22 Mayıs 2014 Perşembe

“Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi” İçin “Demokrasi”yi Anlayamamak

Gezi’nin Bakiyesi” olan Anadolu yakasındaki bazı forumlar, “forumlar, parklar, dayanışmalar”ın girdiği tıkanıklığı aşmak için, daha genel ve temel sorunlara yönelik; nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz; ne yapmak veya yapmamak istiyoruz gibi soruları tartışmak ve bunlara cevaplar aramak için, adeta kendi üzerine sesli düşünmek gibi bir süreç başlattılar.
Bu bağlamda ilk toplantı, Kadıköy’de, Yeldeğirmeni’ndeki Don Kişot işgal evinde “Gezi’nin Bakiyesi – Forumlar, Dayanışmalar İşgaller” başlığı altında yapılmıştı. Bu toplantının (bir değerlendirmesini “Gezi’nin Bakiyesi Forum Çalıştayı” Üzerine başlıklı yazıda yapmıştık.) sonunda, gelecek toplantıların gündeminin ne olacağının tartışılması gündemiyle bir toplantı yapılması gerekirken, hiç tartışılmadan, alel acele, gelecek toplantının gündemi “Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi” olarak belirlendi. (Bu konudaki eleştiriler de şu yazıda yer alıyor: Forumlar Buluşmalarının Gündemlerinin Belirlenişlerinin Yanlışları)

Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi” konulu ikinci “Forum/Çalıştay” 8 Haziran’da yapılacak. Buna sunum yapmak üzere bazı çalışma grupları kuruldu.
Ancak çalışma grupları da tıpkı Gündem’in belirlenişinde olduğu gibi, Demokrasinin ne olduğunu bilmediğini bilmediği için, aslında gizli olarak örneğin Demokrasi’nin ne olduğunun bilindiği gibi varsayımlara dayanıyorlar.
Bizim ise hem bu hazırlık çalışmalarına katılacak zamanımız olmadığı için; hem de bizim sorunu ele alışımız, o ele alışın kendisini sorguladığı ve onun çerçevesinde kendini ifadesi olanaksız olduğu için Forum/Çalıştay’ın Hazırlıklarına var olan yaklaşımı temelden eleştiren kendi yaklaşımımızı sunarak bir katkıda bulunmaya çalışacağız. Bunun için de tek imkanımız yazmak ve bunu forum-park-dayanışmalara iletmek.
*
36 yaşında Auschwitz’de Hitler’in gaz odalarında öldürülmüş Yahudi bir devrimci ve Marksist olan; o kısa ömründe Marksizm’e çok önemli bir katkı sayılabilecek “Yahudi Sorunu – Marksist Bir Açıklama” adlı incelemeyi yazmış; sınıf/halk gibi bir kavram geliştirmiş bulunan; Abraham Leon’un, kendisinden daha genç yoldaşı; Aydınlanma’nın iyimser geleneğinin son temsilcilerinden, hem bilim insanı hem devrimci militan (Marks, Engels, Rosa, Kıvılcımlı vs. gibi)  kuşağının son büyük temsilcilerinden Ernest Mandel’e, sürekli hatırlattığı bir söz varmış: “Bir şeyi anlamanın yolu önce onu anlayamamaktan geçer.
Leon’un sözüne ve Mandel’in sık sık bu sözü hatırlatmasına uygun olarak biz de önce şu Demokrasi’yi anlayamamaya çalışalım.
Dikkat edilirse, bu aynı zamanda gündemi de farklı ele almak; farklı bir gündem önermek demektir ve fiili bir gündem eleştirisidir.
Yani eğer gündemin ne olması gerektiği gündemli bir tartışma olsaydı, gündemimiz “Özyönetim ve Demokrasi” olmalıdır diye bir öneri getirildiğinde bizim bunun gündeme alınmasına itiraz olarak söyleyeceğimiz argümanlardır aslında bunlar. Ama bu olanak elimizden alındığından, bu gündeme ilişkin eleştirilerimizi kabul edilmiş gündemin içinden “korsan koyarak” yapmak sorunda kalıyoruz.
Çünkü eğer örneğin şimdi olduğu gibi, gündem demokrasinin alt başlıkları olan “Özyönetim” ve “Doğrudan Demokrasi” ise, bu örneğin, Demokrasinin ne olduğu biliniyor da bunun “doğrudan”ının ne olduğu bilinmiyor anlamına gelir. Yönetimin demokratik ve öz olmayanın ne olduğu biliniyor da “Öz” olanının ne olduğu bilinmiyor gibi bir anlama gelir.
Ayrıca, “Özyönetim ve Doğrudan Demokrasi”yi öncelikli konu olarak seçmenin, aynı zamanda başka konuları öncelik sıralamasında arkaya itmek gibi anlamı ve nesnel sonucu da vardır.
Ve “bu önceliğin politik anlamı nedir; neyi arkaya itmiş oluruz?” gibi sorunlar da vardır.
Ama bu konu daha sonra. Biz şimdilik Demokrasi’de kalalım.
Gerçekten demokrasinin ne olduğu biliniyor mu?
Bunu anlamak için, Demokrasi’nin ne olduğunu anlayamamaya çalışan; Onun bazı temel kavramlarla ilişkisini ele alan birkaç yazı yazalım ki önce herkes demokrasinin ne olduğunu anlamadığını anlamaya başlasın.
*
Demokrasi’nin ne olduğu; demokrasi tanımlarının nasıl tanımlanabileceği gibi konulara geçmeden önce, kafalarda soru işaretleri oluşturmaya yönelik olarak “Demokrasi ve Zor”, “Demokrasi ve Özgürlük”, “Demokrasi ve Azınlık/Çoğunluk”, “Demokrasi ve Diktatörlük” gibi kavramları ve bunların ilişkilerini birkaç bağımsız yazı ile ele almayı deneyeceğiz. Amaç kafalarda soru işaretleri oluşturmaya ve şu liberallerin kafalarımıza yerleştirdiği o korkunç ve ağır tortuyu, biraz olsun kazımaya çalışmak.
Bundan sonraki yazıların temel tezlerini şöyle özetleyebiliriz:
Demokrasi ve Özgürlük:
·         Demokrasi ve Özgürlük bir arada bulunamaz. Demokrasinin Bulunduğu Yerde Özgürlük; Özgürlüğün olduğu yerde Demokrasi olamaz.
·         Demokrasi, Özgürlükler olmadan olamaz; Özgürlük ve Demokrasi ancak bir arada var olabilir
Demokrasi ve Diktatörlük:
·         Her Demokrasi bir diktatörlüktür ve diktatörlük olmak zorundadır.
·         Demokrasi ve Diktatörlük bir arada bulunamaz.
Demokrasi ve Azınlık-Çoğunluk
·         Demokrasi Azınlığın çoğunluğa uymasını ilke olarak kabul eden rejimdir.
·         Demokrasi Çoğunluğun Azınlık Hakkında karar alma hakkının olmadığı bir rejimdir.
Görüldüğü gibi birbiriyle çelişen ve birbirine zıt önermeler savunulacaktır ve bunlar aracılığıyla “Gezi’nin Bakiyesi”nin Demokrasiyi anlayamamaya çalışmasına çalışılacaktır.
Bundan sonra “Doğrudan Demokrasi”, “Özyönetim” gibi konuları tartışmayı öne almanın nesnel politik anlamını ele alacağız.
En sonunda da Özyönetim ve Doğrudan demokrasinin ne olduğuna; uygulanması için somut öneriler bahsine geçeceğiz.
Ama önce kafaların karışması gerekiyor.
Bütün örgütler kafaları düzene sokmaya çalışıyor; karışık kafalardaki karışıklığa son vermeye.
Biz ise kafaları karıştırmaya; çünkü aslında düzgün kafalar karışıktır; kafaları karıştırmak onlara düzen vermekten başka bir şey değildir.
Kafalar yerine kavramları koyarsak ne dediğimiz daha iyi anlaşılır.
Denizler durulmaz dalgalanmadan.
Demir Küçükaydın
22 Mayıs 2014 Perşembe
Demir Küçükaydın’ın yazılarının adresinize mail ile otomatik olarak gelmesini isterseniz:
Demirden-denemeler+subscribe@googlegroups.com adresine boş bir e-mail yollayınız. Bunun için bu adresi tıklayın ve çıkan maili gönderin.


Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...