12 Ağustos 2015 Çarşamba

PKK’ya Açık Mektup: PKK Derhal Tek Taraflı Ateşkes İlan Etmelidir

Bugün gazetelerde, Selahattin Demirtaş’ın çağrısı yer alıyor. Örneğin BBC Türkçe “Demirtaş: Hükümetin operasyonlarına da PKK’ya da dur diyoruz” başlığıyla canlı olarak vermiş.
Arabulucular böyle davranabilirler. Bu anlaşılabilir. Zaten HDP’nin esas misyonu da şimdiye kadar arabuluculuk, hatta tam arabuluculuk bile değil, esas olarak postacılık oldu.
Demirtaş’ın çağrısı iyi niyetli ve güzel olabilir. Ancak biz iki taraflı değil, tek taraflı ateşkes öneriyoruz. Hükümet elbette silahlarla saldıracaktır. Biz de ona karşı ateşkesle saldırmalıyız.
Bilineni bir kez daha tekrarlayalım.
Çağrılarla karşılıklı ateşkes olmaz.
Peki, ne zaman olur?
Karşılıklı ateşkes ancak savaşın ve sıcak çatışmaların iki tarafın da amaçlarına hizmet etmediği zaman olur.
Bugün Türk devletinin başında bulunun sarayda oturan sultanın ateşkesten çıkarı var mı?
Yok.

Aksine tüm geleceğini ve kaderini savaşın başlamasına ve sürmesine; 90’lara dönülmesine; böylece terörle baskı altına alınarak, tecrit edilerek, hatta kapatılarak oyun dışı bırakılmasına bağlamış durumdadır. Bu onun için varlık yokluk sorunudur. Gerek Türkiye’de gerek uluslar arası alanda mahkemeye bir sanık olarak çıkmaktan kurtulabilmek için her şeyi yapacaktır.
Saraydaki sultan, her türlü denetimin dışında olarak, muazzam bir yetki ve gücü elinde bulundurmaktadır. Suruç’taki kanlı katliamı IŞİD üstlenmedi. Bu topraklarda yaşayan herkes onu kimin ve hangi güçlerin yaptığını bilir. Sultan ve o güçler bugün kader birliği içindedirler. Onlara bunu yapacak cesareti de bu kader birliği vermiş olmalıdır.
Bu sultanın ittifak yaptığı temel güç ise “Seferberlik Tetkik Kurulu”; “Ergenekon”, “Özel Savaş Dairesi” veya “Kontrgerilla” denen; devlet içindeki gizli ve kontrol dışı güçtür.
Bu güç de “askeri vesayet bitiriliyor” denen zamanlarda, gücünü ve operasyon yeteneğini olduğu gibi korumuştur. Sadece çok yıprandığı; tecrit olduğu ve dolayısıyla politik etkisi sınırlandığı için, geri çekilmişti.
Bu gücün de, bırakalım “barış süreci”ni bir yana, tahkim edilmiş bir ateşkesten veya en basit biçimiyle bile ateşkesten en küçük bir çıkarı yoktur.
Bu “iyi saatte olsular”, tekrar eski gücüne ve etkisine kavuşmak için Erdoğan’ın ihtiraslarında ve günahlarında hiç ummadığı bir müttefike kavuşmuş bulunmaktadır. Erdoğan ve Ergenekon çıkar ve kader ortaklığı içindedir.
Bugün temel görev, yakalanması gereken ana halka, Erdoğan’ı ve Ergenekon’u; bu iki gücü tecrit etmek; etkisizleştirmektir.
*
Bugün sanki temel görev bu değilmiş gibi, hala ateşkesi tahkim etmekten; Kürtlerin haklarının tanınmasından; demokratikleşmeden; “barış süreci”nin yeniden başlamasından söz etmek; aç tavuğun kendini darı ambarında görmesinden farklı değildir.
Bu yaklaşımlarla ne ana halka doğru tespit edilebilir; ne de acil görevler doğru belirlenebilir.
HDP ve Demirtaş, bir dereceye kadar mazur görülebilir. Yeni bir örgüttür. Daha oturamadan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 7 Haziran Referandumuna girmek zorunda kalmıştır. Oturmamıştır. Bir sürü farklı gücün dengesine dayamaktadır. Hareket alanı çok dardır. HDP’nin de çok yanlışları ve orada yapılacak çok şeyler vardır ama bunlar başka yazıların konusu olabilir.
