15 Şubat 2017 Çarşamba

#HAYIR Diyenler ve PKK’nın Tavrı

PKK’nın tavrının sorunun özünü yakaladığını daha iyi görmek için, önce kısaca #HAYIR diyenlerin şu anki durumuna kısaca bakalım.
İlk #HAYIR yazılarını bir ay önce yazmaya başladığımızda tam bir yılgınlık ve umutsuzluk atmosferi egemendi.
Bu atmosfer içinde, bu atmosfere uygun ve toparlanmayı sağlayacak bir stratejinin, ancak, temel yurttaşlık haklarına dayanan, sessiz, pankartsız, son derece basit ve sade, ama aynı zamanda birbirine karşı en zıt güçleri bile bir arada tutabilecek, her gün aynı yerde ve aynı saatte bulunmaya dayanan bir kitlesel pasif direniş olduğunu söylüyor ve öneriyorduk.
Ama bunun için de öncelikle bütün medyanın iktidarın kontrolünde olduğu verisinden hareketle, sosyal medya ve internet aracılığıyla başlanabileceğini; bunun #HAYIR’cıların birbirini bulmasını sağlayacağını; böyle bir sanal hareketin gerçek hayattaki bir hareket için başlatıcı olabileceğini söylüyor ve bu yönde bizzat bir şeyler yapmaya çalışıyorduk.

