Kayıtlar

Ekim Devrimi Sosyalist Bir Devrim miydi?

Resim
Bu başlığı okuyan okuyucunun aklına, Ekim Devrimi’nin bir devrim değil bir darbe olduğu; sosyalist bir devrim için koşulların olgunlaşmadığı geri bir ülkede olması; yozlaşmasının nedenleri ve nasıl başladığı üzerine tartışmalar gelmesin. Sorumuz, aslında bütün bu tartışmaların hepsinin dayandığı varsayımların ve kavramları eleştiriden geçirmeye ve aslında bu tartışmaların aynı ortak kavram sistemine ve varsayımlara dayandığını göstermeye yöneliktir. Bu tartışmalar aynı devrim kavrayışına dayanırlar. Biz bu devrim kavrayışını sorgulayacağız. Bir yanlış anlamaya yer vermemek için, yukarıdaki tartışmalar bağlamında temel görüşlerimizi de başlangıçta belirtelim.

Marks’ın Temel Eseri Kapital Neden Marksist Bir Kitap Değildir?

Resim
Marks’ın iki önemli keşfi vardır. Birincisi Toplum Bilimi’dir, yani “Sosyoloji”dir. Diğeri ise o zamanlar Ekonomi Politik denen ve konusu Meta’nın, yani değişim değerinin ve dolayısıyla emeğin, ortaya çıkışıyla ortaya çıkmış, Sosyoloji’nin konusu olan Toplum’dan tamamen farkl ı kendi özgül yasaları olan hareketin bilimi. Marks bu bilimin de kurucusu ve kurduğu an da yok edicisidir. Bu iki ayrı bilimi vurgulamak ilk bakışta anlamsız gibi gelebilir ama Kapital ’in kavranması bakımından bu hayati önemdedir. Marks ve Engels bu farkın ve tanımlamaların üzerinde fazla durmamışlardır. Bu nedenle de bu iki alandaki çalışmaları birbirine karıştırılmıştır ve karıştırılmaktadır. Ama onlar bunların iki farklı ve birbirinden bağımsız iki farklı alana ilişkin keşifler olduğunun bilincindeydiler. Ne var ki bunu farklı kavramsal araçlarla ifade ediyorlardı. Biraz bunu görelim.

150’nci Yılında Marks’ın Kapital’inin Zaman Geçtikçe Tazeleşmesi Paradoksu

Resim
Bugün genel olarak şöyle düşünülmektedir: “ 150 yıl önce yazılmış ve basılmış bir eserde bugünün dünyasının sorunlarının cevabı bulunamaz. Bu nedenle Marks’ın Kapital’ini okumanın veya etüt etmenin somut ve pratik bir faydası olamaz ” Daha doğrusu genel olarak çoğunluk, hem de aydınların çoğunluğu böyle düşünüyor ve Das Kapital ’i okumaktan ise, son zamanların moda ve şişirilmiş ismi Thomas Pikkety’in “21. Yüzyılda Das Kapital ”ini okumayı tercih ediyorlar. İlk bakışta son derece mantıki gibi gelen bu itiraz tam da Kapital ’i bilmeyenlerin ve/veya anlamayanların yapacağı bir itirazdır. İşin kötüsü bu noktada tam anlamıyla bir “ fasit daire ” ( Teufelkries ) ortaya çıkar. Kapita l’in tazeliğini ve güncelliğini kavramak için Kapital ’i okumak gerekir; ama tam da 150 yıl önce yazılmış bir eserde günümüz dünyasının sorunlarını anlayacak kavramlar veya cevaplar bulunamaz diye kimse Kapital ’i etüt etmediği için bu tazelik ve güncellik görülemez ve dolayısıyla da Kapital okunmaz...

Geliyorum Diyen Felaket (14 Yıl Önce Kerkük için yazılmış bir yazı)

Resim
(Aşağıdaki yazı 2004 yazında Ülkede Özgür Gündem ’de yayınlanmıştı. Kerkük konusunda niye yazmıyorsun diye soran okuyuculara o yazıdaki görüşlerimi esas olarak aynen koruduğumu aynı çözümü önerdiğimi tekrarlamak isterim. Demir Küçükaydın - 28 Ekim 2017 Cumartesi) Bugünkü Irak, giderek, parçalanmadan önceki Yugoslavya’ya benziyor. Orada da, tıpkı bir zamanların Yugoslavya’sında olduğu gibi etniler ve dinler bölünmesine karşı çıkanların sesi daha az duyulur oluyor ve etkileri azalıyor. Birçok gazeteci gibi, Cemal Uçar’ın da aktardığı izlenimler, bir etniler ve dinler boğazlaşmasına doğru hızla yol alındığını gösteriyor. Etniye, dile, soya, dine, tarihe dayanan gerici milliyetçilik, doğduğu günden beri, her zaman halkların katliamlarına yol açmıştır. En katliama yol açmadığı yerlerde bile, zorunlu kitle sürgünlerine.

