13 Ocak 2023 Cuma

“Demokrasi”yi ya da “Barış”ı Kazanmak İçin Değil, Bir Bozgunu Engellemek İçin Erdoğan’ı Yenmek Gereği Üzerine

Tek Atımlık Barut

Bu seçim diğer seçimler gibi bir seçim değildir, “bu sefer kazanamadık, inşallah gelecek seçimlerde kazanır, o zaman yaparız” seçimi değildir.

Erdoğan kazandığı takdirde bunun iktidar ve muhalefet güçlerinde ve saflarında, birbirine zıt ve son derece derin derin sonuçları olacaktır.

Muhalefet ve demokrasi güçleri, ancak, belki de onlarca yıl sonra, bugünkü kuşaklar değiştikten sonra, geleceğin kuşakları olarak, bugün bulunduğumuz noktaya bile dizleri üzerinde sürünerek gelmeye çalışacaklardır.

Ama bu arada iktidardaki güçler toplumsal ilişkileri ve yapıyı baştan aşağı değiştirmiş olacaklarından o zamanlar bambaşka paradigmalar çerçevesinde yeniden doğacaktır bu mücadele.

İran Devrimi Örneği

İran Devrimi iyi bir örnektir. Yetmişlerin sonundaki o kritik devrim günlerinde, farklı eğilimlerin aşağı yukarı eşit şansları vardı. Herkes için hedef, keyfi bir diktatörlük yerine demokratik bir düzendi.

Ama Ayetullahlar, ta “Sümer Rahip Deveti”nin rahiplerinden, Mecusi (Zerdüşt) Rahiplerine, oradan Pers uygarlığının İslam’ı olan Şiiliğin Ayetullahlarına dönüşerek varlığını sürdürmüş bu din adamları kastının binlerce yıllık geleneğine ve tecrübesine dayanarak, Humeyni’nin liderliği altında, tam da devrimlerin gerektirdiği gibi, en kararlı ve uzlaşmaz tavrı göstererek en geniş ve yoksul kesimleri arkalarına aldılar.

Başlangıçta diğer güçleri (Liberaller, Mücahitler, Fedailer, Komünistler vs.) ezecek güçleri yoktu, ama adım adım bu güçleri teker teker tasfiye edip güçlenerek bir “İslam Devleti” kurdular.

Ve bugüne geldiler.

Arada en az iki kuşak geçti.

Bugünkü kuşaklar o zamanların paradigmasından tamamen farklı koşullarda bir mücadeleye başlıyorlar.

Artık örneğin, toplumun Mollaların egemenliğine hizmet eden bir İslam’a ve Şiiliğe göre dizayn edilmiş olmasının kendisi tartışılmıyor bile.

Bugünkü kuşaklar, dedelerinin savaşı kaybettiği yere, yani gerçek bir demokratik bir düzenin eşiğine değil, böyle bir şeyi istemeyi hayal edebilmenin kendisine bile, bugün dizleri üzerinde sürünerek varmaya çalışıyorlar.

İşte, Türkiye’de benzeri bir sürecin yaşanmaması için bu seçimler son şanstır.

Ve bu son şansta, sadece “bir atımlık barut” yani sadece bir tek seçim vardır: ya Erdoğan’ın yenilgisi ya da belki onlarca yıl sürecek bir Erdoğan-Ergenekon Diktatörlüğü.

“Altılı Masa” ve HDP’de Eski Kalıplar

Ne yazık ki ne muhalefet, ne “Altılı Masa”, ne HDP ve ne de sözüm ona sosyalistler, demokratlar, liberaller, durumun böylesine kritik olduğu tespitini yapabilmiş değiller. Bu kritik durumun ne gibi görevleri öne çıkardığını anlayabilmiş değiller.

Hiç birisi, tüm toplumu ve muhalefeti bu özgül durum ve son şans gerçeğiyle yüz yüze getirmeye, bu yönde bir bilinç oluşturmaya çalışmıyor.

Olağan bir seçimmiş gibi davranarak sahte hayaller yayıyorlar.

