Kayıtlar

Ocak, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

#HAYIR’ın Örgütlenmesi

Resim
Faşist bir diktatörlüğü durdurmak için ilk koşul #HAYIR ’ın çoğunluğu almasıdır. Elbette #HAYIR ’ın başarısı, Erdoğan’ın tıpkı 7 Haziran’dan sonra yaptığı gibi onu tanımama ve sonuçlarını yok etmek için saldırıya geçme tehlikesini ortadan kaldırmaz ama var olan dengeleri değiştirerek, en azından kartların yeniden karılması olanağını yaratır. Keza bu arada Erdoğan’dan da öğrendik. Karşı taraf zafer sarhoşluğu içindeyken veya dağılmışken ona hiç ayıkma veya toparlanma fırsatı vermeden üzerine gitmeye devam etmek ve dağıtmak gerekir. 7 Haziran, zafer sarhoşluğunun; 15 Temmuz da yenilginin ardından nasıl davranılması gerektiğinin derslerini verdi bizlere. #HAYIR başarı kazandığında bir gün bile gecikmeden Erdoğan’ı Beştepe’den uzaklaştırmanın ve #İstifa’sının mücadelesine girebilir ve girmelidir. Ayrıca #HAYIR ’ın kazanmasının ve #İstifa’nın sağlanmasının ortaya çıkaracağı moral ve dinamikler, çok daha köklü ve demokratik dönüşümlerin yolunu açabilir.

Hayvanlara İşkence, Yaklaşan Felaket ve #HAYIR

Resim
Gün geçmiyor ki hayvanlara yapılan korkunç işkence ve kötü muamelenin bir haberi medyada yer almasın. Medyaya geçenler ise gerçektekinin binde biri bile değil. Milletler ve milliyetçilikten insani hiçbir şey çıkmaz. O nedenle milliyetçiliğin ortaya çıkışı ve yükselişi ve egemen oluşuyla insanlığın tarihteki en korkunç savaşları, işkenceleri, acıları çekmesi arasında kopmaz bir ilişki vardır. Milliyetçilik deyince de dile, etniye göre tanımlanmış milletleri anlamamalı. Politik olanı, yani devleti İslam’la veya başka bir dinle tanımlamak isteyenler de milliyetçidir ve Müslüman veya başka dinden değildirler. Bir dini milleti tanımlamanın aracı olarak kullanmakla dinlerin ilişkisi yoktur. Bu en açık biçimde her yıl Kurban bayramlarında şehirlerin hayvanları işkence ederek öldürenlerin, bunu sevap adına yapışlarında görebiliriz. Bunlar Türk milliyetçileridir. Bunlar Müslüman değildir. Zaten artık bu günün dünyasında demokrat olmadan, yani tüm insanların eşitliğini savunmadan, günümüze uy...

Kadıköy #HAYIR Forumu Değerlendirmesi - Gezi’den #Hayır’a

Resim
Birkaç gün önce yazdığımız bir yazıda , kendi bloğumuzun istatistiklerine de dayanarak,  #Hayır diyenlerin tabiri caiz ise “çaktırmadan” (Yani iktidarın tutuklamak, işten atmak vs. gibi keyfi uygulamalarına maruz kalmamak için, kimliğini açığa vurmamaya dikkat ederek sosyal medyada konuyla ilgili beğenme ve paylaşmaların düşmesi) çok büyük bir enerji topladığını ve hızla aktive olmaya hazır olduğu (Bloğa girişlerin adeta patlama yapması) gözlemini yapmıştık. Arada başkalarının da günlük hayatındaki gözlemleriyle benzer sonuçlara ulaştığını duyduk ve gördük. Bu gözlem elbet, #HAYIR diyeceklerin havuzu içinden bir gözlem olabilir. Ve muhtemelen öyledir de. Ama #Hayır diyenlerin kendi havuzunun içinde bile olsa, bu ruh hali değişimi, bu mücadeleyi kazanabilecekleri yönünde bir inancın ve mücadele etme azminin ortaya çıkması çok önemlidir. Son birkaç hafta içinde, genel psikolojinin çaresizlik, küskünlük, panik ve umutsuzluktan bir mücadele kararlılığına doğru dönüşüm göster...

