29 Ocak 2017 Pazar

Temel Kuvvetler, Yıldızların Oluşumu ve #HAYIR Diyenler

Sözlü meddah kültürünün yazılı bir biçimde zamana uyarak devam etmesinden başka bir şey olmayan “köşe yazarlığı”nın bir özelliği de hafta sonlarında genellikle politika dışı alanlarda yazı yazılması.
Bunlar içinde de biraz doğu bilimlerine falan meraklı olanlar, bunu doğa bilimlerindeki veya teknikteki kimi yeni gelişme ve keşifleri anlatmak için kullanırlar.
Neredeyse her gün #HAYIR cephesi ve sorunları hakkında yazıyoruz. Hani ne demişler “Her zaman politikayla yaşanmaz”.
Biraz çeşni değiştirmek ve bu hafta sonunda gazete meddahlarının geleneğine uymak taktik olarak yararlı olabilir.
Bu hafta da doğadaki temel kuvvetler ve Yıldızların oluşumu konusuna girelim. Buradan hareketle #Hayır cephesinin kimi temel sorunlarını ele almaya ve çözüm önerilerimizi sunmaya devam edelim.
Ama yanlış anlamalara karşı başta bir uyarıyı öncelikle yapalım. Bu satırların yazarı, doğa yasalarından veya kimi paralelliklerden hareketle toplumun hareket yasalarının anlaşılabileceği ve toplumsal sorunlara çare bulunacağı gibi bir anlayışı asla benimsemiyor.

Bu yazıda kuracağımız analoji sadece didaktik amaçlı olup, doğadaki bazı süreçlerin imgesinden hareketle toplumsal süreçlerin anlaşılması için bir kolaylık sağlamaya yöneliktir. Örneğin yağmur yağarken “gökyüzü ağlıyordu” diye bir metafor kullanan bununla gökyüzünün ağladığını söylemiş olmaz. Aşağıdaki paralellik de böyle anlaşılmalıdır.
*
#Hayır diyenlerin çok temel bir sorunu var. Bir yandan bu cepheyi bir arada tutmaya yönelik güçlerin (kuvvetler) etkisi var. Herkes farklı gerekçelerle ve nedenlerle de olsa “#Hayır” diyor. Ama aynı zamanda bu gerekçeler öylesine birbirine zıt ki,  bir arada bulunmayı engelleyici, dağıtıcı güçlerin de muazzam bir etkisi var.
Örneğin ulusalcılar ve ırkçı Türk milliyetçileri Kürtlere ve Kürt hareketine de kesin karşılar ama Erdoğan’a da karşılar. Bir yandan Erdoğan’ın yenilmesi için Kürtlerin ve Kürt hareketinin de #Hayır’ına ihtiyaçları var. Ama öte bandan bu hareketi bir düşman olarak görüyorlar. Hatta onu daha iyi tepeleyebilmek için #Hayır diyorlar bir kısmı. Aynı durum Kürtler açısından da söz konusu. Benzeri bir durum, “laikler” ve Aleviler ile inanmış Müslümanlar ve politik İslam’ın bir kesimi arasında da var.
Anayasa referandumunun sonucunu bir bakıma birleştirici kuvvetlerin mi, dağıtıcı kuvvetlerin mi üstün geleceği belirleyecek.
Ve elbette Erdoğan ve diktasını destekleyenler, karşı cepheyi dağıtmak için, bu ayırıcı kuvvetleri güçlendirecek manevralar yapacaklardır.
#Hayır cephesindeki herkes de aşağı yukarı bunun bilincinde. Hepsi de bir yığın strateji ve taktik öneriyor. Hepsinin özü şöyle: aman netameli konulara girmeden, arkadan dolanarak tarafsızları veya kararsızları etkileyelim. Yani hepsi aslında ve özünde sorunu propaganda ve etkileme (psikolojik savaş) taktiklerine bağlı bir sorun olarak görüyor.
