25 Ocak 2017 Çarşamba

#HAYIR ve Kritik Kütle

#HAYIR’ın kazanabilmesi için #HAYIR’ın bir kitle hareketi olması gerekiyor. Ama bu da yetmez, bir büyük sosyal hareket haline gelmesi gerekiyor.
Ancak o zaman (Erdoğan diktatörlüğünün kendisine dayanarak evet almayı planladığı) taşlaşmış ve bu merkezi bürokratik oligarşinin egemenliğini sürdürmek için sürekli beton döktüğü, “kültürel fay hatlarını” aşabilir ve toplumdaki temel güçler arasında tektonik hareketlere, kıtaların yer değiştirmelerine yol açabilir.
Ve ancak kitlesel bir sosyal hareket olduğunda ev ev dolaşmalar, kampanyalar, seferberlikler vs. başarı getirebilir; sandıklar ve referandum sonuçları kontrol edilebilir.
Ama bir kitle hareketinin oluşması için önce başlayacak bir kritik kütle gerekir; büyümesi de belli bir kritik kütleyi aştıktan sonra tüm dengeleri sarsabilir.
Ama bunun için de bu kavramların ve bu kavrayışın bir şekilde bilinmesi, yayılması ve üzerine düşünülmesi, gerekiyor.

Bu nedenle, bir düşünsel hazırlık olarak, tartışma ve konuşmalarda ele alınması için Kritik Kütle kavramını ele almak yararlı olabilir.
*
Fizikte “Kritik Kütle” diye bir kavram vardır. Zincirleme nükleer veya termonükleer reaksiyonların başlayabilmesi için gerekli asgari miktardaki madde anlamına gelir.
Bunun en tipik örneği yıldızların oluşumudur. Soğuk gazlar bir noktada toplanmaya başladığında oranın kütlesi yani çekim gücü daha büyük olduğundan daha çok maddeyi çeker, daha çok maddeyi çektiğinden çekim gücü daha hızlı artar ve bu da daha çok madde çekmeye yol açar. Tabii bu sürecin olabilmesi için uzaydaki gazların soğuk olması gerekir.
Bu sürecin kendisinin başlaması da bir kritik kütleyi aşmakla ilgili olmakla birlikte, sonunda bu toplanan kitle öyle bir büyüklüğe erişir ve gaz topunun merkezinde öyle yüksek basınç ve sıcaklıklar oluşur ki termonükleer reaksiyonlar başlar ve yıldızlar ortaya çıkar.
Atom bombası yapmak için de yine benzer şekilde bir kritik kütle gerekir. Atom reaktörlerinin işlevi ise, bu kontrolsüz reaksiyonu kontrollü hale getirmektir.
*
Bu kavram, daha sonra örneğin dijital ağların kuruluşunda da kullanılmıştır.
Bir ağı ya da standardı kullananlar belli bir “kritik kütle”ye ulaştığında o ağ kendini besleyerek büyümeye başlar, fiziki sınırlarına dayanıncaya kadar da bu büyüme sürer.
Bu süreç aynı zamanda sermayenin yoğunlaşması ve bunun tekelleşmeye yol açmasından da bağımsız olarak, bir standardın kendisinin bir tekel yaratması biçiminde de işler. Ve o standart olanı ilk kullanan veya kuran da bir tekel haline gelir.
Bu Kritik Kütle kavramı, aynı zamanda belli işlevlerin kullanılabilmesiyle de bağlantılıdır. Eğer SMS kullananlar belli bir sayıda değilse buna sahip olmanızın bir anlamı olmaz. Ancak belli bir kritik kütlenin üzerinde bir kullanım varsa, SMS işlevsel olabilir.
Bu satırların yazarının İnternetin yayılmasından beş-on yıl öncesinde bile o zamanın ağları üzerinden bir e-mail adresi vardı ama bunu yıllarca kullanamamıştı, çünkü tanıdığı kimsede, çevresinde e-mail adresi olan yoktu.