Temel Kuvvetler, Yıldızların Oluşumu ve #HAYIR Diyenler

Resim
Sözlü meddah kültürünün yazılı bir biçimde zamana uyarak devam etmesinden başka bir şey olmayan “köşe yazarlığı”nın bir özelliği de hafta sonlarında genellikle politika dışı alanlarda yazı yazılması. Bunlar içinde de biraz doğu bilimlerine falan meraklı olanlar, bunu doğa bilimlerindeki veya teknikteki kimi yeni gelişme ve keşifleri anlatmak için kullanırlar. Neredeyse her gün #HAYIR cephesi ve sorunları hakkında yazıyoruz. Hani ne demişler “ Her zaman politikayla yaşanmaz ”. Biraz çeşni değiştirmek ve bu hafta sonunda gazete meddahlarının geleneğine uymak taktik olarak yararlı olabilir. Bu hafta da doğadaki temel kuvvetler ve Yıldızların oluşumu konusuna girelim. Buradan hareketle #Hayır cephesinin kimi temel sorunlarını ele almaya ve çözüm önerilerimizi sunmaya devam edelim. Ama yanlış anlamalara karşı başta bir uyarıyı öncelikle yapalım. Bu satırların yazarı, doğa yasalarından veya kimi paralelliklerden hareketle toplumun hareket yasalarının anlaşılabileceği ve toplums...

Hikmet Kıvılcımlı Kitabı Üzerine

Resim
Hikmet Kıvılcımı’nın seçme metinlerinden ve üzerine yazılardan oluşan bir “Hikmet Kıvılcımlı Kitabı ” dipnot yayınları tarafından yayınlanmış. Kitabı görmedim, elimde yok, okumadım. Bianet’te kitap hakkında Güney Çeğin’in bir tanıtma yazısı yayınlandı. Kitabın içeriğine ilişkin bilgim bundan ibarettir. Ama sanırım yine de o kitap üzerine birkaç söz etmem gerekir. Bu satırların yazarına yapılan muameleyi kitaba yapmayalım en azından. Niçin bir şeyler söylemem gerekiyor? Çünkü Türkiye’de ve dünyada Kıvılcımlı üzerine en çok ve sistematik yazı yazmış kişiyim ve belik de tek kişiyim. Yazdığım yazılar her halde en az iki üç yüz sayfa tutan bir kitabı doldurur. Bu kitabı, kitaplarımı kimse basmadığı için basabilmiş değilim ama bütün kitaplarım gibi dijital olarak herkesin bedava okuyum indirebilmesi için emre amadedir ve internette şu adresten indirilebilir: Kıvılcımlı Üzerine Yazılar (1975-2012 ) Ayrıca bu güne kadar, Kıvılcımlı hakkında herkesin son derece başarılı bulduğu...

#HAYIR’ın Biriken Enerjisi ve Korkusu

Resim
Son yıllarda kimse sorunları açıkça ortaya koyup tartışmaz oldu. Sanki zaaflar, sorunlar ortaya koyulsa, açıkça tartışılsa karşı tarafın eline silah verilecek; ona zayıf yönler gösterilecekmiş gibi bir korku var. Bu gereksiz ve anlamsız bir korkudur. Poliste bütün bildiklerini okuyup da Cezaevinde ifadesini veya iddianameyi arkadaşlarından gizlemek gibi bir şeydir. Aslında korkunun ardında, fosilleşmiş örgütlerin açık tartışmadan, eleştiriden ölümü görmüşçe kaçışları bulunmaktadır. Bugün sol örgütlerin ve hatta ülkenin entelektüel hayatının tepesindekilerin hepsi demeyelim ama ezici çoğunluğu, korkunç tutucudur ve var olanı yıkma değil, onu savunma modundadırlar, daha açık ifadeyle çürüme modundadırlar. Dinamik bir #HAYIR hareketinin oluşabilmesi ve başarıya ulaşabilmesi için, bu hareketin her şeyden önce bu yerleşik sisteme, yapılara ve geleneklere karşı da bir savaş vermesi gerekmektedir. Ancak böyle bir “iç savaşı” göze aldığı takdirde, “dış savaşı”, yani Erdoğan’ın diktatö...