Hatta kimileri bu dâhiyane taktiklerinin gizli gizli elden ele yayılması için çaba bile gösteriyorlar.
Hâlbuki en dâhiyane gibi görünen “gizli planlar” bile azıcık akıl yürütmeyle, hatta son dönemde çok kullanılan kavramla, birazcık “empati” göstererek, yani kendini düşmanın yerine koyarak ve onun açısından düşünerek, bulunacak şeylerdir.
Bir örnek verelim.
Bir iki gün önce “WhatsApp” ile paylaşım geldi, WhatsApp’dan paylaşılıyormuş, “bu Barolar Birliği Başkanı Fayzioğlu’nun bir WhatsApp grubu paylaşımıymış ve aynı şekilde başka gruplarda paylaşılmalıymış” notuyla.
Feyzioğlu’nun olup olmadığını bilmiyoruz. Önemli de değil. Ama her faninin biraz düşününce aklına gelecek şeyler. Paylaşım şöyle:
Çok değerli grup arkadaşlarımız,
Sizlerle çok önemli bazı hususları paylaşmak istiyoruz. Bu paylaştıklarımız, bu grup içi bilgilendirme notudur.  Dikkatlice okumanızı önemsiyoruz.
Sizden ricamız, her birinizin, bu grubun dışında ayrı gruplar kurarak iletişim ağını genişletmenizdir. Kuracağınız diğer grupların da amacı, grup içi tartışma değildir. Buradaki ana grupta verilen mesajın daha büyük sayılara ulaşması içindir.
İstisnasız her birimizin omuzlarında, Türkiye Cumhuriyetini yaşatmanın sorumluluğu vardır.
Madde 1 - Amaç,
a - Kararsızları ve katı olmayan evet’çileri etkilemek
 (Katı evet’çilerle uzun ve/veya sert münakaşa vakit kaybıdır ve izleyen kararsızlara olumsuz etki yapar. Asla sertleşmemek lazımdır.)
b- Hayır diyeceklere, nasıl ikna edici olabileceklerini kısa ve öz anlatmak.
Madde 2 - Kararsızları ve katı olmayan evet’çileri, peşinen iletişime kapatmamak için profillere "hayır" amblemi koymamak lazım. Ayrıca, siyasette kırmızı renk otoriterliği ve baskıyı sembolize ediyor. Kırmızıdan kaçınmak gerekiyor. Takdir sizin.
Madde 3 - Kararsızları ve katı olmayan evet’çileri bulmak ve etkilemek için sürekli farklı sayfa ve profilleri ziyaret etmek; paylaşımlara, itici olmayan insanları düşünmeye sevkeden yorumlar yapmak gerekiyor.
Türk Milleti’nin sağduyusuna güvenelim. Bunun için bütün gücümüzle önce anlamaya sonra anlatmaya çalışalım.
Madde 4 - Sizlerden ricamız, whatsapp grubumuzda birbirimize sürekli yazmak yerine sosyal medyayı sosyal bir alan olarak kullanmanız. Zaman az ve çok değerli. En kısa zamanda yüzyüze görüştüğümüzde, çok daha rahat ve ayrıntılı bir şekilde düşüncelerimizi paylaşabiliriz.
Madde 5 - Tıpkı sokakta, otobüs durağında, komşu ziyaretinde nasıl davamızı anlatmamız gerekiyorsa, sosyal medyada da bunu haber sitelerine yorumlar yazarak, başkalarının profil ve sayfalarında açıklamalar yaparak niçin hayır denilmesi gerektiğini anlatmalıyız.
Madde 6 - Tekrar ediyoruz, asla hiç kimseye, karşımızdakine, siyasi partilere, siyasi parti temsilcilerine ve Cumhurbaşkanı’na karşı kırıcı tek cümle etmemeliyiz. Bu, hem doğru bir iletişim değil, hem de evet kampanyası yürütenlerin tam da istediği şey. Unutmayalım, zaten kesin hayır oyu verecekleri ikna etmeye çalışmıyoruz. Hayır oyu vermeye yatkın olanları kalıcı kılmaya, kararsızları ve tereddütlü evet’çileri kazanmaya çalışıyoruz.