“Altılı Masa” hala olağan bir seçim varmış ve bu seçimi kazanması sanki kesinmiş gibi, “temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçirildiği, özgürlükçü ve demokratik Türkiye’yi inşa”yı acil bir görev olarak önüne koyarak gerçek durumun ne kadar vahim olduğunu gözlerden gizlemiş, dolayısıyla günün acil görevini doğru tanımlamamış ve Erdoğan’ın zaferine bilinçsizce veya bilinçli bir katkı sunmuş oluyor.

HDP, hala “Kürt sorunun çözümü”, “barış”, “demokratikleşme” gibi eski programatik sözlerini tekrarlayarak benzer şekilde günün acil görevinin önüne, bu genel ve programatik görevleri koyarak, dolayısıyla taktiklerini bunlara göre belirleyerek, tıpkı “Altılı Masa” gibi, bu seçimin özgül niteliğini gözlerden gizlemiş, yanlış görev belirlemeleri, ittifak politikaları ve taktikler izlemiş oluyor. Ve Erdoğan’ın zaferine nesnel olarak bilinçsizce katkı sunmuş oluyor.

Bozgunu Engellemek Kendi Bayına Kazançtır

Erdoğan’ın yenilmesi veya yenmesi, sadece bu sonuç, kendi başına demokrasi mücadelesinde çok ciddi sonuçlara yol açacaktır.

Bugün sorun bir şeylere (örneğin demokrasiye) ulaşmak değildir.

O bir şeylere ulaşma mücadelesini sürdürebilecek koşullara ulaşmak için küçük de olsa kazanımlar sağlamak, bir köprübaşı tutmak, karşı tarafı demoralize etmek, burada moralleri düzeltmektir.

Bu seçimlerden bunları elde etmek bile muazzam bir kazançtır.

Çünkü aksi her şeyin kaybıdır.

Demokratik Bir Programı Olan Bile Yok

Muhalefet seçimleri kazansa bile demokrasi gelmesi söz konusu değildir, zaten ne “Altılı Masa”nın ne de HDP’nin demokratik bir programı bile yoktur.

Demokratik bir program her şeyden önce iki şart gerektirir.

1)  Var olan bu baskıcı ve bürokratik, merkezi devlet cihazını parçalayıp ve tasfiye edip, onun yerine ucuz, tüm düzeylerdeki organları, muhtarından valisine kadar, hakiminden polis şefine kadar, organları gerçek bir fikir ve örgütlenme özgürlüğü temelinde seçilen ve gerçek gücün bu seçilmiş yöneticiler elinde olduğu, devlet sırlarının iptal edildiği ve ulusun temsilcilerinin tüm harcamaları ve işleri kontrol yetkisi olduğu bir cihazı örgütleme.
Böyle bir programı olan var mı? Yok. Aksine onların hepsi bu var olan keyfi, bürokratik, merkezi, yasaklara dayanan devlet cihazını restore etmek için varlar. HDP’nin bile böyle bir programı yok.

Bu yoksa demokrasinin birinci ayağı yoktur.

2)  Ulusu herhangi bir dil, din, tarih, din ile tanımlamaya son vermek, böyle bir tanımlamaya karşı tanımlamak, yani devletin tüm dil, din, soy, kültür, tarihler karşısında kör olması. Herkesin anadilinde eğitim hakkı. Edebiyat, tarih vs. kitaplarının ülkedeki ve komşularındaki tüm dillerden dinlerden temsilcilerce ortaklaşa yazılması. Yani demokratik bir ulusçuluk ve yurttaşların gerçek bir biçimsel eşitliği, Kürtlerin tanınması değil, başta Türklük ve İslam olmak üzere hiçbir dilin ve dinin tanınmaması. Bunların kişilerin özel sorunu olması.
Böyle bir programı olan var mı? Yok.

Sırf bu nedenle bile Türkiye’ye demokrasi gelmez. Çünkü halk bile demokrat olmaktan çok uzak.

O halde milyonlar böyle bir programı benimsemeden ve bunun için mücadeleye girmeden demokrasi denen şey bu topraklara uğrayamaz.

Kaldı ki, muhalefet ve HDP kazansa, bugünkü demokratik olmayan programlarının bile gerçekleşmesi söz konusu değildir.