#HAYIR ve Kritik Kütle

Resim
#HAYIR’ın kazanabilmesi için #HAYIR’ın bir kitle hareketi olması gerekiyor. Ama bu da yetmez, bir büyük sosyal hareket haline gelmesi gerekiyor. Ancak o zaman (Erdoğan diktatörlüğünün kendisine dayanarak evet almayı planladığı) taşlaşmış ve bu merkezi bürokratik oligarşinin egemenliğini sürdürmek için sürekli beton döktüğü, “kültürel fay hatlarını” aşabilir ve toplumdaki temel güçler arasında tektonik hareketlere, kıtaların yer değiştirmelerine yol açabilir. Ve ancak kitlesel bir sosyal hareket olduğunda ev ev dolaşmalar, kampanyalar, seferberlikler vs. başarı getirebilir; sandıklar ve referandum sonuçları kontrol edilebilir. Ama bir kitle hareketinin oluşması için önce başlayacak bir kritik kütle gerekir; büyümesi de belli bir kritik kütleyi aştıktan sonra tüm dengeleri sarsabilir. Ama bunun için de bu kavramların ve bu kavrayışın bir şekilde bilinmesi, yayılması ve üzerine düşünülmesi, gerekiyor.

#HAYIR Cephesinde “Eleştiri Silahı” ve “Silahların Eleştirisi”

Resim
Anayasa değişikliği teklifi Meclis’ten geçmiş bulunuyor. Değişikliğin kararlaştırılmasını geciktirmeye yönelik çok değerli olanaklar ve zaman yitirilmiş bulunuyor. Eğer bundan sonra aynı şekilde hareket edilmeye devam edilirse, #HAYIR cephesinin referandumda ağır bir yenilgi alacağı şimdiden öngörülebilir. Bu nedenle biz bütün eleştirilerimizi ve enerjimizi #HAYIR cephesindeki yanlışlara yöneltmek gerektiğini düşünüyoruz. Ve bir akım, bir görüş, bir örgüt bize ne kadar yakınsa veya biz ne kadar kendimizi ona yakın görüyorsak eleştirilerimiz o ölçüde sert olacaktır. İnsanların eşitliğinin düşmanları, kendilerine ve yakınlarına karşı fazlasıyla anlayışlı; hatta kayırıcı; kendilerine uzak ve karşı olanlara karşı acımasız ve gaddar olurlar. Sosyalistler ise, peygamberler ve evliyalar gibi, kendilerine ve dostlarına karşı acımasız ; kendilerine uzak olanlara ve hatta düşmanlarına karşı anlayışlı ve toleranslı olurlar.

PKK’ya Açık ve Acil bir Çağrı

Resim
Hiç lafı uzatmadan damardan girelim. PKK derhal, TAK veya benzerlerinin yapacağı şiddet hareketlerinin, Erdoğan’a; kurmak istediği İslamcı-faşist dikta rejimine ve Türk devletindeki faşist, ırkçı ve de Ergenekoncu güçlere hizmet edeceğini; yapılacak böyle hareketleri tasvip etmeyeceğini; kendisiyle hiçbir bağı olmayacağını; bu tür eylemlerin doğrudan Erdoğan’ın ve şu an Erdoğan’la ittifak halinde bulunan Türk devletinin içindeki en inkârcı, ırkçı faşist ve kanun dışı güçlerin provokasyonları olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ilan etmelidir. Ve bunu hiç geciktirmeden yapmalıdır. PKK böyle bir açıklama yaptığı takdirde, Türkiye’deki demokratik güçlerin; gelen faşist dikta rejimine hayır diyenlerin ve demek isteyenlerin, önümüzdeki iki ay içinde verecekleri ölüm kalım mücadelesinde, en azından olumsuz bir işlev görmekten kendini korumuş olur.

