10 Nisan 2017 Pazartesi

Referandumdan Sonra – Termostat Mekanizması

Referandumda evet de çıksa, #HAYIR da çıksa, demokrasi mücadelesi çok zorlu bir döneme girecektir.
Ama her halükarda üç ay öncesinden daha kötü bir durumda olmayacağımızı varsayabiliriz.
Üç ay öncesini hatırlayalım.
Tüm demokratlar tam bir umutsuzluk ve yılgınlık içindeydi; tam bir çaresizlik egemendi.
Hepimiz hayatımızın hiçbir döneminde kendimizi bu kadar çaresiz hissetmediğimizi söylüyorduk.
Erdoğan’ı durdurmanın hiçbir olanağı görünmüyordu. CHP ve MHP Erdoğan’ın yanındaydı.
Bizler Kürt hareketiyle birlikte tecrit olmuş ve köşeye sıkışmış durumdaydık.
Sonra bu umutsuzluk içinde önce internette referandumun Erdoğan’ı durdurmak için aynı zamanda bir fırsat ve son bir olanak olduğu dile getirilmeye başlandı.

Referandum faşizmden önceki son çıkıştı, varımızı yoğumuzu ortaya koymalıydık.
Yenilsek bile dövüşerek yenilmeli ve sonrakilere hiç olmazsa bir mücadele geleneği bırakmalıydık
Önce İnternette neler yapmak gerektiğini ortaya atmaya ve tartışmaya başladık. Herkes son bir çırpınışla bir araya gelme, bir şeyler yapma yolları aramaya başladı.
Profillerde #HAYIR’lı resimler ortaya çıkmaya, yazılarda #HAYIR bir hashtag olarak kullanılmaya başlandı.
Kitlesel bir hareketin nasıl örgütlenebileceği, hangi mücadele biçimleri kullanılabileceği soruları sorulmaya ve tartışılmaya başladı.
Sanal uzayda ortaya çıkan bu mücadele etme niyeti bir süre sonra gerçek uzaya ve hayata da bulaşmaya başladı.
Örgütlerin kontrolü dışında bir kitlesel ve pasif eylem biçiminin ortaya çıkması ve gelişmesi olasılığı bile ortaya çıktı.
Bunun üzerine kendi kontrolleri dışında, hiçbir siyasi veya örgütsel aidiyetin kendisini dışa vuramayacağı bir kitlesel bir #HAYIR hareketinin ortaya çıkmasından çekinen küçük sol örgütler önce, ardından da CHP sokağa çıkmaya başladı.
Bu çıkış, kitlesel ve pasif eylemin önünü kesti ama aynı zamanda o çaresizlik ve yılgınlık ikliminin de değişmesine ve böylece başka bireysel veya küçük grup inisiyatiflerinin de var olabileceği nişlerin ortaya çıkmasına da yol açtı.
Daha sonra MHP’den atılan muhalifler, İslamcılar içindeki muhalifler de sahaya inip kampanyayı başlatınca 7 Haziran öncesi gibi bir atmosfer oluştu.
#HAYIR’ın bu yükselişi, Kürt Özgürlük hareketinin son zamanlarda izlediği akılcı politik çizgiyle de birleşip, hareket #HAYIR için iradesini ortaya koyunca, Kürtler de #HAYIR cephesinde yerlerini aldılar ve bunu Newroz’da gösterdiler.
Erdoğan böylece başkanlık ihtiraslarıyla, Gezi ve 7 Haziran’dan sonra üçüncü kez, en bir araya gelmeyecekleri bile bir araya getirerek, karşısında en geniş cephenin oluşmasına yol açtı.
Bu genişlik, yani politik İslamcıların, Türk milliyetçilerinin ve ulusalcıların, yani Türk sağının bölünmesi ve bir kesiminin #HAYIR cephesine geçmesi, hem Erdoğan’ın hareket alanını daralttı, hem de #HAYIR’cılara daha geniş bir hareket alanı sağladı.
Bir de politik İslamcı olmayan, Erdoğan ve AKP’ye yakın olan ama Erdoğan ve AKP’nin nemrutlaşma ve yozlaşmasını gören, bundan rahatsız olan gerçekten inanmış Müslümanlar var. Bunlar giderek azalan ama yine de “halkın sağduyusu” denen şeyi de temsil eden, yine de küçümsenmeyecek bir kesimdir.
Eğer bu kesim sandığa gider ve #HAYIR oyu verirse, #HAYIR büyük bir farkla; ama pasif kalır ve/veya sandığa gitmezse, #HAYIR küçük bir farkla çıkabilir.