İşin ilginci tam da bu öneriye uygun biçimde oldu gelişmeler. Bunu birçok yazar, örneğin Fehmi Koru bile bazı yazılarında gözlemledi ve teslim etti.
İnternette başlayan #HAYIR duruşları gerçek hayatta da bir kımıldanmaya, yenilgi psikolojisini atmaya, yılgınlıktan kurtulmaya ve gerçek hayattaki yeniden toparlanmalara yol açmaya başladı.
Böylece sanal uzay ve gerçek uzayın karşılıklı etkileriyle şu an yılgınlık ve dağınıklık ortamı gitmiş; #HAYIR cephesi kendine güvenini kazanmış bulunuyor.
Tabii önümüzdeki iki ayda, ancak terörün ve çatışmaların kendine puan kazandırdığını bilen Erdoğan, bu havayı yok etmek için elinden geleni yapacak ve bunun sonucu birçok iniş ve çıkışlar yaşanacaktır muhtemelen. Ama bu gün gelinen yer yine de çok önemlidir ve yeni başlangıçlar için daha elverişli bir konum sağlar.
Önerimizin sadece bir #HAYIR yazısıyla temel yurttaşlık haklarına dayanan kitlesel direniş kısmı ise hem yazarlarca; hem de örgütlerce görmezden gelindi çünkü böyle bir biçim onların örgüt olarak çıkarlarıyla çelişirdi. Biz de hiçbir yayında yazmayan ne idüğü belirsiz bir blog yazarı, bir tek kişi, iflah olmaz komünisttik. Sözü edilmeye bile değmezdi.
CHP gibi partiler hiçbir zaman kitlelerin kendi deneyleriyle öğrenmelerini, sokağa çıkıp mobilize olmalarını istemez. Kitlelerin hızla radikalleşip, politize olup, alışılmış örgütleri ve problemleri hızla aşıp, her şeyi sorgulamaya başlamasından korkar.
Keza CHP’nin dışındaki sol da (en bayta ÖDP veya TKP gibi) çeşitli derecelerde onunla, politikasıyla veya kitlesiyle de bağları olduğundan CHP’ye çok ters düşecek politikalardan uzak durduğundan oralardan yankı bulamazdı.
Belki HDP’den bir şeyler çıkabilirdi ama sayması uzun nedenlerle oradan da bir eğilim görülmedi.
Şu an yılgınlık havası gittiğinden ve #HAYIR cephesine bir renklilik ve coşku egemen olduğundan böyle bir önerinin şu an psikolojik bir koşulu olmadığı da görülebilir.
Böylece öneri kadük oldu. Ancak bu fikir en azından kafalarda yer etti ve günü bırakıldığı yerden alınıp kullanılabilir. “İyilik yap denize at, balik bilmezse Halik bilir”. “Emek zayi olmaz”.
*
Önerinin bir nedeni de birbiriyle çelişen güçlerin bir araya gelmelerinin zorluğu, bu çelişkilerin #HAYIR cephesini parçalama olasılığı idi.
Herkes kendi propagandası ve kendi #HAYIR'ıyla işe başlayınca; ortak bir eylemi gündeme almayınca, (ki ortak eylem önerimiz farklı gereççe ve biçimlerde yine herkesin kendi propagandasını dışlamıyordu ve ortak bir eylem olmaması #HAYIR cephesinin en zayıf yeri olmaya devam ediyor) hiç hesaplanmayan ve öngörülmeyen bir gelişme ortaya çıktı. Böylece su başka bir yoldan akarak yatağını bulmaya başladı.
Goethe’nin Faust’ta dediği gibi “Teori gridir dostum, hayatın ağacı yeşil[1]
Bugün bu iç çelişkiler Erdoğan’ın baskısı nedeniyle birbirine karşı “barış içinde bir arada yaşama” gerektiğini fiilen kabul etmiş bulunuyor.
Ve bu fiili kabul durumunda, farklar bölücü ve parçalayıcı bir işlev görmek bir yana; birçok cephede aynı anda mücadele olanağı yaratıyor.
#HAYIR cephesinde her damağa uygun bir taam var.
Örneğin Fehmi Koru, kendi sitesinde #HAYIR dendiği takdirde nasıl olsa bir şey değişmeyecek diyerek, AKP’lilerdeki kimi korku ve kuşkuları telafi edip #HAYIR demeye ikna etmeye çalışıyor.
Yine esas olarak aynı kesime hitap eden Said Sefa Haberdar’da “#HAYIR desek de bir şey değişmeyecek” diyerek umutsuzca bir şey yapmamayı seçenleri ikna etmek için tam tersinden, #HAYIR dendiğinde bir şeylerin değiştirilebileceğine ikna etmeye çalışıyor.
Benzerleri sol kanatta da var. Adeta birçok hastalığa karşı geliştirilmiş birçok hastalığın antikorlarını içeren aşılar gibi iş görüyor #HAYIR cephesinin birbirine zıt ve birbirine karşı çalışabilecek argümanları.
Evetçiler ise bu kadar farklı ihtiyaçlara uygun farklı argümanlar getirme olanağından yoksunlar. Bu da onların elini kolunu iyice bağlıyor.
*
Tabii bu gelişmelerde Kürt hareketinin ve PKK’nın tutumu; yani geçen yılki ağır yenilgiye yol açan yanlışların görülmesi ve bundan dönülmeye başlanması son derece belirleyici olmuştur. Böylece Türkiye’deki politik mücadele ile senkronize bir duruş ve tavır geliştirilmesi mümkün olmuştur.
Bunu önce Murat Karayılan, Mustafa Karasu’nun  yazı ve söyleşilerinde görmüştük. Bugünkü Özgür politika’da yer alan Duran Kalkan’ın söyleşisi ise, PKK’nın durumu doğru değerlendirdiğini ve kendi yönünden doğru argümanlarla doğru hamleler yaptığını göstermektedir. PKK da başka argümanlara karşı durarak #HAYIR cephesinde yerini almış bulunuyor.
Durum tabiri caiz ise, 7 Haziran seçimleri öncesindeki gibidir; benzer bir atmosfer; benzer bir güçlerin konumlanışı var. Bu da #HAYIR’ın bir başarısını elde edebileceğimizin bir delili olarak görülebilir. Tek sorun şu. O zamanlar Genelkurmay, Arı Diyadin’deki köylülere teşekkür ederek tarafsız kaldığını ima ederek, HDP’nin çalışması için bir alan açarken, şimdi tamamen Erdoğan’ın yanında yer almaktadır. HDP en büyük baskıya uğramaktadır.