Kritik kütle ve standart arasındaki bu bağlantı nedeniyle, standart olanlar genellikle ve her zaman en iyi teknikler olmaz. Çoğu kez önceden başka nedenlerle yayılmış bir teknik bir kere standart olunca kendini üretmeye başlar ve onu değiştirmek neredeyse olanaksız hale gelir.
Bunun en ilginç örneği klavyelerdeki tuşların yerleridir (Türkçe F klavye Türkiye’de de bir istisnadır. Türkiye’de nasıl böyle bir rasyonalizasyon mümkün oldu inanılır gibi değildir.) Daktilo tuşları, henüz ilk keşfedildiğinde çok ilkel iken ve kâğıda tıklayan harfler birbirine çarpıp takıldığı için, harflerin yerleri böyle koyulmuştur. Dildeki seslere karşılık düşen harflerin en kullanışlı yerlere koyulmasıyla ilgisi yoktur. Ama sonra bu sorun kalktığında daktilo artık o kadar yaygınlaşmıştı ki, bugün dijital çağa geçtiğimizde bile bu saçma harf dizilişini kullanmaya devam ediyoruz.
Gerçi işin bu yanı pek incelenmemiştir ama kitlelerin örgütlenme biçimlerinde ve bağlı bulundukları örgütlerde de benzeri bir durum söz konusu olabilir. Bir örgütü değiştirmeye kalkmak onu tüm sorunları ve verimsizliğine rağmen daha büyük kayıplara ve zorluklara yol açıyor olabilir ya da en azından o örgütün destekleyicilerinin gözünde böyle olabilir. Bu durumda, birlikte yaşanmak zorunda kalınan bir hastalık olan klavyeler gibi, bu örgütler de varlıklarını sürdürebilirler.
Keza hastalıkların yayılmaları veya çevre felaketlerinde de Kritik Kütle ya da kritik eşik gibi kavramların önemli bir yeri vardır.
Bir gökdelenin tepesinden aşağı atlayan bir insana yere çarpıncaya kadar bir şey olmaz. Ancak belli bir noktadan sonra, belli bir eşiğin aşılmasından sonra bir paraşüt açmak bile işe yaramayabilir. Çünkü artık paraşütün açılacak ve yavaşlatacak zamanı kalmamıştır. İnsanlık için de benzer bir durum olabilir. Belki kritik eşiği aştık iklim değişikliğinde ve artık geri “dönülmez akşamın ufkundayız”. Bilmiyoruz. Felaket noktası gelinceye kadar da belki öğrenemeyeceğiz.
Ama bu aynı zamanda, konumuz açısından geç kalmanın risklerini de gösterir.
Şu an kimse cevap vermiyor önerimize. Henüz belli bir ölçüde zaman var gibi görünüyor. Ama belli bir noktadan sonra öyle geç kalınmış olur ki, artık paraşütün açılacak ve yavaşlamayı sağlayacak zamanı kalmaz. Önerimizi göz önüne alırsak,  öyle geç başlanabilir ki, artık gerekli büyümenin gerçekleşeceği ve toplumsal güçlerin konumlanışlarını değiştirebileceği bir zaman kalmamış olabilir.
*
Oyun teorisinde de kritik kütle kavramının bir yeri vardır.
Buna göre hedef kitlenin tamamının ikna edilmesi gerekmez bir hareketi başlatmak için, belli bir niceliğin ikna olması yeterli olur. Strateji de buna göre kurulur.
Belli bir nicelik bir kere başlayınca otomatik olarak kendini besleyen bir süreç ortaya çıkabilir. Buna grup dinamiğinde bir eşik değer de denebilir.
Bu kavram aslında ilk kez, telekomünikasyon ağlarının kuruluşunda geliştirildi. Bir ağ kurulurken bir sürü yatırım yapılır. Kullanıcıların öyle bir eşik değeri geçmiş olması gerekir ki, ucuz ve kullanışlı bir ağ tüketicilere sunulabilsin. Bu nedenle ilk kuruluş yıllarında yatırımcılar bu eşik değeri bir an önce aşabilmek için zararına bile olsa olabildiğince kullanıcıyı çekme stratejileri izlerler.
Kaldı ki bu yeni de değildir, gaz yağı satabilmek için gaz lambalarının 19. Yüzyılda bedava dağıtıldığı bilinir.
