30 Ocak 2017 Pazartesi

Kadıköy #HAYIR Forumu Değerlendirmesi - Gezi’den #Hayır’a

Birkaç gün önce yazdığımız bir yazıda, kendi bloğumuzun istatistiklerine de dayanarak,  #Hayır diyenlerin tabiri caiz ise “çaktırmadan” (Yani iktidarın tutuklamak, işten atmak vs. gibi keyfi uygulamalarına maruz kalmamak için, kimliğini açığa vurmamaya dikkat ederek sosyal medyada konuyla ilgili beğenme ve paylaşmaların düşmesi) çok büyük bir enerji topladığını ve hızla aktive olmaya hazır olduğu (Bloğa girişlerin adeta patlama yapması) gözlemini yapmıştık.
Arada başkalarının da günlük hayatındaki gözlemleriyle benzer sonuçlara ulaştığını duyduk ve gördük.
Bu gözlem elbet, #HAYIR diyeceklerin havuzu içinden bir gözlem olabilir. Ve muhtemelen öyledir de.
Ama #Hayır diyenlerin kendi havuzunun içinde bile olsa, bu ruh hali değişimi, bu mücadeleyi kazanabilecekleri yönünde bir inancın ve mücadele etme azminin ortaya çıkması çok önemlidir.
Son birkaç hafta içinde, genel psikolojinin çaresizlik, küskünlük, panik ve umutsuzluktan bir mücadele kararlılığına doğru dönüşüm gösterdiği giderek daha çok netleşiyor.
Herkes bunun bir varoluş sorunu olduğunun farkında ve varını yoğunu ortaya koymaya hazır.
Tarafsızlara veya Hayır demeyeceklere ulaşmak için önce #Hayır diyenlerin kendilerinin toparlanmaları ve onlara ulaşma kararlılığıyla mobilize olmaları; örgütlenmeler yapmaları hayati önemdedir.[1]
Şimdi bunun gerçekleşmeye başladığını söyleyebiliriz.
Bunun en esaslı kanıtlarından biri dün Kadıköy’de #Hayır Kadıköy’ün tertiplediği “Etkinlik” veya Forum’un gördüğü ilgi idi.
*
Önce okuyucu için kaynaklar ve ön bilgiler.
#Hayır Kadıköy’ün Facebook sayfasının adresi şöyle:
Bu sayfada Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’ndeki HAYIR Diyenler Buluşuyor etkinliğinin neredeyse tamamının videosu izlenebilir.
Video’nun linki şöyle:
Şurada da bir özeti var:
Ayrıca Hayır Kadıköy’ün önerdiği, örgütlenme planının görsel bir sunumu da şu adreste bulunuyor:
*
Etkinlik” de denilen foruma 800-900 civarında katılım olmuş.
Salon bu kadar insanı alamadığından iki ayrı projeksiyonla mekân dışında da gösterildiği gibi sosyal medyada da canlı olarak yayınlanmış bulunuyor.
Etkinliğe gelenlerin verileri toplanarak mahalle bazındaki örgütlenmelerin temeli atılmış.
Çok moral verici ve canlı bir etkinlikmiş.
Bu genel bilgilerden sonra bu etkinliğin tarihsel arka planı ve üzerine bir kısa değerlendirme de yapılabilir.
Bu etkinlik bir bakıma Gezi’nin kalıntılarının, arada yaşanan deneylerin de derslerini gözeterek, yeni baştan silkinme ve toparlanma, kendi göbeğini kesme çabası olarak değerlendirilebilir. Bunu zaten dünkü forumda birkaç konuşmacı da dile getirdi.
*
Bu etkinliğin analizini Gezi ile kıyaslamalı bir biçimde yapmayı deneyelim.
En azından şu üç başlık altında Gezi’nin (ve tabii var olan örgütlerin de) zaafları aşılmaya çalışılıyor görünüyor:
·         Örgütsel Temsil yerine Birey Hukuku.
·         Karar alma ve uygulama mekanizmalarının gerekliliğinin kabulü
·         Yerelleşme ve Merkezileşmenin birbirini tamamlar biçimde ele alınması.
Gezi’de bu üç konuda zaaflar birbirini yaratıyor ve güçlendiriyordu.
Kadıköy #Hayır’ın girişimi bu zaafları aşmaya yönelik görülüyor.
Bu bakımdan analiz edilmesi, bilinmesi ve anlaşılması çok önemli.
Bunları kısaca ele alalım.
