Görüşlerimin CHAT-GPT Tarafından Yapılmış Bir Özeti (Uzun Yazdığımdan Yakınanlar İçin :)
(Herkes yapay zekaya işi yaptırıp kendisinin diye sunuyor. Ben tersini deneyeyim dedim. Benim yazılarımdan yapay zeka bir özet çıkarsın. Aşağıda bu denemenin sonucu)
Birkaç gün önce ChatGPT’ye söyle bir görev verdim (“prompt yazdım” demek gerekiyor galiba):
“Benim görüşlerimin teorik, programatik,
stratejik, taktik, mücadele biçimsel, örgütsel olarak genelden özele, dünya
çapındaki programatik, stratejik ve taktik görevlerden ülke çapındaki
programatik, stratejik, taktik, örgütsel ve mücadele biçimlerine sistematik bir
derli toplu açıklaması gerekiyor.
Okurlarım benim
genellikle uzun yazdığımı söylüyorlar. Ben kısaltmayı iyi beceremiyorum. Bunun
üzerine bu konulardaki görüşlerimi içeren bazı yazılarımdan seçmeler yaptım.
Bunları okuyarak benim görüşlerimi sistematik olarak açıklar mısınız?
Okuyuculara, bunu
benim bazı yazılarıma dayanarak Yapay Zekanın hazırladığını belirteceğim. Sizin
için kolay olur diye md (Markdown) dosyası olarak yükledim.”
Yüklediğim dosyalar şunlardı (bunlar bloğumda ve indirebilen kitaplar arsında var):
·
“Ortadoğu
Demokrasi Manifestosu”
·
“Marks-Engels
Bugünün Dünyasında Yaşasalardı Nasıl Bir Manifesto Yazarlardı?”
·
“Program
- HDP’ye Öneri”
·
“Kıyamete
Doğru”
·
“Öcalan’a
Mektup” (2025)
·
“Korku
Duvarını Aşmak” (Deniz Göktaş İçin yazdığım yazının son bölümü)
Aşağıda ChatGPT’nin
sistemli bir özeti var.
Bazı yanlış anlamaya
uygun ifadeler vs. olsa da, kanımca bir fikir vermek için idare eder.
Benim yapabileceğim düzeltmeler hakkında bir fikir edinilmesi için, ilk dört paragrafa, bazı düzeltmelerimi de örnek olarak koyuyorum. Bütün metni böyle düzeltmem çok
uzun bir iş olurdu. Bu nedenle örnek dört paragrafta bıraktım. Düzeltmelerim koyu
harflerle belirtilmiştir, gerisi yapay zekanın otantik metnidir.
Demir Küçükaydın’ın Görüşlerinin
Sistematik Özeti
Metodolojik not
Bu çalışma, yapay
zekâ tarafından, Demir Küçükaydın’ın kendisinin seçtiği altı Markdown dosyası
eksiksiz okunarak hazırlanmış bir sistematik özet ve sentezdir. Bağımsız bir
yorum, doğrulama ya da yazar adına yazılmış yeni bir program değildir. Yalnızca
bu dosyalarda açıkça bulunan görüşleri genelden özele yeniden kurar; aynı
düşüncenin farklı metinlerdeki tekrarlarını ayıklar, aralarındaki mantıksal
bağları görünür kılar. Metinler 2004’ten 2026’ya uzandığı için, sonradan
eklenen görüşler ile değişen vurgu ve taktikler ayrıca belirtilmiştir.
“Öcalan’a Mektup” dosyasının sonuna eklenen Abdullah Öcalan metni, Demir Küçükaydın’ın
görüşü sayılmamış; yalnızca Küçükaydın’ın o metne ilişkin kendi
değerlendirmeleri dikkate alınmıştır.
1. Teorik çıkış
noktası: toplum, din ve devrim
Küçükaydın’ın teorisinin en genel öncülü, (Cansız ve
Canlı varlığın yanı sıra üçüncü ve Temel bir Varlık Biçimi olan) Toplumun (veya
Toplumsal Varlığın) soyut bireylerden değil, sınırları ve iç ilişkileri
belirlenmiş somut topluluklardan oluştuğudur.
