24 Temmuz 2015 Cuma

Suruç’tan Sonra

Aşağıdaki yazıyı dün sabah yazmaya başlamıştık. Ancak bitirememiş ve bugün bitirmeyi düşünüyorduk.
Ancak dün öğleden sonra çok önemli bir değişim oldu. Dün itibariyle Türk devletinin askeri birliklerinin IŞİD mevzilerini bombalaması ve bugün sabaha karşı savaş uçaklarının, hududu geçmeden IŞİD mevzilerini bombalaması Ortadoğu’da güçlerin yer alışında köklü bir değişim anlamına geliyor.
Elbet bu değişim ne Türk hükümetinin ve Erdoğan’ın ne de Amerika’nın veya diğer aktörlerin hedeflerinin değiştiği anlamına gelmiyor; ama o değişmeyen hedeflere yönelik konumlanışlarının değişmesi anlamına geliyor.

Bu değişimi şöyle bir analoji veya örnek daha iyi açıklayabilir. Örneğin barış süreci ne Erdoğan’ın ne de Kürt Özgürlük hareketinin hedeflerinin değiştiği anlamına gelmiyordu ama ister istemez, hangi kaygılarla yapılmış olursa olsun, mücadele biçimleri ve konumlanışların değişmesi anlamına geliyordu. Türkiye’nin IŞİD’e karşı savaşmaya başlamasının ortaya çıkardığı değişiklik de aşağı yukarı böyledir.
Yani Türk devleti ve Erdoğan’ın Suriye’de PYD’ye karşı mücadele etme ve onun etki alanının zayıflatma hevesi ve amacı değişmemiştir. Örneğin belli ki Erdoğan’ın hedefi Afrin kantonu ile Cerablus/Kargamış arasını işgal ederek veya başka bir biçimde kontrol altında tutarak Afrin ile diğer kantonların birleşmesini, yani “Kürt Koridoru”nu engellemek ise de, bu amaca ulaşmak için bile IŞİD karşısında PYD ile aynı safta olmak zorunda kalmıştır. Yani olayların zorlaması Erdoğan’ı ya da Türk devletini bu hedefe ulaşmak için IŞİD’e karşı daha kesin bir konuma itmiştir ve bu da ister istemez Türk devleti ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin IŞİD’e karşı nesnel müttefik duruma gelmeleri anlamına gelmektedir.
Dünyayı doğru kavrama yeteneğinde değilseniz kısa vadede böyle savrulmalar kaçınılmazdır. Artık IŞİD’in başına atılan her bomba, IŞİD militanlarına çıkarılan her zorluk; IŞİD’e yönelik her tutuklama fiilen ve nesnel olarak Kürt Özgürlük Hareketinin işine de yarayacaktır. Benzer şekilde Kürt Özgürlük hareketinin IŞİD’e verdiği her zarar da Türk Devletinin, Amerika’nın, hatta aynı zamanda Esad’ın ve İran’ın da çıkarınadır.
Olayların kendi mantığı vardır. Erdoğan ve kapı kullarının ve de onun havuz medyasının yazdıkları ne olursa olsun, bu yeni konumlanış ister istemez Türkiye’deki dengeleri de değiştirecektir. Erdoğan’ın gücü bugün dünden daha zayıf olacaktır ve hareket alanı da daralacaktır. Dün reddettiklerini bugün kabul etmiştir. Bu zor durum havuz medyasının bu dönüşe uyum sağlamak için gerekli dönüşü yapabilmek için zorlanışında ve belini kırmasında da görülebilir.
Hatta bu yeni durumun provokasyonlarla beslenmiş kanlı bir erken seçim döneminden kaçma olasılığını bile tekrar ortaya çıkarmıştır denebilir. Yeter ki Kürt Özgürlük Hareketi ve HDP büyük yanlışlar yapmasın. Aşağıda bir aydan fazla bir zaman önce yazılmış yazıdaki strateji ve taktiğe geçebilsinler. Çünkü Türkiye’nin IŞİD’i bombalaması değişikliğinden bir iki gün önce çok ciddi yanlışlıklar yapılmaya başlanmıştı. Yangına körükle gidiliyordu.
Yeni durum ve sonuçlarını nasıl bir yol izlemek gerektiğini ilerde ele alabiliriz ama önce filmi geriye saralım.