Demokrasi İçin Değil, Demokrasi Mücadelesinde Daha Elverişli Bir Durum İçin

Peki “demokrasi olmayacaksa, bir şey değişmeyecekse seçimleri kazanmanın ne anlamı var?” diyenler oluyor.

Bunlar bugünkü durumu ve bu seçimin özgül niteliğini kavramıyorlar.

Onlar şöyle düşünüyorlar: Böylesine derin bir değişim yoksa, demokrasi gelmeyecekse, bu seçim nasıl oluyor da böyle hayati oluyor?

Evet tam da buna rağmen ve böyle olduğu için hayatidir.

Bir zafer halinde demokrasi gelmeyecektir ama, değişim mücadele eden güçlerin, morallerinde, hareket alanlarında, dolayısıyla mücadele güçlerinde olacaktır.

Hayati önemi olan budur içinde bulunduğumuz koşullarda.

Olağan seçimlerde bir parti kaybedebilir ama daha sonraki bir parlamento aritmetiğinde veya başka bir seçimde daha çok oy almayı umabilir.

Ama bu seçimde böyle bir durum söz konusu değildir.

Erdoğan kazandığı takdirde daha orada yıllarca veya ölünceye kalması söz konusudur.

Neden böyledir?
Çünkü bir zafer Erdoğan-Ergenekon ittifakını ve gücünü pekiştirir, onlara geniş bir hareket alanı ve zaman sunar. Bu da onun seçimlerden sonra ekonomiyi orta vadede tekrar toparlamayı sağlayacak en sert tedbirleri almasına imkan tanır. Yani birkaç yıl sonra ekonomi düzeldiğinde tekrar iktisadi rahatlamayla birlikte destek artışı sağlayabilir.

Bunun sağlayacağı destek artışıyla, kitleler, ekonomi iyi gidiyor, güvenlik de var, o halde değiştirmek için bir neden yok diyeceklerdir.

Ama bu arada yıllar geçecek, ırkçı, devlete tapan, Erdoğan’dan başkasını tanımamış nesiller bugünkülerin yerini alacaklardır. Bugün “beni Atatürk yarattı” diye onun mezarını tavaf edenlerin çocuk veya torunları aynısını Erdoğan için yapacaklardır.

Diktatörlük Altında Sanayileşme

Güney Kore gibi ülkeler diktatörlükler altında belli bir refah seviyesine eriştiler. Ergenekon-Erdoğan ittifakı, Türkiye’nin stratejik yerini iyi kullanarak, izlediği denge politikaları ile tıpkı Güney Kore gibi bir yola girmeyi hesaplıyor. Ve de koşullar da buna oldukça uygun. ABD’nin Çin’i engelleme stratejisi Türkiye’ye geniş bir hareket alanı sağlıyor. Devlet sınıfları, Ordu ve Erdoğan bunu değerlendirerek emperyal politikalar izliyor ve hızla silahlanıyorlar.

Irak, Suriye, Kıbrıs, Libya, Somali, Gürcistan, Azerbaycan, Kosova, Arnavutluk, Makedonya, Bosna gibi ülkelerdeki ekonomik, siyasi, diplomatik, kültürel ve askeri olarak yayılması ve yerleşmesiyle bir yandan; ABD ve Avrupa müttefiki olarak, bir yandan diğerleriyle (Çin-Rusya Bloğuyla) kırıştıran ve bunları birbirine karşı kullanarak bir bölgesel emperyalist ve yayılmacı güce dönüşme planları yapıyorlar.

İran’ın Şiilik üzerinden yaptığını (Arap yarımadası, Suriye, Irak, Lübnan, Afganistan ve Yemen gibi ülkelerdeki etkisi göz önüne alınsın) Türkiye’deki Erdoğan-Ergenekon ittifakı, Türklük ve İslam üzerinden yapmaktadır ve yapacaktır. Ve muhtemelen bunu yapacak uygun koşulları da bulabilecektir.

Muhalefetin bu emperyal politikalara karşı bir alternatifi bile yoktur.

Aslında Askeri cihaz bütünüyle Erdoğan’ın arkasındadır. Erdoğan onlara istedikleri kitle desteğini ve meşruiyet görünüşü sağlıyor. Onlar da Erdoğan’ın iktidarını destekliyorlar.