Bu güçler ilişkisi nedeniyle, bu son bir haftada olağanüstü bir gelişme olmazsa, referandumdan #HAYIR çıkacağını düşünüyoruz ve bu nedenle referandum sonrasını #HAYIR çıkacakmış gibi tartışmaya başlamakta yarar var.
*
Referandum sonrasında her iki sonuçla da harekete geçecek mekanizmayı ve ortaya çıkacak güçlerin yeni yer alışını anlayabilmek için, buzdolaplarındaki Termostat mekanizması iyi bir analoji sunar.
Bilindiği gibi, buzdolabı ısındığında bu mekanizma devreye girer ve buzdolabı çalışıp, soğutmaya başlar, soğuma belli bir noktaya vardığında da yine bu mekanizma devreye girer ve çalışma durur buzdolabı ısınmaya başlar. Böylece buzdolabının sıcaklığı otomatik olarak hep bir düzeyde tutulmuş olur. Aynı mekanizma klimalardan tuvaletlere günlük yaşamın birçok alanında vardır
Canlılarda da hormonlar aracılığıyla işleyen bir sürü termostat veya otomatik ayar mekanizmaları vardır. Acıkmamız ve doymamız bile böyle bir mekanizmaya gerçekleşmektedir.
Referandumda çıkacak evet de #HAYIR da Türk devleti açısından böyle bir termostat mekanizmasını harekete geçirecektir.
Referandum sonrasında karşılaşacağımız sorunları ve görevleri belirleyebilmek için bu mekanizmanın anlaşılması çok önemlidir.
*
Referandum’dan evet çıkarsa, elbet Erdoğan karşısında ciddi bir yenilgi almış olacağız ve başlangıçta epeyce moralimiz bozulacak.
Ancak Erdoğan’ın zaferi, aynı zamanda bugün var olan geniş cephenin sürmesi anlamına da gelir.
Bu da bugünkü beş benzemezden oluşan  #HAYIR cephesinin varlığını sürdürmesi; bu güçlerin daha uzun vadeli bir siper ve yıpratma savaşına girmesi anlamına gelir.
Yani Erdoğan istediklerini yapamaz. Yapmaya kalktıkça karşısındaki direnç büyür ve belli bir noktadan sonra ne kadar güç harcarsa harcasın; ne kadar baskı yaparsa yapsın, onun harcadığı güç ve baskıdan daha büyük oranda bir direnç ortaya çıkar.
Yani Evet çıkması Erdoğan’ın işini öyle çok kolaylaştırmayacaktır.
Kaldı ki, bizler bu arada üç ay öncesinin çaresizliğini atmış bir durumda bulunacağız. Yani mücadeleye daha azimli ve gönüllü olacağız.
Yani Evet çıksa bile Erdoğan ilânihaye gücünü arttıramaz, artırdığı ölçüde direnci arttırır ve bu belli bir noktada durmaya yol açar.
Yani bir tür termostat mekanizması devreye girer.
*
Ama aynı mekanizma #HAYIR için de geçerlidir.
#HAYIR çıktığında Erdoğan büyük bir darbe yemiş olacaktır. Ama bu demokrasi mücadelesinin yeni mevziler kazanmasına yol açmayacaktır.
Çünkü #HAYIR çıkması aynı zamanda bu onun başkanlık hedefinden geri adım atmasına, uzlaşma yolları aramasına yol açacaktır (Meral Akşener Erdoğan’ı tanıdığını ve böyle yapacağını söylüyor.)
Ama bu da referandum öncesi #HAYIR cephesinin dağılmasına ve bölünmesine yol açacaktır.
Çünkü CHP ve MHP, yani aslında özellikle Türk Devletinin içindeki Ulusalcı ve Ergenekoncu kanadı, Erdoğan geri adım attığında onunla birlikte davranmaya gönüllüdürler.
Çünkü bugün bütün bu güçler için, baş tehlike Kürtlerdir. Kürt hareketinin varlığını ve kazanımlarını bir “beka sorunu” olarak görmektedirler. CHP ve MHP bu devlete egemen bu stratejinin partiler ve parlamento planındaki uzantısıdır.
Bunların AKP’ye ve Erdoğan’a ihtiyaçları vardır. Çünkü her halükarda Erdoğan’ın arkasında hala yüzde elli denebilecek büyük bir kitle desteği bulunmaktadır. Ancak böyle bir gücü yanlarına alarak tam bir “milli mutabakat” oluşturup, Kürt hareketini ve onunla ittifak eden cılız demokratları ve liberalleri iyice tecrit edip ezebilirler. Tıpkı 7 Haziran’dan sonra yaptıkları gibi.
