2 Ekim 2014 Perşembe

Kobane Kuşatmasını Parçalamak İçin Acil Olarak Yapılabilir Şeyler

Şu an Kobane kuşatma altında ve eğer İŞİD büyük askeri gücüyle Kobane'yi ele geçirirse hem orada bir katliam yaşanır hem de Ortadoğu’daki Demokratik güçler ciddi bir yenilgi ve moral bozukluğu yaşar. Hem de “barış süreci” biter. Çünkü aslında Özgürlük Hareketi’nin düşmanı olan hükümet kendi elini güçlü görür. Egemenler ancak güçsüz olduklarında taviz verirler. Barış sürecini de başlatan özgürlük hareketinin her alanda kaydettiği ilerlemeler ve Suriye’de elde edilen mevziler olmuştu.
Bu nedenle Kobane’nin direnişi ve oradaki kuşatmanın kaldırılması bugün en acil ve hayati sorundur.
*
Kobane’dekiler kahramanca direniyor; moralleri yerinde örgütlülüklerini her an geliştiriyorlar; korkup girenlerden tekrar cesaret bulup dönenler oluyor.
Ancak Kobane’ye desteğin tüm olanakları zorladığını ve başarılı olduğunu söylemek güç.

İşte Suruç’tan yeni gelen bir arkadaşın birkaç cümleyle izlenimleri:
Gözlemlerini çok kısa ve net ifade edebilirim: Kobane'nin kuşatılması neredeyse herkes tarafından seyrediliyor. Kürt Hareketi yeterli kitle desteğini harekete geçiremiyor. Yardım çabaları var, ama bölgede belediyelerin ve Kürt kurumlarının yeterli bir yardım altyapı çalışması ve hazırlığı yok. Batı'dan gelen KESK, Tabipler Odası gibi kurumlar birkaç gün kalıp geri dönüyor. Kalıcı bir yardım altyapısı örgütleyemiyorlar. 
Bildiğiniz gibi, ABD, Kobane çevresindeki İŞİD mevzilerini bombalamıyor. Türkiye'nin talebi ve pazarlık şartı bu. Kobane gerçekten düşebilir. Birkaç gün bile büyük önem taşıyor. 
Herkesin elinden geleni yapması gerekiyor. Zira yine bildiğiniz gibi Kobane düşerse katliam yapacaklar. Tampon bölge zaten Kürtleri bastırmayı hedef alıyor.
Bunlar gerçekleşirse, Türkiye'deki çatışmasızlığın son bulacağı kesin görünüyor. Daha büyük insan kayıpları yaşanabilir ve uzun bir süre tekrar savaş ortamına dönülebilir. 
Durum böyle...
Bu durumda neler yapılabileceği üzerine kafa yormaya devam edelim.
Elbet uzun vadeli ve stratejik yapılması gerekenler var. Stratejik olarak İŞİD alanları ele geçiriyor ama insanlar ondan kaçıyor. Bu onun yenilgisinin tohumlarını da içerir. Ama şu an askeri bir savaş var ve her şey cepheye tabi olmalıdır.
Ama şu an kısa vadede, taktik ve askeri olarak ne yapılabileceği üzerine kafa yormak gerekiyor. Çünkü birlikleri, tankların ve mermilerin hızı politik ve stratejik kararların yayılma ve uygulama hızından her zaman çok daha büyüktür.
*
Peki, askeri olarak neler yapılabilir?
İçten ve dıştan yapılacak olanlar vardır.
Örneğin Kobane’ye ve Rojava’ya ters yönde akın başlatmak. Şu ana kadar Kobane’dekiler kaçtı ve onlardan geri dönenler oluyor. Ama şimdi ters yönde bir akın başlatmak gerekiyor.
“Kobane’de akrabalarımla, dostlarımla birlikte ölmek istiyorum; onları böyle bir günde İŞİD çeteleriyle yalnız bırakmak istemiyorum” diye bir hareket başlatılabilir. Hudut köyleri ve kasabalarındakiler Hudut kapılarına akın ederek Kobane ve Rojava’ya geçmek için bir kitlesel hareket başlatabilir.
Bu hem hükümetin; hem diğer devletlerin hem de Türkiye ve Dünya kamuoyu üzerinde bir baskı oluşturur. Hem de kuşatılmış durumdaki savaşçılara muazzam bir moral destek anlamına gelir.
*
Bir diğeri, Devlet Kobane ve Rojava’ya yardım etmiyorsa halkın yardımını engellemesin hareketi başlatıp, hududun Kobane’de ve diğer yerlerde açılması için bir hareket başlatmak olabilir.
