4 Mart 2020 Çarşamba

İdlib, Mülteciler ve Kürt Özgürlük Hareketinin Sessizliği


Abdullah Öcalan, en azından iddia ve hedef olarak Ortadoğu çapında bir demokratik cumhuriyet veya cumhuriyetler birliği gibi bir projeye sahipti.
Önerisi somut biçimiyle ne ölçüde bir demokratik Cumhuriyet ortaya çıkarabilir ya da önerdiği strateji buna ulaşmayı sağlar mı?
Bu ayrı bir konudur ama en azından Ortadoğu çapında bir vizyon sahibi olmanın kendisi başlı başına önemlidir. Kendini geniş bir coğrafyadan sorumlu görmek, onun derdiyle dertlenmek demektir bir Ortadoğu Demokratik Cumhuriyeti’nden veya Cumhuriyetler Birliğinden söz etmek.
Hatta daha dün görüştüklerine, bugün Avukatlarının yayınladığı açıklamaya göre, “Türkiye ve Ortadoğu'daki siyasi krize çözüm”den söz etmiş.
Yani Öcalan, sadece Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu da göz önüne aldığını ifade etmiş oluyor. Yani aynı zamanda sorunu Ortadoğu çapında ele almak gerektiğini dolaylı olarak ifade etmiş oluyor.

2 Mart 2020 Pazartesi

Bölünmelerle Bölünmek


7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında HDP’ye karşı devlet terörünün başlamasından beri demokrasi güçlerinin tekrar toparlanması için somut bir eylem önerimiz vardı. Kısaca şöyle özetlenebilir: her şehrin, her semtin merkezi meydan veya yerlerinde, hiçbir slogan atmadan, bağırmadan, pankart, bayrak, rozet taşımadan günün belli saatlerinde kitlesel olarak sessizce bulunmak.
Bugün en geniş kesimleri birleştirebilecek ve onlara tekrar moral ve güç kazandırarak, kendilerini ve siyasi sistemi değiştirmelerini sağlayabilecek mümkün ve gerekli biçim bu olabilir dedik.
Bu öneriyi ve yakın versiyonlarını yıllardır çeşitli vesilelerle tekrarladığımız için yavaş yavaş duyulmaya, tanınmaya, onay görmeye başladı. Kim bilir belki bir gün hiç ummadık yerde ve biçimde gerçekleşebilir ve bütün dengeleri alt üst edip bu çürümeyi tersine çevirebilir, köklü demokratik dönüşümlerin yolunu açabilir.

1 Mart 2020 Pazar

Savaşı ancak bir sivil kitle hareketi engelleyebilir


Bugünkü görünüme göre, uçurumun kenarındaki dans beş gün daha, Erdoğan-Putin görüşmesine kadar, uzayacak gibi görünüyor.
Ancak ne olursa olsun sonunda bir savaş kaçınılmaz gibi
Savaşı iki şey engelleyebilir. ABD ve Avrupa’nın Erdoğan’a Suriye’den çık demesi veya Erdoğan’ın, Rusya’nın önerdiği, M4 ve M5’i Suriye’ye bırakarak, İdlip’te Türk hududu yakınında beş on kilometre derinliğinde bir yerde mültecileri bloke etmek türü bir uzlaşmayı kabul etmesi.
Erdoğan’ın bunu kabul etmesi olanaksız. Bunu kabul ettiğinde geri adım atmış olur ve sonu gelir.
Suriye ordusu da geri çekilmez. Rusya bunu Suriye’den isterse, kendi sonunu getirmiş olur.
Bu uzlaşmaz durumdan tek çıkış savaş olur. Ve savaş kısa vadede Erdoğan’ın da ABD ve Avrupa’nın da çıkarınadır.

29 Şubat 2020 Cumartesi

Uçurumun Kenarında Danstan Dolu Dizgin Savaşa


Evvelki gece, geç saatlerde, olayları izleyince, bazı satır arası okumalardan da yola çıkarak, Lastikleri patlatılmış Türk savaş araçlarının videosunu kast ederek, şöyle yazmıştık.
"Belli ki Rusya savaş istemiyor. Sadece "ayağına sıkmış".  Ölümler buradan değil. Bu sadece bir uyarı olsa gerek. Türkiye'de Suriye'yi suçluyor henüz Rusya'yı suçlamıyor. Yani uçurumun kenarında dansa devam. #SuriyedenÇık"
Gelişmeleri biraz daha izleyince yine satır arası ifadelerden ve kimi davranışlardan (Örneğin Erdoğan'ın görünmemesi ve bir sözcünün geçmiş zaman kullanarak cezalandırıldılar gibi ifadelerinden) yola çıkarak yatmadan önce şu sonucu çıkaran tweeti yazmıştık.
"Galiba Erdoğan ABD ve Avrupa'dan aradığı desteği bulamadı. Destek bulamayınca da "İntikam alındı, askerlerin kanı yerde kalmadı" deyip tekrar Rusya ile müzakereye dönecek gibi görünüyor şu saatlerde."
Dünkü gelişmeler bu öngörüyü doğruluyordu.

26 Şubat 2020 Çarşamba

HDP Kongresi’nden Sonra - HDP’yi Reorganize Etmek Gereği


Birkaç gün önce HDP kongresini yaptı. Yine aynı şekilde gerçek kongrenin “bileşenler” ve Kürt siyasi hareketini oluşturan güç ve eğilimlerin arasındaki görüşmelerle, (eski bir Dev-Genç başkanı bu işleyişe “Müşavereler ile karar alınıyor” diyerek anti demokratik işleyişe demokratikmiş gibi bir isim vermeyi de beceriyor) alınan kararların aslında sadece sembolik politik mesajlar vermeye (coşkulu katılım, belli politik güçleri temsil eden misafirler ve mesajları vs.) yönelik bir mizansen kongre idi bu.
HDP’ye eleştiri ve önerilerde bulunanların (aslında çok da yok. Bilgen ve Şık’ın en cesur denebilecek çıkışları yaptığı söylenebilir) bile somut olarak bir şey demediği ve itiraz etmediği bir durum bu.
Bu kabullenme elbette açıklanabilir ve bir dereceye kadar anlaşılabilir. Bu durumu bir analoji daha iyi anlamayı sağlayabilir. Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki durumu, yirminci yüzyılda, dünyadaki demokratik, özgürlükçü, barışçı ve sosyalist hareketlerin Sovyetler karşısındaki durumuna benzemektedir.