13 Mayıs 2015 Çarşamba

“HDP’ye oy ver, diktatörü durdur, barışı sürdür Girişimi”yle Söyleşi

HDP’ye oy ver girişimi nereden aklınıza geldi hangi maksatla böyle bir girişim başlattınız. Bundan neyi murat ediyorsunuz?
Gezi sürecinde, HDK-HDP sürecinde kimi çabalarım oldu. HDK- HDP’ye önerdiğim program vardı, bu program ve çalışmalarım bir yankı buldu ve bunun üzerine üzerimde  şöyle bir baskı oluştu: ‘bir şeyler yapalım’. Ben de mail üzerinden Radikal Demokrasi isimli e-mail grubu kurdum ve insanları çağırdım. O programı okumayan, Gezi dolayısıyla biraz radikalleşmiş, politize olmuş insanlar da geldi. Bu bir yıl sürdü. Fakat önerdiğim programın bir alternatifi olmayınca tartışmalar rolantiye girdi. Sonradan katılanları ve programı bilmemiş ve kabul etmemişleri de çiğnemek istemiyorduk.

Bunun üzeruine en azından programı benimseyen ve kabul edenler oarak, diger arkadaşları bekleyerek zaman kaybetmemek için tekrar bir araya geldik. Onlarla tartışmamızı ayrıca paralel olarak da sürdürebilirdik.
Bu Mart aynın 16’sında 10-15 arkadaşla toplantı yaptık. Zaten gelenler daha önce kurduğumuz mail grubuna bireysel katılan insanlardı. Bursa’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan gelenler vardı. Bunlar, işçi, işçi emeklisi, devrimci, aydın insanlar ama örgütsüz ya da bir kısmı HDP’de HDK’de çalışan ama bağımsız insanlar.
Ortadoğu İçin Demokrasi Manifestosu veya bu programın kısa ve  taleplerden ibaret versiyonu temelinde Ortadoğu İçin Demokrasi Girişimi’ni kuralım dedik ve kurduk.  Ancak önümüzde seçimler var, ne yapabiliriz sorusunu da gündeme aldık.  HDP’de Bireysel Üyelik İmza Kampanyası sürecinden tanışmış olduğumuz HDP’de çalışan arkadaşlar dediler ki: biz bu seçimlerin özgünlüğü nedeniyle HDP dışında olan insanları HDP’ye oy vermeye çağırarak hem HDP’nin bir eksiğini kapatır, hem de zaten var olan taktik görevi doğru dürüst kavramış ve buna uygun davranmış oluruz.
Bu düşünceyle harekete geçtik. Bunun için “HDP’ye oy ver, Barajı Yık, Diktatörü Durdur Barışı Sürdür” diye bir Girişim kurduk.
İlk toplantımızı 16 Mart’ta yapıp çalışmaya başladık. 25 Mart’ta ilk mail grubumuzu oluşturduk.
Mail grubunuz nasıl çalışıyor?
Girişimimizde Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında insanlar bir araya geldiği için, haberleşmesini, tartışmalarını ve kararlarını bir e-mail grubu üzerinden gerçekleştiriyor.
Girişimde bütün tartışmalar, oylamalar kamuoyuna açıktır.
Söz ve oy hakkı sadece e-grup üyelerine vardır.
Kararlar çoğunluk yöntemine dayanan klasik oylama ile değil; en az reddedileni arayan oydaşma yöntemiyle alınıyor.
İlişki kurmak, hdpye.oyver@gmail.com üzerinden oluyor.
Şu an itibariyle mail grubunda 250’yi aşkın üye var, Facebook grubunda işte 4 bine yakın üye var, ayrıca her il için bir facebook grubu açılmış bulunuyor.
İstanbul’da 3 bölgede birer tane komite kurduk, bir genel koordinasyon kurduk, İzmir’de bir komite kurduk; bunlar 10-15 kişilik toplanabilen gruplar. Yine Bursa da 10-15 kişilik bir grup var. Bugünlerde yavaş yavaş diğer yerlerde de kurucağız.
Ama bizim çalışmamızın bir özelliği de sadece kendi yaptığımızla ilgili değil, insanların kullanabilecekleri olanakları sunmayı hedefliyoruz. Çalışma sistemimizin özü biraz da burada.
Yani bu seçimde insanların HDP’ye oy vermeye ikna olması için insanlarla birebir temas kurmalı.
Bu seçimlerde AKP’ye karşı HDP’yi destekleme kararı aldınız neden? Bu seçimi sizin için önemli kılan ne?
