4 Nisan 2017 Salı

AB’nin “Çok Gizli” Darbe Raporu Vesilesiyle Gizlilik Üzerine

Toplumda, "Legal" (resmî - kanunî) ve "alenî" (açık, seçik) olduğu Anayasalara yazılmış Devletin, hemen bütün gerçek vurucu güçleri "GİZLİ" çalışır ve işlerler. "Esrâar'ı Devlet" denildi mi, bütün akan sular "Yeraltına" geçer. Hepsinin "adları" açıktır : Gizli Polis, Gizli Emniyet, gizli casus, gizli Dernek, Gizli kulüp, kapılarında "içeriye yasaktır!" yazılı daireler, yapılar, alanlar, açıklanamaz "Buluşmalar", Toplantılar, Oturumlar, "Örtülü ödenekler", maskeli formüller, iki yüzlü "Haberler" bütün ilişkilere egemendir. Bütün o gizli kapaklı dünyanın topuna birden, üzerine "Devlet Sırları" adıyla anılan "Meşruiyet" perdesi indirilir.” (Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Halk Savaşının Planları, 1970)

Biri evrensel ölçüde geçerli programatik ve stratejik, diğeri özellikle Türkiye’deki mücadele için geçerli taktik ve mücadele biçimleri bağlamındaki iki yanlış anlayışı ele alabilmek için bir süredir gizlilik ve açıklık, legalite ve illegalite (yasallık ve yasa dışılık) üzerine yazmayı düşünüyordum.
Birincisi sorun şudur:  bütün dünyada sosyalistler ve demokratlar, gizlilik ve açıklık konusunda tamamen yanlış bir stratejiye ve programa sahiptiler.
Bütün devletler yurttaşların veya ulusun emniyeti ve selameti adına, yurttaşlardan gizli faaliyet yürütürler ve yine bu emniyet adına yurttaşları kontrol altında tutarlar.
Sol ve demokratlar ise bu gizliliğin kendisini hiç sorgulamadan, yani devletlerin gizli organlarının varlığını kabul ederek, tamamen özel hayatın gizliliğini savunma üzerinden bir mücadele yürütüyor.
Solcu bilgisayar programcıları özel hayatın gizliliğini koruyacak şifreleme yöntemleri vs. geliştirmeye çalışıyorlar.
Bu hem yanlıştır hem de beyhudedir.
Solun özel hayatın gizliliği gibi devlet karşısında olanaksız bir çabaya girmektense, tüm ekonomik, politik, siyasi ve kamusal hayatın açıklığı gibi bir programı savunup böyle bir stratejiye geçmesi gerekir.
Bütün devlet organlarının, kamu kuruluşlarının, şirketlerin, bankaların, derneklerin vs. her organın her türlü toplantısı, tüm kararları tüm yurttaşlara açık olmalıdır. Böyle bir hedefe yönelik olarak geniş kitlelerin hem siyasi eğitimi başarılabilir, insanlar birer demokrata dönüşmeye başlayabilir; hem de “özel hayatın gizliliğini savunma” bireylerin çabası olmaktan; hatta gizli çabası olmaktan çıkar; açık ve politik bir mücadelenin konusu olur.
Böyle bir program ve strateji var olan devletleri, şirketleri, kuruluşları, yani egemen sınıfı can evinden vurur. Onun bütün ideolojik egemenliğini sarsar. Böyle bir program, toplumdaki bütün pislikleri bir darbede temizleyecek bir programdır.
Özetle, başta devlet olmak üzere tüm kuruluşlarda gizlilik legal olmaktan çıkarılmalıdır.
Gizlilik sadece bireyler için geçerli olmalıdır.
Zaten hiçbir kuruluşun gizlilik hakkı olmadığında, bu hak sadece bireyler için geçerli olduğunda, insanların gizliliğine tecavüz edebilecek bir organ fiilen var olamaz.
Öte yandan bireylerin gizlilik hakkı ama bütün kuruluşların tüm karar ve çalışmalarının açıklık zorunluluğu ve görevi, bir ruh hastasının bile toplumsal ve ortak yaşama karşı bir girişimde bulunmasına bir imkân tanımaz.
Bu tarz bir yaklaşım ayrıca işçi hareketinin geleneğine de uygundur.