İletişim çağındayız, her birey artık eskisinden çok daha etkili olabiliyor. Yazacağınız her yorum davanın kazanılmasına katkıda bulunacaktır veya sebeplerinden biri olacaktır.
Madde 7 - Partileri kurumsal olarak asla suçlamamak ve asla bir parti adına konuşmamak şart. Çünkü, hayır sonucu ancak ve ancak her parti seçmeninden destek alınarak sağlanabilir.
Madde 8
Hiçbir dava, davaya inanmayanlarca kazanılamaz. Davaya inanmayanlar hem diğerlerinin enerjisini tüketir hem de karşı tarafa moral verir. Umutsuzluk iması içeren her kelimeden kaçınılmalıdır. Bunu yapamayanlara lütfen yutkunup susmasını tavsiye ediniz.
Madde 9 - Herkes her gün, "bugün iki kişiyi kazanacağım" diye umutla ve gülümseyerek güne başlamalıdır.
Madde 10 - Sürekli olarak hayır kelimesini olumlu algılatacak paylaşımlar yapılmasında fayda vardır. Size gün içerisinde paylaşmanız için twitter ve facebook mesajı göndereceğiz. Takdir sizin.
Madde 11 - Seçimde hile yapılacağı kuşkusunu dillendirmenin kimseye faydası yoktur. Bu, hayır diyenlerin şevkini kırıyor, sandığa gitme oranını düşürmek için de özellikle pompalanmaktadır. Hangi seçim olursa olsun, denetlenmezse usulsüzlük olur. Şunu söyleyecek ve yapacağız: Sandıkları denetleyeceğiz, tutanakları toplayacağız, hileye izin vermeyeceğiz.
BAŞLANGIÇ İTİBARİYLE HAYIR'LAR BİLGİYE DAYANARAK SÖYLÜYORUM, EVET'LERİN ÖNÜNDEDİR.
DAVAYA İNANIRSAK VE DOĞRU SAVUNURSAK KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN KAZANACAĞIZ
Baro Başkanı’nın olduğu söylenen ulusalcı ve ırkçı bir Türk milliyetçisi olduğu yazdıklarından anlaşılan kişinin referandumdan #Hayır” çıkarmak için önerdiği başlıca yollar ve taktikler bunlar.
Doğru ya da yanlışlıkları bir yana önerilenler aslında propaganda ya da algı ya da psikolojik savaş taktik ve tekniklerinden başka bir şey değildir.
Bu şu varsayıma dayanıldığı anlamına gelir: Güçlerin birleştirilmesi ve yeni güçler kazanılması psikolojik savaş taktik veya tekniklerinin başarılı kullanılması sorunudur.
Yanlış olan ise, tam da bu temel ön kabuldür.
Bir strateji sorununu, bir psikolojik savaş taktiği sorunu olarak ele almak; toplumdaki temel güçlerin konum, çıkar ve ilişkileri sorununa girmeden, sadece psikolojik savaş teknikleriyle başarılı olunacağını sanmak. Temel sorun bu yaklaşımın kendisindedir.
Bu aralar neredeyse herkes böyle psikolojik savaş ya da propaganda uzmanı olmuş bulunuyor. Bunlar elbet bir anlama sahip olabilir. Ama burada yine sıradan, taktik bir sorunun temel ve stratejik bir sonunun önüne getirilmesi; onun yerine koyulması ve son duruşmada temel ve stratejik sorunlardan kaçılması gibi çok temel bir hata yapılmış bulunuyor.
