21 Mayıs 2014 Çarşamba

Picasso’nun Boğası

Program ya da strateji, insanlara bir masaya oturup kolayca yazılabilecek bir şeymiş gibi görünür. “Aaa bunda ne var, bunu ben de yaparım” derler birçokları.
Programlar ve stratejiler o kadar yalın ve sade olurlar ya da herkesin “bunda ne var ben de yazardım” diyeceği sadelikte, yalınlıkta, basitlikte olmalıdırlar.
Türkiye’de sık sık birçok insanın şöyle dediğini duyabilirsiniz: “Program sorunu, sorun mu? Ben sana oturayım bir saatte en iyi programı yazayım. Biz esas pratik işleri görüşelim ve yapalım. Program gibi lafazanlıkları bir kenara bırakalım ve onlarla güç ve zaman yitirmeyelim.”
Bu korkunç bir yanılsamadır. Aslında politik bir çocukluğun ya da kavrayışsızlığın dışa vurumundan başka bir şey değildir.
Neden böyledir?
Çinlilerin dediği gibi, basitlik, yalınlık, sadelik gelişimin ancak çok yüksek bir aşamasında ulaşılabilen bir özelliktir.

Picasso, resim yapmayı, fazlalıkları atmak olarak tanımlardı.
Kimileri bana “çok uzun yazıyorsun” dediklerinde onlara “kısa yazacak kadar çok vaktim yok” diye cevap verdiğimde, kafalarından şunu geçirdiklerini okur gibi olurum: “Zamanın yoksa daha kısa yaz daha az zamanını alır. Adam saçmalıyor.”
Her şey bu kadar basit olsaydı elbet güzel olurdu ama kısa ve yoğun bir yazı yazmak, o yazı üzerine günlerce düşünüp, aynı metni defalarca elden geçirip, fazlalıkları atıp, özünü ortaya çıkarmayı gerektirir. Ama bu da korkunç zaman ve enerji alan bir süreçtir.
Bir sade programa ve stratejiye ulaşmak, onlarca yıllık teorik hazırlık ve birikim gerektirir.
O hazırlık ve birikim olmadığında “bir saatte program” yazanların, tekrarlar, çelişkiler, saçmalıklar ve yanlışlarla dolu programları ortaya çıkar.
Somut bir örnek verelim.
HDP’nin programı “işte program da sorun mu, biz oturur hemen yazarız” diyenlerin yazdığı program: 3481 sözcüktür. Boşluksuz olarak: 25.250 vuruştur.
HDP’nin atası ve her biri başarısız kalmış girişimler olan, Çatı Partisi Girişimi, Demokrasi İçin Birlik Hareketi ve HDK kongrelerinde bir kere olsun okumamıza bile bürokratik bir keyfilikle imkân verilmeyen, Radikal Demokratik Bir Hareket İçin Program önerimiz ise: 588 sözcük ve boşluksuz 4089 vuruştur.
Yani gerek sözcük gerek vuruş olarak beş misli daha kısadır.
HDP Programı, uzun olduğu için daha çok şey mi anlatır? Aksine daha az şey anlatır. Anlattıkları çelişkiler ve tekrarlarla doludur.
Anlatılanların içeriğine ve niteliğine ise hiç girmeyelim. Daha büyük bir fecaat vardır.
Diğer sol geçinen partiler de farklı değildir. EMEP Programı: 5.000 sözcük. TKP Programı: 6.433 sözcük. ÖDP Programı: 10.959 sözcük.
*
Bir resim bin sözcüğe bedeldir derler. Bu yazının başına aldığımız Picasso’nun boğasının evrimi, bu sadeliğin nasıl oluştuğunu ve nereden nereye geldiğini çok güzel anlatır.
Radikal Demokrasiyi kısa ve özlü biçimde anlatan programımız da Picasso’nun Boğası gibi uzun çabaların ve birikimlerin ürünüdür.
Hemen birkaç saatte yazılabilirmiş gibi görünmesi, onun nice kuşakların birikimine dayanması sayesindedir.
Bu sade, yalın ve basit programın, Türkiye ve Ortadoğu’da, en acil ve can alıcı hedefleri sistemli bir şekilde ifade ettiğini; bunun için bir şeyler yapmak; benzer düşünenlerle bir araya gelip neler yapılacağını tartışıp, kararlaştırıp ona göre davranmak isteyenler bizim mail adresimize (demiraltona@gmail.com) bir mail atabilirler veya yazılı olarak tartışmaları yürüttüğümüz mail grubuna gidip kamuya açık olan yazışmaları şu adreste izleyebilir veya üye olabilirler:  https://groups.google.com/forum/?hl=tr#!forum/radikal-demokrasi
*
Evet, aşağıda Picasso’nun Boğası gibi sade ve yalın Radikal Demokrasinin Demokratik Bir Cumhuriyet programı.
Aslında daha da sadeleştirilebilir. Ama az çok bir belge değeri taşıdığı için bir yıl önce Gezi’ye önerdiğimiz biçimiyle aktarıyoruz.
·       
  Gerçek bir eşitlik için, ulusun tanımından her türlü, dil din, tarih, etni, soy, kültür, ırk belirlemesi kalkmalı, demokratik ulus bunlarla tanımlanmaya karşı tanımlanmalıdır. Bu somut olarak şu tedbirlerle gerçekleşebilir.
o   Herkese istediği dili anadil olarak seçme ve anadilinde eğitim hakkı olmalıdır. (Ana dilini öğrenme hakkı değil. Bu farklıdır dillerden birine üstünlük sağlayıp eşitsizliği arttırır.)
o   Ortak bir konuşma ve yazışma dili gerekip gerekmediğine; gerekiyorsa bunun hangi dil olacağına demokratik ulusun yurttaşları tartışarak ve oylayarak karar verirler. Bu ortak konuşma dilini öğrenmek, anadilde eğitim hakkını ortadan kaldırmaz.
