7 Nisan 2017 Cuma

Kimyasallar Erdoğan’dan Füzeler Trump’tan

Ortada kimyasaldan ölen insanlar var.
Önce bunun suçlusu kimdir diye bir araştırma yapmak gerekmez mi?
Gerekir.
Bu suçluyu tespit edecek teknik olanaklar var mıdır?
Vardır.
Televizyonlarda her gün polisiye diziler bile en basit izlerden hareketle nasıl sonuçlara ulaşılabildiğini, tekniğin ve olanakların ne kadar geliştiğini gösteriyorlar.
Suçluyu ortaya çıkarmak için ne yapılır?
İki taraf da diğerini suçladığına göre, tarafsız bir heyetin derhal olay mahalline gidip inceleme yapması sağlanır.
Peki, bu politik olarak mümkün müdür?
Evet mümkündür.
Idlip’teki isyancılara Türkiye destek vermektedir ve onlara pek ala Birleşmiş Milletler’in belirlediği tarafsız bir heyetin orada inceleme yapması için olanakların yaratılmasını dikte ettirebilir.

*
En basit bir suçlamada bile izlenebilecek ve izlenmesi gereken bu en basit prosedürü yerine getirmeden, Türkiye’nin, ABD’nin ve cümle batılı emperyalistlerin ağız birliği etmişçe, Suriye rejimini suçlaması ve sonunda ABD’nin füzeleri yollamasının mantıki bir izahı var mıdır?
Kaldı ki daha önceden bu konuda açık deneyler var.
Irak’a kimyasal silahlar bahane edilerek girilmişti. Olmadığı, bunun manüplasyon olduğu ortaya çıktı.
Keza daha önce Suriye yine böyle suçlanmış ve Obama tam cezalandırma yoluna gidecekken muhaliflerin Rejim’den ele geçirdikleri kimyasal silahları kullanmış olduğu ve suçu rejime yıktığı yönündeki güçlü deliller nedeniyle, bombardımandan vazgeçmişti. (Keza Rusya’nın araya girmesiyle de Suriye elindeki kimyasal silahları vermiş ve bunlar bir ABD gemisinde imha edilmişti.)
Yani böylesine manüplasyon deneylerinin de olduğu bir konuda bunca hız ve peşin hüküm niye?
Bu ancak gerçek suçluların telaşıyla açıklanabilir.
Ve bizlere gerçek suçluların nerede aranması gerektiğini göstermektedir.
*
Madem Türk Devleti ve Erdoğan, madem Trump, ABD ve bilumum Batılı devletler böyle peşin yargılı bir yol izleyip kolayca suçluyu belirleyip cezalandırıyorlar, o halde de biz de bir İnsan ve bir Yurttaş olarak aynı hakka sahibiz veya sahip olmalıyız.
Yani elimizde delil olmadan suçlayabiliriz ve bağımsız bir kurulun inceleme raporu olmadan veya tarafsız ve bağımsız mahkemelerin kararı olmadan cezalandırabiliriz.
Elbet bizim bombalarımız, füzelerimiz yok. Yaptırım gücümüz, fiziki olanaklarımız yok. Fiziki olarak cezalandıramayız.
Ama bizim vicdanlarda derin yaralar açabilecek “hakikat bombalarımız” var.
Ayrıca biz bunlar gibi aceleci de değiliz.
Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Hakikat uzun vadede ortaya çıkar.
Suçladığımıza suçsuzluğunu kanıtlama olanağı vermeden cezalandırma yoluna gitmeyeceğiz.
Ona suçsuzluğunu kanıtlamak için zaman ve imkân vereceğiz.
*
İddia ediyoruz ve aksini ispatlamaya çağırıyoruz.
Kimyasal silahın suçlusu Erdoğan’dır ve dolayısıyla Türk devletidir.
Aksini kanıtlayamadıkları sürece suçludurlar ve vicdanlarda suçlu muamelesi görmelidirler.
Evet, iddia ediyoruz.
O kimyasallar oraya Türk devleti ve Erdoğan tarafından yollandı.
Suriye tezgâha düşürüldü.
Bunun nasıl olduğunu bilmiyoruz.
Örneğin Suriye devletine, Türk istihbaratının ele geçirdiği muhbirler aracılığıyla yanlış istihbarat verilmiş ve Suriye’nin kimyasalların bulunduğu bir depoyu bombalamasına yol açılmış olabilir.
Veya bombalanan bir yere bizzat kendileri kimyasal salıp Suriye kimyasal silah kullanmış gibi bir görünüm yaratmış olabilirler.
Ancak tarafsız ve bağımsız bir uzmanlar kurulunun bunu kolaylıkla ortaya çıkarabileceğini düşünüyoruz.
