Kayıtlar

Sesli Yazı - Bir Yenilginin Dersleri

Resim
 

Bir Yenilginin Dersleri

Resim
“Daha henüz ortada görünür bir yenilgi yokken, daha dün akşam yüz binler Şişli ve Saraçhane’de nöbet bekliyorken, Türkiye’nin birçok şehrinde gösteriler sürmüşken, nasıl böyle bir başlık atabiliyorsun?” diye sorulabilir haklı olarak. Beni böyle bir başlık atmaya iten sabahın erken saatlerinden beri canlı haberlerde gördüğüm resimler. İnsanlardaki yorgunluk, bitkinlik, ama en önemlisi, fiziksel yorgunluk değil, manevi olarak bir zafer kazanılabileceğine inancın artık eskisi gibi olmadığını gösteren gözler ve davranışlardaki vücut dili ve bunun sözlere de yansıması. Özgür Özel de, İmamoğlu da, eşi de başkaları da yenilgiyi kabullenmiş (bazı gazetecilerin deyimiyle: “Satın almış”) görünüyorlar ve bu yapılan haksızlığa ve dayanmak gerektiğine dair vurgularıyla sözlere de yansıyor. Ve şu an bir hedef yok. Bir hedefin olması ve onu herkesin doğru kavraması, o hedefin kendisi yanlış olsa bile, o yanlış hedef için, en iyi ve mükemmel bir haberleşmeden daha büyük bir uyum ve koordinasyon dolay...

Sesli Yazı: Hak, Hukuk Adalet ve Beyaz bir bayrak

Hak, Hukuk, Adalet ve Beyaz Bir Bayrak

Resim
  Bugün gösterilere bakarken Kayserililerin yağan kar altında yaptıkları yürüyüşe rastladım. Büyük şehirlerde ve öğrencilerin çoğunlukta olduğu, gençlerin zıpladığı yürüyüş ve mitinglerden çok farklı olarak, orta yaşlı, bir kısmının saçı sakalı ağarmış, çalışan insanlar oldukları ağır başlı bir şekilde yürüyüşlerinden belli bir kitleydi yürüyenler. Yavaş ve uygun adımlarla, “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek ve adımlarını bu sözlerin temposuna uydurarak yürüyorlardı. Bu gördüklerim yazılarımda savunduklarımın adeta cisimleşmesiydi. Örneğin 19 Mart tarihli yazımın başlığı şöyleydi: “ İmamoğlu değil Adalet ve Hukuk, CHP'liler Değil Tüm Yurttaşlar, CHP Binalarının Önü Değil, En Büyük Meydanlar, Bir günlük değil Sürekli ” Öyle görülüyor ki, kitle hareketi, biraz çalışan insanlara yayılınca, kendi deneyleriyle yavaş yavaş doğru sloganları ve biçimleri bulmaya başlıyor. 

Yanlış Sorular ve Yanlış Tartışmalar

Resim
“Soruyu doğru sormak çözümün yarısıdır” derler. Türkiye’deki muhalefet daha soruyu doğru soramıyor. Sorular yanlış olunca, cevaplar da otomatikman yanlış oluyor. Bir düşünürün dediği gibi yanlış bir hayat doğru yaşanmaz.” Yanlış sorulara da doğru cevaplar verilemez. Yanlış sorular neler?  Örneğin bu bir darbe midir? Bu tutuklama hukuki mi siyasi mi? Erdoğan CHP’yi Anayasa değişikliğine zorlamak için mi yaptırdı? Bu İmamoğlu sorunu mu yoksa Seçimlerin de sonu mu? Burada durur mu, yoksa yeni dalgalar mı geliyor? Vs., vs.. Bunları uzatmak mümkün. Bunların hepsi yanlış sorulardır. Her sorunun cevabının şu ya da bu olması yapılması gerekeni değiştirmez. Çünkü somut olarak ne yapmak gerektiğine bir somut öneriye yolu kaparlar. Maalesef tüm kamuoyu böyle yazılar yazan, yorumlar yapan gazetecilerin ve politikacıların bu yaygın bakış açısını içselleştirmiş bulunuyor.

İmamoğlu değil Adalet ve Hukuk, CHP'liler Değil Tüm Yurttaşlar, CHP BinalarınınÖnü Değil En Büyük Meydanlar, Bir günlük değil Sürekli

Resim
  CHP herkesi CHP binaları önünde toplanmaya çağırıyor. Bu parti halkın bir direniş göstermesinden korkuyor. Direniş tohumlarını daha yeşermeden yok etmeye çalışıyor. Aslında Erdoğan CHP sayesinde ayakta duruyor.  Halbuki, öğrenciler yıllar sonra ilk kez protesto için sokağa çıkmışken yapılması gereken direnişi yaymak ve tüm yurttaşları direnişe katmak olmalıdır.  Bunun için hedef, yer ve biçim doğru belirlenmelidir. İmamoğlu değil, Adalet ve Hukuk Çünkü sorun sadece İmamoğlu da değildir, esas sorun Adalet ve Hukuk olmamasıdır. İmamoğlu bu yokluğun sonuçlarından sadece biri ve en sonuncusudur.

“İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri” Liseli Fehmi’nin (Fehmi Erbaş) Ardından

Resim
Birbiri peşi sıra ya da topluca öldürülen arkadaşlarımız nedeniyle ölümle çok erken yaşlarda tanıştık ve birlikte yaşamayı öğrendik. Yaşıtımız olan o arkadaşlarımız anılarımızda ve hayallerimizde hep genç kaldılar. Anna Seghers’in romanının adı gibi: “Ölüler Genç Kalır”. Ama “Liseli Fehmi”, Fehmi Erbaş, ölmeden genç kalabilenlerdendi. Yetmiş yaşını çoktan aştığında bile hep “Liseli Fehmi” olarak kalmıştı. Ama sadece lakabıyla değil, gerçekten, son zamanlarında kanser onu pençesine alıncaya kadar, ruhça da hep genç kaldı.  Bu genç kalış her şeyden önce devrime ve sosyalizme adanmış bir hayat sayesindeydi. “Eski Tüfekler”in çoğunda da bedenlerinin tükenişinden önce, ruhça bu genç kalış görülebilirdi. En son aramızdan ayrılan Sevim Belli, bizlerin “Sevim Abla”sı da böyleydi.