Bu seçimlerin ikili bir karakteri var. Bir yanı seçim ama bir yanı ile de seçim değil, bu aynı zamanda bir referandum. Çünkü normal seçimlerde devletin yapısı tartışma konusu olamaz, daha çok devletin yapısı içerisinde var olan temsili dengeler değişir; ancak bu seçimde devletin yapısının değişimi söz konusudur.
Bu devlet demokratik değildir ama daha korkuncunun gelmesi söz konusudur.
Her türlü denetim mekanizmasından kurtulmuş; başkanın aynı zamanda en büyük partinin başkanı olduğu, bu parti başkanının vekilleri belirlediği, Parti ve devletin iç içe geçtiği bid sistem. Geriye ylargı kalır ama başkan olarak zaten hakimleri de, hası her şeyi o belirliyor, dolayısıyla yürütme, yasama ve yargının bir tek kişinin elinde toplandığı fiili bir yönetim hali, bu bir diktatörlüktür. Yapı tıpkı Nazi Almanyası gibidir.
İkincisi olarak bu adam hukuku da uygulamıyor. Yani 12 Eylül generalleri bile bir şey yaparlarken en diktatörce şeyleri bile işi kitabına uydurmaya, var olan hukuka uydurmaya çalışırlardı. Şu an daha geri bir duruma gittiğini görüyoruz. Mesel Erdoğan şu an kanun dışı harekete etmektedir. Normal bir ülkede olsa Anayasa’yı ihlal ettiğinden yargılanması gerekir. Bu olmuyor, bunu yapacak bir güç de yok ortada.
Ama tarih bizim önümüze şöyle bir fırsat çıkarmış bulunuyor: bunu da oylarımızla sağlayabiliriz. Bunu engelleyebiliriz. Bunu engellemediğiniz takdirde savaşın başlaması kesindir. Gerek kişi diktatörlüğünü engellemenin; gerek barış sürecinin sürmesini sağlamanın tek yolu HDP’nin barajı aşmasıdır.
Barış süreci tehlikede mi diyorsunuz?
Evet, barış süreci ciddi tehlikede. Çünkü Erdoğan barış sürecini başkanlık hayalini gerçekleştirmek için bir taktik manevra olarak gördü. Başkanlığa ulaştığı andan itibaren barış sürecinin yerine savaş sürecini başlatacaktır. Dolayısıyla kişi döktatörlüğüne geçiş, bugünkü barış sürecinin sonu anlamına gelecektir.
Tek adam diktatörlüğüne karşı bir kampanya başlattınız. Peki, neden CHP değil de HDP’ye oy verin diyorsunuz?
İki nedenden, birisi, HDP Türkiye’deki en demokratik partidir.
İkinci neden, şu. Bu seçimlerin çok özel bir durumu var. HDP yüzde 10 barajının sınırlarında, barajı geçtiği an 60-70 milletvekili çıkaracak ama MHP ve CHP’nin yüzde bir veya iki artışları onların çıkaracağı vekillerde dişe dokunur bir yükseliş olmayacak ve bu da Erdoğan’ın tiranlığını engelleyebilecek bir niceliği sağlayamaz. Ama HDP’nin yüzde bir veya iki artışla yüzde onu geçmesi, Erdoğan’ın tiranlık hayallerinin sonu demektir. Dolayısıyla Erdoğan diktatörlüğüne karşı en etkili silah HDP’nin barajı geçmesi ve HDP’nin desteklenmesidir. Yani “ben HDP’li değilim ama HDP’ye oy vereceğim”. “Diktatörlüğe kim karşıysa HDP’ye oy vermelidir” diyoruz.
AKP’ye oy verenlere de mi çağrı yapıyorsunuz?
Evet, biz AKP’ye oy verenlere de çağrı yapıyoruz, hatta şunu diyoruz “Erdoğan’ı seviyorsan da Erdoğan’a oy verme”.
Çünkü o zıvanadan çıkmış, kendi arkadaşlarını bile hepsini çiğnemiş durumda.
Örneğin, Üç Dönem kuralı özünde niçin geçerli? Devletin tepesinde üç dönem bulunmayı engellemye yöneliktir. Bu mebus, bakan veya cumhurbaşkanı olmuş fark etmez. Özü böyledir. Ama Erdoğan bir yerden diğer yere sıçrayarak bu kuraldan kendini azade kılarken yola çıktığı bütün arkadaşlarını tasfiye ediyor ve yanına artık kendisine karşı söz söyleyemeyecek olan kapıkullarını getiriyor. “Onlar görev almadı. Peki, sen niye alıyorsun” denmeli. Ama üç dönem kuralı ile kendi arkadaşlarını tasviye ediyor, kendisine diktatörlük yetkileri sağlıyor. Böylesine ilginç, iki tarafı keskin bir bıçak kullanıyor. AKP içerisinde de çok geniş bir kesim Erdoğan’ın bu politikalarından rahatsız. AKP başlangıçta ‘biz Avrupa Birliği’ne gireceğiz, özgürlükleri sağlayacağız’ dedi ama Erdoğan bunlara ihanet etti. Bundan kaynaklı AKP’ye oy verenler de rahatsız. Dolayısıyla bugün bir AKP’li bile en azından seçim sandıklarına gitmeyerek, HDP’ye oy vererek HDP’nin yüzde 10 barajını aşması katkı sağlayabilir ve Erdoğan’a “dur” diyebilir.