Domuz Topu Olmuş Simbiyoz Bir İlişki

Erdoğan da iktidarda olabilmek için onların bir dediğini iki etmiyor. Bu domuz topu olmuş, bu simbiyoz bir yaşama geçmiş iktidarı yenmek kolay değildir. Bunun için çok büyük ve farklı bir zafer kazanmak gerekiyor. Şu an hiçbir şey böyle bir zaferi mümkün kılmıyor. Bir mucize gerekiyor.

Erdoğan seçimi küçük farkla kaybettiği takdirde, karşısında kararlı bir muhalefet görmediği takdirde, Trump-Bolsonaro tipi bir darbe, hem de bu sefer ordu ve polisin ve de mafyanın, çetelerin desteğiyle, yapmayı deneyecektir.

Halkı bu yönde olabilecekler yönünde uyaran, kararlı bir direnişin tohumlarını atan bir muhalefet var mı?
Yok.

Aksine Erdoğan-Ergenekon ortaklığının 15 Temmuz darbesi kutlamalarına, Yenikapı’ya, koşarak giden muhalefet bu muhalefet.

Başkanlık Seçiminin Kaybı Egemen İttifakı Güçlendirirken Muhalefeti Bitirir

Seçimlerin kaybedilmesi, Erdoğan-Ergenekon ittifakını her bakımdan daha güçlendirir ve onlara yepyeni hareket alanları sağlarken, yenilginin muhalefette yaratacağı sonuçlar, iktidarın son derece rahat hareket etmesinin koşullarını da yaratacaktır.

Bir yenilgide, tüm muhalefet, ama özellikle de demokratlar, Kürt muhalefeti, korkunç bir moral çöküntüsü ve umutsuzluğa düşecektir. Herkes birbirini yenilginin suçlusu olarak tanımlayacaktır. Partilerin içinde ve aralarında krizler baş gösterecektir. Muhalefet bunlarla uğraşırken iktidar muhalefetsiz bir yönetimin geniş olanakları ve lüksüyle hareket edecektir.

Erdoğan’ın zaferi karşısında insanlar giderek umutsuzluk ve hayal kırıklığından özele, politika dışına çekilecekler, toplum giderek çürüyecek, çürüme yine bizzat muhalefet üzerinde ek bir dağıtıcı etki yapacaktır.

Ama aynı zamanda örneğin İyi Parti, Erdoğan’ın hareket alanını genişletecek, Erdoğan-Ergenekon ittifakı, programatik bakımdan MHP’den farkı olmayan bu partiyi MHP’ye karşı kullanarak, ya MHP karşısında daha geniş bir hareket alanı sağlayacak, ya da İyi Parti ile daha geniş bir destek alabileceği ittifaklar yapma olanağı bulacaktır. Böylece iktidarını MHP yerine İyi Partinin taze kanıyla güçlendirebilecektir.

Bu resim daha iç karartıcı nice motif ve renklerle zenginleştirilebilir.

Bu kadarı yeter.

12 Eylül Yenilgisi Örneği

Muhtemel bir yenilginin korkunç sonuçlarını kafalarında canlandıramayanlar, İran Devrimi’nden sonra olanlara ilişkin örneklerimizi anlamakta güçlük çekenler Türkiye’deki demokratik halk hareketinin 12 Eylül yenilgisine baksınlar.

12 Eylül öncesinde sol ve sosyalistler Türkiye’nin tarihinde hiç görülmemiş bir kitle hareketlenmesi ve politizasyonunun üzerinde yükseldiler. Ama bu tarihsel fırsatı kullanamadıkları için yenildiler.

Adeta kendileri olgunlaşmadan bir devrimci durum olgunlaşmıştı.

Önümüze çıkan bu radikalleşme ve politizasyon dalgasını değerlendiremediğimiz için aslında 12 Eylül’den çok önce, 1978 civarında yenilmiştik. Ama daha öldüğümüzü anlamamıştık.

Bir okla vurulan ceylanın eski hızıyla daha bir süre koşmasına, Afrika’da “daha öldüğünü anlamadı” derlermiş.

Biz de 78 sonlarında ölmüştük, bunu anlamamız için 12 Eylül’ün gelmesi gerekti.

