Kayıtlar

Hrant Dink’in Katlinin Yeni Bir Yıl Dönümü Vesilesiyle “Soykırım” ve “Özür Dileme” Kavramlarının Sorunları Üzerine

Resim
Ermeni Katliamı üzerine sanırım Türkiye’deki  sol içinde ilk yazanlardan ve en radikal tavır koyanlardan biriyimdir. Ermeni Katliamı üzerine ilk yazıyı, 1980’lerin başında ASALA’nın Türk Diplomatlarını vurmaya başlaması; böylece konunun gündeme gelmesi ve unutulmaktan çıkması vesilesiyle hapiste yazmış, bunu gizlice dışarıya çıkarmıştım. Almanya’da çıkan Yol (Der Weg) dergisinde yayınlanmıştı [i] . Daha sonra bugünkü internet tarayıcılarının temelini oluşturan tekniğin CERN’de Tim Berners-Lee tarafından henüz   geliştirildiği; internetin çok dar bir çevre dışında bilinmediği ve kullanılamadığı dönemlerde, usenet tartışma gruplarında gündemleştirmeye çalıştım. Eğer bir yerlerde arşivleri varsa ve aranırsa oralarda yazdıklarımız bulunabilirler. Sonra internet yaygınlaştı, henüz sosyal medya diye bir kavram yoktu, “forum”lar tartışmaların yapıldığı yerlerdi. Oralarda da gündemleştiren ve tartışanlardan biriydim. Daha sonra yıllarca konu üzerine yazdım ve konunun günd...

Mehdi (Mesih) İşçi Sınıfıdır (Proletarya) Gelecek ve Gelmeli Yoksa Kıyamet Kopacak

Resim
“İnsan çıkarlarına aykırı olursa matematik aksiyomlar bile tartışma konusu olur” diye bir söz vardır. Bu, Marksizm’in, yani biricik Toplum Bilimi ya da biricik sosyolojinin doğum çığlığı olan önermenin, yani düşüncenin varlığı değil, varlığın düşünceyi belirlediği önermesinin değişik ve mantık sonuçlarına varmış bir ifadesidir. Akli argümanların ve aklın toplumu yönlendirdiği şeklindeki burjuva rasyonalizminin panzehiridir. Toplumun hareketini ve evrimini, akıl ya da akli argümanlar değil, sosyolojinin konusu olan toplumsal güçler yönlendirir ve bu güçlerin kaynağı toplumun üretici güçlerinde, üretim ilişkilerindedir.

“Yerli Otomobil” Dolandırıcılığı

Resim
Erdoğan-Ergenekon ittifakı ve diktatörlüğünün hareket alanı iyice daralmış bulunuyor, bu nedenle artık dolandırıcılığa, hayal tacirliğine başladılar. Son günlerin üç konusu baştan aşağı dolandrıcılık ve hayal tacirliğidir: Libya’draki taraflardan biriyle yapılan anlaşma, Kanal İstanbul ve Yerli Otomobil. Birinci ve ikincisine karşı epey yazı yayınlandı. Aslında bu dolandırıcılığın ilk aşaması olan ve Suriye hududunda, Rojava’yı işgal edip, 500 km boyunda, 50 km derinliğinde bir alanı ele geçirme ve oralara Suriyeli mültecileri yerleştirip, bahçeli TOKİ evleri yapma idi. Rojava’ya yapılan saldırıya, dolayısıyla bu dolandırıcılığa evet diyen muhalefet partileri bile Libya’ya tezkereye ve Kanal İstanbul’a karşı çıktılar.

Kanal İstanbul Erdoğan Diktasına Son Vermek İçin Bir Olanaktır

Resim
Erdoğan’ın şöyle bir stratejisi var. İktidar olanaklarını kullanarak maddi kaynaklara egemen oluyor, o maddi kaynaklara dayanarak, kendine destekçileri satın alıyor, satın aldıklarına dayanarak iktidarını pekiştiriyor ve genişletiyor. İktidarı bir başlangıç sermayesi olarak kullanıp, sermayesini büyütüyor, sermayesini büyüttükçe de iktidarını pekiştirip yayıyor. Bu güç ve paranın kendini besleyen mekanizması şimdiye kadar, kendi yol arkadaşlarının uykuda gezerliğinden, muhalefetin çapsızlığına, dünyada ucuz kredi bolluğundan, ABD, Avrupa, Rusya vs. rekabetlerine kadar, belli bir hareket alanı da sunan çelişki ve gelişmeler nedeniyle yıllardır sürdü.

