12 Haziran 2013 Çarşamba

Bir Resmi Okumak – Gençlerin Ayaklarıyla Oy Verdikleri Program


Bu resmi iyi okumak gerekiyor.
Dünkü ”Özgürlük Direnişinde Kader Haftası başlıklı yazımız ile bu resmi birlikte okumak gerekiyor.
Yazımızda aynen şunları yazıyorduk:
“Bu direnişe en geniş kitlelerin sahip çıkması ve sahip çıkanların genişlemesi için birtakım somut adımlar atmak gerekiyor.
Bunun için.
·         Kürt Özgürlük Hareketi, tıpkı Newroz’da yaptığı gibi,  bütün güçlerini ve örgütlenme yeteneğini harekete geçirerek tüm Türkiye’de özellikle de Gazi Parkı’nda en geniş katılımla bütün ağırlığını koymalıdır. Kürt hareketine böyle davranması çağrısında bulunuyoruz.
·         Sadece Kürtler değil, tüm Demokratlar, egemen Türk bayrağı ve Atatürk vurgusun geniş kitleleri itici ağılığına karşı, Kürt Bayrağı ve Öcalan posteri taşımalıdır. Bununla paralel olarak, Atatürk ve Türk Bayrağına karşı olunmadığı, onları taşımanın da bir hak olduğu, ama Öcalan Posteri ve Kürt renkleri taşımanın da bir hak olduğu, bu hakkın savunulduğu vurgulanmalıdır.
·         Böylece Direnişi Türklükle ve Kürtlükle tanımlayanlara karşı, Türklüğü, Kürtlüğü vs. kişilerin özel sorunu olarak, bir fikir özgürlüğü bireysel hak olarak gören, demokratik bir ulusçuluğun ilkesi ve egemenliği küçük de olsa kurulmuş; Türklükle tanımlanmış devlete karşı demokratik bir ulusun tohumu ve alternatifi koyulmuş olur. Böyle bir yaklaşımla Gezi Parkı’nda ve direniş yerlerinde, Kürtlük veya Türklük vs., Fenerli, Beşiktaşlı veya Galatasaraylı olmaktan farklı bir şey olmaz. Yani Direniş politik olarak, kendini Türklükle (veya Kürtlükle) tanımlamamakta, ama insanların kendilerini bireyler olarak Türk veya Kürt görme haklarını savunduğu ve garanti ettiği masajını vermiş olur
·         Aynısı Müslümanlara ve Hıristiyanlara da yapılmalıdır. Yani büyük ve ezici çoğunluğuyla şehirli, yaşam tarzını tehdit olarak gören direnişçiler ve Alevi direnişçilerin renkleri hakimdir, bu görünüm de değişmelidir. Bunun için Müslüman ve Hıristiyanlara da çağrı yapılmalıdır. Tıpkı Türklük ve Kürtlük konusunda olduğu gibi, direnişin kendisini bir dinle ya da dinsizlikle tanımlamadığı; herkesin birey olarak Müslüman veya Hıristiyan, Alevi veya Sünni vs. dinsiz veya dindar olarak haklarını savunmakta ve garanti etmekte olduğu mesajı verilmelidir.
·         Bu iki tedbir belki anti demokratik Türk ve Kürt milliyetçilerini ve de Laikçileri uzaklaştıracaktır. Ama aynı zamanda Kürtlerin ve Müslümanların demokratlarını ve ezilenleri kazanacaktır. Politikada her kazanç bir kayba karşılık düşür. Sorun neyin kazanılıp neyin kaybedildiğidir. Özellikle Türk milliyetçilerini ve laikçileri kaybetmeden, Kürtler, Müslüman demokratlar ve yoksullar kazanılamaz. Laikçileri ve gerici milliyetçileri kaybetmekten korkmamak gerekir. Türk bayrağı ve Atatürk yanlış yorumlanmamalıdır, onlar direnişlere katılan binlerce insan için Türk milliyetçiliğinin değil; yaşam tarzının, ulusun İslam’la tanımlanması tehlikesine karşı korkunun ifadesidir.
·         Bu iki tedbir derhal alınıp bu mesaj tüm Türkiye’ye verilmelidir. Bu mesajlar hafta sonuna kadar var olan güçleri genişletir karşı cepheyi böler.