Feyzioğlu’nun benzeri yaklaşımın bir başka örneğini, Alper Taş’ta görelim. O da yine #HAYIR nasıl kazanılır diye şu yolları öneriyor:
“AKP'nin bir referandum stratejisi olarak, ‘Hayır' diyenleri tek bir blok olarak gösterme algısı içinde olduğuna dikkat çeken Taş 'AKP sağ muhafazakâr ve milliyetçi seçmenin bütününü konsolide etmek için ‘Evet' diyenlerin de bir cephe olduğu algısı yaratmak istiyor. HDP, CHP, FETÖ, Komünistler, Sosyalistler hepsi 'Hayır' cephesinde tek ses izlenimi vermek istiyor. Oysa 'Hayır' diyenler çeşitlilik ve çoğulculuk arz ediyor. Herkes kendi hayrına hayır diyor. Ve bu böyle devam etmeli.
Öbür türlü bir hayır cephesi oluşturmak ve bu konuda ortaklaşmak AKP'nin tam da istediği kamplaşmaya hizmet eder ve hedef kitlesini istediği gibi konsolide etmesini sağlar' dedi” (Birgün)
Görüldüğü gibi Alper Taş da sorunu bir “algı yaratma” sorunu olarak, yani bir propaganda ve psikolojik savaş sonunu ve taktikleri sorunu olarak ele alıp tartışıyor.
Ama burada atlanan çok temel bir problem var: Psikolojik savaş veya propagandanın gücü, #Hayır cephesindeki çok daha güçlü itici ve parçalayıcı kuvvetlerin üstesinden gelmeye yetmez.
Sorun bu cephenin bir arada bulunmasını ve davranmasını sağlayacak çok daha büyük bir gücün varlığına duyulan ihtiyaçtır. Bu nereden ve nasıl bulunabilir? Sorunu bu düzeyde tartışmak gerekir.
Biz bu sorunu ve önerimizi açıklamak için bir analoji veya metafor olarak evrendeki temel kuvvetleri ve Yıldızların oluşumunu ele alalım.
*
Bilindiği gibi evrende dört temel güç (Kuvvet) vardır. Çekim Kuvveti, Elektromanyetik Kuvvet, Güçlü Kuvvet, Zayıf Kuvvet.
Fakat bu güçlerin her biri farklı ve hatta birbiriyle çelişen bir karakterdir. Zaten modern fiziğin en büyük problemi de, bu farklı kuvvetleri bir tek açıklama ilkesiyle açıklamak; bir tek ortak formül altında toplayabilmektir. Bu henüz bulunmamış teoriye, “Evren Formülü” veya “Her şeyin Teorisi” denmektedir.
Bu kuvvetlerden “Zayıf kuvvet” nükleer bozunmalardan sorumlu kuvvettir. Bunu örneğimizle pek ilişkili olmadığından bir yana bırakıp diğer üç kuvveti ele alalım.
Bunlardan Çekim Gücü (Gravitasyon) en zayıf ama aynı ölçüde de sınırsız olanıdır. O kadar zayıftır ki bunu kendiniz bile basit bir gözlemle veya deneyle anlayabilirsiniz. Mıknatıslı tornavidanızın ucunu bir jilete değdirip onu havaya kaldırabilirsiniz. Bu şu demektir: Tornavidanızın ucundaki küçücük elektromanyetik kuvvetin çekim gücü, koskoca yeryüzünün çekim gücünden fazladır, onu yenmektedir. Koskoca yeryüzünün çekim gücü bir tornavida ucunun manyetik gücü kadar bile etmemektedir.
Ancak, bu manyetik çekim gücünün etki mesafesi kısadır. Bu nedenle evrenin kaderini, manyetik güç değil, çekim gücü belirler. Yıldızları, galaksileri, bunların devinimini falan hep bu çok zayıf çekim gücü yaratır.
Yani çekim gücü teori gibidir. Teorinin en genel ve temel sorunları gibidir. Çok güçsüz gibi görünür ama son duruşmada kaderi belirleyen odur. Veya toplumda maddi üretim hayatının belirleyiciliği gibidir. Son duruşmada belirleyici olan odur.