Gezi’ye katılanlar ve sonra da forumlara katılanlar bilirler, her türlü karar almayı, örgütlenmeyi olanaksızlaştıran bir yaklaşım Gezi’ye egemendi ve bunun demokrasi olduğu sanılıyordu.
İşleyiş şöyleydi, forumlar atomlarına ayrılmış bireylerin iç dökme alanlarına dönüyor, farklı fikirler etrafında yoğunlaşmış görüşlerin çoğunluğu kazanma çabası, eşit koşullarda yarışması ve karar alınması gibi hiçbir çalışma biçimi görülmüyordu. Tüm İstanbul ve Türkiye’deki Gezi kitlesinin, forumlarının, dayanışmalarının, yatay haberleşme kanalları; ortak organlar yaratılması gibi bir problem ve çaba ise hiç görülmüyordu.
Bu nedenle forumlar enerjinin toplandığı ve kararlar alıp eyleme dönüştüğü alanlar olmaktan çıkıyor, enerjinin tükendiği birer boşalma alanı olarak kalıyordu.
Ama bu arada fiili uygulama ve kararlar birkaç komisyon ya da aslında Gezi’nin bileşimiyle ilgisiz bir takım örgütlerin toplandığı yerlere (“Taksim dayanışma” gibi) kalıyordu.
Karar alma, oylama ve örgütlenmeyi haklı denebilecek kaygılarla reddetme, fiiliyatta tam aksine en anti demokratik, en korkulanın başa geldiği bir sonuç yaratıyordu.
Atomlarına ayrılmış bireylerin, farklı önceliklere, kavramlara, dayanan konuşmalarının demokrasi olmadığı anlaşılamıyordu.
Demokrasi ancak netleşmiş sistematik görüşler etrafında birleşenler arasında eşit haklarla yapılan fikir mücadelelerinin olduğu bir ortamda olur. Bunun da önceliklere göre genelden özele doğru yapılması gerekir. Bunun için de gündemin yani önceliğin ne olması gerektiği tartışması esas demokrasinin ve sorunun özünü oluşturur.
Bir gündem ve toplantı akışı şemasının farkı bile görülmüyordu.
Gündem tartışması içeriğe ilişkindir. Önceliğin ne olduğuna.
Akış ise, bir usul sorunudur. Yani akışın başında ilk işin gündemin tartışılması olduğunu belirler ve gerisini Toplantıya bırakır. Toplantının kendisinden daha üst organ yoktur çünkü.
Hâlbuki ister Gezi’nin ve Forumların toplantılarında, ister HDP gibi partilerin Toplantı duyurularında Gündem diye akış belirtilir, ama akış fiilen gündem tartışması ve kararlaştırılmasının yerini almış Gündem tartışması gündemden çıkarılmıştır.
Bu HDP’yi de Gezi’yi de öldüren en korkunç manüplasyonun kendisidir.
Fiiliyatta çok bireyci görünen Gezi aslında bireyleri atomlarına ayrılmış bırakarak, birey hukukunu da ortadan kaldırıyor ve bu boşluğu örgütlü gruplar dolduruyordu.
Keza buna bağlı olarak bir yanlış daha vardı özellikle dayanışma ve forumlarda görülen.
Bir gündem tartışmasının kendisinin en siyasi ve temel tartışma olduğu görülmüyor, gündem belirlemeler komisyonlara bırakılıyor, gündem diye de can alıcı politik sorunlar, strateji ve taktik sorunları değil (Örneğin Gezi’nin nasıl merkezileşeceği gibi); sosyolojik denebilecek sorunlar belirleniyor; böylece forumlar kendini içerik bakımından politik mücadelenin sorunlarını tartışmayı gündemden düşürmüş oluyordu.
Bunun tartışma biçimi olarak da bilimsel sempozyumların bir sunum ve onun eleştirileri biçimindeki biçimini benimsiyordu.
Evet, kendini politik olanın dışına atıyordu ama atışın kendi de bizzat bir politikaydı. Politik olmamak mümkün değildir çünkü.
Politik bir hareket ve örgütlenme ise sunumlar ve eleştirileri tarzında çalışamaz. Farklı sistematik tezlerin, programların, görüşlerin, karar tasarılarının, gündem önerilerinin mücadelesi ve çoğunluğu kazanıma çabası tarzında çalışabilir.
*
Gezi’nin bir diğer büyük yanlışı ülke çapındaki o muazzam hareketin Türkiye çapında bir örgütlenmeye dönüşmesi için hiç bir girişiminin olmaması ve dolayısıyla bunu başaramamasıydı.