Üretici güçlerin (bulunduğu düzey üzerinde var olan)
üretim, bölüşüm, değişim ve tüketim ilişkileri toplumun maddi temelini (Altyapısını);
topluluğun kimlerden oluştuğunu (yani sınırlarını) ve içindeki
ilişkilerin (ve diğer topluluklarla ilişkilerin) nasıl düzenleneceğini
belirleyen kurallar ise üstyapıyı oluşturur.
Onun (Küçükaydın’ın) özgün (ya da Sosyolojik)
din tanımı bu noktada ortaya çıkar. Din, Tanrı’ya veya doğaüstüne inanmak
değildir.
Sosyolojik anlamıyla din, bir topluluğun sınırlarını ve o
topluluğun iç ve diğer topluluklarla ilişkilerini düzenleyen üstyapının
somut biçimidir. “Ahlak”, “hukuk”, “sanat”,
“siyaset” vs. bu bütünün ögeleridir.
Bu nedenle devrim, yalnızca iktidarın veya mülkiyetin el
değiştirmesi değil, topluluğun sınırlarını ve ilişkilerini kuran “Din”in
değişmesidir.
Bu yaklaşım, Aydınlanmayı da dinin karşıtı olarak
değil, modern toplumun yeni dini olarak okumaya götürür. Aydınlanmanın temel
devrimi, “politik” olan ile “özel” olanı ayırmasıdır. Eski uygarlık dinlerini
ve soy bağlarını kişisel alana göndererek, farklı inanç ve kökenlerden
insanların hukuken eşit yurttaşlar olabilmesini sağlamıştır.
Ne var ki bu evrensel eşitlik projesi, ulusçulukla
karşıdevrime uğramıştır: Önce politik alan “ulus”la özdeşleştirilmiş, sonra
ulus dil, din, soy, etni, kültür ve tarihle tanımlanmıştır. Böylece insanların
eşitliğinin yerini ulusların eşitliği; evrensel yurttaşlığın yerini ayrıcalıklı
ulusal yurttaşlık almıştır.
Küçükaydın bu nedenle ulusçuluğu sadece bir
düşünce veya aşırı yurtseverlik olarak görmez. Ulusçuluk, “politik olanla
ulusal olanın çakışması” ilkesidir. Her devletin bir ulusa, her ulusun bir
devlete dayanmasını doğal sayan bütün yaklaşımlar —kendilerini enternasyonalist
ilan etseler bile— bu ortak varsayımı yeniden üretir. Dil, din ve soya dayanan
ulusçuluk bunun en gerici biçimidir; fakat ülke toprağında yaşayanları eşit
yurttaş sayan en demokratik ulusçuluk bile, dünya ölçeğinde sınırlar ve
yurttaşlık ayrıcalıkları yarattığı için artık gericidir.
2. Kapitalizm,
demokrasi ve sosyalizm
Küçükaydın’a göre modern kapitalizmi kapitalizm öncesi
tefeci ve bezirgân sermayeden ayıran özellik, artı değeri üretim sürecinde
işgücünü satın alarak üretmesidir. Kapitalizm üretici güçleri olağanüstü
geliştirip üretimi dünya ölçeğinde birbirine bağlamış; fakat insanlığı ulusal
devletlere bölünmüş durumda bırakmıştır. Dünya üretiminin uluslararası niteliği
ile ulusal siyasal kabuk arasındaki çelişki; emperyalizmin, savaşların,
göçmenlerin kapatıldığı küresel apartheit düzeninin ve çevre felaketini
çözememenin temelidir.