Sadece HDP’ye oy vermeye çağırmıyorsunuz, bir de HDP için sahada çalışmaya çağırıyorsunuz. Peki, nasıl bir çalışma yapacaklar?
Evet, HDP’li olmasan da gel, çünkü çok kritik bir durum var. Yani varını yoğunu ortaya koymalısın, başka çaresi yok. HDP yüzde 10’u geçmediği takdirde korkunç şeyler bekliyor bu ülkeyi. Sadece ülkeyi de değil, herkesi bekliyor. Bunun için sadece oy ver demiyoruz, bir de sahada çalışmaya çağırıyoruz.
Neler mi yapılabilir? En basitinden bulunduğu apartmanda komşuların AKP’liler var, CHP’liler var bunları ikna etmek için internete girip yazdığımız bildirileri indirip, basarak onların posta kutusuna koyarak veya isimlerinepostayla yollayarak komşularını etkileyeblir.
Bir çok CHP’li CHP’li eşine diyor ki sen HDP’ye oy ver ben CHP’ye oy vereceğim (ki bir sürü CHP’linin böyle yaptığını duyuyoruz).
İşte apartmanınızdaki bir CHP’liye, bir AKP’liye bir Erdoğan’ı sevene, herkese, tüm toplum kesimlerine, niçin Erdoğan diktatörlüğüne hayır demeleri gerekiyor bu bildirilere dayanarak, söyle veya yazıyla sokaktaki, apartmanındaki insanı ikna edebilirler.
HDP’ye oy ver girişimine katılanlar sadece sanal alemde değil, mahalleye, sokağa inerek çalışacaklar mı?
Zaten sanal alem bu kesimlere ulaşmak için hızlı bir  örgütlenme aracı ve ağıdır. Hedef orasıdır.
Modern toplumda sanal aleme global köy de deniliyor. Sanal alem sayesinde yüzbinlerce hiç tanımadığınız insana ulaşma imkanınız var. Ama aynı zamanda bu insanlar gerçek hayatta yaşıyorlar, sanal alemi, orada kurulan ilişkileri gerçek hayattaki ilişkilere ve davranışlara itebilmek için araç olarak kullanmaya çalışıyoruz. Çünkü Tahrir’de gördük, son dönemlerdeki bütün politik hareketler ya da kimi önemli seçim kampanyalarının hepsi sanal alemde başladı. Küçük girişimler olarak başladı o sırada toplumun eğilimleri uygun görüyorsa birden patlama yaptı. Yani Sanal Alem’i hor görmemeli.
Sanal alemin sadece eğlence, bilgi alma yeri değil de toplumsal bir örgütlenme, özgürlük ve demokrasinin inşası için birbirine ulaşma ağı olarak kullanılması gerekiyor.
Türkiye tam da böyle bir noktadadır ve bu yapılabilir. Genç kuşaklar zaten bunu yapabildiklerini gösterdiler. Bu genç potansiyel, bizim kuşağımızın tecrübesiyle bütünleştiğinde müthiş bir patlama yapar.
Siz de bu girişimin sözcülerindensiniz, siz bu girişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süleyman Başar - Ben hem bir Gezi direnişçisiyim, hem de HDP geleneğinden geldiğim için şunu çok iyi biliyor ve görüyorum toplumun HDP’ye karşı oluşturulan bir ön yargısı var. Bu önyargılardan dolayı HDP’ye oy vermeyecek bir kitle var. Biz HDP’den bağımsız bu insanlara gidebilme şansını elde etmek için böyle bağımsız girişimi oluşturduk. En azından şunu demeye çalışıyoruz: “ya arkadaş aynı memlekette yaşıyoruz, aynı ülke topraklarında yaşıyoruz, aynı kaygılarımız var ve bizi bekleyen böyle bir felaket var. Yani şu anda 12 Eylül Anayasası’nı bile aratacak bir durumdayız. Çünkü ortada ne temel hak ve özgürlükler kaldı ve ne de anayasal haklar kaldı. Kamu güvenliği yasasıyla herkes tehlikede. Tek adam diktatörlüğü kapıda. Bunu durdurabilmek için bizim tek şansımız, yani belki dünyada tek olacak ama bir diktatörü bir oyla devirme şansımız var. Bunun için elimizdeki tek şans HDP’ye oy verip, HDP’yi meclise sokmaktır. Bir oy olsa bile bu bizim için çok büyük avantajdır.”