#HAYIR! Şimdi “Ev Ev Dolaşma Zamanı” Değildir

Resim
Bugün için, dengeyi tersine değiştirebilecek tek güç, HDP ve diğer sosyalist örgütlerdir. Onların duruşu, CHP’nin duruşunu değiştirmesine yol açar. Bu da dengelerin değişmesinin yolunu açar. HDP ve Sosyalist örgütlerin, aydınların, demokratların gücünün az olması önemli değildir. Duruş, politika, strateji ve taktikler eğer doğru olursa, bu diğer güçlerin konumlanışlarını da etkilerler. Tarih güçsüz ama kıvrak olanın güçlü ama hantal olanın örnekleriyle doludur. Bu, Davut’un Golyat’ı yenmesi biçiminde kutsal kitaplara bile geçmiştir. İslam’ın nenedeyse yarı peygamber gibi değerlendirdiği İskender (Zülgarneyn, Çit boynuzlu) koca uygarlıkların (Mısır, Pers, Hindistan) devasa ordularını, küçük güçlerle ama akıllıca bir stratejiye ve taktiklere dayanarak yendiğinin en çarpıcı örneklerini sunmuştur. Ne var ki, eğer bu örgütler, bugün Evrensel ’deki haberde yansıyan anlayışla hareket edeceklerse, bu referandumdan #HAYIR çıkmayacağına kesin gözüyle bakılabilir. Çünkü uluslar...

Garbis Altınoğlu’nun Yaklaşan Felaket Üzerine Uyarıları ve Önerisi

Resim
Aşağıdaki satırlar değerli Garbis Altınoğlu’nun bizim yazımızı da söz konusu ederek yaklaşan felaket üzerine uyarı ve değerlendirmeleridir. Facebook’ta paylaştığı bu yazısını olduğu gibi aşağıya aktarıyoruz. Bu kritik günlerde böylesine ayık duruşların ve örnek tavır alışların duyulmasının hayati önemi bulunmaktadır. Bu duruş ve öneri, Garbis Altınoğlu’nun özgül durumu nedeniyle ayrıca çok değerlidir. Meraklısı için şunu da belirtelim. Garbis Altınaoğlu ve Demir Küçükaydın, ikimiz de 68’liyiz. Kısa bir hapishane beraberliğimiz de vardır. Ama aslında son derece farklı; hatta birbirine zıt ideolojik duruşlara sahibizdir. Resmini aldığımız kitapta örneğin Kıvılcımlı’yı eleştirmektedir. Bilenlerin bileceği gibi, Demir “Doktorcu” gelenekten sayılır ve Kıvılcımlı’nın Marksizm’e büyük katlıları olduğu düşüncesindedir. (Elbet Küçükaydın’ın da Kıvılcımlı’ya metodolojik eleştirileri var ama çok başka noktalardan)

HDP ve CHP, CHP Gelmezse Tek Başına HDP, Meclis’te “İş Yavaşlatma Grevi” Başlatmalıdır

Resim
Dün Meclis’te bağımsız milletvekili Aylin Nazlıaka’nın kendini mikrofona kelepçelemesi çok önemli dersler sunuyor. Birincisi, aslında CHP’li olan, hatta “ulusalcı” denebilecek bir vekilin, artık bir şeyler yapma gereğini görerek kendini mikrofona kelepçelemesi, “ laik yaşam tazı ”ndakilerin, yani CHP’nin ve kısmen de MHP’nin tabanının, hızla gelen Erdoğan’ın diktatörlüğü altındaki İslamcı-Türk faşizmine karşı, direnişe ve sokağa çıkmaya, hâsılı her şeyi yapmaya hazır olduğunu göstermektedir. Bunu zaten herkes günlük hayatında gözlemleyebilir. Örneğin birkaç gün önce bir e-mail grubunda biri, canlı canlı şöyle bir gözlemeni paylaşmıştı: “Şu anda Esenyurttan Taksime taksiyle dönüyorum. Taksi şoförü MHP'li çok öfkeli. Toz şekerin, yağın fiyatını söylüyor, bu nasıl iş ben ailemi nasıl besleyeyim diyor. Bir de bir milyon dolara vatandaşlık satılmasına öfkeli.” CHP’li tabanın öfkesi ise Aylin Nazlıaka ile Meclis kürsüsüne kendini kelepçelemiş bulunuyor. Çok alametler belirdi...

Güvercinler, Müslümanlar, Türkler ve İnsanlar

Resim
Hrant Dink “ Ruh halimin Güvercin Tedirginliği ” başlıklı yazısının son satırlarında umudunu ve güvenini şu sözlerle dile getiriyordu: “Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.” Ama bu satırların Dink’in son satırlarından biri olması, aynı zamanda bu umudun ve güvenin hiçbir dayanağı olmadığını da kanıtlamış bulunuyor. Niçin böyle? Çünkü Hrant’ın unuttuğu bir şey vardı, biyolojik bir kavram olarak insan ile (yani küçük harflerle insan olmakla), sosyolojik olarak İnsan (büyük harflerle İnsan) olmak arasındaki farkı göremiyordu. Yani unuttuğu “bu ülkede” İnsanların değil Türklerin yaşadığı idi.