Ancak atom altı alana girdiğinizde, orada da, “güçlü kuvevet”in etkisi, elektromanyetik kuvvetten fazladır. Çünkü elektromanyetik kuvvetler alanında aynı yüklü parçacıklar birbirini iterler. Eh atomun çekirdeğinde protonların pozitif yükleri var. Bunların bir arada olmaması gerekir. Birbirilerini bizim hayır cephesindeki farklı çıkar ve eğilimleri olan güçler gibi itmesi gerekir. Dolayısıyla farklı elementlerin olmaması gerekir. Tüm evrenin sadece tek protonlardan olması gerekir. Aslında ilk önce aşağı yukarı da böyle olmuştur. Evrende aslında esas olarak Hidrojen ve helyum vardır.
Ancak diğer elementler de var. Bir Karbon atomunda bir sürü pozitif yüklü proton bir aradadır. Bunlar nasıl oluyor da bir arada bulunuyorlar? Elektromanyetik kuvvete bağlı olarak aynı yüklü parçacıkların birbirini itmesi gerekir.
İşte burada güçlü kuvvet ortaya çıkar. O kadar güçlüdür ki, elektromanyetik kuvvete bağlı olarak bir arada bulunamayacak aynı yüklü parçacıkları bile atomun çekirdeğinde bir arada tutar.
Ancak onun da bir sorunu vardır, atom çekirdeğinde, yani o küçük mesafelerde bu kadar güçlü olan bu gücün sınırı o kadar kısa mesafelerdedir. Atom çekirdeğin dışına çıkıldığında bu kuvvetin esamisi bile okunmaz olur.
İşte yıldızlar da hep bu güçlerin bir mücadelesinde son duruşmada bizim o zayıf, kısa mesafelerde esamisi okunmayan gravitasyonun diğer güçleri yenmesi ile olur.
Örneğin Yıldızlarda o kadar çok büyük bir gaz yığışması olur, kendi çekim gücüyle yıldızın merkezinde o kadar büyük bir basınç, dolayısıyla sıcaklık oluşur ki, farklı atomların çekirdekleri bu basınç altında kaynaşmaya, birleşmeye, bu sırada da enerji yaymaya başlar. Böylece yepyeni ve daha karmaşık elementler sentezlenmiş olur.
Bizler de varlığımızı bu sürece borçluyuz. Yıldızlar maddeyi Karbon ve Demire kadar dönüştürürler, yakıtları tükendiğinde de patlarken diğer elementleri yaratırlar. Bunlar evrendeki yıldızlar arası maddeye karışır ve böylece bir bakıma dünya gibi katı gezegenlerin ve hayatın ortaya çıkması için bir tür “humuslu toprak” haline gelir evren giderek. Bizler bir bakıma phöenix gibi yıldızların küllerinden gelmişizdir ve yine yıldızlara kavuşacağızdır bir gün.
*
İşte bizim #hayır diyenlerin sorunu biraz bu atom çekirdeği gibi.
#Hayır diyenlerde de Elektromanyetik kuvvet gibi kuvvetler var ki bunlar tıpkı aynı yüklü parçacıkların bir arada bulunamaması gibi dağıtıcı bir işleve sahipler. Aleviler ve Laikler ile Sünniler, ırkçı Türk milliyetçileri ve ulusalcılar ile Kürtler gibi. Bunlar birbirine karşı itici bir kuvvet etkisi yapıyor. İtici kuvveler çok baskın.
Ancak Erdoğan’ın diktatörlük hedefi ve bunun aynı zamanda bir İslam devleti ve ulusçuluğuna dayanması planı, ister istemez bu itici kuvvetlere karşı bir baskı yaratıp, “atom çekirdeğindeki “güçlü kuvvet” gibi onları bir #Hayır cephesinde bir araya gelmeye zorluyor.
Ama bu bir arada olmaktan güçlü bir enerji çıkmaz, hatta zamanla radyoaktif bozunma gibi bozunma ve dağılma tehlikesi sürekli varlığını sürdürür.