Ama sadece politik bir talep olarak değil, fiilen böyle bir örgütlenmeyi de yaratmaya girişilebilir.
Hükümetin tampon bölge planlarına karşı Türkiye’de Rojava ve Kobane’ye "Dost Bölge"; "Destek Bölgesi" ilan edebilir köyler, kasabalar; orada kendi alternatif örgütlerini kurabilirler.
*
Ama bunların yanı sıra esas yapılması gereken ve yapılabilecek olan İŞİD’i askeri olarak arkadan vurmak olabilir.
Bize neler yapılabileceğini bizzat canlı yayınla naklen İŞİD’liler gösterdi.
Dün İMC TV’deki canlı yayında birtakım İŞİD savaşçısının demiryolunun oradan Kobane’nin savunma mevzilerini arkadan kuşatma girişimine şahit olduk. Bereket Kobane’yi savunanlar iyi bir stratejik konumda bulundukları için kuşatmaya kalkanların ilerlemeleri mümkün olmadı ve amaçlarına ulaşamadılar.
Ama bu görüntülerden askeri bakımdan bazı dersler ve sonuçlar çıkarılabilir. Ve bu yönde girişimlerde bulunulabilir.
Bugün olimpiyatlarda bile sporcuların koşu esnasında stadyumdaki naklen yayın ekranlarına bakarak taktik geliştirdikleri bir çağda yaşıyoruz. Aynısı yapılabilir. Savaşlarda ani ve kıvrak karar ve davranışların hayati önemi vardır. Hatta televizyon kamera ve yayınları veya cep telefonları bile İŞİD mevzilerini Kobane’de kuşatma altındakilere göstermek için kullanılabilir. Bugün her cep telefonu bir televizyon kamerasıdır aynı zamanda.
*
Şunları veri olarak kabul edelim.
Halk aslında her zaman silahlıdır. Hele Kürdistan’da ve hudut boylarında herkesin silahı vardır ve silah kullanmayı bilir. Askere gitmiş olanlar daha iyisini de bilir.
Halk her zaman kendi yaşadığı bölgeyi yabancılardan daha iyi bilir.
Silahlı ve örgütlü halktan başka bir şey olmayan gerillanın, partizanın gücü de buradan gelir.
Gerillanın gücü, hareket yeteneğinde ve hiç umulmadık yerde ortaya çıkmasında; özellikle cephe savaşları ile bir arada olduğunda, düşman safların arkasındaki eylemlerindedir.
İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetlerde ve bütün Avrupa’da, Hitler ordularının arkasında, binlerce gerilla mücadele ediyordu. Çok büyük zararlar veriyorlardı Hitler ordularına.
Bugünkü Kobane kuşatması, hatta tüm olarak Rojava kuşatması da benzer bir durumdadır. Bir yandan kuşatılmış durumda,  savunmadadır ve adeta bir cephe savaşı yürütmektedir.
Ama aslında İŞİD için şu an ilerlediği topraklar, Kürtlerin yaşadığı topraklar olduğundan, İŞİD için düşman topraklar ve askeri olarak bilinmeyen topraklardır.
Bu durumda, Hudut boyunca, Türkiye tarafında uzun bir hat boyunca, zaten silahlı ve silah kullanmayı bilen; gerek akrabaları ve yakınları orada yaşadığı için; gerek kaçakçılık ve diğer ekonomik zorluklar nedeniyle hududun öte tarafını da aynen bu tarafı gibi bilen ve gönlü Kobane’dekilerden yana geniş bir nüfus bulunmaktadır.
Bu gücün, bu potansiyelin acil olarak harekete geçmesi gerekmektedir.
Bu güç örgütlenip harekete geçtiği takdirde, Kobane kuşatması parçalanabilir ve kuşatanlar kuşatılabilir.
Savaşlarda karşı tarafın arkadan kuşatabilen güçler kazanırlar. Savaşta her zaman, her cephede birçok zayıf nokta vardır. Önemli olan bu noktaları görmek, karar alıp seri ve yaratıcı davranabilmektir. Bunu yapabilen kazanır.
Kendi yaşadığımız bir tecrübeden iki örnek verelim. Çünkü birçok bakımdan bugünkü duruma benzemektedirler.
1969 yılında İstanbul Üniversitesinde bizler bir seri askeri başarılar ile Üniversite’yi faşistlerden temizlemiştik Ama bunlar içinde ikisi hayati önemdeydi ve ikisi de aslında faşistleri arkadan kuşatma sayesinde kazanılmıştı.