*
Önerdiğimiz eylem biçiminin başlayabilmesi için bir kritik kütle gerekmektedir; ama bu hareketin hızla büyümesi ve Türkiye’deki dengeleri alt üst edebilmesi için de bir kritik kütleyi aşması gerekmektedir.
Bu nedenle, hazırlıkların iyi yapılması ve en kısa zamanda bir kritik kütleye ulaşılması hayati önemdedir.
Geç kalma gibi, yetirince hazırlık yapılmadan bir başlama da adeta bir düşük sonucu doğurabilir.
Yine yıldızlardan örnek verirsek, normal yıldızların yanı sıra “düşük” yıldızlar diyebileceğimiz, bir de Kahverengi Cüceler vardır. Bunların içinde de nükleer reaksiyonlar olur. Ama yetenince büyük bir kritik kütleye ulaşmadığından nükleer reaksiyonlar başladığı için, diğer yıldızlar gibi parlamazlar; ancak çok güçlü teleskoplarla görülebilirler.
*
Ama önerimiz bakımıdan en ilginç, birçok paralellikler içeren ve ilham verici örnek yine özel adı da Kritik Kütle olan, bisikletçilerin dünya ölçüsündeki hareketidir.
Bugünün bütün şehirleri, yolları, yapısı, yaşamı, sistemi araba üretimine dayanan Fordist bir toplumun ihtiyaçlarına göre oluşmuştur.
Yayaların ve bisikletlerin adeta yaşama hakkı yoktur.
Bu duruma karşı son yıllarda bisikletçiler adı tam da Kritik Kütle olan bir hareket geliştirmişlerdir ve birçok bakımdan bizim önerimize benzediği gibi onun olabilirliğinin bir kanıtını da oluştururlar.
Kritik Kütle bisikletçiler hareketi bugün dünya çapında bir harekettir. Hemen bütün yeni akım ve hareketlerde olduğu gibi Amerika’da ama adeta bir rastlantıyla başlamıştır.
1992’nin 25 Eylül günü birkaç düzine bisikletçi sık sık buluşup beraber gezdikleri gibi yine buluşurlar. Bu arada buluşmadan önce bir bisikletçi dükkânında Ted Whites’ın Return of the Scorcher filmini seyrederler. Film dokümanterdir ve dünya çapındaki bisiklet kültürünü anlatmaktadır.
Filmde Çinlilerin (O zamanlar Çin’de neredeyse herkes bisiklet kullanıyordu) sinyal ve trafik işaretleri olmadan nasıl olup da trafik akışını hem de trafiğin yoğun olduğu yönleri de dikkate alarak sağladıkları da anlatılıyor. Buna göre, dört yol ağzına gelen bisikletçi veya araba duruyor, bu arada diğer yönde trafik akıyor. Duranın arkasında birikenler belli bir kritik kütleyi aşınca harekete geçip kavşağı geçiyorlar ve bu sefer diğer taraf duruyor ve kritik kütleye ulaşmayı bekliyor.
(Aslında İstanbul’da bazı kavşaklarda, bunun başka bir versiyonunun işlediği bile gözlemlenebilir. Türkiye’de trafik ışıkları vasıtalara göre düzenlendiğinden, bir yayanın geçebilmesi için dakikalar beklemesi gerekir. Ama bazı işlek ve trafiğin de çok hızlı olmadığı kavşaklarda yeşili bekleyenler belli bir kritik kütleye ulaştıklarında, çoğu kez de durup bekleyecek yer kalmadığından, yayalar araç yoluna dalıp karşıya geçmektedirler. Otomobiller nezaket icabı değil, mecburiyetten bunu kabullenmek zorunda kalmaktadırlar.)
Bu bisikletçiler bu filmi gördükten sonra her ayın son cumasında buluşma ve kendilerine Kritik Kütle adını verme kararı alıyorlar.
Bundan sonra bu hareket giderek yayılıyor ve politik bir anlam da kazanıyor.
Kritik Kütle esas olarak şöyle işliyor.