12 Eylül yorgun ve yenilmiş, tarihin sunduğu fırsatı değerlendirememiş, hiçbir perspektif sunamamış bir hareketi ya da bizim kuşağı, bu nedenle bir vuruşta dağıttı ve hiçbir direnişle karşılaşmadı.

Sonrasında ise yepyeni kuşaklar ortaya çıktı resmi tarih anlatısıyla şekillenmiş. Ve başarısız bizleri zerrece dinlemeye değer bile bulmayan.

Erdoğan kazandığı takdirde, bugünkü partilerin başına da aynı şey gelecektir. Ve Erdoğan’a karşı muhalefete bugün güç veren kitleler, bu verdikleri desteğin ve gücün doğru dürüst değerlendirilemediğini ve yenildiklerini gördüklerinde 12 Eylül’den sonra bizlerin başına geleni yaşayacaklar ve yaşatacaklardır.

12 Eylül rejimi döneminde, oğul ve kızlarını ziyarete giden, onların işkencede olduğunu bilen aileler, hem kendileri için can güvenliği sorunu ortadan kalktığından, hem de çocukları, devletin hapsinde ve işkencesinde olsalar da en azından ölmediklerini ve nerede olduklarını bildiklerinden ve onların bir gün çıkacaklarını düşündüklerinden 12 Eylül rejimine pasif de olsa destek verdiler. 12 Eylül üzerine yazanlar nedense bu yanları atlıyorlar ya da unutuyorlar. 12 Eylül darbesinden sonra hapiste yatan oğul ve kızlarını görmeye ziyarete gelen ailelerin çoğu, artık yaşanmaz olmuştu, iyi oldu diye 12 Eylül darbesine destek veriyorlar veya en azından tarafsız bir sessizlik içinde bulunuyorlardı.

Bir kere ezildikten ve yenildikten sonra, bir tehlike olmaktan çıkınca, daha sonra Özal, yaptığı reformlarla ekonomiyi canlandırdı, refah artmaya başladı, bundan aldığı hızla 12 Eylül’ün sıkı koşullarını gevşetti, hapishaneleri boşalttı, hatta komünizme karşı kanunları bile kaldırdı. Aflar çıkardı.

Hapisten çıkan 12 Eylül mağdurları, başka bir ülkeye gelmiş gibi oluyorlar ve başka ilişkilerin içine düşüp, hala baskılara karşı dayanışmanın yaşadığı hapishaneyi bile arıyorlardı.

“Mutatis Mutandis” 12 Eylül Arifesindeyiz

Gerekli değişiklikler yapıldığında (mutatis mutandis) bugünkü demokrat, muhalif güçleri ve Kürt hareketini böyle bir gelecek bekliyor eğer Erdoğan kazanırsa.

Bugün sürgünde veya hapishanede veya bin bir zorluk altında dışarıda legal alanda mücadele edenler, beş on yıl sonra, artık yerleşmiş ve stabilize olmuş Erdoğan-Ergenekon rejiminin çıkaracağı bir afla ülkelerine döndüklerinde veya hapishanelerden çıktıklarında, hiç tanımadıkları, kendilerinin dilini, çektiklerini ve mücadelelerini bilmeyen, ona hor görüyle bakan kuşakların bambaşka, hiç tanımadıkları ülkesini göreceklerdir.

Örneğin Kürt Hareketi, ki bugünkü Türkiye’de her şeye rağmen hala en demokratik özlemleri ifade eden ve bu özlemlerin örgütlendiği güç ve harekettir, daha şimdiden ipuçları ve eğilimleri görüldüğü gibi, bir kuşak değişimi yaşayacak, bugünkü örgütler ve kadrolar, yeni kuşakların ihtiyacı olan modern ve şehirli bir hareket olmanın önünde bir engel haline gelecektir. Bu yenilginin de etkisiyle iyice pekişecektir.

Bu da demokratik güçlerin iyi kötü nişinde var olabildikleri, nefes alıp verebildikleri hareketin tam bir dağılışını ve çöküşünü getirecektir.