2026 tarihli değerlendirmelerde bu çelişkiye yapay zekâ ve
robotik de eklenir. Küçükaydın, (yapay zeka ve robotiğin) üretkenliği
artırdığını fakat artı değeri işgücü yarattığından; canlı emeğin kitlesel
olarak gereksizleşmesinin artı değer üretimini ve dolayısıyla kapitalizmin
maddi temelini aşındıracağını savunur. Bu gelişme, zorunlu çalışmanın ortadan kalkabileceği
bir “özgürlükler âlemi” olanağı yaratırken, ulusal devletler ve kapitalist
ilişkiler aşılamazsa insanlığı doğamayan bir çocuk gibi yok oluşa da
sürükleyebilir.
Küçükaydın’ın sisteminde Demokrasi, çoğunluğun yönetiminden
önce, bütün insanların hukuki ve biçimsel eşitliğidir. Devletin yurttaşların
dili, dini, soyu, kültürü ve tarihi karşısında kör olması; azınlıkların
çoğunluğa karşı haklarının güvence altına alınması gerekir. Çoğunluk, Türkçeyi,
Sünniliği veya herhangi bir kimliği herkese dayatamaz. Bu yüzden laiklik,
devletin bir dini denetlemesi değil, inancı bütünüyle politik alanın dışına
çıkarmasıdır. Diyanetin kaldırılması ve bütün inanç topluluklarının gönüllü
katkılarıyla yaşaması bu anlayışın somut sonucudur.
Sosyalizm ise hukuki eşitliğin yerine geçirilmiş ayrı bir
hedef değil, dünya çapında kurulmuş gerçek demokrasinin iktisadi ve toplumsal
eşitliğe doğru genişletilmesidir.
Ulusal sınırlar içinde kalıcı sosyalizm olamaz. Önce
insanlığın eşit yurttaşlardan oluşan demokratik siyasal birliği kurulmalı; özel
mülkiyetin hangi biçim ve süreçle kaldırılacağına bu örgütlü dünya toplumu
karar vermelidir. 2012 metni dünya cumhuriyetinin yapısı gereği fiilen
sosyalist olacağını söylerken, 2025 programı kapitalist mi sosyalist mi
olacağına dünyanın o sisteminde yurttaşlarının karar vereceğini belirtir. İki
ifade arasında bir vurgu farkı vardır: İlki siyasal biçimin sınıfsal eğilimini,
ikincisi demokratik kararın önceliğini öne çıkarır.
3. Dünya çapındaki
programatik hedef
Nihai siyasal hedef, ulusal olanın bütünüyle kişisel ve özel
alana gönderildiği demokratik bir dünya cumhuriyetidir. Bu, ulusları kültürel
aidiyet olarak yasaklamak değil, onların devlet kurma ve hak dağıtma ilkesi
olmasına son vermektir. Dünya cumhuriyeti, merkezi bir bürokratik imparatorluk
değil; dil, din ve ulus körü, kendi yöneticilerini seçen yerel öz-yönetim
birimlerinin gönüllü birliği olarak düşünülür.
Bu hedefe giden geçiş programının başlıca unsurları
şunlardır: bütün sınırların emekçiler için kaldırılması; herkesin istediği yere
seyahat edip çalışma ve bulunduğu yerde bütün sosyal ve siyasal haklardan
yararlanması; bütün devlet, şirket, banka ve örgüt kararlarının tam açıklığı;
medyanın devlet ve sermaye mülkiyetinden çıkarılıp toplum kesimlerine oranları
ölçüsünde tahsis edilmesi; sınırsız düşünce, ifade, örgütlenme ve gösteri
özgürlüğü; bütün yöneticilerin seçilmesi, geri alınabilmesi ve ortalama işçi
ücreti alması; devletin bütün dil, din, etni ve kültürler karşısında tam
tarafsızlığı.
Küçükaydın bazı kışkırtıcı geçiş talepleri de önerir: ABD
kararları bütün dünyayı etkiliyorsa ABD seçimlerinde bütün dünya insanlarının
oy kullanması; yoksul ülkelerin ABD’ye veya Avrupa Birliği’ne eşit yurttaşlar
olarak katılmayı talep etmesi. Amaç bu devletlere siyasal bağlılık değil,
“demokrasi” söyleminin ardındaki ulusal ayrıcalığı ve küresel ırk ayrımını
görünür kılmaktır.