Burada başka bir kuvvetin devreye girmesi gerekir ki, sadece onları bir arada tutmasın, ama aynı zamanda onları yepyeni bir bileşimde birleştirsin ve bu birleşimden muazzam bir enerji ortaya çıksın. Yıldızların oluşumunda nasıl bu işlevi gravitasyon yapıyorsa, benzerine Toplumsal mücadelede de ihtiyaç var.
İşte biz bu gravitasyon gibi kuvveti, ancak, kitlesel bir eylemin ortaya çıkarabileceğini söylüyoruz.
Bu durumda sadece dağılma engellenmiş olmaz, aynı zamanda farklı çekirdeklerin kaynaşmasıyla yepyeni sentezlere geçilip, muazzam bir enerji de harekete geçirilebilir, yani yıldızlardaki nükleer süreçlerin başlaması ve çevrelerine ışık yaymaları gibi bir süreç de harekete geçirilebilir.
Bundan hareketle sadece #Hayır’ın zaferi sağlanmaz, elde edilen o enerjiyle, Erdoğan’dan da kurtulunur; bu merkezi ve bürokratik devletten de kurtulunur ve bu topraklarda yaşayan insanların gerçek bir biçimsel eşitliği sağlanabilir; oradan hareketle bu Ortadoğu’nun “makûs talihi” yenilebilir diyoruz.
Burada sosyal mücadeleler tarihinin sonuçlarına ve derslerine bakıyoruz.
Bu temel ders şunu der: Milyonlarca insan propagandayla, psikolojik savaş teknikleriyle veya akli argümanlarla fikrini ve kendini değiştirmez ve değiştiremez. Milyonlarca insan değişmedern de toplumun yapısı değiştirilemez. Milyonlarca insan ise ancak eylem içinde, bir şeyleri dönüştürme çabası içinde kendini de değiştirip dönüştürebilir; yani Kürtler Türkler, Aleviler, Sünniler, “Laikler”, Müslümanlar, mütedeyyinler vs. birer demokrata dönüşebilirler ve demokratlar olarak birleşebilirler.
Bunun için de, Erdoğan’ın diktatörlük hayallerinin korkunç bir tehlike ve risk olduğu kadar da büyük bir olanak sunduğunu; devrimci bir dönüşüm için, bir araya gelmeyecek güçleri bir araya getirdiğini ve bunun muazzam bir birikimin koşullarını yarattığını söylüyoruz.
Yıldızların oluşumu için bir ön koşul vardır. Yıldızlararası evrendeki gazlar çok soğuk olmalıdır. Gazlar sıcaksa zaten bir ayara gelmezler. Soğuk ise, bir araya gelip yoğunlaşabilirler ve o zaman ancak büyük çekim güçleri ortaya çıkıp yıldızın merkezinde büyük sıcaklıklar ortaya çıkıp nükleer reaksiyonlar başlayabilir.
Ve bu olanağı bizzat bizlere veren ve bunu kullanmaya zorlayan da Erdoğan’dır.
Bizim #Hayır cephesinde ise bu “soğuk gazların toplaşması” şöyle sağlanabilir:
Bugün en küçük bir politik gösteri, derhal polis şiddetiyle bastırılmakta, bu da geniş kesimlerin ve kitlelerin sokağa çıkmasının önünde en büyük engellerden biri olmaktadır.
Öte yandan, Erdoğan’ın polis devletinin baskısı olmasa, bu sefer sol hareketler hiç bir somut ve acil görev içermeyen, rozet karakterli bayrakları, pankartları, sloganları ile gelirler. Bunların her biri hem somut değildir ve her biri diğerini de itici olur. Bir Kemalist'in Atatürk, bir kürdün sarı yeşil kırmızı ile veya Öcalan posteriyle geldiği ve buna uygun sloganlar attığı bir miting dağılmaya, hatta birbiriyle kavga etmeye mahkûmdur.
