Kayıtlar

Eleştiri Yıkıcı Olmalıdır!

Resim
Ertuğrul Kip arkadaş, her ne kadar bana hitaben değil, (ağır delikanlılar ve olgun insanlar öyle somut kişilere hitap etmezler, ortaya konuşurlar isteyen üzerine alır, öyle beş para etmez kişileri muhatap alıp adamdan sayıyor görünmenin de alemi yoktur zaten) ortaya “eleştiri, kısa, özlü, yapıcı olmalı” diye bir yazı yazmış. Biz de üzerimize aldık ve her ne kadar muhatabımız bizi muhatap almasa da biz onu muhatap alarak bir cevap verelim. * Evet, “ eleştiri yıkıcı olmalıdır ” demenin zamanı şimdi. Ne demek “ yapıcı ” eleştiri? Eskiden beri burjuvazi “ eleştiri yapıcı olmalıdır yıkıcı olmamalıdır ” bayağılıklarını tekrarlar ve biz sosyalistler bu bayağılıklarla alay ederdik. Şimdi artık sosyalistler başlamış bu bayağılıkları tekrarlamaya, unutmuşlar bütün devrimci gelenekleri. Lenin’de, Marks’ta, Engels’te bir tek kelime bulamazsınız “ eleştirilerin yıkıcı değil yapıcı ” olması gerektiğine dair. Bulamazsınız. Çünkü onlar böyle bayağılıklara pirim vermezlerdi. Onlar için...

Uzun Yazmak Üzerine Uzun Bir Yazı (Kısaltılmış Versiyon)

Resim
(…) Açık mektubunuza uzun yazdığım eleştirisiyle başlıyor ve şunları diyorsunuz: " ÇP tartışmaları sitesinde yazdıklarını okumaya çalışıyorum. Öncelikle yazdıkların çok uzun. Uzun yazılarınızda anlattığınız özü yakalayana kadar konunun bütünlüğü kaçırılıyor. Bu anlamda daha öz ve fazla uzatmadan söyleyeceklerinizi söyleseniz daha az yorucu olacak." Şimdi bu eleştirinizi ve bu eleştirinin ardındaki fikirleri, varsayımları ele alalım. Birincisi, politikada biraz tecrübe sahibi insanlar bilirler ki, biçimsel itirazların ardında daima içeriğe ilişkin itirazlar vardır. Dolayısıyla uzun yazdığım itirazlarının ardında da yazdıklarımın içeriğine ilişkin itirazlar vardır. "Uzun yazıyor" şikayetleri aslında o uzun olduğu söylenen yazılarda dile getirilen görüşlere karşı, ama bunu açıkça ifade etmek ve bu görüşlerle açık bir tartışmaya ve yüzleşmeye girmekten kaçınmayı sağlayan, içeriğe olan bir itirazı o içeriği tartışmadan ve gündeme almadan biçimsel itirazların ...

Liberaller (Taraf) ve AKP Ergenekonu ve Askeri Bürokratik Oligarşiyi Niçin ve Nasıl Destekliyor?

İlk bakışta yukarıdaki başlık saçma gibi görünebilir. Ama öz ve görünüm aynı olsaydı bütün bilim gereksiz bir şey olurdu. Bir çağ nasıl onun kendi hakkındaki yargılarıyla yargılanamazsa, politik eğilimler ve güçler de yargılanamazlar. Politik güçlerin deklare edilmiş amacları ile bu amaçlar için yaptıkları ve yapmadıkları arasında farklar ve çelişkiler vardır. Bu çelişkilere ve gerçekten yapılan ve yapılmayanların sonuçlarına bakıldığında ortaya çıkan Liberallerin ve AKP'nin nesnel olarak Askeri Bürokratik Oligarşiyi destekledikleridir. "Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarılma döşelidir".

Da Vinci Şifresi’nin Şifresi

Resim
Polisiye Roman, akla bir övgüdür. Eğer yeterli veriler varsa, doğru bir akıl yürütmeyle, bağlantılar göz önüne alınarak bilinenlerden bilinmeyene ulaşılabileceğinin bir kanıtıdır her klasik polisiye roman. Da Vinci Şifresi ise, her ne kadar bir polisiye romana benziyorsa ve Roman daha ilk satırlarında bir cinayetle başlıyorsa, ilk bakışta suçsuz birini suçlu gibi gösteren deliller görülüyorsa da, romanın gerçek kahramanı, polisiye romanların klasik kahramanı Polis Müfettişi değildir. Polis Müfettişinin yanıltıcı delilleri ayıklayıp, çelişki ve tutarsızlıkları göz önüne alarak gerçek bir suçluyu ortaya çıkarışının romanı değildir. Bu sadece romanın akışının arkasına takılmış, arada sırada bir göz atılı verilen, önemsiz bir ayrıntıdır.