Genellikle bisikletli kişiler görünüşte tesadüfen, organize olmadan buluşuyorlar. Sonra hep beraber ve hiyerarşik olmayan bir biçimde şehir içlerinde kitle halinde hareket edip, bisikletçilerin haklarına ve onlar için daha iyi olanaklar yaratılmasına dikkati çekiyorlar.
Tabi böylece fiilen motorlu araç trafiğini de ciddi ölçüde engellemiş oluyorlar.
Bu hareketlerin sorumlusu yok, merkezi organizasyonu yok, birinin ya da birkaç kişinin aklına esiyor, söz, telefon, internet vs. ile duyuruluyor. Eğer oraya yeterince bisikletli gelmişse, yani “Kritik kütle” oluşmuşsa “Kritik Kütle” hareketi de başlamış oyuyor.
Bu hareketler genellikle her ayın son cumasında oluyor. Budapeşte’de 2013’te yapılanına 100.000 kişi katılmış.
*
Bugün internet ve cep telefonları, tıpkı hiçbir merkezi yönetimi olmadan yine de ahenkli hareket eden sığırcık kuşu ya da sardalye sürüleri gibi hareketlerin oluşmasına olanak vermektedir.
Bütün medyayı kontrol altına alan iktidarın interneti de kapatmak ve tam kontrol altına almak için bunca acelesinin nedeni biraz da budur: hızla ve aniden, tıpkı sardalyeler ya da sığırcık kuşları gibi, geniş kitlelerin örgütlenebilmesi olasılığı.
Ama bunun için hem sosyal medyaya katılmak, hem de WhatsApp ve Telegram gibi gruplar kurmaya müsait uygulamalar aracılığıyla gruplar kurmak ve herkesin mümkün olduğu ölçüde birkaç gruba katılması, bir gruptan gelen bilgileri ilişkide olduğu diğer gruplara aktarabilmesi çok önemlidir.
Bu mekanizmayı göz önüne getirebilmek ve eskinin örgütlenmelerinden farkını görebilmek için, son zamanların mucize maddesi Graphan denen Karbon atomlarının iki boyutlu olarak, bal peteği gibi altı köşeli bağlanması göz önüne alınabilir.
Klasik örgütlerde, üzüm salkımı gibi örgütlenilir. Diyelim ki bir hücre üç kişidir bunun biri üsteki bir hücreye bağlıdır. Hücrenin diğer üyelerinin başka hücrelerle bağı yoktur. Sadece bir kişi üstle bağı sağlar. Yani düşey bir yapılanma söz konusudur aynı zamanda ve örgütlenmenin yapısında bir hiyerarşi vardır.
Hâlbuki Graphan’da klasik anlamıyla hücre yoktur. Tabiri caiz ize bal petekleri vardır ama, her üye aslında en az üç bal peteği aracılığıyla tüm ağa bağlıdır. Herkes her biri başka üç kişiyle bağlı üç kişiyle bağlıdır.
Tabii insanlar arası ağı böyle mekanik olarak ele almamak gerekir. Bir insan üçten fazla insana da bağlanabilir. Ama önemli olan herkesin en azından üç gruba üye olmasıdır.
Böylece neredeyse sürtünmesizce herhangi bir bilgi hızla yayılabilir. Hatta Graphan iki boyutlu bir internet gibi de tasavvur edilebilir. Herhangi bir yerdeki bir kopukluk, otomatikman diğer yollardan geçebilir ve enformasyonun akışını engelleyemez.
O halde şimdiden, eğer Evet çıkarsa faşizm koşullarında direnebilmek ve haberleşmeyi sağlayabilmek için, ama öncelikle de şimdi hızla, Kritik Kütle bisikletçileri gibi kritik bir başlangıç kütlesine ulaşabilmek için, farklı çevrelerden en az üç gruba katılmaya, yoksa üç grup kurmaya çalışalım. Ve onlardaki her bir kişi de yine aynı şekilde en az üz gruba katılmalıdır.
Elimizden geleni yapalım. Böyle bir ağ bile kritik bir anda çok önemli işler görebilir.
25 Ocak 2017 Çarşamba
Demir Küçükaydın
@demiraltona

Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...