Ama PKK için aynı şey söylenemez. Yılların tecrübesi vardır. Aynı ideoloji ve önderlik altında birleşmiş bir örgüttür. Böyle bir örgütün, eline geçmiş en iyi fırsatları bile böyle bozuk para gibi harcaması affedilir bir durum değildir. PKK şu son bir iki aylık performansıyla ne dünyayı ne de Türkiye’yi doğru okumaktan uzak olduğunu; durumdaki değişiklikleri görüp ona göre taktik ve mücadele biçimlerinde değişiklikler yapmaktan uzak olduğunu göstermiştir.
Politik zaferler ve mücadeleler her şeyden önce karşı tarafı tecrit ederek güçlerin yer alışında ve dengesinde, yani stratejide değişiklikler yaparak kazanılabilir. Örneğin seçim zaferi böyle kazanıldı. Örgütlenme ve seçim propagandasındaki tüm zaaflara rağmen böyle kazanılabildi
Güçlerin yer alışında ve güçlerinde değişiklikler olmadan, yapılacak mücadeleler duvara kafa atmaktan farksızdır.
PKK hemen seçimlerden sonra, yeni bir durum değerlendirmesi yapıp, bırakalım demokratikleşmeyi; bırakalım “Barış Süreci”nin ilerlemesini bir yana; bırakalım tahkim edilmiş ateşkesi bir yana, var olan ateşkesi bile sürdürmenin en büyük bir kazanç olacağı tespitini yapmalıydı.
Erdoğan ve Ergenekon ittifakının tecrit edilip etkisizleştirilmesini ve onların istediği alanda savaşa girilmemesini temel mücadele çizgisi olarak belirlemeliydi. Var olan güçlerin mevzilenişiyle ve gücüyle, barış sürecinin ileri götürülemeyeceğini; ateşkesin sürdürülmesinin bile büyük başarı olacağını; çünkü barışın Erdoğan-Ergenekon ittifakının aleyhine çalıştığını görmeliydi. Dolayısıyla seçim başarısıyla sarhoş olmadan savunma pozisyonuna geçmeliydi. (Aynı hatayı HDP de yaptı. Dolmabahçe’ye dönmekten söz etti. İki taraflı ateşkes önerileri bir yandan böyle bir yanlış durum değerlendirmesine de dayanmaktadır. Ama dediğimiz gibi HDP hoş görülebilir.)
*
Savaşın çok basit bir kuralı vardır. Düşmanın istediği şartlarda savaşa girmemek. Erdoğan-Ergenekon ittifakı barışın demokratik güçlere yaradığını görüp, orada savaşa girmemek için barışa son verdi. Kendi açısından son derece akıllıca davrandı.
Peki, PKK ne yaptı. Aksine düşmanın çıkarına koşulları kendisi de kabul ederek onun işini kolaylaştırdı ve halen kolaylaştırıyor. Ateşkes için hala bir sürü koşul öne sürüyor. Duvara kafa atıyor.
PKK’nın bunu neden yaptığı ilerde belki daha iyi açıklanabilir. Ama Öcalan’ın tecrit edilip görüştürülmemesi bir ipucudur. Hükmet Öcalan’ın çizgisinden rahatsızdır ve Kürt hareketi içindeki gerici milliyetçilerin etkinlik kazanmasından çıkarlıdır. Çünkü onların çizgisi kendisine gerekli hareket alanını sağlamaktadır.
PKK’nın şu anki çizgisi Öcalan’ın çizgisine karşıdır. Türkiye Partisi olmayı, bir Kürt hareketi olmaktan çıkıp Ortadoğu çapında bir Demokrasi hareketi olmayı reddeden “ilkel milliyetçi” denilen; bir Kürt devletinden başka bir hayali olmayan Kürtlerin çizgisine denk düşmektedir. Kürt hareketi içindeki politik olarak en geri ve ham kesimlerin eğilimlerini yansıtmaktadır.
Her dış savaş bir iç savaşla birlikte yürür. Onun için önce, PKK içindeki Apocular, bir araya gelip, kenetlenip, bu “ilkel milliyetçi” ideolojiyle beslenen aynı zamanda sekter ve ufuksuzlara karşı kesin tavır alıp ağırlık koymalıdırlar büyük bir kararlılıkla.