Ekim Devrimi’nden önce Bolşevikler bütün gizli anlaşmaları açıklaşacaklarını söylemişler ve açıklamışlardı.
İşçi hareketi, bütün ticari sırların açıklanması parolasını savunmuştu özellikle kriz zamanlarında kapitalistlerin işçileri çıkarmaları ve fabrikaları kapatmaları gibi girişimleri karşısında.
Önerilen strateji bu geleneğin genişletilmesi ve mantık sonuçlarına götürülmesinden başka bir şey de değildir.
*
İkinci sorun şudur: sol hareketlerin, örgütlerin gizlilik anlayışları deve kuşunun kafasını kuma sokmasından daha fazla bir anlam taşımaz; devletten gizlilik amacıyla yapılan işler aslında halktan gizlilikten başka bir sonuç ortaya çıkaramaz.
Örneğin bütün sol hareketlerin e-mail gruplarının tartışmaları sadece üyelerine açıktır.
Devletin gizli organlarının geniş olanaklarıyla bu gibi e-mail gruplardaki tartışmaları hiçbir zorluk çekmeden izleyecekleri açıktır.
Bu durumda bir grubun tartışmalarını gizli tutmak aslında onu sadece haltan, yurttaşlardan gizlemeye yaramaktadır.
Bu kadar açık olmasına rağmen hala böyle gizlilikte ısrar edilmesi ise, aslında belli bir grubun, örgütün vs. devletten gizlilik bahanesinin ardına sığınarak kendi çıkarını veya egemen konumunun sürdürmesi amacına hizmet eder çoğu kez.
İşçi ve sosyalist hareketin tarihsel deneyi de, yani legaliteden yararlanma mücadele biçimleri de unutulmuş bulunuyor.
Tıpkı programatik ve stratejik bağlamda olduğu gibi örgüt ve mücadele biçimleri alanında da gizliliğin ele alınışında, bu geleneklere dayanan ama günün dünyasının acil ihtiyacı olan değişiklikler gerekiyordu.
Ve yine bunun yanı sıra ve bunlarla bağlantı içinde, şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin sunduğu geniş olanaklar üzerinde de durmak gerekiyordu.
Özetle, bu iki alandaki anlayışlarda da tam bir “Kopernik Devrimi” gerekiyordu.
Zaten son #HAYIR kampanyasının başlarında, tamamen yurttaş hakları alanında kalarak birleştirici ve kitlesel ama pasif ve legal bir #HAYIR eylem biçimiyle,  konuyu somut bir öneri biçiminde de ortaya koymuştuk.
Bu somut önerinin ardındaki anlayış ve dersleri açıklayabilmek için de böyle bir arka plan yazısı yazmak gerekiyordu. İşte bugün  Artı Gerçek’te yayınlanan Yavuz Baydar’ın “İşte AB’nin ‘çok gizli’ darbe raporu” konuya giriş için bir vesile olabilir.
*
Bilindiği gibi bir süredir çeşitli ülkelerin gizli haber alma servisleri açık açık 15 Temmuz darbesini Gülencilerin yaptığına dair şimdiye kadar kesin bir delil ortaya çıkmadığını, Erdoğan’ın bu darbeyi kendi amaçları ve darbesi için kullandığını belirten açıklamalar yapıyorlar.
Bütün bu açıklamalara rağmen, Erdoğan bunların hiç birine karşı “Ey…” diye başlayan kabadayıca efelenmelerini yapamıyor. Sesi çıkmaz olmuş durumda.
Çünkü bu konulardan söz ettiği takdirde, bir cam fanus içinde tutmaya çalıştığı AKP’li seçmenin kafasının iyice karışacağını da biliyor. Bu ithamları duymazdan, bilmezden gelmeyi yeğliyor.
Ama öte yandan bu istihbaratçı konuşmaları ve bilgi sızdırmalarından sonra o ülkelere yönelik efelenmeleri de bitmiş durumda. Yani fazla üzerlerine de gidemiyor, o ülkelerin ellerindekinin ucunu bile göstermeleri Erdoğan’ın sesini kesmesine yetmiş bulunuyor.