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Diyeceğimiz şu, yüzde 10 barajı diktatörlüğü engellemek için bugün ezilenlerin bir silahı olmuş durumda. Herşey bunu kullanıp kullanamayacağımıza bağlı. Çünkü bir oyla HDP’nin 60-70 milletvekili çıkartma ihtimali var. Baraj aşıldığı andan itibaren dengeler değişecek. Sadece Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da dengeler değişir ve bir devrimci kabarış bile başlayabilir. Bir yandan korkunç bir şey,  bir yandan çok güzel bir şey yaşayabilirz. İkisinden hangisine geçiceğimizi bir kişinin oyu belirleyecek.
Tam da bu noktada özgürlük mücadelesi veren Kürt gençlerine ve Gezi hareketine bir çağrı yapmak istiyorum. Bu yaklaşıma lütfen sahip çıkın. Buna sahip çıktığımız takdirde Türkiye’nin kaderini değiştireceğiz ve kendi hayatımızı kurtaracağız. Bu girişimi biz başlattık ama bunu götürecek olan gençlerdir. İnternet aracılığıyla birkaç haftada milyonlarca örgütlenebilirler. HDP ile dayanışma ağını sadece Kürdistan’da, Türkiye’de değil tüm dünyada yaygın bir şekilde milyonlarca insanın sesi haline getirebilirler. Deyim yerinde ise diktatörlüğün azarlayan o öfkeli sesini özgürlük çığlığıyla durdurmanın zamanıdır. Bıçak sırtındayız
Kampanyanızın temel argümanlarını biraz daha açar mısınız?
Bugünki sistem demokratik değildir, doğru ama HDP’ye oy vermediğimizde ve bu adam Anayasa’yı kendine göre değiştirdiği takdirde Türkiye’yi bir savaş bekliyor olacak. Kürdistan’da savaş başlayacak ve akabinde Suriye’ye saldıracaktır. Çünkü 1950-60’ların, soğuk savaşların en adi anti komünizmi ile ideolojik, teorik gıdasını almış ve hiçbir birikimi olmayan bir adamla karşı karşıyayız. Şimdi bir araba düşünün bunun direksiyonu rotu çıkmış, frenleri tutmuyor. Bir de bu arabanın direksiyonundaki adamın normal herhangi bir şöförün göstereceği melekeleri ya da reaksiyonları söz konusu değil. Böyle bir arabanın nereye gideceği ortadadır.
Bu basit bir risk değildir. Erdoğan iktidar korumak için her şeyi göze alır ve Ergenekon’la itifak içinde. Bunlar her şeyi yapabilir. Çünkü Egemen güçler ya da sınıflar, kendilerinin sonunu daima dünyanın sonu olarak görürler. O dünyanın sonunu engellemek için her şeyi yapmaya eğilimlidirler.
Öyle bir bıçak sırtındayız ki, bu seçimlerde bir anda çok güzel, umut veren bir geleceğe de gidebiliriz, bir anda korkunç bir cehenneme de düşebiliriz. Nereye gideceğimizi belirleyecek olan da üç-beş oyla olabilir. Çünkü bir terazi dengede duruyorsa bir tarafa koyacağınız bir gram bütün dengeyi alt üst edebilir.
Bu yönüyle Türkiye toplumu risk altında. Bütün bu arka plan düşüncelerden hareketle biz bu girişimi kurduk.
Bu kampanyanın bir özelliği de şu; AKP’yi bile hedef göstermiyoruz, Erdoğan’ı, çünkü bir AKP’li bile Erdoğan’a karşı tavır almalıdır.
Ahmet Birsin

(Bu söyleşinin orijinali şu adrestedir)

HDP’ye Oy Ver – Barajı Yık – Diktatörü Durdur – Barışı Sürdür Girişimi

Kısa İsim
 HDP’ye Oy Ver
E-Mail
E-Grup Adresi
E-Gruba Üyelik
E- Gruba Mesaj
Blog
Facebook  Grubu
Twitter
Twitter




Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...