4. Dünya ölçeğinde
strateji
Stratejinin öznesi herhangi bir ülke, ulus veya “ulusal işçi
sınıfı” değil, dünya işçi sınıfı, bütün ezilenler ve son kertede insanlıktır.
“Türkiye işçi sınıfı” ancak dünya işçi sınıfının Türkiyeli bir zümresi
olabilir. Parçanın kısa vadeli çıkarı, bütünün genel ve uzun vadeli çıkarına
tabi olmalıdır. Küçükaydın’ın “enternasyonalizm”e verdiği devrimci anlam budur;
uluslararası dayanışmadan daha ileri, organik bir bütün uğruna gerektiğinde
yerel fedakârlığı göze alan bir ilişkidir.
Güncel stratejik öncelik sosyalizmin hemen kurulması değil,
insanlığın nükleer savaş veya ekolojik çöküşle yok olmasını engellemek ve yeni
bir teorinin, programın ve hareketin oluşabilmesi için zaman kazanmaktır. Ona
göre Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ABD ve müttefiklerinin tek kutuplu
üstünlüğü Yugoslavya, Irak, Afganistan, Libya ve Suriye örneklerinde görülen
sınırsız saldırganlığı doğurmuştur. Bu nedenle hiçbir emperyal veya büyük gücün
rakipsiz kalmaması, nükleer güçler arasında caydırıcı bir dengenin sürmesi,
Batı ittifakının hareket alanının daralması bugün savunma niteliğinde bir
stratejik gerekliliktir.
Bu çerçevede Rusya ve Çin, demokratik oldukları için değil,
ABD öncülüğündeki bloğu sınırlayabilen maddi güçler oldukları için desteklenir.
Aynı anda Rusya ve Çin’in içinde radikal demokrasi için mücadele edilmelidir.
Dışarıda Batı’ya karşı destek ile içeride bürokratik diktatörlüğe karşı
mücadele birbirinin alternatifi değildir. Aynı mantıkla 2022 Ukrayna savaşında
tarafların ikisini de gerici ve kapitalist saymasına rağmen Rusya’nın NATO
tarafından ezilmesine karşı çıkar; NATO ülkelerindeki sosyalistlerin önce kendi
devletlerine, NATO’nun genişlemesine ve savaşa karşı mücadele etmesini ister.
2026 İran savaşında ise İran’ın direnişini, ABD–İsrail hegemonyasına ve tek
kutuplu düzene karşı “Küresel Güney”in ve insanlığın zaman kazanmasının bir
cephesi olarak daha açık biçimde destekler. Bu, söz konusu rejimlerin ideolojik
veya siyasal aklanması değil, dünya güç dengesi üzerine kurulmuş bir taktik
destektir.
5. Taktikler ve
mücadele biçimleri
Küçükaydın, ilkesel hüküm ile somut politika arasında kesin
bir ayrım yapar. “İki taraf da gericidir” demek sosyolojik bir tespittir; hangi
gücün yenilgisinin ezilenlere alan açacağını, nükleer tehlikeyi azaltacağını ve
genel mücadeleye zaman kazandıracağını ayrıca belirlemek gerekir. Taktik,
ahlaki saflık gösterisi değil, dünya ölçeğindeki güç ilişkilerine müdahaledir.
Bu nedenle savaşlarda “kendi” devletine karşı yenilgicilik;
NATO’dan çıkma ve NATO’nun dağılması; saldırıya uğrayan halklarla dayanışma;
İsrail’le ticari ve diplomatik ilişkilerin kesilmesi; kitle gösterileriyle
hükümetlerin sıkıştırılması; Batılı “demokrasi ve insan hakları” söylemine
olduğu kadar Rusya, Çin ve İran yönetimlerinin baskılarına karşı da bağımsız
bir demokratik program savunulması öne çıkar.