Yavuz Baydar’ın bugün neredeyse tamamının Türkçe tercümesini aktardığı rapor EUINTCEN (EU Intelligence Analysis Centre – Avrupa Birliği Haberalma Analiz Merkezi)  isimli Avrupa Birliği organına ait.
Wikipedya’daki bilgilere göre bu kuruluş, kendisi istihbarat toplamıyor; üye ülkelerin istihbarat kuruluşlarının bilgilerinden çıkarılan sonuç ve değerlendirmeleri, AB üyesi ülkelerin sınırlı sayıdaki yöneticilerinden konu ve bölgeyle ilgili olanlara,  “sınırlı” ve “çok gizli” olarak veriyor.
Yani EUINTCEN Avrupa Birliği ölçüsünde bir stratejik değerlendirme organı; rapor da organın hazırladığı bir değerlendirme.
Raporun tarihi 24 Ağustos, yani darbe teşebbüsünden neredeyse bir aydan biraz fazla zaman sonrasının tarihini taşıyor. Yani bugün duyduğumuz sonuçlara, 15 Temmuz’dan hemen bir ay kadar sonra varmış belli başlı Avrupa Birliği ülkelerinin istihbarat örgütleri.
Ama sızdırılması 17 Ocak, yani beş ay sonra.
Aslında son zamanlarda çeşitli istihbarat teşkilatı yöneticilerinin beyanlarının sızdırılan rapordakileri tekrar olduğu görülüyor.
Okuyucu bu metni Yavuz Baydar’ın raporun neredeyse tamamını içeren yazısından okuyabilir.
*
Bu rapor okunduğunda şu görülür: Bu raporda Türkiye’de yaşayan, olayları biraz olsun izlemeye çalışan herkesin bilmediği veya şaşıracağı hiçbir olgu yoktur.
Yani aslında bütün Avrupa’nın gizli servislerinin ortaklaşa ilgilerinden oluşan gizli raporun gizli hiçbir yanı yoktur.  Raporda sıralanan olgular, anlatılan olaylar herkesin gözü önünde olanlar, bilinenlerdir.
Bu raporun çıkardığı sonucu, biz hiçbir bilgiye dayanmadan, sadece toplumsal güçlerin nesnel çıkar ve eğilimlerinden hareketle zaten darbenin hemen ardından yazdığımız yazılarda ifade etmiştik.
O halde bu olgudan ne gibi sonuçlar çıkarmak gerekir?
Birinci sonuç, komplo teorilerinin nasıl bir saçmalık olduğudur. Komplo teorileriyle açıklanmaya çalışılan her şey, toplumsal güçlerin, devletlerin, sınıfların nesnel eğilimleri ve çıkarlarıyla kolayca sosyolojik ve politik olarak açıklanabilir.
Komplo teorileri gizli bir takım ilişkileri açıklamaz, açık olan ilişki ve çıkarları gizlemeye, yanıltmaya yararlar.
En gizli bilgiler, en kurnazca aldatmacalar bile aslında biraz dikkatlice bakınca görülebilecek, çocukça hilelerden başka bir şey değildirler.
O halde, bir devrimci, bir sosyalist, bir demokrat her zaman gücünü, enerjisini ve dikkatini var olan açıktaki sınıfların, güçlerin nesnel eğilimlerine, çıkarlarına, bunların nedenlerine yöneltmeli sosyolojik olan üzerinde yoğunlaşmalıdır.
İsabetli politik değerlendirmeler gizli bilgilere ulaşmakla değil, bilinenlerden hareketle yapılabilir. Sorun gizli bilgileri ilişkileri bilme sorunu değil; açıktakileri görebilme ve anlayabilme sorunudur.
O halde bu raporların içeriği değildir önemli olan, bu raporların açıkça ifade edilmesi ve bunun şimdi yapılmasıdır.
Avrupa Birliği, Erdoğan’a veya en azından Erdoğan’ın başkanlığına kırmızı kart göstermiş bulunuyor.
Bunu hiçbir yanlış anlamaya imkân vermemek için de gizli bir raporu sızdırarak; açık ederek yapıyor.
4 Nisan 2017 Salı
Demir Küçükaydın
@demiraltona
Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:
Videolarımız şu adreste:
Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.
Kitaplarımız buradan indirilebilir.



Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...