Kayıtlar

Kıvılcımlı’nın 42. Ölüm Yıldönümü Vesilesiyle Eleştirel Bir Değerlendirme

Resim
Kıvılcımlı, 11 Ekim 1971’de doğduğu yerlere yakın Belgrad’da öldü. Bugün öleli 42 yıl olmuş. Kıvılcımlı, Türkiye’den çıkmış ve hala yanına varılamamış, en önemli bilim insanı ve devrimci olma özelliğini koruyor. Ne yazık ki, bu büyük torisyen ve devrimci hala, bırakalım dünyayı bir yana, Türkiye’de bile bilinmiyor. Bugüne kadar ciddi bir biyografisi bile yazılmış değil. Eserlerinin bilimsel bir edisyonunun yayını ise hayal gücünün ötesinde. İşin acı yanı, askeri bürokratik oligarşi, Deniz Gezmiş veya Che Guavera’ya yaptığı gibi, onun de içini boşaltarak, ulusalcılığın sembollerinden biri haline getirmeye çalışıyor, hatta bunu büyük ölçüde başardığı bile söylenebilir. Öte yandan Gezi hareketi ve özellikle Anti Kapitalist Müslümanlar, Kıvılcımlı’nın güncelliğinin ve öneminin yeni bir kanıtıydı. Belki katılanların çoğu suda yaşayıp da yuda yaşadığını bilmeyen balıklar gibi arkında bile değildir ama Kıvılcımlı’nın ruhu Gezi’deydi. Şahsen gerek bir insan, gerek bir devrimci o...

“Muhacir Olmak da Varmış” - “Rumelili Bir Kalem Efendisinin Anıları” Üzerine

Resim
“Muhacirlik Peygamber zanaatıdır.” Halk deyişi Bahaeddin Demir Aydın isimli bir Osmanlı memurunun anıları yayınlandı geçenlerde [1] . Anıları yazan dedemdi. Yazılışından heredeyse bir asır sonra yayınlanabilmişlerdi. Anılar yayına hazırlanırken, torunu olarak, bir önsöz veya sonsöz olarak kullanılabilecek bir yazı yazmam  istenmişti. O zamanlar ön veya son söz olarak kullanılabilmek üzere yazdığım yazıyı “ Dedemin Adının ve Anılarının Peşindeki Arayışlar ”  başlığıyla bloğumda yayınlamıştım. Ama çok sınırlı bir okuyucu kitlesine ulaşabilmişti. Şimdi kitap çıktı ama yer sınırı nedeniyle bu ön/son sözün küçük bir bölümü kitapta yer alabildi. Kitabın yayınlanışı vesilesiyle kitapta sadece küçük bir bölümü yer alabilen bu yazyı tekrar yayınlıyorum. Demir Küçükaydın 22 Eylül 2013 Pazar

12 Eylül Üzerine Düşünceler

Resim
(Bir 12 Eylül daha geçmiş. Yeni bir yazı yazmak gerekmiyor. “Güneşin altında yeni bir şey yok”. 2009 yılında yazdığımız bir yazıyla tekrar 12 Eylül’ün ele alınmasındaki metodolojik yanlışları hatırlatalım . 12 Eylül üzerine yazdığımız yazılar küçük bir kitap oluşturuyor. Bu kitap şu adreslerden indirilebilir: https://drive.google.com/?usp=chrome_app#folders/0BxCB_Gtx8VYASHQ3dXN1MmZlSmc http://issuu.com/demir/docs/demir_kucukaydin_-_12_eylul_uzerine http://de.scribd.com/doc/132218989/Demir-Kucukaydin-12-Eylul-Uzerine-Yazilar-V-3-pdf 12 Eylül 2013 – Demir Küçükaydın) * 12 Eylül Nedir? 12 Eylül, Türkiye'de solun ve sosyalistlerin her kapıyı açan her sorunu açıklayan sihirli formülüdür. 60'lı yıllarda, Türkiye'nin aydınlarının henüz Marksizmle yeni tanıştıkları dönemde, "temel neden ekonomiktir" diyerek toplumsal sorunları açıklamak Marksizm sanılırdı. 12 Eylül'den sonra "temel neden 12 Eylül'dür" açıklaması demokratlığın ya ...