İlkinde savunma yapacak iyi kötü malzememiz vardı ama Faşistlerin silah üstünlüğü karşısında onlarla açıktan savaşa girecek bir gücümüz yoktu. Bu nedenle Merkez binayı ele geçirdik ve oraya yerleştik. Faşistler bizi kuşattı.
Ancak geniş öğrenci kitlesi de bir seyirci gibi faşistlerin arkasında birikmeye başladı. Bu kitlenin çok büyük bir bölümü bizim sempatizanımız olmasına rağmen, örgütsüz ve dağınık oldukları için, faşistleri de fiilen kuşatmış olmalarına rağmen, hiçbir şey yapmıyorlar, hareket etmiyorlardı;  seyirci konumundaydılar.
Aslında onlar bir parçacık örgütlü olsa, biz ve onlar koordineli bir şekilde, biz içerden onlar dışarıdan saldırıya geçtiğimizde faşistlerin o saniyede işi bitebilirdi.
Biz bu durumu görüyorduk ama o zamanlar cep telefonu falan da olmadığından kendimizden habercileri veya böyle bir davranışı örgütleyebilecek olanları da dışarı yollayamadığımızdan, bunu gerçekleştiremiyorduk.
Akşama kadar biz içerde faşistler dışarıda karşılıklı bekleştik. Mermiler sıkıldı, taşlar atıldı. Ve akşama doğru faşistler muhtemelen arkalarında örgütsüz ama kendilerine düşmanca bakan seyircilerden de çekinip kuşatmayı kaldırdılar ve biz bir zafer kazanıp binadan çıktığımızda o seyirci kalabalık bizim zaferimizin kutlamasına katıldı.
Bugün Kobane’de benzer bir durum var. Hududun bu tarafında kalbi Kobane ile çarpanlar seyirci durumundadır. Örneğin var olan huduttan Türk devletinin İŞİD’e yardım geçirmemesi için sembolik nöbet tutmaktadır. Ama bu yanlış bir stratejidir.
Ulusal devletlerin koyduğu bu hududu tanımayarak, yardım için girişimler başlatılabilir. Bu biçimde Polis’in gazına ve saldırısına maruz kalınmaktadır. Güçler dağıtılarak, her yerden karşıya kitlesel geçişler denenebilir mesela. Protesto değil, doğrudan eylem ve doğrudan eylem aracılığıyla protesto daha etkili bir yöntem olarak kullanılabilir. Türk Devletinin sınırlarını korumaktan, sorgulamaya geçilebilir.
Onların gücünü güçsüzlüğe çevirecek; bizim güçsüzlüğümüzü güce dönüştürecek taktik ve mücadele biçimleri ortaya çıkarılabilir. 500 kişi polisin gazını yiyeceğine, onar kişilik elli grupla tüm hudut boylarında çok farklı şeyler yapamaz mı?
*
İkincisi de Kesin zaferi kazandığımız bir çatışmadır. Bizler yine Hukuk anifsinin oradaydık, yani yine binadaydık. Faşistler yine dışarıya egemendi ve bize saldırıyorlardı. Onların yine silah üstünlüğü vardı. Geniş öğrenci kitlesi ki büyük bir çoğunluğu yine bizlere sempati duyuyordu, yemekhanenin oradaki yemek kuyruğunda bekliyor ve çatışmayı izliyordu.
Bizler o noktada orada savunmada kaldığımız takdirde yenileceğimizi; çok elverişsiz bir durumda olduğumuzu görüyorduk. Ama daha kıvrak düşünüp daha seri hareket ettik. Küçük bir grupla (sanırım sekiz on kişiydik), içerdeki arkadaşlar faşistleri oyalarken, arkadan çevirdik; koşarak ve sloganlar atarak saldırınca, çok küçük ve ateş gücü düşük bir güç olmamıza rağmen, faşistler bozguna uğradı ve panik içinde kaçmaya başladılar. Kelimenin tam anlamıyla onları Bakırcılar Çarşısı’na döktük. Bunlar olurken tabii her zaman olduğu gibi, kuyrukta bekleyenler bizim zafer kazanacağımızı görünce hemen faşistlerin kovalanmasına katıldılar ve bizlerin yanında yer aldılar.
Şu an Kobane’deki durum benzeridir. Hudut boyundaki nedeyse bütün yerleşim birimleri Kobane’nin sempatizanıdır. Ama tıpkı bize sempati duyan öğrenci kitlesi gibi askeri olarak hiçbir davranışta bulunmamaktadır.