HDP Niçin “#HAYIR” Demiyor?

Resim
“ Yanlış biliyorsun? HDP “#HAYIR” diyor ” demeyin. #HAYIR , HDP “ #HAYIR ” demiyor. HDP, “ #HDPhayırDiyor ” diyor. Bu ikisi çok farklıdır. #HAYIR dediğinizde politik mücadele verirsiniz. Başkalarının, hatta düşmanlarınızı bile altında toplanabileceği bir bayrak açarsınız. #HDPhayırDiyor dediğinizde ise, kendi kendinizi tatmin etmiş; kendi reklamınızı yapmış olursunuz. Bu başkalarını, hatta size en uzak ve düşman olanları hareket geçirmek; altında yer almaktan gocunmayacağı bir bayrak, bir sembol, bir parola bulmak gibi bir derdinizin olmadığı anlamına gelir. Politika yapmak ise her şeyden önce, verili anda, en can alıcı, “zinciri sürükleyecek” halkayı yakalamak ve onu tüm gücüyle çekmek sanatıdır. Politika yapmak hakkındaki tasavvurunuzu, kongrelerinizi yöneten moderatörler gibi, liberal medyacılar belirlemişse; rengârenk #HAYIR ’larınızın insanların sempatisin toplayıp, #HAYIR çıkmasına yol açabileceğini sanabilirsiniz.

#HAYIR ve Mücadele Biçimleri

Resim
“ Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” İsyan eden köylüler dağa çıkabilir veya dağa çıkanları koruyabilirler. Sömürgelerde bir “ ilk kurşun ” sömürgecinin ya da beyaz adamın dokunulmazlığı ya da yenilmezliği efsanesini yıkarak bir direnişin başlatıcısı olabilir. Köleleşmemiş, henüz tamamıyla direnci kırılmamış toplumlarda “ göze göz, dişe diş ” diyen bir geleneğin sürdüğü toplumlarda, sert mücadele biçimleri çok daha büyük destek bulabilir. Ancak Türkiye’deki gibi 5000 yıldır şark despotluğunun hükmü altında yaşamış; her umudu en kısa zamanda o devlet tarafından olmamışa çevrilmiş ve bu tarihsel tecrübeyi bilmeden bilen insanların olduğu bir ülkede, bu yöntemler bir işe yaramazlar.

Sade ve Yalın bir #HAYIR Niçin Hayati Önemdedir?

Resim
OHAL ile zaten fiilen kurulmuş olan tek kişinin diktatörlüğünü vaftiz edecek olan Anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçeceğine kesin gözüyle bakılabilir. Erdoğan, gelen ekonomik kriz; Suriye’de tekrar çıkmaza saplanma (Örneğin El Bab önlerine takılıp kalma ve büyük kayıp verme); şu an “ beka sorunu ” diyerek kendisini destekleyen Ergenekon ve Ordu ile papaz olma ihtimallerini ve bunların ortaya çıkaracağı kendi durumunu sarsacak dalgalanmaları minimuma indirmek için, yangından mal kaçırırcasına Referanduma gidecektir. Elinden gelse hemen yapmak ister. Ancak teknik nedenlerle (Referandumun hazırlıklarının gerektirdiği zorunlu zaman nedeniyle) aşağı yukarı iki veya iki buçuk ay içinde Referandum’un yapılacağına kesin gözüyle bakılabilir.

Dünya’da ve Türkiye’de Neden Güçlü Demokratik Hareketler Yoktur?

Resim
Gerek Türkiye’de; gerek dünyada demokrasi mücadelesinin böylesine güçsüz olmasının ve son duruşmada ardında bilince çıkmamış demokratik özlemler bulunan toplumsal hareketlerin demokrasiye düşman politikaların aracı haline gelmelerinin, biri üst diğeri alt sınıflardan kaynaklanan iki temel nedeni vardır. Birincisi egemen sınıfın korkaklığıdır; yani Burjuvazinin korkaklığı. Ama bunu şöyle de ifade etmek mümkündür: sınıfların çıkarları ve karakterleri özdeş değildir veya çakışmaz. Kapitalizm (Ya da bir bütün olarak burjuvazinin tarihsel ve genel çıkarı) kendi saf mantığı içinde, demokrasi ile yani insanların biçimsel eşitliği ile çelişmez. Çünkü işgücü denen metanın maddi ve manevi özellikleri onun kullanım değeri üzerinde herhangi bir etkide bulunmaz. Bütün diğer metalarda ise o malın maddi ve manevi özellikleri onun kullanım değerini belirler.