33 Yıl Öncesinden Türk Aydın ve Sosyalistleri ve Beşikçi Üzerine

Resim
Değerli Recep Maraşlı bugün Facebook’ta Celal Temel’in paylaştığı bir anıyı paylaşmış, öyle haberim oldu. Anıyı okuyunca ben de geçmiş yıllara gittim ve o zamanlar yazdığım ve o sırada İsveç’te Orhan Kotan’ın çıkardığı Kürdistan Press ’te yayınlanan bir yazımı hatırladım. Bizim yazdığımız yazı da şimdi paylaşılan ve tekrar hatırlanan olguların, doğruluğunun o zamandan kalma bir şahidi ve kanıtı idi. Bu nedenle o yazıyı paylaşmak artık unutulmuş bir dönemin hatırlanmasına hizmet edebilir. Ama önce Celal Temel’in yazısı, sonra da Türk Aydın ve Sosyalistleri ve Beşikçi hakkında bizim yazımız. Bu vesileyle şunu not edeyim. Elbette bu günkü demokrat tanımım farklıdır. Bugünkü demokrat tanımıma göre ben de o zamanlar demokrat değilimdir, bu günkü tanımıma göre o zamanki duruşumla akıllı bir Türk milliyetçisi sayılabilirim. Çünkü Demokrasi insanların biçimsel eşitliği demektir. (Sosyalizm ise bu biçimsel eşitliğe ekonomik veya sosyal eşitliğin de eklenmesidir.)

Dünya Kobani Günü Vesilesiyle Akıntıya Karşı Öneriler ve Öngörüler

Resim
Dün 1 Kasım, Dünya Kobani Günü idi. Bu vesileyle Kobani savaşı sırasında yazdığımız yazıları derleyerek bugüne bir katkıda bulunalım diye düşündük. Aslında Kobani üzerine, Kobani Rojava’da Nusra ve IŞİD’e karşı savaş ve zaferin bir sembolü olarak alınırsa, henüz Kobani adının pek bilinmediği zamanlarda, Kobani savaşından bir yıl önce, El Nusra’nın başlattığı ilk saldırı ve PKK’nin bu saldırılara karşı seferberlik ilan ettiği dönemlerde yazmaya başladık denebilir. Aşağıda göreleceği gibi İkinci Düny Savaşı’nda savaşın dönüm noktası olan Stalingrad ile paralellikler kurarak, burada kazanılacak zaferlerin ikinci dünya savaşındakine benzer sonuçlara yol açabileceğini yazıyor ve şöyle diyorduk: “ Rojava’da ortaya çıkan Kürt yönetimine karşı El Kaide kökenli hareketlerin bir imha saldırısına hazırlandıkları; buna karşılık da PKK’nın adeta bir topyekûn seferberlik ilan ettiği; sonucu bütün Suriye ve Ortadoğu’yu etkileyecek savaşın arifesindeyiz.

Rojava’da Son Durum Üzerine Bir Değerlendirme (İstanbul’u Almayan, Diyarbakır’ı da Rojava’yı da Kerkük’ü de Kaybeder)

Resim
İki gündür var olan güçlerin çıkarları ve Türkiye, Rusya, Amerika, Avrupa, Suriye bakımından bir kazan kazan kazan kazan kazan durumu oluştuğuna dair bir yazı yazmaya niyetlenmiştim ama Türk devletinin işgalini protesto gösterilerine katılmaktan yazmaya imkan olmamıştı. Yazamayıp yazmayı düşündüğü yazıda sadece Rojava’nın Türk devletine yem edilmesinden herkesin çıkarlı olduğu bir durum olduğundan söz edecektim. Avrupa Mültecilerden kurtulacaktı, Türkiye oraya mültecileri yerleştirecekti,   ABD Türkiye ile gerilime son vermiş müttefikini memnun etmiş ve daha fazla Rusya tarafına kaymasını engellemiş olacaktı. Rusya ABD’nin bölgeden uzaklaşması ve karşılığında Suriye rejiminin İdlib’i almasını sağlamış ve Rojava’yı suriye hükümeti ile anlaşmaya zorlamış olacaktı, Suriye konumunu pekiştirmiş, İdlib’e de girmiş olacaktı. Hasılı herkes çıkarlıydı ve zımni bir uzlaşma vardı.   Pastadan herkese bir pay düşüyordu. Bunun nasıl tehlikeli bir durum ortaya çıkardığını ele alacaktım...