Duran Kalkan’ın uzun söyleşisinden aktaracağımız aşağıdaki bölümler PKK’nın Referandum konusundaki duruşunu doğruluğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Muhabir şöyle bir soru soruyor:
“Toplumun tüm kesimleri açısından bu referandum karşısında “hayır” demenin gerektiğini vurguladınız. Ancak bu kesimlerin ayrıksı ve parçalı mücadeleleri sonuç alabilir mi? Ya da bunun sonuç alıcılığı açısından demokratik muhalefetin nasıl bir ittifakı gerçekleştirmesi gerekir? Bu ittifak ihtiyacını ne temelde değerlendirebilirsiniz?”
Duran Kalkan’ın cevabını uzun uzun aktaralım:
“Bence hayır demek anlamlı ve değerlidir. Demokratik, özgürlükçü ve anti-faşisttir. Kürt halkının, Alevilerin, kadınların özgürlüğünün sağlanmasının, bütün halkların özgür yaşayacakları bir demokratik ortama kavuşturulmasının önünü açacak temel bir tutumdur. AKP-MHP faşizminin bu referandum sürecinde yürütülecek çok yönlü mücadeleyle yıkılması gerçekten de Türkiye’nin önünü açacak. Türkiye’yi Ortadoğu’da ve dünyada yaşanabilecek demokratik bir ülke haline getirecek. Türkiye’de özgürlükleri geliştirecek. Bütün bu katliamlara baskı, terör ve faşizme son verecek. Türkiye’nin ufkunu açacak.
Bu noktada Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ittifakına karşı geniş bir ittifak var. Buna AKP-MHP faşizmine karşı bir blok da denilebilir. Herkes kendi kulvarında kendi anlayışına göre AKP-MHP ittifakına karşı çıkıyor. Herkesin AKP-MHP faşizmiyle yaşadığı çelişki ve karşıtlık var. Ondan zarar görüyor. Bunu önlemek istiyor. Bu genişliği ve çok yönlülüğü önemsemek lazım. Birkaç ay ya da yıl önce bu kadar geniş bir yelpazenin bir araya geleceği söylenseydi kimse inanmazdı. Ama süreç oraya getirdi. Dolayısıyla, bu zemin doğru anlaşılmalı. Şimdi esas olan Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizminin yıkılmasıdır. 12 Eylül faşizmini yeniden restore ederek diktatörlüğü pekiştirip korumak isteyenler bunlardır. Türkiye’deki bütün halklar, tüm ezilen kesimler, işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar, alevliler, Kürtler ve tüm halklar için en büyük tehlike bu. Eskiden ‘baş düşman’ denirdi. Şimdi baş karşıt Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli ittifakı, AKP-MHP faşizmidir. Buna karşı oluşan bütün karşı çıkışları değerli ve anlamlı bulmak gerekli. Çok renkli ve çeşitli olan bu zemini önemsemek, bu çeşitliliğe saygı duymak gerekiyor. AKP-MHP faşizmine karşı herkes kendi çizgisinde nasıl mücadele edebiliyorsa öyle etmeli. AKP-MHP faşizmine karşı mücadele eden güçler birbirlerinin mücadelesine engel olmamalılar. Bu zemini zayıflatmamak parçalamamak gerekli. Dayatıcı da olmamak lazım. Kuşkusuz daha resmi, bir ittifak olsa iyi olurdu. Fakat o gerçekçi görünmüyor. Mümkün değil. Bunu fiili olarak görmek lazım. Resmi olarak ittifak yapabilen güçler kendi ittifaklarını oluşturmalılar. Örneğin, bir barış hareketi var. Kendi ittifakını büyütmeye çalışsın. Demokrasi bloğu var. Demokrasi bloğu içinde HDP vb. güçler öncülük etmeye çalışıyor. Demokrasi bloğunu daha fazla büyütme temelinde bu mücadeleye öncülük etsinler.
Ancak AKP-MHP faşizmine karşı olan herkesi resmen bir blokta birleştirmek için ısrar etmemek gerekli. Bu fiili bir bloktur ve böyle de olabilir. Böylesine tartışmalar içine girerek AKP-MHP faşizmine karşı yürütülen mücadele de zayıflatıcı olmamak gerekir. Herkes birbirinin istediği gibi mücadele etmez. Herkesin çelişki ve çıkarları farklıdır. Kendi çıkarları doğrultusunda kendi çelişkilerine göre mücadele etmeli. AKP-MHP faşizmine karşı mücadele yürüten herkese mücadeleci güçler saygı duymalılar. Engelleyici olmamalılar. Tam tersine teşvik edici ve destekleyici olmalılar. Biz bu kanaatteyiz. Böyle yapılırsa gerçekten de o zaman bu referandum büyük bir fırsata dönüşebilir. Referandum, Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizminin yıkıldığı bir mücadele sürecine dönüştürülebilir. Hedef budur. Bunun gerçekleşmesi de mümkündür.”
Eğer ısrarlı bir şekilde sürdürülürse, bu temelde ve özünde doğru politikanın meyvelerini, hem Kürt hareketi, hem Türkiye’deki demokrasi mücadelesi, hem de Ortadoğu bir süre sonra almaya başlayacaktır.
15 Şubat 2017 Çarşamba
Demir Küçükaydın
@demiraltona
Yazılarımız şu adresteki blogta bulunuyor:
Videolarımız şu adreste:
Yazılarımızı ayrıca ses dosyası olarak şurada paylaşıyoruz. Direk podcasttan veya indirerek dinlemek mümkün.
Kitaplarımız buradan indirilebilir.



[1] Alle Theorie ist grau, und nur der Wald und die Erfahrung sind grün.” Bu sözü Lenin’de Nisan tezleri’nde bizzat kendi lideri bulunduğu partiye karşı ifade ediyordu.

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...