Öcalan “birçok PKK vardır. Herkesin bir PKK’sı vardır” anlamında bir sözler etmişti bir zamanlar. Öyle anlaşılıyor ki, Kürt devleti hayalinden ötesini göremeyen “İlkel milliyetçi”ler, HDP’nin başarısından ki bir anlamda Öcalan’ın çizgi ve vizyonunun başarısıydı, rahatsız oldular ve hükümetin savaş koşullarını dayatmasını bulunmadık bir nimet olarak gördüler. Ağırlıklarını koydular veya emrivaki yaptılar. PKK önderliği de bir şekilde paralize durumda kaldı. Çünkü öyle anlaşılıyor ki, Öcalan konuşmadığında ne yapacaklarını bilemiyorlar. Türk Devleti de bunu çok iyi değerlendirdi.
Her ne olursa olsun. PKK bugünkü yanlış çizgisine derhal bir son vermelidir. Eğer PKK’nın eski ve denenmiş kadroları. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar, Duran Kalkanlar, Karasular, Altunlar vs. bir arada pek ve yekvücut olarak ortak bir iradeyle davranırlarsa, bu gibi dayatma ve emrivakilere son verip, hatta mümkünse bir özeleştiriyle tekrar kendi koşullarını dikte ettirebilir hale gelebilirler. Bir zamanlar Osman Öcalan ve diğerlerine karşı bunu yapabilmişlerdi. Şimdi de yapmamaları için bir neden yok.
Bunun ilk adımı PKK’nın tek taraflı ateşkesi olmalıdır. PKK kendisine saldırılmadıkça saldırmamalıdır ve tıpkı seçimler öncesinde olduğu gibi, Türk devlet güçleriyle karşılaşmaktan ve çatışmaya girmekten kaçınmalıdır. Bunu da açıkça ilan etmelidir.
Bu yöndeki bir hamle, PKK’nın da elini güçlendireceği gibi; Türkiye’deki demokrasi güçlerinin konumunu güçlendirebilecek çok daha geniş müttefikler edinebilmelerini sağlayabilecek ve kısa zamanda Erdoğan Ergenekon ittifakının tecrit olmasının yolunu açabilecektir.
*
Ayrıca bugün Türkiye ile savaşa girmek ve sürdürmek askeri bakımdan da saçmadır.
Bugün PKK’nın güçlerini özellikle Irak ve Suriye’de, ama özellikle Suriye’de IŞİD’e karşı yoğunlaştırması, o savaşın başarısına bütün ağırlığını koyması gerekmektedir. Oradaki başarılar zaten Türkiye politikasına Erdoğan ve Ergenekon’un başarısızlıkları olarak dönecek ve onları tecrit etmeye yarayacaktır.
Ayrıca Türkiye’de yapacağı tek taraflı ateşkes, PKK’nın Türkiye dışındaki müttefikleriyle ilişkilerini de daha olumlu etkileyecektir.
Tek taraflı ateşkesin daha birçok faydası sıralanabilir. Bir çocuk bile bunları görebilir.
Hükümet elbette “korktular, vurunca sindiler” gibi psikolojik savaş yapacaktır.
Vurmaya, bombalamaya, tutuklamalara, yakmaya, cinayetlere devam edecektir.
Bütün bunlara göğüs germek gerekiyor.
Ama uzun vadede kaybedecektir.
Hem askeri olarak hem da politik olarak kaybedecektir. Erken seçimde de yenilecektir. Askeri olarak da tek taraflı vurmayla hiçbir başarı sağlayamayacaktır.
Çünkü esas güçler IŞİD’e karşı savaşta, pişecek, güçlenecek, dünyanın ve demokratların, ezilenlerin desteğini kazanacak ve bir umut haline gelecektir.
Tekrar ediyoruz. PKK bugünkü, durumu ve acil görevleri doğru tanımlamaktan uzak politikasına derhal son verip, tek taraflı ateşkes ilan edip; çatışmadan kaçmalı; pasif savunmaya; ancak kaçacak yeri kalmadığında; meşru savunma durumunda çatışma çizgisine geçmelidir.
Seçimlerden önce bunu başarıyla yapabildiğini göstermişti.
Ancak böyle bir politika ve çizgi, Erdoğan-Ergenekon ittifakını tecrit edip yenerek ateşkesin; tahkim edilmiş ateşkesin ve çözüm sürecinin yeniden başlamasının yolunu açabilir.
12 Ağustos 2015 Çarşamba
Demir Küçükaydın


Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...