkarlarının bilincine varmaları gerekir, ben onların hangi sorunların dokunayım ki onlar kendi sorunlarını çözebilmek için harekete geçsinler, örgütlensinler ve bu mücadele içinde kendilerini değiştirebilsinler?” diye bıkmaksızın sorar ve buna cevaplar aramaya çalışır.
Öcalan’ın perspektifi, yapmaya çalıştığı buydu. Doğru olan buydu. Bunu yaparken şu veya bu cevabı yanlış olabilir. Ama bunlar doğru sorulara verilmiş yanlış cevaplardır, kimi matematik öğretmenlerinin deyimiyle, “gidiş yolu doğrudur, hesap hataları sonucu değiştirmez”. Matematik olarak doğrudur, aritmetik olarak yanlış olabilir.
*
HDP ve Kürt Özgürlük hareketi, önce sorunu böyle ele alıp almayacağına bir karar vermelidir.
Maalesef böyle ele almamaktadır.
Retorikte Öcalan’a yapılan bağlılık yeminleri, Öcalan kampanyaları vs. gerçekte Öcalan’ın perspektifinden uzaklaşmanın örtüsüdür.
O halde biz bir demokrat olarak, demokrasi mücadelesini örgütlemek isteyen, bunun için ne yapmalıyım diyen; Kürtleri kurtarmak için Türkleri kurtarmak gerektiğini anlayan bir Kürt Özgürlük Hareketi ve HDP açısından şu sorunu ortaya koyalım ve tartışalım.
Eğer esas sorun Türkiye’deki demokrasi mücadelesini örgütlemek ise, bunun için de “şu an Türkiye’de demokrasi mücadelesinde yakalanacak ana halka nedir, en acil ve en geniş kesimleri birleştirecek hedef nedir?” diye sormak gerekir.
Yani hangi ana halka yakalanmalı, hangi hedefe yoğunlaşmalı, güçlerin en irisini hangi zayıf noktaya yığmalı diye sorulmalı.
Bizce cevap açıktır.
Acil hedef öncelikle Erdoğan-Ergenekon diktatörlüğünün tecridi, bölünmesi ve yenilgisidir.
Bu elbette demokrasinin gelmesi anlamına gelmez, ama demokrasi mücadelesi için daha geniş hareket alanı ve daha elverişli koşullar anlamına gelir.
Bu seçimin sonuçları asimetriktir. Kazanırsak bizler sadece bir muharebeyi kazanırız, savaşı değil; ama kaybedersek savaşı kaybederiz.
Şunu iyi görmeli, biz bu muharebeyi kaybedersek, sadece muhabereyi değil savaşı da yitireceğiz. Onlarca yıl sürecek ve değişmesi için belki bir iki kuşak geçmesi gerekecek bir dikta rejimi oturacak. Yani bu seçim Erdoğan açısında bu bir savaşın kazanılması anlamına gelecektir. Ama biz kazanırsak savaşı değil, sadece bir muharebeyi kazanacağız ama hiç olmazsa savaşı yitirmemiş olacağız.
*
Soruyu böyle koyan demokrasiyi hedeflemiş bir ciddi parti veya hareket, yukarıda kısaca açıklanan cebirsel sonuç karşısında ne yapar?
Öncelikle şu soruyu sorar? “Ben ne yapmalıyım ki, Erdoğan karşıtı cephenin oy kaybetmesine yol açmadan hem bu cepheyi güçlendireyim hem de onları daha tutarlı davranmaya zorlayayım ve en önemlisi demokrasi düşmanı kitlelerin ön yargılarını yıkayım, onları demokrasi mücadelesine kazanayım?
*
Biz sorunu böyle koyuyoruz ve bütün cevaplarımız bu bağlamda anlaşılmalıdır. Eleştirilerimizi HDP’ye yapmamızın nedeni de onu hala kendimize en yakın en önemli demokrasi gücü görmemizdir. Çünkü Kürt Özgürlük hareketi tüm eksiklerine rağmen şu an türkiyedeki biricik canlı ve öğrenebilen harekettir.
Tekrar etmekten bıkmayalım. Eleştiri dostlara yapılır, ittifaklar da korkaklarla, kaypaklarla, tutarsızlarla, alçaklarla, savaş da düşmanlarla yapılır.
HDP’nin yapabileceği muazzam işler vardır. Ama bunun ön koşulu doğru bir politika ve perspektiftir.