Mücadele biçimi koşullara göre değişir. Filistin
direnişinde, ezilenlerin başka araçlardan yoksun bırakıldığı koşullarda silahlı
direnişin moral ve siyasal etkisini tanır; Hamas’ın programatik sınırlarını
gizlemeden 7 Ekim saldırısını, askeri sonucundan bağımsız olarak ezilenlerin
yenilmezlik efsanesini kıran bir Tet saldırısına benzetir. Buna karşılık
Türkiye’de Kürt hareketinin silahlı mücadeleyi sona erdirmesini destekler;
2025’te bu biçimin artık geniş demokratik mücadelenin önünde engel olduğunu,
süreç hiçbir kazanım getirmese bile silahlara dönülmemesi gerektiğini söyler.
Dolayısıyla şiddet ne mutlak ilke ne de mutlak ret konusudur; hedefe, güç
ilişkilerine ve kitlelerin birliğine hizmet edip etmediğine göre
değerlendirilir.
6. Örgüt anlayışı
Dünya ölçeğinde gerekli örgüt, ulusal partilerin dayanışma
ağı değil, ülke örgütlerinin şubeler olduğu tek bir dünya partisidir. Böyle bir
örgüt bugün bulunmadığı için, tek tek devrimciler bile kendilerini onun bir
üyesi, hatta geçici olarak onun yerine davranan bir özne gibi görmeli;
“Bulunduğum siperde dünya çapındaki mücadeleye azami katkıyı nasıl yaparım?”
sorusuyla hareket etmelidir.
Kurulmak istenen siyasal düzenin örgüt modeli de programla
uyumludur: en küçük yerleşimden dünya ölçeğine kadar seçilmiş ve geri
alınabilir organlar; merkezden atanmış vali ve kaymakamların kaldırılması;
emniyet ve savunma güçlerinin seçilmiş yerel organlara bağlanması; seçilenlerin
ortalama çalışan geliri alması; memurların bağımsız sendikalarca denetlenmesi;
jüri usulü ve hukuk önünde tam eşitlik. 2004 Manifestosu düzenli ordunun
kaldırılıp silahlı yurttaş milisine geçilmesini açıkça savunur; daha sonraki
kısa programlar bu ayrıntıyı tekrarlamayıp güvenlik güçlerinin seçilmiş
organlara tabi olmasını öne çıkarır.
Karar alma konusunda da tarihsel bir gelişme vardır.
2004–2016 metinleri oylama ve çoğunluk ilkesini, azınlık haklarıyla sınırlanmış
temsili demokrasi içinde ele alır. 2025 programı ise ikili seçeneklere ve
kazananın her şeyi almasına dayalı çoğunluk oylamasının toplumu
kutuplaştırdığını söyleyerek “oydaşma” yöntemini ekler: Amaç en çok oy alanı
değil, en az itiraz edileni ve en geniş kabul gören çözümü bulmaktır. Bu, eski
formülün basit tekrarı değil, açık bir yöntemsel güncellemedir.
7. Ortadoğu için
program ve strateji
Ortadoğu, Küçükaydın’ın tarih anlatısında yalnızca güncel
bir savaş alanı değil; Neolitik devrimin, ilk kentlerin, devletin, sınıfların
ve büyük uygarlık dinlerinin doğduğu tarihsel bütündür. Bölgenin dil, din ve
etnilere göre ulusal devletlere parçalanması bu tarihsel ve ekonomik bütünlüğü
yok etmiş; “Balkanlaşma” ve “Lübnanlaşma”yı sürekli yeniden üretmiştir. ABD ve
yerel egemen sınıflar da bu bölünmüşlükten yararlanır.
