Kayıtlar

İdlip’i Anlamak İçin Ghuta’ya Bakmak – 2013’te Ghuta’da Ne Oldu?

Resim
İki gündür yazdığımız yazılarda doğrudan Türk Devletini ve Erdoğan’ı İdlip’teki saldırının arkasında olmakla suçluyoruz. Bu suçlamayı yaparken uzun süredir savunduğumuz ve dile getirdiğimiz başka bir politika yapma tarzını savunuyoruz aslında: önce “kendi” devletini ve “kendi” milletini suçlayacaksın; devletler söz konusu olduğunda suçsuzluğunu kanıtlamak onların görevidir. Ama bu yazıda işin bu programatik, stratejik, mücadele biçimleriyle, politik mücadele verme tarzıyla ilgili yanını bir tarafa bırakalım. Somut olarak böyle bir yaklaşımın ne kadar gerekli olduğunu olgular düzeyinde görelim. İdlip Saldırısı üzerine yazan herkes ağız birliği etmişçesine, Esat’ın 2013 yılında Ghuta’da kimyasal saldırısı yaptığını ve bugün de İdlip’te aynısını yaptığını söyleyerek söze giriyor. Ve bu söze böyle girmeler öyle masum değil.

Kimyasallar Erdoğan’dan Füzeler Trump’tan

Resim
Ortada kimyasaldan ölen insanlar var. Önce bunun suçlusu kimdir diye bir araştırma yapmak gerekmez mi? Gerekir. Bu suçluyu tespit edecek teknik olanaklar var mıdır? Vardır. Televizyonlarda her gün polisiye diziler bile en basit izlerden hareketle nasıl sonuçlara ulaşılabildiğini, tekniğin ve olanakların ne kadar geliştiğini gösteriyorlar. Suçluyu ortaya çıkarmak için ne yapılır? İki taraf da diğerini suçladığına göre, tarafsız bir heyetin derhal olay mahalline gidip inceleme yapması sağlanır. Peki, bu politik olarak mümkün müdür? Evet mümkündür. Idlip’teki isyancılara Türkiye destek vermektedir ve onlara pek ala Birleşmiş Milletler’in belirlediği tarafsız bir heyetin orada inceleme yapması için olanakların yaratılmasını dikte ettirebilir.

Türkiye’nin Kimyasalı ve Allah’ın Lütfü

Resim
İdlip’e yapıldığı söylenen kimyasal silah saldırısı konusundaki tutumlara bakınca Allah’ın Trump’a ve Erdoğan’a yine bir lütufta bulunduğu anlaşılıyor. Az önce BBC Türkçede çıkan habere bakalım. Suriye’den Türkiye’ye getirilen yaralılardan ölenlerin neden öldüğü üzerine inceleme yapılıyor ve Otopsilerle ilgili hukuki süreci yürüten Adana Cumhuriyet Başsavcılığı otopsi sonucu ile ilgili şu açıklamayı yapıyor: " Görevlilerin herhangi bir kimyasal madde tehlikesine karşı koruyucu özel kıyafet giyerek katıldıkları otopsideki ilk bulgulara göre; şahısların kimyasal boğucu gaza maruz kalmaları sonucu hayatlarını kaybettikleri ve akciğerlerinde yoğun ödem bulunduğu tespit edilmiştir.

“Kötü Bir Komşu” Olma ve “Kötü” Olma Hakkı

Resim
Duyduğumda kusma duygusu uyandıran sözcüklerin başında “ tolerans ” ve “ hoşgörü ” gelir. Bunları “ ötekileştirmek ” veya “ ötekileştirmemek ” izler. Bunları da “ çok kültürlülük ”, “ çok renklilik ” izler. Keza bunları da “ yaşasın halkların kardeşliği ” izler. Daha niceleri var ama bu kadarı yeter. Bunların hepsi, nedense kendilerini solcu ve demokrat görenlerce enflasyoner bir şekilde kullanılan milliyetçi ve ırkçı kavramlardır. Ama bunları bolca kullananlar bunu bilmezler ve tam da esas sorun olan budur. En tehlikeli ırkçılık ırkçı olduğunu bilmeden yapılan ırkçılıktır; en tehlikeli milliyetçilik milliyetçi olduğunu bilmeden yapılan milliyetçiliktir.

AB’nin “Çok Gizli” Darbe Raporu Vesilesiyle Gizlilik Üzerine

Resim
“ Toplumda, "Legal" (resmî - kanunî) ve "alenî" (açık, seçik) olduğu Anayasalara yazılmış Devletin, hemen bütün gerçek vurucu güçleri "GİZLİ" çalışır ve işlerler. "Esrâar'ı Devlet" denildi mi, bütün akan sular "Yeraltına" geçer. Hepsinin "adları" açıktır : Gizli Polis, Gizli Emniyet, gizli casus, gizli Dernek, Gizli kulüp, kapılarında "içeriye yasaktır!" yazılı daireler, yapılar, alanlar, açıklanamaz "Buluşmalar", Toplantılar, Oturumlar, "Örtülü ödenekler", maskeli formüller, iki yüzlü "Haberler" bütün ilişkilere egemendir. Bütün o gizli kapaklı dünyanın topuna birden, üzerine "Devlet Sırları" adıyla anılan "Meşruiyet" perdesi indirilir. ” (Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Halk Savaşının Planları , 1970)

İki Yıl Önce Bugün İçin de Yazılmış bir Yazı

Resim
Zaman zaman aynı tarihte çok önceki yıllarda yazılmış yazılara bakarım. Bu, unutulmuş olayları hatırlamayı; olaylara daha geniş bir açıdan bakmayı; öngörüler ve değerlendirmelerin isabetli olap olmadığı bakımından özdenetimi de sağlıyor. Bugün de daha önceki yıllarda bu gün ne konularda yazmışım diye baktım. İki yıl önce, tam da bu günlerde, 7 Haziran saçimleri arifesinde “ HDP’ye Oy Ver, Barajı Yık, Diktatörü Durdur, Barışı Sürdür Girişimi ” kurulmuş. O zaman bu girişimde neden yar aldığıma dair bir yazı yazmışım. Yazıyı okuyunca “ HDP’ye Oy Ver ” yerine “ Referandum’da #HAYIR Ver ” sözcükleri geçirildiği takdirde, söylenenlerin aynen bu gün de geçerli olduğunu gördüm.

İdlib ve Zarrab - Ergenekon da Erdoğan da Sıkıştı

Resim
Fazla bir yoruma gerek yok. Sadece aşağıda sözü edilen yazılara bakmak bile yeter. Bir süre önce, Türk devletinin, Erdoğan’ın yeni Osmanlıcı Suriye hükümetini yıkma stratejisinden, Suriye hükümetini destekleme stratejisine geçeceğini yazmıştık. Bu strateji değişikliğinin nedeni yine aynı amaçtı: Kürt anasını görmesin. Bu değişikliğin mantıki sonucunun Idlib’i rejim güçlerine vermek zorunda olduğunu, bunun da selefi ve cihatçıların ya tümden imhası ya da Türkiye’ye alınmasıyla son bulacağını, her iki halde de selefi Cihatçıların Türkiye için ciddi problem olacağını yazmıştık. Bugün T-24’te yayınlanan Metin Gürcan’ın “ İdlib ve Türkiye'deki aşırıcı Selefi ağların evrimi ” başlıklı yazı, aslında farkına bile varmadan bu strateji değişikliğinin sonuçlarından nasıl sakınılacağını ve bu durumda karşılaşılacak zorlukları tartışıyor.