Bunun için de soruyu bizim (veya Öcalan) gibi sorması ve öyle cevap araması gerekiyor.
*
HDP bu seçim sürecinde üç alanda (Adaylar, OHAL’e direniş ve Sandıklar) kombine bir şekilde hareket ederek sonucu belirleyebilir. Evet, sonucu Demirtaş’ın dediği gibi,  HDP’nin tutumu belirleyecektir” ama bizim burada ele aldığımız anlamda.
Bunun için de ön şart HDP’nin bir parti olmaktan çıkması, bir parti gibi davranmayı ve akıl yürütmeyi bırakmasıdır.
HDP diğer partilerle ittifak, ortak bir aday belirlemek için pazarlıklar yapma, onları kendisiyle aynı masaya oturtma gibi şimdiye kadar izlediği çizgiyi terk etmelidir. Bunun yukarıdaki cebirsel hesap nedeniyle bile yenilgiye yol açacağı ortadadır.
Bir parti gibi değil, alternatif “bir demokratik devlet” gibi, bir “karşı iktidar”, “iktidar olmayan bir iktidar” gibi davranmalıdır.
Ne demek istiyoruz? Seçim ve adaylar örneğinde somutlayalım.
Partiler esas olarak kendi adaylarının kim olacağı üzerinde yoğunlaşıyorlar ve her parti muhtemelen bir tek aday belirleyecek. Bu adayı belirlerken akıllı olanlar diğer kesimlerden de oy alabilecek adaylar göstermeye çalışacak.
HDP de bu kafayla hareket ediyor.
Bu kafayla çok akıllıca seçilmiş bir aday bile çıkarsa, bu hiçbir şeyi değiştiremez.
Peki bir alternatif “demokratik devlet” gibi düşünen ve hareket eden bir parti ne yapar?
Kimi aday göstereyim ki en fazla oy alsın ve ikinci tura kalsın diye düşünmez. Benim adayım ikinci tura kalırsa Erdoğan karşısında zafer kazama şansı olur mu diye düşünür? Ama burada da kalmaz daha da ileri gidir.
Bugünkü aday gösterme sisteminin kendisine karşı az çok demokratik bir devlette bu işler nasıl olurdu diye sorup, kendi olanakları içinde böyle bir devletin tohumu olacak girişimlerde bulunur.
Örneğin bu iktidar, seçimi erkene alarak büyük bir olasılıkla İyi Parti’nin seçimlere katılmasını veya aday göstermesini engellemeye çalıştı.
O halde HDP İyi Parti’ye (gerekiyorsa Saadet’e de) “biz senin görüşlerine karşıyız ama bunların idari tedbirler ve kanun hileleriyle seçimlere katılmasının engellenmesine de karşıyız. Fransız aydınlanmacılarının dediği gibi senin görüşlerine karşıyım ama bu karşı olduğun görüşlerin eşit koşullarda yarışması için ölmeye de hazırız ve senin de bu seçimlere katılman, önüne çıkarılan bu engeli aşman için sana imkanlarımız ölçüsünde yardım etmeye hazırız, size geçici olarak 20 milletvekilimizi verip grup kurmanızı ve engelleri aşmanızı sağlayabiliriz. Bunun için bize hiçbir şey borçlu değilsiniz, bunun karşılığında hiçbir beklentimiz yoktur. Biz bununla demokrasiyi savunmaya ve böyle bir anlayışı yerleştirmeye çalışıyoruz” diyebilir.
Elbette böyle bir yaklaşımı ne Kürt ulusalcıları, ne de şimdi HDP’ye egemen ve onu bir parti olarak yarıştırmaya çalışanlar anlamaz ve benimsemez, ama bu örneğin, HDP’nin önündeki eksi işaretini yok edecek çok ciddi bir hamle olur. İyi parti muhtemelen böyle bir yardımı HDP’nin önündeki eksi işareti nedeniyle de reddedecektir ve muhtemelen başka bir çözüm arayacak ve bulabilecektir ama burada önemli olan yaklaşımdır.
Böyle bir yaklaşım, Türkiye’deki bütün yerleşik alışkanlıkları ve politika anlayışlarını alt üst etmekle kalmaz aynı zamanda birdenbire politik atmosferi kökünden değiştirir.
Bu bir örnek, diğer bir örnek bağımsız adaylar sorunu.
Bağımsız birinin adaş olabilmesi için yüz bin imza gerekiyor. Şükür ki bunları bir de noterden tasdikli olma şartı getirmediler. Seçim kurullarında imza ile olabiliyormuş.