Bölgesel asgari program, Türk, Kürt, Arap, Fars, Yahudi,
Sünni, Şii veya başka bir kimlikle tanımlanmayan bir Ortadoğu Demokratik
Cumhuriyeti ya da cumhuriyetler birliğidir. Burada “demokratik ulusçuluk”,
dünya programı değil, bölgenin gerici ulusçuluklara ve emperyal böl-yönet
siyasetine karşı geçici savunma ve birleşme mevzisidir. Bütün diller ve
inançlar özel alanda özgür; bütün yurttaşlar politik alanda eşit olmalıdır.
Yerel birimler kimlik esasına göre değil, coğrafi-idari esasla kurulmalı; her
birim kendi yönetimini ve güvenlik organlarını seçmelidir. Ortak merkez, tek
bir dil veya dini değil, eşit yurttaşlık ilkesini güvenceye almalıdır.
Filistin–İsrail için iki devletli çözümü reddeder. İsrail’i
Yahudi bireylerle özdeşleştirmez; Siyonist ve ırkçı bir apartheid devleti
sayar. Çözüm, bu devlet biçiminin kaldırılması; Yahudi, Arap, Müslüman,
Hıristiyan, Dürzi veya inançsız herkesin eşit yurttaş olduğu tek, dil ve din
körü demokratik cumhuriyettir. Siyonist ideolojinin etkisini kıracak bir
“desiyonizasyon” gerekir; fakat bunun intikama, Yahudilerin sürülmesine veya
yeni bir kolektif cezalandırmaya dönüşmemesi özellikle vurgulanır.
Suriye ve Rojava bakımından 2026’daki öneri, Kürt bölgesinin
kimlik temelli özerkliğini korumaya sıkışmak yerine bütün Suriye’de Alevileri,
Dürzileri, Hıristiyanları, laik Arapları, Kürtleri ve diğer demokratları ortak
bir programda birleştiren Demokrasi Cephesi kurmaktır. Talep, etnik veya
mezhepsel bölgelerin özerkliği değil, bütün coğrafi birimlerin dil ve din körü
öz-yönetimidir. Böylece merkezi eşitlik ilkesi ile yerel ademi merkeziyetçilik
birleştirilir.
8. Türkiye için
program, strateji, taktik ve örgütsel sonuçlar
Türkiye programının çekirdeği, Türk ve Sünni ayrıcalıklarını
hukuken ve fiilen kaldıran demokratik cumhuriyettir. Resmî dil olmamalı; herkes
istediği dili anadili seçebilmeli ve o dilde eğitim görebilmelidir. Ortak
iletişim dili gerekiyorsa yurttaşlarca, 2025 formülünde oydaşmayla seçilmeli;
bu dil diğer diller üzerinde ayrıcalık kurmamalıdır. Ortak tarih ve edebiyat,
ülkedeki ve komşu halklardaki farklı dil, din, kültür ve cinslerden eşit
katılımla yazılmalıdır. Diyanet kaldırılmalı, İmam Hatipler normal okullara
dönüştürülmeli; devlet yalnızca inançlar arasındaki fiilî eşitsizliği
gidermelidir.
Bunlara sınırsız düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, bütün
kurumlarda tam açıklık, medyanın toplumsallaştırılması, seçilmiş ve geri
alınabilir yerel yönetimler, güvenlik güçlerinin demokratik denetimi, mülakatın
kaldırılması, kimliksiz ve bağımsız değerlendirme, jüri usulü, iş veya asgari
gelir hakkı, genel sağlık ve emeklilik sigortası, parasız kreş ve eğitim,
azınlıklar için kota ve pozitif ayrımcılık eklenir. Kadın, çevre, işçi ve köylü
taleplerinin ayrı başlıklar halinde az görünmesi bir unutma değil, bilinçli
program tercihidir: Yazar, bu demokratik cihaz kurulmadan sektörel vaatlerin
sahte beklenti yaratacağını; böyle bir cihaz kurulunca örgütlü insanların somut
çözümleri kendilerinin belirleyebileceğini savunur.