Bu yazının sonuna koyduğumuz yazı 17 Haziran’da, yani seçimlerden on gün kadar sonra yazılmıştı. Ama yazıyı bağlamadım, bitirmedim ve yayınlamadım. Ve o günden beri de yeni bir yazı yazmadım. İki nedeni var. Birincisi, fiziksel yorgunluk; ikincisi bir zaman tanıma, bir fırsat verme kaygısıydı. Belki biz yanılıyorduk. Bunu biraz açıklayalım.
*
Seçimlerden sonraki günlerden birinde, yolda tesadüfen karşılaştığım ve yeni seçilmiş HDP’li bir vekil arkadaşı tebrik ettikten sonra, “bu ülkede insana bir gün olsun bile şöyle soluklanma fırsatı vermezler. Bu Erdoğan erken seçim istiyor ve bunun için her türlü provokasyonu yapacaktır” dediğimde; yeni vekil arkadaş, böyle şeyler duymak istemediğini; her şeyin daha iyi olacağını söyledi.
Ben ise kötümserlik devrimci bir erdemdir, hele bu ülkede anlamında bir şeyler söyledim. Yeni vekil ben hep iyimser oldum ve bu güne kadar da gayet iyi geldim anlamında bir şeyler söyledi. Bu konuşma devam edemedi, çünkü farklı yönlere gidiyorduk. Vedalaştık, başarılar diledik
Sonra düşündüm, uzun mücadele ve her yenilginin birbirini izlediği yıllarda belki biz çok kötümser olmuştuk. İnsan yanılmış olabileceğine dair daima bir pay bırakmalı. Kim bilir belki muhatabım haklıydı. İşte son iki yılda Gezi, Kobani, 7 Haziran Seçimleri gibi üç tane büyük başarı ve zafer görülmüştü. İyimserliğe bir şans vermek gerekmez miydi? İyimserliğin yeri olmasa bile, insanların şu kısacık hayatlarında biraz olsun umutlu günler geçirmelerinin; bir zaferin sarhoşluğunu yaşamalarının ne gibi bir zararı olabilirdi ki? Zaten söylesen ne olacak? Kim dinler? Olumsuz öngörülere; kötü haberlere insanların kulakları tıkalıdır. İnsan bu. Moral makinesidir. Mücadele gücünü kötümserlikten almayı başkalarından da beklemek doğru olmaz. Sosyolojik olarak en radikal ve devrimci değişiklikleri en kötümser ve kaderci öğretiler ve inançlar yapar. Ama bu, insanların zamanın sonunda yaşadıkları; kıyameti bekledikleri eski çağlarda böyleymiş. O zamanlar zaman ya da Feleğin çarkı dönüyordu. Şimdi ise zaman akıyor. Hem de giderek artan bir hızla. Gerçek iyimserliğe olanak tanımasa bile beklentiler böyle. Modern çağın insanı, kötümserlikle yaşayamaz. O iyimserlik bağımlısıdır. Onun uyuşturucusu iyimser beklentiler ve umutlardır. Nasıl olsa insanlığın yaşama şansı neredeyse yok. Bari iyimser beklentiler içinde yaşasın bu son kuşaklar. Nedir iyimserlik? Voltaire gibi cevap verelim: İnsanın kötü bir durumda olduğu bir zamanda, her şeyin iyi olduğunu ileri sürmesi çılgınlığı!
Bu iyimserlik bağımlılığı seçimlerde bile görülebilirdi. Bizim kurduğumuz girişimin adı: “HDP’ye Oy Ver, Barajı Yık, Diktatörü Durdur ve Barışı Sürdür” gibi çok somut ve mütevazı hedefleri kapsıyordu. HDP’den 10’dan Sonra’ya kadar hepsi, “Bizler Meclise” girince neredeyse yeni bir dünyaya geçeceğimiz algısı yaratıyorlardı. (Kanımca HDP’nin seçim sloganları ve materyali baştan aşağı yanlıştı. Ama Netice’ye bakan Hatice’ye bakmayan bir çağda yaşıyoruz. İnsanların Netice için değil, Hatice için yaşadıkları zamanlar da dönen zamanlar gibi artık yok, kapitalizm öncesinde kaldı. O nedenle bu yanlışlardan söz etmenin de bir anlamı yok.) Ama insanlar da ona ilgi gösteriyorlardı. Biz ise kimseye sahta hayaller yayamazdık. O mütevazı ve somut hedeflere ulaşmak bile çok önemliydi. (Ki seçimlerden sonraki gelişmeler bizim bile iyimser olduğumuzu yeterince kötümser olmadığımızı gösterdi. Evet, baraj yıkıldı ve belki diktatöre dur denildi ama barış sürdürülemedi.) Peki, HDP böyle sahte hayaller yaymadan açık ve dürüst bir seçim kampanyası yapsaydı insanlar bu kadar coşkuyla katılırlar mıydı? Sanmıyorum. Daha doğrusu şöyle diyelim. HDP’yi destekleyen küçük burjuvalar katılmazdı ama emekçi katmanlarda böyle bir kampanya çok derine işleyen etkiler yapardı. Her yiğidin (sınıfın) bir yoğurt yiyişi vardır.
