30 Mart 2017 Perşembe

İdlib ve Zarrab - Ergenekon da Erdoğan da Sıkıştı

Fazla bir yoruma gerek yok. Sadece aşağıda sözü edilen yazılara bakmak bile yeter.
Bir süre önce, Türk devletinin, Erdoğan’ın yeni Osmanlıcı Suriye hükümetini yıkma stratejisinden, Suriye hükümetini destekleme stratejisine geçeceğini yazmıştık.
Bu strateji değişikliğinin nedeni yine aynı amaçtı: Kürt anasını görmesin.
Bu değişikliğin mantıki sonucunun Idlib’i rejim güçlerine vermek zorunda olduğunu, bunun da selefi ve cihatçıların ya tümden imhası ya da Türkiye’ye alınmasıyla son bulacağını, her iki halde de selefi Cihatçıların Türkiye için ciddi problem olacağını yazmıştık.
Bugün T-24’te yayınlanan Metin Gürcan’ın “İdlib ve Türkiye'deki aşırıcı Selefi ağların evrimi” başlıklı yazı, aslında farkına bile varmadan bu strateji değişikliğinin sonuçlarından nasıl sakınılacağını ve bu durumda karşılaşılacak zorlukları tartışıyor.

Yani değişikliğe hazırlananlar bunu nasıl yapacaklarını ve yatkıcı sonuçlardan nasıl korunacaklarını tartışıyorlar.
Tıpkı biraz Erdoğan’ın “İbreyi evet’ten yana döndürmek” istemesi gibi, dilin ağrıyan dişi kurcalaması gibi bir itiraf.
Aynı şekilde El Monitor’da çıkan çeşitli yazarlardan ayrıntılara dayanan ve de imzasız “Suriye’deki kritik fay hattı Rakka’dan çok İdlib olabilir” başlıklı yazı da yine aynı konuya yoğunlaşıyor.
Bu yazılar ister istemez, er veya geç Türk devletinin stratejik dönüşe hazırlandığını ve bunun nasıl yapılacağını, ortaya ne gibi sonuçlar çıkacağını ele veren yazılar.
Ama böyle bir stratejik dönüş Erdoğan’la olmaz. Çünkü Erdoğan Esad’a karşı köprüleri atmış biri. Şam’da Namaz kılmaktan, Esad’ı Ankara’ya namaz kılmaya davet etmeye omurgasız yumuşakçalar bile dayanamaz.
O nedenle Türk devletinin Kürt düşmanı refleksleri açısından bile Erdoğan artık bir arada gidilemez bir güç.
Gitmesi istemem yan cebime koy olur.
*
Öte yandan çeşitli istihbarat örgütlerinin yaptığı 15 Temmuz darbesi ile ilgili açıklamalar da Ergenekoncu, Avrasyacı güçlerle Ergenekoncuların ittifakının da NATO’cu ve batıcı kesimin tasfiyesini amaçladığı ama bunun kabul edilmeyeceğinin bir ifadesi.
Tabii buna paralel olarak gerçekleşen son gelişme de en az o ölçüde önemli. Gelişme: Halk bankası yöneticilerinden Hakan Atilla’nın New York’ta kendi ayağı ile gitmişken tutuklanması.
Büyük bir olasılıkla kendisi gidip konuşması karşılığında küçük bir cezayla kurtulması yönünde bir anlaşma yapılmış olabilir.
Çünkü öğreniyoruz ki, bu akçeli işler yapılırken, işin kitabına uydurulması için sürekli uğraşmış. Bu kadar da olmaz deyip durmuş. İşin kitabına uydurulmamasından dolayı rahatsızlığını ifade etmiş biriymiş.
Bu durumdaki bir kişinin Amerikan savcılarıyla daha kolay ve gönüllü işbirliği yapacağı tahmin edilebilir.
Çünkü bizzat kendisi rahatsızlığını birçok kez belirtmiştir ve bunun kanıtları da dosyada bulunmaktadır. İş birliği de yapınca hafif bir cezayla kurtulabilir
Bu konuda TR724’te çıkan Ahmet Dönmez imzalı “Kim bu hakan Atilla? başlıklı yazıdaki bilgiler çok ilginç.
Yine aynı yayında çıkan Vehbi Şahin imzalı “Zarrab kâbusu” yazıda da ilginç bağlantılar anlatılıyor.
Bu bağlantıların er veya geç Erdoğangillere dokunacağı tahmin edilebilir.
Çünkü aynı kareler içinde yer alıyorlar.
Bu da Erdoğan’ın er veya geç bir mahkeme huzuruna çıkarılacağı anlamına gelir.
*
Erdoğan’ın niye kontrolü kaybettiği böylece daha iyi anlaşılabilir.
Giderek sonunun geldiğini görüyor ve artık hiçbir şey yapacak durumda değil.
Dün hiçbir ayrıntısını bilmeden psikolojik analizden yola çıkarak Erdoğan’ın kontrolü kaybettiğini yazmıştık.
Murat Yetkin aynı gün yazdığı yazı ile bunun arka planını, gelen anket sonuçlarının hiç hesaplanmayan çadır ziyaretlerine yol açtığını yazmış, tahminimizi bilmeden doğrulamıştı.
Sahadan gelen haberler #Hayır’ın sadece önde gitmediğini; ek olarak artan bir yükselme eğilimi taşıdığını gösteriyor.
İstanbul ve büyük şehirlerde #HAYIR’ın önde olduğunu iktidar kalemleri bile artık yazıyor. Bugün İstanbul neyi konuşursa yarın Anadolu onu konuşur. Ve yirmi gün İstanbul’un #HAYIR’lı aşısının evet virüsüne karşı Anadolu’ya nakli için epey bir zaman sunar.
*
Bütün bunlar iki sonuca yol açacaktır.
a)      Erdoğan son bir çırpınışla giderek daha çılgınca şeyler yapabilir
b)      Erdoğan paniğini ve kontrolü kaybettiğini ele veren yeni sözler edecek ve yeni davranışlar yapacaktır.
Ne yaparsa yapsın bunlar onun sonunu hızlandırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir.
30 Mart 2017 Perşembe
Demir Küçükaydın


Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...