Bu yöndeki birkaç girişim ise örgütlerin engellemeleri ile mümkün olmamıştı.
Mahallelere gitmeyi düşünmüş ama aynı zamanda buna paralel olarak Türkiye çapında insanların yatay olarak birbirini etkileyebileceği kanallar yaratma gibi bir derdi olmamış; çeşitli yerlerdeki fiili olarak ortaya çıkan forum ve dayanışmaların Türkiye çapında bir kongre veya konferans toplaması hedeflenmemişti.
*
Dünkü Forum’un bu üç zaafı da aşmaya yönelik olduğu görülüyordu.
Adının ve Biçiminin Gezi’nin forumlarını andırması yanıltıcı olmamalı.
Biçimsel benzerliğin içindeki anatomi incelenince farklı olduğu görülür. Balinalar suda yaşarlar ve balığa benzerler ama balık değildirler.
Dünkü Forum’un (Ki tertipleyenler belki de bilinçsiz olarak forum yerine “Etkinlik” kavramını kullanmayı tercih ediyor. Gezi’nin Forumlarından farkını hissettiklerinden olsa gerek.) Gezi Forumlarından farkı şuydu.
Dünkü Forum, ilk görünüşte tıpkı Gezi forumları gibi, bir iç dökme alanı olarak görülebilir. Ancak işlevi tamamen farklıydı.
O Gezi’deki Forum yapı ve biçimi farklı bir işlevin aracı olmuştu.
Dünkü Forum, Kadıköy #Hayır’ın Kadıköy’deki #Hayır diyenleri bir araya getirme, onlarla bağ kurma, onları örgütlenmeye yönlendirme çabasının bir aracıydı.
Bu bakımdan biçimi ve adı biraz Gezi forumlarına benzemekle birlikte mahiyeti ve içeriği tamamen farklıydı.
Dünkü Forum, bir örgütlenme çabasının, Forum biçimini, bu çabaların yoğun olarak gerçekleştirileceği ve birçok işlevin bir arada yapılabileceği bir olanak olarak değerlendirmesiydi.
Bunlar şöyle sıralanabilir.
·         O kadar insanın bir araya gelerek moral ve mücadele azmi bulması, birbirini destekleyip bir sinerji yaratması.
·         Yatay ilişkiler ve başka yerlerde kurulacak forumlar için bağlantılar kurulması ve bir ilk atılım verilmesi.
·         Kadıköy’ün daha dar alanlarında, mahallelerinde kurulacak mahalle #Hayır’ları için bağlar kurulması ve bunların ilk tohumlarının atılması.
·         Önerilen örgütlenme modelinin gelenlere aktarılması.
Yani forum baslında bir iç dökme değil, bir örgütlenme aracıdır ve bir taşla birkaç kuş vurulmasını sağlamıştır. İç dökme konuşmaları, tepkilerin ve mücadele azmini birbirine aktarmanın aracı olmuştur. Dış görünüşü kimseyi yanıltmamalıdır.
Öte yandan bizzat Forum’da da anlatılan ve görseli de sunulan, tasavvur edilen ama dayatılmayıp tartışılmak üzere ortaya atılan örgütlenme şeması, yukarıda değinilen zaafları aşmaya yönelik özellikler taşıyor. Bunların bayında da şu ikisi geliyor:
·         Mahallileşildiği gibi aynı ölçüde ortaklaşma, merkezileşme
·         Birey Hukuku
Bu nedenle dünkü forumu bir bakıma Gezi’nin yeniden bir toparlanma ve partilerin ve diğer küçük sol örgütlerin bütün fiili engelleyiciliği karşısında bir girişim gösterme, kendi göbeğini kesme çabası olarak değerlendirilebilir.
Örgütlenme sorunu önümüzdeki yazıların konusu olmaya devam edecektir.
Demir Küçükaydın
@demiraltona




[1] Çünkü taraflardan hangisi daha büyük bir kararlılık ve inisiyatif yeteneği, coşku, fedakârlık gösterirse o kazanmaktadır. Haziran ve Kasım seçimlerinde bu çok açık olarak görülmüştür. Haziran’da AKP dağınık, moralsizdi. Bu her yerde görülüyordu. Diktatörü durdurma kararlılığı ise her yerde görülüyordu. Yani seçim günü geldiğinde barajın aşılacağı aşağı yukarı belli olmuştu. Beklediğimizin üstünde oy almıştık. Kasım’da ise, bizler darmadağındık, karşı taraf tüm rezervlerini ortaya sürmüştü. Beklediğimizin altında oy aldık.

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...