o   Okullarda herkes ana dilinde, ama aynı ortak tarihi okumalıdır. Bu tarih, ülkedeki ve komşularındaki bütün dillerden, etnilerden, dinlerden, kültürlerden, cinslerden eşit miktardaki temsilciler tarafından ortaklaşa yazılmalıdır.
o   Eğer okullarda okutulmasına karar verilirse, din ve ahlak dersleri, yeryüzündeki tüm büyük din ve inançlardan ve inançsızlardan eşit sayıda temsilciler tarafından ortaklaşa yazılmalıdır.
o   Devletin tüm inançlar karşısında eşit ve tarafsız olması için, Diyanet lağvedilmeli, imam hatipler normal okullara çevrilmelidir.
o   Diyanet gibi kurumlarda şimdiye kadar çalışanların mağdur olmaması için geçimleri gönüllü olarak cemaatler tarafından karşılanmayanlar veya bu olanağı seçmeyenlerin mağduriyeti engellenip toplumun başka işlerine yerleştirilmelidir.
o   Devlet sadece inançlar arasında eşitliği sağlamak ve azınlık inançta olanlar aleyhine oluşacak fiili eşitsizlikleri gidermekle yükümlü olmalıdır.
·         Yurttaşların en geniş şekilde örgütlenebilmesi, hakkını koruyabilmesi, haksızlıklara ve eşitsizliklere karşı mücadele edebilmesi için.
o   Sınırsız bir düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü derhal uygulamaya geçmeli, bunları sınırlayan tüm yasalar derhal ve otomatik olarak geçersiz olmalıdır.
o   Devletin, firmaların, örgütlerin, partilerin ve bunların bütün organlarının bütün kararları, bütün tartışmaları tüm yurttaşların bilgisine açık olmalıdır.
·         Demokrasinin gerçekleşebilmesi, yurttaşların doğru kararlar verebilmesi için her şeyden önce doğru bilgilenme gerekir. Doğru bilgilenme için ise, medyanın devlet ve sermayenin tekelinden ve egemenliğinden kurtulması gerekir. Bunun için de
o   Tüm medya ve yayın faaliyeti, matbaalar, frekanslar, kanallar, kâğıtlar toplumsallaştırılmalı; devletin ve sermayenin elinden alınmalı, yurttaşların ve örgütlerinin emrine verilmelidir.
o   Medya olanakları, tüm örgütler, partiler, inançlar, fikirler, akımlar, meslekler, cinsler, yaşlar, bölgeler vs. arasında üye sayılarına ya da nüfus içindeki oranlarına göre dağıtılmalıdır.
o   Bu dağılımın gerçek oranları yansıtmaları için sık sık ayarlamalar yapılmalıdır.
·         Yurttaşların üzerinde yükselmeyen, onlardan bağımsızlaşmayan, ama onlara itaat ve hizmet eden bir devlet cihazı için:
o   Tüm düzeylerde yetki ve sorumluluk seçilmiş organlarda olmalıdır. Osmanlı artığı, Firavun ve Nemrutlar zamanından kalma valilik, kaymakamlık gibi merkezi olarak atanan ve belirlenen tüm makam ve organlar lağvedilmedir.
o   Tüm emniyet, asayiş ve savunma kuvvetleri bu seçilmiş organların emrinde ve kontrolünde olmalıdır.
o   Tüm seçilmiş yöneticiler ve organlar kendilerini seçenlerin beşte birinin oyuyla geri alınabilmeli ve seçim yenilenmelidir.
o   Tüm seçilenler seçildikleri süre içinde ve çalışmaları esasında ortalama bir çalışanın gelir düzeyinde ücret almalıdır.
o   Memurların tayin, terfi, seçim ve emeklilik işlemlerinde bağımsız memur sendikalarının tuttukları siciller esas alınmalıdır.
o   Asker sivil adalet ikiliği ve memurlar hakkında dava için izinler kalkmalı. Kanun ve yasalar karşısında mutlak eşitlik olmalıdır.
o   Mahkemelere jüri usulü gelmelidir.
·         Bu biçimsel eşitliği ve demokrasiyi sağlayan tedbirlerin yanı sıra, asgari ölçüde ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri kaldırmak için:
o   Devlet her yurttaşa iş bulmak, bulamıyorsa, sendikaların ve bağımsız tüketici teşekküllerinin tespit edeceği, asgari geçim endeksine uygun gelir sağlamakla yükümlü olmalıdır.
o   Tüm yurttaşlar için genel sağlık ve emeklilik sigortası olmadır. Sigorta, doğrudan sigortalı yurttaşların seçilmiş temsilcileri tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir.
o   Gelecek nesiller arasında kültür, eğitim ve iktisadi farklardan doğan eşitsizlikleri asgariye indirmek için, her çocuk için parasız kreş ve anaokulu sağlanmalı; tüm eğitim ve araçları parasız olmalı, düşük gelirli ailelerin çocukları ekstra desteklenmelidir.
o   Tüm azınlıkların gerçek hayatta fiilen ortaya çıkacak bizzat matematik bir azınlık olmaktan doğan dezavantajlarını bir ölçüde ortadan kaldırabilmek için kotalar ve pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.
Demir Küçükaydın
20 Mayıs 2014 Salı




Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...