Das Kapital’in Yayınlanışının 150. Yılı Vesilesiyle Deutscher'in Kapital'i Keşfi

Resim
150 yıl önce, 1867’de, Karl Marks’ın “ modern toplumun yüzündeki peçeyi kaldıran ” ölmez eseri Das Kapital Hamburg’ta yayınlandı. Das Kapital , yayınlandığında görmezden gelinmiş ve hiçbir yankı uyandırmamış; tam anlamıyla, Hikmet Kıvılcımlı’nın da çok şikayet ettiği ve en azından Marksist söyleme yerleştirdiği deyimle, bir susuş komplosu (“susuş kumkuması”) ile karşılanmıştı. Hatta Marks ve Engels bu susuş kuşatmasını kırmak için, Engels’in bir burjuvanın bakış açısından Marks’ın eserini eleştirmesi gibi, savaş hileleri bile planlamışlardı. Das Kapital , on yıl içinde sadece 1000 adet satılmıştı. (Muhtemelen çok daha az da okunmuştu.) Eser İngilizceye neredeyse yirmi yıl sonra çevrilmişti. Almanya’daki işçi hareketinin yükselişi olmasaydı, Marks ve Das Kapital , bugün bile adı bilinmez kalabilirdi. Yüz elli yıl sonra bugün bile, hala, çok sınırlı ve giderek sayısı da azalan küçük Marksist bir entelektüel kesim dışında, bütün büyük eserler gibi, pek okunmamış ve anlaşıl...

Kendini Tanıtmak - Kısa Hayat Hikayem

Resim
Ana ve baba tarafından Balkan Savaşı ’nda göçmüş Makedonyalı -baba tarafı Kesriye (Kastoria) anne tarafı Kayalar (Ptolemaida)- ailelerden gelir. 10 Haziran 1949’da Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde doğdu. İki yaşındayken ailesi Bakırçayı vadisindeki linyit yataklarıyla ünlü, Soma ilçesine taşındı. Babası Soma Garp Linyitleri İşletmesi ’nde işçi (Lambahanede ustabaşı) annesi ev kadınıydı. İlk ve ortaokulu Soma’da okudu. Yaz tatillerinde esnaf ve zanaatkarların yanında çıraklık yaptı. Ortaokulu bitirdiğinde babasının önerisi ve teşvikiyle Çetin Altan’ın yazıları ile tanıştı. Babası daha sonra Soma’da Türkiye İşçi Partisi ’nin (TİP) kurucularından olacaktır. Liseyi yatılı olarak Balıkesir Lisesi ’nde okudu.

Oktay Etiman’ın Ardından “Dev-Genç’in Delikanlısı”

Resim
"DESTINY IS CHARACTER - İnsanın alınyazısı mizacıdır" Oktay'ın bir paylaşım ı Birkaç saat önce neredeyse yarım yüzyıllık dostum, arkadaşım, yoldaşım Oktay Etiman’ı kaybettiğimizi öğrendim. Son birkaç günde ses çıkmayınca bu haberi bekler olmuştuk. Aşağıdaki yazı Oktay yaşarken, onun için düşünülen bir armağan kitabı vesilesiyle yazılmıştı. Oktay henüz hasta değilken, Oktay için bir armağan kitabı yazma projesi ortaya çıkmıştı. Bu kitaba benim de katkıda bulunmam istenmişti. Ama bir süre sonra, bundan bir yıl kadar önce, Oktay hastalığını bildirdi, kanserin metastaz yaptığını söyledi. Ama morali yerindeydi. Daha sonra Armağan kitabını derleyen Muazzez Avcı, Oktay’ın hasta olduğunu ve kitabı yaşarken çıkarmak istediğini söyledi. Aşağıdaki yazı bunun üzerine yazıldı. Kitabın Oktay yaşarken yayınlanması ve kendisinin okuyacağı düşünülüyordu. Ancak hasta olduğunu bildiğimden içinden bir türlü bitirmek gelmiyordu. Yazıyı aslında bitirmiş sayılırdım ama bi...