Niçin #Hayır? Nasıl #Hayır? - Sık Sorulan Sorular (SSS)

Resim
“ Yaklaşan Felaket Nasıl Durdurulabilir? Somut Bir Öneri: #Hayır ” başlıklı yazı ve yazıda dile getirilen, #Hayır parola ve işareti ile hukuken politik olmayan ve en temel insan haklarına dayanan, slogansız, bayraksız, pankartsız sivil bir direniş hareketi önerisi epey bir ilgi gördü ve çeşitli yerlerde dağınık biçimde tartışıldı tartışılıyor. Bu tartışmalarda ortaya konan tereddütler, soru işaretleri, itirazlar konusunda birkaç yazı daha yazmak gerekecek. Çünkü en iyi niyetli destekçilerin bile en temel sorunları anlamadıkları görülüyor. Ancak bu #Hayır parolasıyla sivil hareket önerisi gökten zembille inmedi. Seçimlerden önce yapılmış ama herkesin seçimde Erdoğan’ın kaybedeceği beklentisinden dolayı başarısız kalmış bir #istifa denemesi vardı.

Çocuklarınız Okullarda Nasıl Bir Erdoğan Portresi Okuyacak?

Resim
Gelecek Tarih’te kurulur. Bugün genişçe bir kesimin alayla bakıp, izlemediği “ Kuruluş”, “ Diriliş ” gibi dizilerde, aslında Erdoğan diktatörlüğünün gelecekte yazacağı ve okullarda mecburen okutacağı tarih kitaplarının ilk denemeleri yapılıyor diyebiliriz. Erdoğan’ın diktası kurulduğunda çocuğunuzun nasıl bir Erdoğan portresini okulda tarih ve diğer kitaplarda okuyacağını merak ediyorsanız, Atatürk’ten bir analoji yapılabilir. Okullarda okutulan resmi Atatürk’ü herkes yeterince biliyor; bu nedenle onu değil, bilinmeyen ve unutulmuş gerçek Atatürk’ün kısaca bilinmesinde yarar var. Bu nedenle uzatmamak için, gerçek Atatürk’ü anlatan Sevan Nişanyan’ın bir yazısını aşağıda aktaracağız. Böylece gerçek ile okunan Atatürkler arasındaki uçurum, bugün bildiğimiz gerçek Erdoğan ile yarın okullarda okutulacak Erdoğan arasındaki uçurumun nasıl bir şey olacağı hakkında bir fikir verir. Yarın nasıl bir Erdoğan Portresi okunacağını yazmayacağız. Bunu okuyucunun ferasetine bırakıyoruz....

Yaklaşan Felaket Nasıl Durdurulabilir? Somut Bir Öneri: #Hayır

Resim
“Bu bonapartist plebisitte HAYIR demek sırtımızı dayayabileceğimiz bir siyasi hat demek. HAYIR çıkarsa ertesi günü güllük gülistanlık olmayacak ülkemiz. Ama “biz de varız, buradayız, konuk değil, malsahibiyiz” diyebilmiş olacağız. Sağdan diz, soldan say, üst üste koy, ne yaparsan yap bu ilkbaharda önümüze konacak referandum sandığı hayati önemde. Bu sandıktan yüzde elli virgül sıfır birle de olsa çıkacak HAYIR oyu bize bir nefes aldırır.” Aydın Selcan – Hayır diyorum Pazartesi günü mecliste Anayasa değişikliğini görüşülmeye başlanacak. Gaflet ve delalet içindeki CHP hala televizyonlarınızın başına geçin nasıl mücadele edeceğimizi görün diyor. Halkı bu kader günlerinde, bir seyirci olarak evinde televizyon seyretmeye çağırıyor. Kaldı ki, Meclisteki kayıkçı dövüşünde kaybeden CHP olacaktır. Hem gücü yoktur, hem de ortada kural da yoktur. Kuralları Erdoğan koymakta ve istediği an da değiştirmektedir.

