Fantastik-Gerçekçi Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez’in Türkçeye “ Kırmızı Pazartesi ” adıyla çevrilmiş bir romanı vardır. Romanın orijinal adı “Cronica de Una Muerte Anunciada”dır; “ Olacağı Bilinen Bir Cinayetin Kroniği ” ya da “ İlan edilmiş (Açıklanmış) Bir Cinayetin Kroniği ” diye çevrilebilir belki [1] . Roman, köydeki herkesin olacağını bildiği ve kimse tarafından olması istenmediği halde, nasıl olup da bir cinayetin engellenemediğini anlatır. Roman, birilerinin ölümü engellemek için bir şeyler yapacağını beklemenin nasıl bir kadere dönüştüğünün hikâyesidir. Klasik trajedide, kahramanın kaderini engellemek için çabaları kaderin gerçekleşmesinin aracı olur. Bu Romandaki hikâyede ise, birilerinin bir şeyler yapacağını bekleyerek çaba göstermemesinin kendisi kaderin gerçekleşmesinin aracı olur.
Öcalan’a Mektubu Sunuş Bu yılın (2025) Haziran ayında Abdullah Öcalan’a verilmek üzere yazdığım mektubu ve o sıra tesadüfen Berlin’de bulunan DEM Parti eş başkanı Tuncer Bakırhan’a verdiğim mektubu, geçen hafta sonu DEM Parti’nin düzenlediği “ Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı” na Öcalan’ın yolladığı “ Barış ve Demokratik Toplum İnşasıyla Sosyalizmi Yeniden kazanalım ” başlıklı metni okuyunca, yayınlamaya karar verdim Aradan neredeyse altı ay geçmiş olmasına rağmen yayınlamamın nedeni, Mektubun önce muhatabının eline geçmesini beklememdi.
(Aşağıdaki yazıyı “ Öcalan’ın savunması Üzerine Notlar ” başlığı altında 2002 yılında yazmıştık. Yazıda görüleceği gibi Öcalan’ın çok önemli ve ciddi bir teorisyen olduğunu söylüyor ve bunun nasıl mümkün olabildiğini de açıklamaya çalışıyorduk.. Yazıda aynı zamanda Kürt Ulusal Hareketini, komünden uygarlığa geçiş olarak başka bir ışık altında ele almaya çalışmıyor, bu somut konudan hareketle Öcalan’ın teorisyen niteliklerini ve teorisinin içeriğini açıklamaya da çalışıyorduk. O zamanlar Öcalan’ın teorisyen, hele önemli bir teorisyen olduğunu söylemek hem Türkler, hem de sosyalistler arasında lanetlenmek demekti. Öyle de oldu. Ama bu yazı aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketi’nin de sansürüne uğradı. Yazıyı yazdığımızda o zamanlar Avrupa’da çıkan Özgür Politika’ya da yollamıştık yayınlamaları ve en azından bu vesileyle Öcalan’ın savunması üzerinden bir tartışma başlatmaları ve aynı zamanda hareketin teorik gelişimini böyle bir tartışma içinde sağlayabilmeleri için.
Yorumlar