·         Hükümetle görüşmenin prensip olarak reddedilmediği ama Erdoğan’ın görüşmecileri kendisinin seçmesinin kendi anti demokratik ve tepeden yaklaşımının bir ifadesi olduğu; direnişçilerin kendi temsilcilerini kendi seçeceği ilan edilmelidir. Hükümetin seçtiklerine, bizleri direnişçiler seçmediği sürece Erdoğan’ın seçimini kabul etmediklerini ilan etmeleri çağrısı yapılmalıdır.
·         Hem koordinasyonu sağlamak hem de görüşmecileri ve programı belirlemek üzere derhal en demokratik bir şekilde, her türlü kontrole açık bir seçim ve organlaşma mekanizması kurulmalıdır.
·         Bu son derece kolaylıkla yapılabilir. Örneğin Türkiye çapında bir site kurulur. Tüm göstericiler ve halk buraya üye olmaya çağrılır. Üye olmanın koşulu, gerçek kişiler olunması olur. Resim, Hüviyet Numarası ve İsim bilgileri bunu sağlar. Herkes hangi direniş yerinde yer alacağını da belirler. Örneğin her yüz kişi için bir delege seçilebilir. Adaylar kendi resim ve bilgilerinin yanı sıra savunacakları ve inandıkları görüşlerini, aday oldukları bölgeyi de açıklarlar. 100 kişinin oyunu alan delege olur. Herkes sadece bir kere oy kullanabilir. Delegeler de bölge ya da şehir için 10 delegeye bir koordinatör biçiminde bir seçim yapabilir. Bütün koordinatörler de Türkiye Koordinasyonu için on kişiye bir kişi olacak şekilde bir seçim yapabilirler.
·         Bu derhal yapılabilir. Bunun teknik alt yapısını hazırlayacak ve yapabilecek uzmanlar hareketin saflarında onlarca vardır. Aşağı yukarı herkesin bir internet bağlantısı da bulunmaktadır. Bu hareket İnternet aracılığıyla doğdu onun aracılığıyla hızla da örgütlenebilir.
·         Böylece bütün Türkiye’deki direniş hareketi, en gerçeğe yakın temsille örgütlenip kendisini temsil edecekleri seçebilir. Koordineli çalışmaya başlayabilir.
·         Bir yandan bunları yaparken paralel olarak, hafta sonu için Taksim’de ve tüm Türkiye’de demokrasiyi savunma mitingleri düzenlenmeli. Herkes en geniş katılımla bu mitinglere çağırılmalıdır.
·         Bu tedbirler acilen alındığı takdirde, hareket Türkiye’de hem tabanını genişletir; hem örgütlenir hem de demokratik bir muhteva kazanabilir. Hareketin darbeciler tarafından kontrol altına alınma tehlikesi ortadan kalkacağı gibi, Erdoğan’ın demagojisi de boşa çıkarılmış olur.
Lütfen bu yazıyı yayın ve paylaşın.”
Şimdi bu yazılanlar ışığında yukarıdaki fotoğrafa bakın.
Taksimde polisin ve devletinr terörüne direnen gençler bu yazıyı bilmeden ve kendiliğinden bu burada ifade edilen taleplere oy vermiş bulunuyor.
Bizim sesimiz kısık çıkıyor.
Lütfen bu yazıyı ve resmi paylaşarak ve yayarak, genç direnişçilerin bedenleriyle ve ayaklarıyla ifade ettiği bu programa oy veriniz.
Eğer vermiyorsanız. Neye oy vermediğinizin bilinmesi için, yne paylaşın ve ben buna oy vermiyorum, karşıyım deyiniz.
Yazıları e-posta ile otomatik olarak almak isterseniz şu adrese boş bir e-mail yollayınız.
Twitter:
Bloglar:
Kitapları İndirmek İçin:
Videolar:


Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...