Ancak işte Erdoğan bizlere fiilen politik mitingleri yasaklayarak, bizleri en temel sıradan yurttaşlık hakları ile direnmeye, sokağa çıkmaya zorlayarak, aslında bizlerin kendi irademizle başaramayacağımız bir olanağı bizlere sunmaktadır. Hiçbir pankart, flama, slogan, müzik olmadan her gün aynı yer ve saatlerde sadece bir tek #HAYIR rozeti, sembolü ile orada bulunmak.
(Bu ortak eylem dışında, başka zamanlarda ve yerlerde herkes kendi propagandasını, gerekçesini, rengini vs. kullanacaksa kullanır. Bu da yasaklanamaz ve yasaklanmamalı.)
Böyle bir eylem kısa sürede milyonlarca insanın harekete geçmesini sağlar. Bir iki ay boyunca sürdürülecek böyle bir direniş, insanlarda muazzam bir dönüşüm ve kaynaşma sağlayıp onların ön yargılarının yıkılmasının, birer demokrata dönüşmesinin ve demokratlar olarak birleşmesinin yolunu açabilir.
Bu ise öyle bir enerjiyi ortaya çıkarır ki, sadece Erdoğan değil, Türkiye’deki bu merkezi ve bürokratik devlet de, eşitsiz ve keyfi sistem de yok edilebilir.
Tıpkı bir uzun atlamacının geri çekilmesi gibi; tıpkı bir oku atmak için yayın geriye doğru gerilmesi gibi. Toplanan enerji ne kadar büyük ise, o kadar ileriye sıçrama veya oku uzağa atma imkânı doğar.
Bu nedenle, olabildiğince geri bir noktadan başlamalı. Hiç bir slogan, bayrak, pankart olmadan, sessizce ısrarla her gün aynı saatlerde aynı yerlerde bulunmak…
Bu toplumun en derin, en yoksul kesimlerini harekete geçirecektir.
Hele bir, büyük şehirlerin merkezlerinde böyle bir hareket başlasın, bir süre sonra esas kenar semtlerin bu harekete katılıp damgasını vurduğu görülecektir.
Ezilenler binlerce yıllık deneyleriyle parlayan şeylerin peşinden gitmezler. Sessiz sabırlı vakur ve kitlesel ve somut hedefleri olan eylemler onları her zaman çeker.
Ancak böyle bir hareket, o devin dizleri üzerinde, ellerini toprağa dayayarak ayağa kalkışını sağlayabilir.
Yani çok devrimci gerekçelerle, önerdiğimiz gibi bir pasif harekete itiraz edenler veya görmeyenlerin anlamadığı, hayatın bu diyalektiğidir.
Bizlerin gerçekten devrimci bir dönüşüm için şimdi hiç de “devrimci” olmayan “pasif”; bağırtısı, çağırtısı, renkleri olmayan ama kitlesel bir harekete ihtiyacımız var.
Kitlesellik ve pasiflik birbirine bağlı. Tıpkı yıldızların oluşumunda büyük bir kitlenin bir noktada oluşması için gazların soğuk olması gerektiği gibi.
Erdoğan’ın diktatörlüğüne son vermek için de ve bunu başarınca daha ilerilere gidebilmek için de ihtiyacımız olan budur.
Aksi takdirde konuyu bir propaganda veya psikolojik savaş sorunu veya akli argümanlar getirerek karşı tarafı ikna sorunu olarak ele almak, yenilgiyi baştan kabullenmek demektir.
29 Ocak 2017 Pazar
Demir Küçükaydın
@demiraltona

1 yorum:

Edibe Şahin dedi ki...

İlginç ..Özellikle sona doğru.. Ama giriş öylesine uzun ve gereğinden fazla yayılmış ki(Pazar sabahı rehaveti olsa gerek!) bugünkü koşullarda ihtiyacı olana ulaşamaz! İnsanlar bir twit okumaya sabredemiyor neredeyse! Yine de Kolay gelsin..

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...