Hâlbuki bölgenin ahalisi, sınırın neresinde ne olduğunu ve sınırın öte tarafını bilir. Canlı yayında nasıl İŞİD’in demiryolunu kullanarak Kobane savunmasını arkadan kuşatmasına şahit olduysak; bunun aynısını çok daha iyi olarak, Türkiye tarafından ve özellikle bölgenin insanları ve gençleri tarafından yapmak mümkündür. Yüzlerce kilometrelik sınır vardır. Bu sınırda Türk askerleri bekliyor ama yine de boşluklar, özellikle hava karardıktan sonra, bulunabilir ve zaten oranın ahalisi bunları herkesten iyi bilir.
Ahalinin bu bilgisi, gerillanın savaş taktikleriyle birleştirilebilirse İŞİD kuşatması arkadan kuşatılabilir ve can alıcı noktalara vurulabilir. Bu kritik durumda her yolu göze almak gerekir.
Pek ala sınırın bu tarafından İŞİD mevzileri gözlenebilir. Geceleri demiryolu ve mayın tarlaları geçilerek (ki çoğu yerde mayın da yok artık bildiğimiz kadarıyla) İŞİD Mevzilerine arkadan saldırılar yapılabilir. Böylece hudut boyu İŞİD için tehlikeli ve riskli uzak durulması gereken bir bölge haline getirilebilir. Daha derine gece akınları yaparak, Lojistik destek hatları kırılabilir. Birkaç küçük ve etkili eylem bile muazzam askeri sonuç yaratır. İŞİD o andan itibaren, Türkiye tarafından gelecek saldırılara karşı konumlanmak zorunda kalır. Ama bölgeyi bilen köylüler pek ala onları kolayca avlayabilirler.
*
Gerilla’nın en büyük özelliği hareket yeteneğidir. Ve karanlık gerillanın en büyük dostudur. Karanlıkta çemberleri yarabilir, düşman hatlarının içinden geçebilir; onu arkadan vurabilir.
Kobane’de YPG, geceleri ve karanlığı, fedai saldırıları düzenleyerek İŞİD’in gündüz aldığı mevzileri karşı saldırılarla yeniden ele geçirmek için başarıyla kullandı. Ama bütün bunlara rağmen savaş esas olarak bir mevzi savaşı olarak kalmaya devam etmektedir.
Kobane’nin yerlileri kendi bölgelerini en iyi bilenlerdir. Bu bilgi, Gerilla’nın hareket gücüyle birleştirilebilirse, mevzii savaşının yanı sıra gerilla savaşı ile İŞİD mevzilerini arkadan vurmak mümkün olabilir. Küçük ve hareketli gruplar, İŞİD mevzilerinin arkasına geçerek benzer tacizlerde bulunup karşı tarafın savaş gücüne çok ciddi darbeler indirebilirler.
*
Bugün slogan şu olmalıdır: kuşatanları kuşatalım.
Hududun her yerinden İŞİD’in elindeki bölgelere geçip oralarda gerilla saldırıları düzenlenebilir. Bunu bizzat mahalli halk yapabilir. Un ve şeker vardır sadece bundan helva yapacak ustalar eksiktir.
Bunu örgütleyecek bilgi, ilişkiler vs. hepsi bölge halkında ve Kürt Özgürlük hareketinde vardır. Yapılması gereken, bunu düşünmek; inisiyatif gösterip harekete geçmek ve kararlı küçük gruplarla uygulamaya geçmektir.
Elbet bunları düşünenler olabilir ve muhtemelen vardır.
Ama bazen öyle olur ki, herkes nasıl olsa birileri bunu düşünüyordur; yapıyordur diye düşündüğü için kimse bir şey yapamaz.
Bu nedenle bu satırları yazıyoruz. Belki birilerinin aklına bir şeyler düşer.
Merkezi bir organizasyon beklemeden her köyden, her kasabadan gençler, insanlar, gönlü Kobane ile çarpanlar böyle küçük gruplar kurup harekete geçebilirler.
Kobane’yi savunmak barışı savunmaktır. Barış için savaş.
02 Ekim 2014 Perşembe
Demir Küçükaydın



Hiç yorum yok:

Süreyya Erdem’in Ardından - İnanılmaz Rastlantılar ve İki Resmin Hikayesi

Facebook verilerimizi toplayıp Big Data olarak kullanıyor ama en azından dostlarla haberleşme ve onları uzaktan da olsun izleme ve hatır...