2004–2016 stratejisinde işçiler demokratik cumhuriyet
bayrağını yükseltmeli; Kürtleri, Alevileri, köylüleri, kent orta sınıflarını ve
bürokratik keyfilikten rahatsız burjuva kesimleri geniş bir cephede
birleştirmelidir. Kürt hareketi, plebyen ve çok kimlikli yapısı nedeniyle bu
programa en yakın gerçek güç sayılır. Fakat destek eleştirisiz değildir.
Küçükaydın, ezilen ulus hareketini ezen ulustan bir Marksist olarak stratejik
biçimde desteklediğini; buna karşılık onun teorisini ve somut programını
yetersiz bulduğunu sürekli belirtir. 2025’te Öcalan’ın silahlı mücadeleyi
bitirme kararını destekler; 2026’da ise Öcalan’ın demokratik ulus özleminin
doğru yöne baktığını ama dil ve din körü demokratik cumhuriyet programını henüz
kuramadığını söyler.
2026 tarihli “Korku Duvarını Aşmak” metni, önceki demokrasi
hedefini kaldırmaz; güncel güçsüzlük karşısında yakın stratejik hedefi geriye
çeker. Yazara göre toplum örgütsüz, korkmuş ve Türk–Kürt, laik–İslamcı,
Alevi–Sünni kamplarına bölünmüştür; çoğunluk eşit yurttaşlık anlamında demokrat
değildir. Bu nedenle bugün “demokrasi” sloganı en geniş kesimi birleştiremez.
İlk ortak halka, herkesin doğrudan yaşadığı keyfiliğe karşı “hak, hukuk ve
adaletin yeniden tesisi”dir. Demokrasi, bu mücadele içinde insanların
ayrıcalıklarına ve korkularına karşı değişmesiyle ulaşılacak sonraki hedeftir.
Bu yakın hedefe uygun mücadele biçimi “Bulunma”dır:
İnsanların belirli meydanlarda belirli saatlerde, yürüyüş, slogan, pankart,
bayrak veya örgüt amblemi olmadan yalnızca bulunması. Amaç devletin gösteri
yasaklarını ve şiddet araçlarını işlevsizleştirmek; katılım riskini düşürmek;
birbirinden korkan kesimlerin aynı yerde yan yana gelmesini sağlamak; sıradan
ve korkmuş insanı mücadele içinde dönüştürmektir. Başlangıç öznesi olarak parti
bürokrasileri veya küçük radikal gruplar değil, üniversite gençliği görülür.
Katılanların kendi aralarında danışması, eylemi yayması ve zamanla yeni bir
halk örgütlenmesinin çekirdeğini oluşturması beklenir.
Bu son taktik, önceki kitlesel demokrasi cephesi anlayışıyla
bir kopuş değil, ona ulaşmak için koşullara göre yapılmış bir geri çekilme
olarak sunulur: stratejik ufuk demokratik cumhuriyet, yakın birleştirici hedef
hak–hukuk–adalet, o günkü elverişli mücadele biçimi ise silahsız, simgesiz ve
düşük riskli “Bulunma”dır.
Sonuç
Küçükaydın’ın düşüncesinin mantıksal zinciri şöyle
özetlenebilir: Üretim dünya çapında toplumsallaşmış, fakat insanlık uluslara ve
ulusal devletlere bölünmüş kalmıştır. Ulusçuluk, burjuvazinin ezilenleri bölen
modern karşıdevrim biçimidir; klasik Marksizm bunu açıklayamadığı için
istemeden yeniden üretmiştir. Bu teorik eksiklik giderilmeden dünya çapında
program, program olmadan strateji, strateji olmadan uygun taktik ve örgüt
kurulamaz. Ülke ve bölge düzeyinde ilk adım, dili ve dini olmayan demokratik
cumhuriyetlerdir; dünya düzeyinde hedef, ulusal olanı özel alana gönderen dünya
cumhuriyetidir. Bu siyasal eşitlik insanlığın savaş ve ekolojik çöküşü
durdurmasını, ardından kapitalizmi aşmanın yoluna özgürce karar vermesini
mümkün kılacaktır.
Yorumlar