Ama bu bile anti demokratiktir. Çünkü örgütsüz bir bireyin yüz bin insanla ilişki kurup onları imza vermeye ikna edebilmesi olasılığı neredeyse sıfır olanaktır. (Buna epeydir konferanslar veren ve bu konuda destekçileri tarafından cesaretlendirilmiş bulunan Levent Gültekin cesaret etti. Ama o bile bütün popülaritesine rağmen bu kadar imzayı toparlayamayabilir.)
Ama burada HDP’nin değerlendirebileceği bir olanak var. Aday göstermek için, grubu olan bir partiden yirmi milletvekilinin imza vermesi ve aday göstermesi yetiyor. Yani bir parti bir tek aday gösterir diye bir sınır da yok. Grubu olan bir partinin yirmi milletvekilinin imzasıyla birçok aday gösterilebilir.
Bu durum HDP’ye alternatif ve demokratik bir devlet gibi davranabilmek için muazzam bir olanak sunuyor. HDP şunu ilan edebilir. Biz bugünkü 100.000 sınırını anti demokratik buluyoruz. Bu anti demokratik uygulamanın aşılabilmesi için, kendi imkanlarımız ölçüsünde demokratik hedefleri olan ve aday olmak isteyen herkese yirmi milletvekilimizin imza vermesini garantiliyoruz demelidir. Ve yine aynı şekilde bunlardan hiçbir beklentisi olmadığını, bunun demokrasi için yapıldığını ilan etmelidir.
Hatta böyle demekle de kalmamalı, Levent Gültekin, Cihangir İslam, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mehmet Bekaroğlu, Rıza Tüzmen, Selahattin Demirtaş (ve akla gelen başkaları varsa) gibi isimlere gidip, eğer isterlerse kendilerinin aday olmaları için yirmi milletvekili imzasını sağlayabileceğini söylemeli ve onları aday olmaya teşvik etmelidir.
Elbet HDP bunların yanı sıra yine kendi adayını da gösterebilir ve göstermelidir ve bu adayını da belirlerken en geniş kesimleri birleştirebilecek ve ikinci tura kaldığında Erdoğan’dan fazla kesimlerin desteğini alabilecek isim ne olabilir sorusu üzerinden belirlemelidir.
Böyle davrandığınız zaman sadece kendi adayının seçilmesi için uğraşan diğer partilerden  tamamen farklı davranmış olursunuz. Bu sistemin, bu yapının parçası olan partilerin değil, var olan sistemin var olan yapının karşıtı olarak, ona alternatif olarak davranmış olursunuz. Bir parti olmaktan çıkar alternatif bir düzenin taslağı ve örneği olursunuz. O zaman bu muharebeyi kazanma ve muharebeden bir savaş zaferi çıkarma olanağı da ortaya çıkar.
Görüldüğü gibi bizim yaklaşımımız ve mantığımız çok farklıdır.
Bu küçük dükkancıların rekabetinin ötesinde farklı bir paradigmaya ve politik mücadele verme anlayışına dayanır.
Bu iki yüz yıllık işçi ve sosyalist hareketin, binlerce yılın te tanrılı dinlerinin derslerine dayanır.
*
Bunlar sadece iki örnek. Daha kim bilir neler düşünülebilir.
Örneğin seçim toplantılarınıza diğer muhalif partilerin adaylarını da davet edebilir ve onların sizin kitlenizi ikna edebilmeleri veya kendilerinin ikna olmaları) için onlara imkan sunabilirsiniz. Bu alışılmış bir tutum değildir. Var olan yapıyı ve sistemi parçalar. Çünkü bu gibi davranışlar var olan partilerin de bir unsurunu oluşturduğu sisteme alternatif bir yaklaşım ve davranış olur.
Bütün bunlar elbette henüz sadece seçimlere, adaylara yönelik öneriler. Her alanda böyle davranılması gerekiyor. Özellikle OHAL’e karşı mücadele ve Seçim sandıkları konusu bu bakımdan acil olanlar.
Bütün bunlarda esas hedef sorun insanların HDP’ye gelmesi veya oy vermesi değil; bu vesileyle kitlelerin devletin kontrolü ve inisiyatifi dışında öz örgütlenmesi, hareketlenmesi, olmalıdır.