Nişanyan’ın “Din ve Akıl Semineri”ne Hariçten Gazeller (2) - Yanlış Anlamaları Önlemek İçin Başlangıç Notları

Resim
Nişanyan’ın “ Din ve Akıl Semineri ”ne yapılan ilk başlangıç eleştirisini Sayın Nişanyan nezaket göstererek Facebook’taki sayfasında paylaştı. Gerek paylaşırken kendisinin koyduğu not, gerek sonradan birçok okuyucunun yazdıkları notlar, birçok önyargı ve yanlış anlama olduğunu gösterdi. Eleştirinin özünün kaybolmaması ve gereksiz yan yollara sapmaması için, yanlış anlamaları gidermek, önce “mıntıka temizliği” yapıp alanı “molozlardan” temizlemek gerekiyor. Bu yazıda kısaca bunu deneyelim. * Birincisi, Sayın Nişanyan’a eleştiri Nişanyan’ın kişiliği ile ilgili değildir. Çünkü genellikle birisinin görüşleri eleştiriliyorsa bu ona bir düşmanlık gibi kavranmaktadır. Kimi yorumlarda görüleceği gibi, kimi hayranları ya da okurları eleştiriyi böyle kavrama eğilimi göstermişlerdir. Nişanyan şahsen çok değer verdiğim, bu çorak topraklarda benzerine nadir rastlanan, çok yönlü, yaratıcı, enerji dolu, provakatif ve daha burada saymakla tükenmeyecek özelliklere sahip bir kafadır.

Nişanyan’ın “Din ve Akıl Semineri”ne Hariçten Gazeller

Resim
Neredeyse bundan on yıl önce, 2004 Yılında “ Tersinden Kemalizm – İsmail Beşikçi’nin Eleştirisi - Alevilik, Din, Ulus, Bilim ve Politika ” [1] başlıklı kitabımızda din konusundaki klasik yaklaşımları alt üst eden ve Din’i bir inanç olarak tanımlamanın, bunun için de bir akıl ve inanç (veya özel ve politik) ayrımı yapmanın [2] , bu kategorileri toplumsal örgütlenmenin aracı olarak kullanmanın bizzat kendisinin modern toplumun dini olduğunu keşfetmiştik. Bu keşfin bütün bilinenleri ve yaygın yargıları alt üst eden sonuçları vardı. Bu sonuçların en önemlilerini “ Marksizm'in Marksist Eleştirisi ” adlı kitabımızda ilk kez sistematik olarak açıklamayı denedik. Ayrıca çeştli yazılarımızda konuya tekrar tekrar dönerek, bu sonuçları sistemleştirme çabamızı sürdürdük.

Rojava Devrimi ve Gezi Direnişi’nin Kaderi

Resim
Rojova’da ortaya çıkan Kürt yönetimine karşı El Kaide kökenli hareketlerin bir imha saldırısına hazırlandıkları; buna karşılık da PKK’nın adeta bir topyekun seferberlik ilan ettiği; sonucu bütün Suriye ve Ortadoğu’yu etkileyecek savaşın arifesindeyiz. İkinci Dünya savaşının kaderi Stalingrad önlerinde belirlenmiş, sonraki yarım yüzyıl yeryüzünün kaderini o savaşın sonucu belirlemişti. Önümüzdeki günlerde Kürtlerle bu faşist İslamcılar arasındaki savaş büyük bir olasılıkla, Ortadoğu çapında bir küçük Stalingrad anlamını taşıyacaktır. Bu savaşan sonunda muhtemelen Öcalan ve PKK birden Ortadoğu’nun en önemli aktörlerinden biri, birçokları için de biricik umut olarak ortaya çıkacaktır.

Seçimlere Nasıl Girileceği Tartışması Üzerine

Resim
Seçimlere nasıl girileceği tamamiyle taktik bir sorundur. Yani aynı amaçlarda , aynı stratejid e (o amaçlara ulaşmak için hangi güçlere dayanılacağı veya dayanmak gerektiği) anlaşanların, hangi örgüt ve mücadele biçimlerini seçeceği sorunudur. Bu mücadele biçimlerini belirlerken de, bir yükseliş ve hücum fazında mı; yoksa bir savunma ve gerileme   fazında mı olunduğunun doğru tesbitinin hayati önemi vardır. Ancak teorik ve kategorik olarak taktik bir sorundur. Gerçek mücadelelerde, genellikle aynı konumda ama farklı amaçlara sahip güçler arasındaki mücadelelerde, programatik ve stratejik ayrılıklar, sanki aynı program ve stratejide anlaşanların arasındaki taktik ayrılıklarmış gibi tartışılırlar. Ama böyle tartışılınca da gerçek tartışılması gereken tartışılmaz ve bu tartışmalar ilerletici olmaz. Olmaz ama böyle yürütülen bir tartışma, tarafların fikirlerini mantık sonuçlarına kadar götürmedene durumu sürdürmelerini; bir kopuşmaya gitmeden fiili işbirliğini sürdürme...