“Laik Yaşım Tarzı” Neden “Ulusal Sorun”dur ve Öyle Olduğu Niçin Anlaşılamaz? (2)

Resim
“ Laik yaşam tarzı ”nın bir “ ulusal sorun ”, yani tıpkı “ Kürt sorunu ” gibi bir sorun; aynı kategoriden bir sorun olduğunun anlaşılamamasının, biri daha genel ve metodolojik ; diğeri daha özel , despotik Şark devletinin, yani Türk devletinin, temel yapısının ve özelliğinin kavranmamasıyla ilgili iki nedeni bulunmaktadır. Bu ikisini biraz açmadan konunun anlaşılması neredeyse olanaksızdır. Birinciden, genel ve metodolojik olandan başlayalım. * “ Laik yaşam tarzı ”nın ulusal sorun olduğunun anlaşılamaması; ulusun ve ulusçuluğun (yani milletin ve milliyetçiliğin) ne olduğunun anlaşılamaması ile ilgilidir. Ama ulusun ve ulusçuluğun anlaşılmasında, metodolojik düzeyde çok temel bir sorun bulunmaktadır. Bu sorun, eğer bir benzetme yapmak gerekirse,  tıpkı kuantum fiziğindeki Heisenberg’in “ belirsizlik ilkesi ” gibi çok temel bir sorundur.

“Laik Yaşam Tarzı” Nedir? Ne Olduğunu Anlamak Niçin Hayati Önemdedir?

Resim
Reina katliamının veya Noel Baba’ya ve Yılbaşı kutlamaya karşı saldırıların “ Yaşam Tarzı ”na yönelik olduğunda herkes hemfikir. Peki, bu “ yaşam tarzı ” veya “ laik kimlik ” [1] denen “şey” nedir? Hangi türden bir olgudur? Hangi toplumsal ve/veya politik kategoriye girer? Bu soruyu pek soran ve bunun cevabının hayati önemini pek kavrayan yok. Aslında “ yaşam tarzı ” veya “ laik kimlik ” gibi kavramların kendisi son derece yanıltıcı ve yanıltıcı olması da yine ne olduğunun bilinmemesi ve/veya anlaşılmasının engellenmesi ile ilgili. Teorik açıklık olmayınca programatik stratejik ve taktik açıklık olmasının; dolayısıyla “ laik kimlik kıyımı ”na karşı mücadelenin de olanağı yoktur.  “ Laik Yaşam Tarzı ”nın ne olduğunun, özelikle HDP ve Kürt özgürlük hareketinin kavramasının hayati önemi vardır. Ama daha da önemlisi, o “ yaşam tarzı ” veya “ laik kimliği ” nedeniyle hedefe alınanların ve Alevilerin anlamasının hayati önemi vardır.

Reina Katliamının Düşündürdükleri: Artık Gâvur ve Kâfir olmak Tek Demokratik ve Politik Eylemdir.

Resim
“ Yaklaşan Felaket ve Kurtulma Çareleri ” başlıklı yazı serisinde bugün strateji; strateji değişimleri gibi konulara kısaca değindikten sonra, felaketi önlemek için strateji değişiminin hayati önemine ve somut olarak nasıl bir strateji değişikliği yapmak gerektiği konusunu ele alacaktık. Ancak yılbaşı gecesi yapılan Reina katliamını ele almadan da geçmek olmazdı. Çünkü bu aynı zamanda Strateji konusuyla da yakından bağlantılıydı. Bu nedenle tekrar kaldığımız yere dönmek üzere kısaca bir yan yola da uğrayalım * IŞİD bütün o arkaik görünüşünün aksine son derece modern ve modernist bir harekettir. Aslında bu ulusçuluğun da tipik bir özelliğidir. Bütün gerici uluslar ve ulusçuluklar köklerini tek tanrılı dinlerin bile öncesine, ta neolitik devrim öncesi topluluklara kadar götürürler ama aslında son derece modernist ve modern hareketlerdir. Arkaiklik, gelenekçilik modern hareketlerin bir özelliğidir. Dile ya da kültüre dayanan ulusçuluk karşısında ırka dayanan ulusçuluk nasıl bi...