Hikmet Kıvılcmılı, Fatma Yalçı ve “Sosyete ve Teknik” Adlı Kitap

Resim
(Fatma Yalçı  Vesilesiyle Olgusal ve Yöntemsel Yanılgılar Üzerine) Bir kaç gün önce Sayın Sadık Göksu'nun "Kıvılcımlı Sempozyumu ve F. N. Yalçı Üzerine Tartışmalar, Açıklamalar ve Bir Soru" başlıklı yazısı geldi. Bu yazı, ilerde ayrıca ele alınması gerekebilecek bir çok konuyu içermekle birlikte, esas olarak, Sosyete ve Teknik 'i Fatma Yalçı'nın yazdığı tezini işliyordu. Ben de bu yazıda Sayın Sadık Göksu'nun bu tezi ve tezini savunusu hakkında bir kaç şey eklemek istiyorum. Sadık Göksu bu yazısını, sayın Doç. Dr. Neşe Özgen'in daha önce Süleyman Şaşmaz'a yönelttiği soru bağlamındaki önermelerinin eleştirisi üzerinde geliştirmiş ve yoğunlaştırmış bulunuyor. Bu bağlamda konunun geçmişini ve önceki yazışmaları bilmeyenler için kısa bir hatırlatma yapalım. Türkiye'de Süleyman Şaşmaz, 1935'te Marksizm Bibliyoteği'nin altıncı kitabı olarak Fatma Yalçı imzasıyla yayınlanan Sosyete ve Teknik adlı kitabın, (oldukça keyfi) sadeleştirilmiş b...

1 Mayıs Düşünceleri

Kendilerine sol diyenlere egemen olan bir stil vardır. Hep kendi gücünü ve yeteneklerini övmek, hataları, zayıflıkları ve zorlukları görmezden gelmek. Ne var ki, bir harekete bu stil, bu meşrep egemen olduğu zaman o hareketin hiç bir başarı şansı yoktur. Gerçekten yaptığı işi ciddiye alanlar ise, tam aksine, hep yetersizlikleri, zaafları, yanlışları vurgularlar. Bu farkın farkına ilk kez Türkiye'de işçi hareketinin yetiştirdiği tek gerçek işçi önderi olan, Zapataların, Panço Villa'ların hamurundan yoğrulmuş İsmet Demir'de varmıştım. TİP'liler, sosyalistler işçilerle ilişki kurduklarında, onların ne kadar iyi, ne kadar cesur ve güçlü olduklarını onlara anlatmaya kalkarlardı. Bizim İsmet Demir ise, tam tersini yapardı, onlara beş para etmediklerini, bir işe yaramadıklarını söylerdi. Ve işçiler de bizim İsmet Demir'e güvenirlerdi, o diğerlerine değil. Çünkü onlar İsmet Demir'in kendi içlerinden biri olarak onlara doğruyu söylediğini biliyorlardı. Burjuva sosya...

Bir sabah uyandınız... ( Abdullah Öcalan’ın Yaşamını Savunmak İçin Hamburg TÜRK Girişimi Bildirisi)

Resim
Bir sabah uyandınız...  ve Almanya’da şunları görüyorsunuz: -         Evde, işyerinde, sokakta Türkçe konuşmak yasaktır. -         Türkçe gazetelerin hepsi kapatılmıştır. Yasal olanaklardan yararlanarak çıkmakta ısrar edenler de gizli servisler tarafından faili meçhul bir şekilde havaya uçurulmuş ve bu gazetelerde çalışanların çoğu yine faili meçhul cinayetlere kurban gitmişler. -         Bunların faili meçhul olmadığı yolundaki kanıtlar ve iddialar hiçbir Alman yayın organında yer bulamamaktadır. -         ”Almanya Almanlarındır” bu nedenle herkes ”Ben Almanım”diyecektir. -         Türkçe yayın yapan televizyon ve radyoları dinlemek yasaktır. Türk televizyonları kablolu yayınlardan çıkarılmıştır ve satelit yayınları da diğer ülkelere baskı yapılarak durdurulmuştur. -      ...