Türkiye ve Erdoğan suçsuzluklarını kanıtlamak istiyorlarsa İdlip bölgesine böyle bağımsız bir heyetin gelmesine ve orada araştırmalar yapmasına imkân tanımalıdırlar. Böyle bir imkânı yaratmadıkları sürece suçlu kabul edilmelidirler suçlu muamelesi görmelidirler.
Devletler ve hele Türk devleti her zaman baştan suçludur ve suçsuzluğunu kanıtlamak ona düşer.
*
Evet, iddia ediyoruz, o gazlar Erdoğan tarafından oraya yollandı. Yani Türk devletinin istihbarat örgütleri tarafından. Özellikle de Erdoğan’ın tam kontrolündeki kesimler tarafından.
Erdoğan sıkışmıştı. İslamcı ve yeni Osmanlıcı hayalleri gömülmüştü ve Türk devletinin içindeki belli eğilimleri yansıtan kimi kalemler bir süreden beri, Kürtlerin bir oluşumuna izin vermemek için, Suriye devletini desteklemek gerektiği yönünde kalem oynatmaya başlamıştı. Bir strateji değişimi geliyordu.
Böyle bir stratejide Esad’ın oradan uzaklaştırılmasını açık hedef ilan etmiş bir Erdoğan’ın yeri olamazdı.
Öte yandan referandumda büyük bir olasılıkla #HAYIR çıkacaktı ve bu sonuç bu strateji değişimiyle birlikte Erdoğan’ın sonunun başlangıcı demekti.
Bu müstakbel strateji dönüşüne paralel, uyumlu ve bunu destekleyen bir dönüş de ABD’den geldi. Esad’ın uzaklaştırılması gibi bir önceliğin olmadığı söylendi.
Bu tam da Türk devletinin referandum sonrası stratejisine tencere ve kapağı gibi uyan bir pozisyondu ve Erdoğan için artık yolun sonunun görüldüğü anlamına geliyordu.
Bunlar olurken Rusya ve Suriye İdlib’te bir saldırıya hazırlanıyorlardı.
İşte tam bu sırada birden kimyasal silah olayı oldu.
Bunu hazırlayan Erdoğan’dan ve onun kontrolündeki Türk devletinin aygıtlarından (örneğin MİT) başkası olamaz. (Tabii İsrail devletini ve istihbaratını da unutmamalı.)
Erdoğan içinde bulunduğu çıkmazdan çıkabilmek veya sonunu geciktirebilmek için bu tezgâhı kurdu.
Aksini kanıtlamak kendisine düşer.
*
Trump da iç politikada iyice sıkışmıştı ve bizzat cumhuriyetçiler içinde bile tecrit olmuştu.
Erdoğan’ın bu tezgâhı Trump’a al da at anlamında bir pas gibi geldi ve o da bunun üzerine atladı.
Böylece Trump ne kadar kararlı olduğunu, Rusya ile çatışmayı bile göze alabildiğini gösterebilecekti.
Tabii aslında Suriye’yi işgal edemezdi.
Uçak yollasa Rus füzeleri düşürürdü.
Bu durumda Rusya ile konuşup durumu kurtaracak bir şekilde, füzeler zaten pek kullanılmayan bir üsse yollanarak durum idare edilmiş oldu.
Trump da, ABD’deki Trump’a muhalefet eden ve onu kontrol altına almak isteyen Cumhuriyetçiler de konumlarını güçlendirdi.
Rusya ve dolayısıyla Suriye’ye haber verilerek ve de pek kullanılmayan bir üsse füzeler yollanarak onların da belli bir ölçüde durumu kurtarılmış gibi oldu.
Trump’ın bu ilk hamlesi son hamlesi de olabilir.
*
Batılı devletler, ABD’nin içindeki farklı fraksiyonların ve stratejilerin arasındaki mücadeleler; Türk devletinin içindeki mücadeleler, bir süre sonra, kimyasalların nereden ve nasıl geldiğine dair bilgilerin ortaya dökülmesine yol açabilir ve bu kimyasal işi Erdoğan’ın ayağına dolaşabilir.
Ama hepsinin üstü en azından bir süre için örtülebilir de.
Ve uluslararası dengeler son anda Erdoğan’ın imdadına yetişebilir de.
Hep bekliyorduk bu adam bir şeyler yapar diye.
Yaptı.
Kim bilir belki Şengal’e bir de sefer açar son bir çırpınışla.
7 Nisan 2017 Cuma
Demir Küçükaydın
@demiraltona
Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:
Videolarımız şu adreste:
Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.
Kitaplarımız buradan indirilebilir.




Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...