CHP’nin ve MHP’li muhaliflerin #HAYIR çıktığında bir şey değişmeyecek deyişleri ve #HAYIR propagandalarını bu argümana oturtmaları; Erdoğan’la milliyetçilik ve şovenizm yarışına girmeleri; Erdoğan başkan olursa memleket bölünecek deyişleri sadece bir propaganda stratejisi değildir. Aslında bunlar ayı zamanda Erdoğan’a birer mesajdır. “Bırak bu tek adamlık hayallerini, biraz halle yola gel, bizler seninle birlikte olmaya seninle bir arada yaşamaya hazırız” demektedirler.
Yani referandumda #HAYIR çıkması, 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkmış ve Referandumdan üç ay öncesine kadar bizleri felç ve umutsuzluğa sevk etmiş kombinasyonu, AKP, CHP ve MHP birlikteliğini ve bizlerin tekrar tecridini gibi bir konumlanışa yol açacaktır.
Yani #HAYIR çıkması da en küçük bir demokratikleşmeye veya gevşemeye yol açmayacak termostat tam tersi yönde çalışacaktır.
Türk devleti tam bir termostat kurmuş bulunuyor. Evet de çıksa, hayır da çıksa, Kürtleri ezmeyi hedef almış “Beka Sorunu” baş stratejik hedef olarak kalacak; bundan sapılmasına imkân olmayacaktır.
Evet sonucu, CHP ve MHP’yi Erdoğan’a karşı cephede tutarak Erdoğan’ın İslamcı diktatörlüğünü ve emperyal hayallerini sınırlayacaktır; #HAYIR sonucu ise bu sefer CHP ve MHP’yi Erdoğan’ın yanına çekecek; en küçük bir demokratikleşmeye imkân tanımayacaktır.
Bu durumda sonucun nereye evrileceğini büyük ölçüde uluslararası gelişmelerin belirleyeceği bizler böyle kalırsak olayların gelişim yönü üzerinde büyük bir etkimizin olamayacağı var sayılabilir.
Karşı cepheyi ancak Suriye’de Esat’lı mı Esat'sız mı veya Suriye Hükümetini destekleyerek mi Kürtlerin durdurulacağı, yoksa bugünkü Rojava’yı işgal etmek için fırsat kollama stratejisi mi izleneceği bölebilir ve Erdoğan’ın gidişi gündeme gelebilir. Çünkü Suriye devletini destekleyerek Kürtleri engelleme stratejisini Erdoğan ile birlikte yürütmek pratik olarak olanaksızdır.
Ama bu da dünya ve bölge politikasındaki gelişmelere bağlıdır. Bir hafta önce Esat'lı bir çözüm ağırlıklı idi ve Erdoğan’a yol görünüyordu, Trump’ın füzelerinden sonra şimdi durum tam tersine dönmüş bulunuyor. Durumun böyle bir gelişme göstermesinde Erdoğan ve Türk istihbaratının büyük bir olasılıkla parmağı bulunmaktadır.
*
İşte bizler muhtemel böyle konumlanışlarda, küçük gücümüzü nasıl büyüteceğimiz ve olayların gelişimini etkileyebilmek için neler yapmamız gerektiğini tartışmalıyız.
#HAYIR çıkınca, güçlerin konumlanışı 7 Haziran sonrası veya 15 Temmuz sonrasına benzeyecektir.
Evet çıkarsa, Referandumun öncesi güçlerin konumlanışı sürer.
Yani aslında referandum sonunda değişen fazla bir şey olmayacaktır.
Ama bizler aynı bizler değiliz.
7 Haziran sonrasında biz zafer sarhoşluğu yaşanıyordu.
15 Temmuz sonrasında ise çaresizlik ve umutsuzluk içinde bulunuyorduk.
Bugün çaresizlik ve umutsuzluk aşılmış bulunuyor.
Artık bunca deneyden sonra zafer sarhoşluğuna da yer yok.
Güçlerin bu yer alışını bozmak, bu ittifakı parçalamak; güçlerini dağıtmak için nasıl bir program, nasıl bir strateji, hangi örgüt ve mücadele biçimleri gerekiyor?
Bunları tartışmalıyız.
Referandum öncesinde ortaya çıkmış “#HAYIR Hareketi” neler yapmalı?
HDP ve Kürt Özgürlük Hareketi neler yapmalı ve yapmamalı
PKK ve Gerillalar neler yapmalı ve yapmamalı?
JPG, PYD neler yapmalı ve yapmamalı?
Bunların her birini tartışmak gerekiyor.
Herkes kendi projesini, önerilerini yazmalı. Böyle bir tartışma başlamalı.
Böylece ilk kez aynı soruları, kez aynı ortak gündemi tartışarak küçük ama büyük bir adım atabiliriz.
10 Nisan 2017 Pazartesi

Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...