İşte bu gibi düşüncelerle, iyimser beklentilere bir şans vermek için, yeni HDP’den vekil seçilmiş arkadaşla o konuşmanın yol açtığı düşüncelerin etkisiyle yazıyı tamamlamadım ve yayınlamadım. Zaten çok yorgundum fizik olarak, böylece biraz da dinlenmiş olurdum.
Ama Suruç katliamı ve özellikle de dünkü iki gelişme alarm zilleri çalmanın kaçınılmaz bir görev olduğunu tekrar hatırlattı. Urfa’da IŞİD’le ilgili olduğu söylenen iki polisin evde öldürülmesi ve İstanbul’da a bir IŞİD’cinin öldürülmesi ve bunları dolaylı olarak PKK’nın üstlenmesi, çok vahimdir ve baştan aşağı yanlıştır. Bütün kazanımların yitirilmesiyle ve doksanlara dönülmesiyle sonuçlanabilir
Yeni kuşaklar bilmez. Onlar doksanlarda doğdular. Bilecek kadar yaşlı olanlar da yeni ulusalcı veya liberal konumlarına göre geçmişlerini yeniden yazdıklarından unutmuşlardır. Doksanların başında Kürt Siyasi Hareketi hiç de küçümsenmeyecek bir açılım yapmış; Özgür Gündem Türkiye’de solda ve demokrat entelijansiyanın önemli bir kesimini sayfalarında toplamıştı. Gazeteciler Bekaa’ya gidiyor Öcalan’la söyleşiler yapıyorlardı. Türkiye’deki insanların büyük bölümü Kürtlere haklarının verilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu nedenle Özal’lar Federasyonu bile tartışmalıyız diyor; Demirel Kürt gerçeğini tanımaktan söz ediyordu. Bu ortamda Ateşkes ilan edilebilmişti.
Ama tam bu noktada Kürt milliyetçisi kesim ile Türk devletinin karanlık güçleri zımni bir ittifaka girerek Kürt özgürlük hareketi ile sol ve demokratik entelijansiyayı birbirinden ayırdı. Örneğin Selim Çürükkaya “düşün yakamızdan” diye yazılar yazarak bu aydınları kovdu ve aşağıladı.
Gerisini 33 askerin öldürülerek ateşkes sürecinin bitirilmesi tamamladı. Özal’ın, Kahveci’nin, Bitlis’in ve diğerlerinin öldürülmeleri vs. on yıllık bir terör ve savaş döneminin; korkunç çürümenin yolunu açtı.
Öyle görülüyor ki, o zamanlar Öcalan’ın bu gelişmelere direnebilecek kadar gücü yoktu. Öcalan da boşlukta hareket etmiyordu ve edemez elbette. Kürt hareketi içindeki var olan güçlerin dengelerini gözetmek zorundaydı ve zorundadır. Öcalan’ın bugünkü konumuna gelmesi örgüt ve hareket içindeki uzun mücadelelerin sonunda olmuştur.
Bu yaralar şimdi yeni yeni kapanıyor. Bugünkü HDP o zamanların Özgür Gündem’i gibidir. Seçimlerde kazanılan zafer kimseyi yanıltmamalıdır. Bu zafer kesin bir zafer değildir. Sadece bir muharebe kazanılmıştır. Atılacak yanlış adımlarla bütün kazanç bir anda olmamışa dönebilir.
Büyük stratejler en büyük zaferlerin savaşsız kazanılan zaferler olduğunu tekrar tekrar belirtirler. Savaşsız zafer kazanmanın yolu ise öncelikle dengelerdeki ve güçlerin konumlanışlarındaki değişmeleri iyi kollamak, doğru tespit etmek ve onlara uygun gerekli değişiklikleri yapmak; bu stratejiyi yaratıcı taktik ve örgüt ve mücadele biçimleriyle desteklemektir. Bütün bunları yapmadan da bir zafere ulaşılabilir. Ama büyük acılar pahasına olur bu.
Seçimlerde izlenen strateji ve taktiği değiştirmek için hiçbir neden yoktur: yasallıktan azami yararlanma. Engels bir zamanlar Alman Sosyal Demokrasisin Sosyalistlere Karşı Yasa zamanında, en küçük legal olanakları bile geniş örgütlenme ve politik mücadele için başarılı bir şekilde kullanmasını ele almış ve burjuvazinin “yasallık bizi öldürüyor” diyerek kendi yasalarını çiğnemesini örnek vermişti. Aynı stratejiyi Hikmet Kıvılcımlı bütün hayatı boyunca izlemeye çalışmıştı.
Ateşkes veya “barış süreci” de öyledir. Bunu Erdoğan PKK’yı bitirmek, tecrit etmek için başlattı. Kürt Özgürlük Hareketi bunu en iyi biçimde değerlendirdi. Böylece Kürt hareketi ilk kez gettosundan çıkma olanağı buldu. Gezi gibi, 7 Haziran gibi başarılar bu ortamda gelişti. Erdoğan artık bir zamanların Alman burjuvazisi ve yunkerleri gibi, “Ateşkes bizi öldürüyor”  demektedir.
Savaşın birinci kuralı savaşı düşmanın istediği koşullarda kabul etmemektir. Erdoğan savaşı savaşa taşımak istemektedir. Onun savaşı çekmek istediği alana girmek ve orada savaşmak intihar olur
O halde seçimler boyunca izlenen taktiğe devam edilmelidir. Gerillalar yine çatışmadan kaçmalıdırlar. En küçük legal olanak bile azami ölçüde kullanılmalıdır. Ateşkesi savunmak çizgisinde sağlam durulmalıdır. Artık barış süreci geliştirmek değildir; ateşkesi savunmaktır çizgi. Ancak bu çizgiye geri çekildikten sonra tahkim edilmiş bir ateşkes çizgisine ilerlenebilir. İlerlemek için gerilemek gerekiyor. Seçimlerdeki başarıya rağmen gerilemek gerekiyor. KCK yöneticilerinin bunu anlamadığı, seçim başarısının ardından, barış sürecini ilerletmek ve tahkim edilmiş bir barış sürecine geçmek için bir baskı oluşturma çizgisini izledikleri görülmektedir. Bu, bugünkü durumu doğru okuyamamaktır.
Bunu aşağıdaki yazıda da öneriyorduk.
Toparlarsak. Seçimler önümüzde. Eğer ateşkesin bittiği bir ortamda seçimlere girilirse, bu Erdoğan’ın hedeflerine ulaşmasıyla sonuçlanabilir ve çok uzun yıllar sürecek kötü bir gelişmenin yolu açılabilir. Bu nedenle, PKK derhal bir özeleştiri vermeli ve ateşkesi savunma çizgisinde en geniş cepheyi kurmalıdır.
Bu yazıda acilen söylemek istediğimiz budur.
Karayılan’ın, Bese Hosat’ın ve diğerlerinin sert beyanatları, bir uyarı olarak, birer diplomatik mesaj olarak anlamlıydı belki ama uygulanacak bir strateji olarak baştan aşağı yanlıştır.
Yılların tecrübesi şunu göstermiştir. Kandil ya da KCK verili bir strateji ve taktiği başarıyla uygulayabilirler ama değişen koşullara uygun yeni stratejik ve taktik yönelişler yapmakta aynı başarıyı gösterememektedirler. Bu yetenekte olan sadece Abdullah Öcalan’dır. Kürt hareketi içinde “Önderlik” diye bir kavram ve kurumun olması, sadece Öcalan’ın örgütsel gücünden değil; aynı zamanda ve esas olarak onun bu özelliğinden dolayı vardır ve tam da bu edenle Hükümet Öcalan ile bir görüşmeyi engellemektedir. Böylece Kürt hareketini kendi istediği koşullarda savaşa çekebilecektir.
Elbet Kürt hareketi içinde çok sert ve keskin bir sınıf mücadelesi de vardır. Kral olsa soğanın cücüğünü yemekten başkasını hayal edemeyen çoban gibi, bir Kürt devletinden başka bir hayali olmayanlar, her düzeyde hareketin içinde çok güçlüdür.
Özgürlük hareketi batıda bir desteği olmadığından uzun yıllar tecrit olmamak için bunlara mahkûmdu. Ama şimdi daha geniş bir hareket alanı vardır ve daha açık tavırlar alabilir ve bu sefer doksanların başından farklı olarak bu milliyetçilerin ufkunun dışına çıkabilir.
Toparlarsak, Kürt Özgürlük Hareketi acil olarak şunları yapmalıdır.
a)      Derhal Ateşkesi Savunma çizgisine çekilmelidir. Eğer kontrol dışı davranış değilse son cezalandırma eylemlerinin özeleştirisini vermelidir.
b)      Erdoğan’ı Tecrit, Bahçeli’yi Teşhir ana vuruş yönü olmalıdır. AKP’den bile değil, Erdoğan’dan söz edilmelidir. Hatta aynı kafada olmasına rağmen, Davudoğlu’nun bulunduğu, Erdoğan’ın başkanlığı ile kendisinin başbakanlığı arasındaki çelişki bile işlenmelidir. Örneğin bir CHP AKP hükümeti bile Davudoğlu’nun bir tercihi olabilir. Ve onu Erdoğan’la karşı karşıya getirebilir. Ve bu bile Erdoğan’ın başkanlığı ve kontrolünde gidilecek kanlı ve provokasyon dolu bir erken seçimden daha iyidir.
c)      HDP derhal tüm sorunlarını ortaya koyacağı programatik, stratejik ve örgütsel durum üzerine açık ve hiçbir tabu tanımayan bir tartışma başlatmalı ve bir reorganizasyon kongresi toplamalıdır. Bugünkü yapısıyla Türkiye politikasındaki konumunu sürdüremez ve görevlerin altıdan kalkamaz. Allah’ın eşit kulları gibi bireysel üyeliğe geçilmeli; Hindistan’daki kast sistemi benzeri, bileşenlik derhal kaldırılmalıdır. Aşiretlerin birliğinin yerini Allah’ın eşit kullarının birliği almalıdır.
d)     KCK Suriye’de artık Kürtlük üzerinden değil, Demokratlık üzerinden Suriye’deki güçlerini yeniden tanımlamalıdır. Arapları kazanma mücadelesine girmelidir. Suriye’de demokratik bir devrim için koşullar olağanüstü uygundur. Hükümet Kürt kuşağından korkuyormuş, Demokratik bir Suriye ortaya çıksın da aklı başına gelsin. Bunun için hiç bir dile, dine, etniye göndermesi olmayan isimler ve semboller ve bir yönetim yapısı oluşturulmalıdır. Yani Kürtler Kürt olmaktan çıkıp demokrat olmalıdır ki Arapların, Süryanilerin, Ezidilerin, Nusayrilerin vs. demokratlığının yolunu açsın.
Aşağıda o 17 Haziren tarihli yayınlanmamış yazı. Aynen geçerlidir.
24 Temmuz 2015

HDP’nin Yapması Gerekenler

Araçların, organların yapıları (anatomileri) ve işlevleri (görevleri, fonksiyonları) arasında zorunlu bir ilişki vardır. Bu toplumsal araçlarda, örgütlerde ve organlarda da böyledir.
Bu nedenle de Marks, binlerce yıldır ezen küçük bir azınlığın iktidarını korumak üzere geliştirilmiş devlet cihazını ezilenlerin kullanamayacağını, onu parçalaması gerektiğini yazmıştı.
Bugün var olun devlet cihazı ezilenler için kullanılamaz. Kullanmaya kalkanı o kullanır. Bırakalım devlet cihazını bir yana, HDP’nin ele geçirdiği belediyelerde bile, ömrünü dağlarda veya hapishanelerde geçirmiş nice savaşçının kısa zamanda belediyeler tarafından ele geçirildiklerini; birer bürokrata dönüştüklerini görüyoruz.
Bu nedenle, Duran Kalkan’ın HDP’nin hükümete katılmasının yanlış olacağı şeklindeki uyarısı yerindedir.
Ancak HDP aynı zamanda seçim başarısıyla önemli bir güç ve mevzi elde etmiştir ve bunu da akıllıca kullanarak; mücadelenin yeni zaferler elde etmesine veya daha elverişli koşullarda; daha barışçıl biçimler içinde yürümesine daha büyük katkılar yapabilir.
Hükümet kurulması konusunda ağırlığını ve gücünü şu veya bu yana koyarak politik gelişmeleri etkileme olanağı vardır. Bu olanağı kullanmak, bu devlet cihazının ezilenler için kullanılamayacağı gerçeğiyle çelişmez.
Bunu şöyle örneklemek mümkündür. Örneğin bir devrimci parti, seçimlerde kendisine verilecek oyların karşı tarafın işine yarayacağı durumlarda pek ala, daha az kötüye, örneğin bir sosyal demokrat partiye vs. oy verilmesini isteyebilir. Oy verilmesini isterken de onun karakteri konusunda susması veya oy verilmesini istediğini olduğundan başka göstermesi gerekmez.
Benzer şekilde şu veya bu hükümete dışarıdan koşullu destekler vererek veya vermeyerek; hem kendisi için daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir; hem de daha gerici ve anti demokratik olanın zayıflamasına katkıda bulunabilir.
HDP seçimlerden beri, hükümet arayışları konusunda sadece genel sözler etmiş ve her türlü teklife açığız gibi, inisiyatifi karşı tarafa bırakan bir çizgiyi benimsemiş bulunuyor.
Kanımızca bu yanlıştır. HDP inisiyatif göstermelidir. Ancak elbet inisiyatif göstermek için önce acil görevlerin; yakalanacak an halkanın doğru tanımlanması gerekir.
Bugünün en acil görevi, Erdoğan - Ergenekon ittifakını tecrit ederek etkisizleştirmektir. İkisi kader ortaklığı içindedirler. Yenilgilerinin yok oluşları anlamına geleceğini bilmektedirler. İkisi de boğazına kadar suça batmıştır. Bu durumda her şeyi yapabilirler ve yapabilecek operasyonel güçleri bulunmaktadır.
Bu şer ittifakına kısaca Erdoğan dersek, Erdoğan’ın elindeki para ve devlet gücünü kaybetmemesinin tek yolu vardır: hükümet kurulmasını engellemek ve bir erken seçime gitmek. Erken seçime gidişle birlikte de HDP üzerinde provokasyonları arttırmak; ateşkese son verip, savaşı başlatmaktır. Hatta Suriye’ye girmektir. Sonu gelenler sonlarını hızlandıracak bu tür çılgınlıkları her zaman yaparlar.
O halde Erdoğan’ın etkisizleştirilmesine yönelik bir hükümet kurulması ve Meclis’te Erdoğan’ın elini kolunu bağlayacak yasaların acilen çıkarılması en acil görevdir.
Bunu yapabilecek tek kombinasyon da, şimdilik HDP’nin dışarıdan desteklediği bir CHP-MHP koalisyonudur.
MHP ise HDP’nin içinden veya dışarıdan desteklediği koalisyonu reddederek aslında AKP ile bir koalisyonu arzuladığını dile getirmiş bulunmaktadır. AK Partiye koşul olarak sunduğu ise, Erdoğan’ın etkisizleştirilmesidir.
MHP bu tavrıyla aslında hükümet kurulmasını engelleyerek Erdoğan’ın Erken seçim kararı alması için yolları döşemektedir.
MHP’nin bu tavrının aslında Erdoğan’a hizmet ettiğini göstermek, MHP’yi teşhir etmek için bu noktada HDP bir aktif hamle yapabilir. Bunun için geri atım atması gerekmektedir. HDP ancak geri adım attığı takdirde ileriye gidebilir.
MHP bilindiği gibi “barış sürecine” son verilmesini istemektedir. Ama barış sürecine son vermek ateşkese son vermek anlamına gelmemektedir. Örneğin şimdi “barış süreci” fiilen bitmiş; “tahkim edilmiş bir ateşkese” geçilmemiş olmakla birlikte, fiilen ateşkes devam etmekte; yeni cenazeler gelmemektedir.
Bu durumda HDP “Ateşkes” ve “Barış Süreci” farkı üzerinden MHP’yi teşhir edecek ve köşeye sıkıştıracak bir hamle yapabilir. HDP, Kürt sorununun çözümünde varoluşuna ilişkin bir tehlike gören MHP’nin barış sürecini sürdürmemesini anlayabildiğini; “Barış Süreci”nin dondurulması; ama ateşkesi bozmama; yeni cenazeler gelmemesi karşılığında MHP ve CHP hükümetini Erdoğan’ın etkisizleştirilmesi ve yasa dışı işlerin kovuşturulması; saraydan uzaklaştırılması; örtülü ödenek üzerindeki kontrolüne son verilmesi; emeklilere ikramiye gibi CHP’nin acil programında da bulunan hedeflere yönelik olarak destekleyeceğini açıkça belirtmelidir.
Yani şu ana kadar dillendirdiği, “Barış Süreci”nin sürdürülmesi; “tahkim edilmiş ateşkes”e geçilmesi koşulundan, sadece ateşkesin korunması ama bunun karşılığında Erdoğan’ın iktidardan uzaklaştırılması; gücünün elinden alınması noktasına geri çekilmeli. Bu geri çekilişini tüm topluma aktarmalı ve anlatmalıdır.
Böyle bir hamle MHP’yi zor durumda bırakır. MHP, “şehit cenazeleri”nin gelmesini açıkça ister duruma düşmek istemeyecektir.
Öte yandan böyle bir hamle AK Parti içinde başını kaldırmak için Erdoğan’ın mevzi kaybetmesini bekleyenlerin desteğini alır.
HDP, böyle bir inisiyatif gösterdiği takdirde, Erdoğan’ın önünü kesebilir.
AK Parti’nin olmadığı bir hükümet Erdoğan’ın elini kolunu büyük ölçüde bağlar ve hızla etki ve güç kaybına yol açarak bir süre sonra Erdoğan’a karşı AK Parti içinde de yeni bir cephe oluşmasını sağlar.
Öte yandan, MHP’lilerin HDP’nin etkisine CHP’lilerden daha fazla açık olduğu da bir gerçektir. MHP yönetiminin HDP’ye karşı, tüm kapıları kapayan bir çizgi izlemesinin bir nedeni de MHP’nin tabanının eskisi gibi özel savaş döneminin yalanlarına fazla kanmayacağı olasılığının ortaya çıkmış olmasıdır.
Özetle, Barış Sürecini ilerletmekten Ateşkesi olsun sürdürme hedefine geri çekiliş ve buna bağlı olarak Erdoğan’ı Tecrit; MHP’yi Teşhir yakalanacak ana halka olmalıdır. Erdoğan demek Erdoğan ve Ergenekon demektir. Buna IŞİD de eklenebilir. Erdoğan bu Ulusalcı ve İslamcı ittifakının sembolüdür.
*
Böyle bir “geçiş dönemi”ne ihtiyaç bulunmaktadır. Önemli olan erken seçimin engellenmesi ve Erdoğan’ın gücünün elinden alınmasıdır.
Bu durumda AK Parti içinde değişim başlayacak veya AK Parti bölünebilecektir. Böyle bir olasılık durumunda ise, birçok başka hükümet olasılıkları ortaya çıkar. Bu durumda elbet HDP ateşkesin tahkimi ve barış sürecinin sürdürülmesi gibi talepleri daha rahat öne sürebilir hale gelir.
Ateşkesin sürdürülmesi şu açıdan da çok önemlidir. HDP her ne kadar bir “Türkiye Partisi” olma iddiasında ise ve böyle olmaya çalışıyorsa da politikaya Ortadoğu çapında bakmalı; stratejisini öyle belirlemelidir.
Burada ateşkes sürdükçe, Suriye ve Irak’ta özgürlük hareketinin yeni mevziler kazanması devam eder. Bu da doğrudan doğruya Türkiye politikasındaki güç dengelerini etkiler.
Oralarda hiçbir halkı ve dini baskı altına almayan laik ve demokratik bir düzen kurulması bir süre sonra Suriye’deki Arapların da bu demokratik yönetimi desteklemelerine ve devrimin tekrar demokratik devrimci bir yörüngeye girmesine yol açar. Bunun için koşullar olağanüstü uygundur.
Suriye’de devrimci ve demokratik güçlerin güçlenmesi ise Türkiye’deki politikayı da özellikle HDP’nin gücünü ve konumunu da olumlu etkiler.
Böylece Erdoğan’ın etkisini yitireceği koşullarda bir erken seçim bile, HDP’nin çok daha güçlü bir parti olarak ortaya çıkışının zeminini oluşturur.
(Yazı burada yarım kalmış ve bağlanmamış.)



Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...