Böyle bir yaklaşımla HDP bayrağı değil, kitlelerin somut canlı hareket ve örgütlenmeleri önemli olur. Bu bayrak çoğu kez bunların önünde bir engel olacağından tamamıyla bir kenara bile atılabilir.
*

 OHAL’e karşı mücadele ve Seçim sandıkları güvenliğinin nasıl bir kitle örgütlenmesi ve hareketlenmesinin dolayısıyla alternatif demokratik devletin tohumu olabileceğini sonraki yazılarda ele alırız. Ama bu yazıda en az anlaşılan bir konuyu daha tekrar vurgulayalım.
HDP hem partileri, hem bağımsız adaylara olanak sağlayarak sadece alternatif ve demokratik bir devlet cihazı, bir karşı sistem, bir karşı yapı gibi davranmış, partiler rekabeti paradigmasını aşmış olmaz; aynı zamanda ikinci tura kalacak adayı halkın belirlemesi için azami bir olanak ve katkı sunmuş, aday belirlemeyi büyük ölçüde partilerin tekelinden kurtarmış; halkın yaratıcılığı ve sağ duyusuna olanak açmış olur.
Ama sadece bu kadar da değil, böyle bir davranış aynı zamanda aritmetik olarak Erdoğan’ın işini daha da zorlaştırıp sorunun ikinci tura kalmasını da sağlar. Çünkü ne kadar farklı düşüncelere, anlayışlara, siyasi eğilimlere, zevklere yönelik aday varsa o kadar çok miktarda oy kulanım olanağı artar.
Örneğin partilerinin adaylarına kafası yatmayan birçok insan bağımsızların çeşitli versiyonları içinde kendine daha uygun isimler bulabilir ve bu onların sandığa gitmesine yol açabilir.
Kullanılan oy miktarı ne kadar artarsa Erdoğan’ın yüzde elli biri ilk turta tutturabilmesi için gerekli oy miktarı da o kadar yükselir ve sonucun ikinci tura kalması olasılığı da artar. Bu nedenle ilk turda olabildiğince çok ve farklı aday olmasının aynı zamanda Erdoğan’ın ilk turda zaferini engellemek bakımından da büyük önemi olan bir yan ürünü olur.
Ama sadece bu kadar da değil. Her aday aynı zamanda o adayı benimseyenlerin örgütlenmesi, mobilize olması; yani çok daha geniş bir kesimin örgütlenmesi ve mobilizasyonu demektir. Bu da ülkedeki genel atmosferin ve güç ilişkilerinin değişmesi anlamına gelir. Bu da muhalif güçlerin konumun ve moralini güçlendirir.
Evet kısaca acil önerilerimiz bunlar.
Okuyucularımızdan rica ediyoruz. Bu fikirleri lüfen sadece dostlarınızla paylaşmakla yetinmeyiniz. Bunları HDP üyesi ve yöneticisi kişilere de iletiniz onları bu yaklaşımı konuşmaya ve tartışmaya zorlayınız.
Evet sonuçları HDP’nin tutumu belirleyecektir. Ama HDP’nin tutumunu da bizlerin onun üzerinde oluşturacağımız baskı ve eleştiriler.
Unutmayalım, sıradan insanlar olarak Selahattin Demirtaş’ın tekrar başkan seçilmesi için beş bine yakın imzayı kısa sürede topladık ve bu konunun gündeme gelmesinden korkan Kongre yönetimi bir tek delegeye bile söz vermeyerek ve bir ıslak imza videosiyla bu girişimden ne kadar korktuğunu ve bu eleştirilere verecek cevabı olmadığını itiraf etti.
Bu sefer bu gidişi engelleme şansımız daha çok olabilir.
Demir Küçükaydın
20 Nisan 2018 Cuma
Bloglar:
Video:
Podcast:
İndirilebilir kitaplar:
Bu yazı ilk olarak şurada yayınlandı:

1 yorum:

Habip Yilmaz dedi ki...

Yukaridaki yazi ile yapilan durum tespiti ile ilgili .Oyunun ta basindan buyana Devletin Bütün kurum ve Kuruluslari ile HDP nin sistemi zorlayan bir yerden gedik acmasi karsisinda, HDP yi Sahadisi birakma sitratejisi ve gelinen nokta. Ben derimki Demokrasi güclerinin HDP kanali ile Var olan baskici inkarci sistemde acmis olduklari bu gedik korunmali, cünki HDP nin anlayisi AKP gitsin Kimgelirse gelsin olmamali.