Gerilla çok uzun zamandır sadece ayakta kalmaya çalışmaktadır. Böyle bir yenilgi ve çözülüş, gerilla hareketinin de çözülüşünü, bugüne kadar birliğini sağlayabilmiş hareketin bölünmesini, dağılışını, bunların birbiriyle mücadelelerini ve onların da güçsüzlüklerini telafi etmek için başka güçlerle çürük uzlaşmalara girip onların birer basit piyonuna dönüşmelerine yol açacaktır.

Hatta muhtemelen CHP gibi partiler ve taraftarları bile, bu yenilgi sonrasında muhtemelen yıllarca sürecek iç çatışmalara girecektir.

Bugünün diğer küçük partilerini hatırlayan bile olmayacaktır.

Hatta ilerde bugünün en önemli Erdoğan muhalifleri, o haklı çıktı diyerek, rejimin başarılarının ardında ve Erdoğan’ın yanında saf tutacaklardır.

Bunun için uzağa gitmeye gerek de yok. Halide Edipler, Rauf Orbaylar ve diğerleri, canlarını zor kurtardıkları, kendilerini tasfiye etmiş, diktatör dedikleri Atatürk’ün önünde sonradan diz çökmüşlerdi.

Bugün Avrupa ve Amerika’da Erdoğan Rejimini muhalefet etmeye çalışan, on binlercesi büyük haksızlıklara ve acılara uğrayan Fetullahçıların tabur tabur imana gelip Erdoğan övücülüğüne geçtikleri ve Erdoğan’ın da onlara büyük bir kadirşinaslıkla davrandığı görülürse kimse şaşırmamalıdır.

Diktatörler rejimlerini iyice oturttuktan sonra elbette ömürlerini uzatmak, karşı tarafta iyice kafa karışıklığı yaratıp, direnci azaltmak için bazı hukuki, siyasi tavizleri bizzat kendileri inisiyatif göstererek, karşılarında hiçbir baskı olmadan verebilirler ve böylece karşı taraftakileri tümüyle dağıtırlar.

Çünkü bir zamanların çekinilen ve yenilmiş muhalifleri artık gerçek bir gücü temsil etmiyorlardır, bir tehlike olmaktan çıkmışlardır; onlara karşı gevşemeler bir kayba değil, yeni kazanımlara yol açacaktır.

Kadirşinaslık göstermek diktatörlüğün şanındandır. Ağalık vermeyle, diktatörlük de kadirşinaslık göstermeyle olur.

Bir zamanlar “affetmeyeceğiz” diye haykıranlar yenilgiler ve yıllardan sonra, bu sefer de affetmeyeceklerinin affıyla onların yüce gönüllülüğünü öveceklerdir.

Neyse, bu kadar yeter.

Kara Tablonun Gösterdiği Acil Görev: Erdoğan’ı Yenmek

Bu kara tablo anlatıyor mu sorunun neden “demokrasi getirmek”, “parlamenter sisteme dönmek”, “Kürt Sorununu Halletmek”, “Barış” vs. değildir.

Erdoğan yenilmeden bu sorunlar için hiçbir şey yapılamayacağı gibi, bunları yapmak için ikinci bir şans da olmayacaktır.

Kaybedildiği takdirde öylesine bir zaman geçecektir ki, muhtemelen ilerde sorunların tarihsel olarak aşıldığı noktaya gelinecektir.

Yani bugünkü kuşakların mücadele hedeflerinin ve paradigmalarının geçerliliğini yitirmesi gerçekleşecektir.

İşte bütün bu nedenlerle “yakalanacak ana halka”, “acil görev”, Erdoğan’ı yenmektir. Hem de ezici bir sonuçla.

Bir şey kazanmak için değil, sonucu uzun yıllar sürecek bir bozgunu engellemek için.

13 Ocak 2023 Cuma

Demir Küçükaydın

demiraltona@gmail.com

Blog: https://demirden-kapilar.blogspot.com/

Youtube Kanalı: https://www.youtube.com/user/demiraltona

Podcast: https://soundcloud.com/demirden-kapilar

Kitaplarımızı İndirmek İçin:

https://disk.yandex.com.tr/d/MP0-52MFdgdqBg

https://disk.yandex.com.tr/d/2Vez45Mg7W7wzA

 

 

 


Hiç yorum yok: