3 Kasım 2015 Salı

Öcalan’dan Haber Var: Öcalan’ın Durum ve Süreç Hakkında Görüşleri

Dün akşam bir arkadaştan, ilişiğinde birçok Twitin resmi (screenshot) olan bir mail geldi.
Resimlerdeki Twittler, yanılmıyorsam şu an hapiste bulunan, Özgür Gündem yazarı Özgür Amed’in hesabı üzerinden yollanmıştı. Özgür Amed kendi yazamayacağına göre, belli ki onun hesabı üzerinden kamuoyunu bilgilendirmek için atılmışlardı.
Bu mesajlar İmralı’da tecritte bulunan Öcalan’ın, muhtemelen diğer mahkûmlara yolladığı mektup veya haberlerden derlenmiş bilgiler içeriyordu.
Elbet, çok dolaylı bir aktarma oldukları için yüzde yüz otantik değildirler ve onları okuyup özetleyen ve aktaranların anlayışlarını; okuyup aktarılma koşullarının yarattığı sınırlamaları; Twitter’in 140 harf sınırlamasının zorunlu kıldığı kısaltmaları vs. de yansıtıyorlardır.
Ancak Öcalan’ı biraz tanıyanlar, kitaplarını, yazılarını biraz okumuş olanlar, bu mesajlarda özetlenen görüşlerin Öcalan’ın görüşleri olduğunu tahmin edebilirler. Bu nedenle,  Twitlerde özetlenmeye çalışılanlar Öcalan’ın görüşleri hakkında yine de bir fikir verir.

Bana gelen maildeki mesaj resimlerinin sırası epeyce karışıktı. Onları elimden geldiğince konu konu gruplamaya ve sıralamaya çalıştım. Çıkan sonuç o twitlerde aktarılmaya çalışılan Öcalan’ın görüşleri olarak okunabilir. Aşağıda Twitlerin metne çevrilmiş ve sıralanmaya çalışılmış hali yer alıyor. İtalikler orijinal Twit metinleridir.
*
Aylardır ağır tecrit altında tutulan Öcalan’dan haber var.
İmralı adasından zindana gelen mektuptan aktarılan bilgilerdir
İçeriği özetle şu şekilde aktarabilirim.
*
Şu an
Sistem içindeki tüm kliklerin ortaklaştığı bir yönetimden ziyade, hegemonya peşinde koşan eğilimle geçmişteki etkinliklerini kaybeden özel harpçi eğilimin ortaklığıdır.
*
1 Kasım’a dair…
Tek başına iktidar olunursa Batı, hatta Rusya ile uzlaşma peşinde olacak.
Tek başına iktidar olunmazsa içte bir uzlaşma başat hale gelebilir.
*
Barış sürecine dair…
Başından beri yanlış anlaşıldı ve gerekleri yerine getirilmedi. Gereğinden fazla misyon ve işlev yüklendi.
Ana hedef yöntem değişikliği idi, bundan ötürü diyalog denildi.
28 Şubat açıklaması karşılık bulsaydı müzakereye geçilebilirdi.
Özgürlükçü güçler ve demokratik kurumlar Baştan itibaren kamuoyu oluşturup aktifleşebilseydiler, sürecin sert kavgaya varmasını engelleyebilirlerdi.
Bugün hala milliyetçiler, ırkçılar, neo faşistler çarpıtmalarla destek almaya devam edebiliyor.
*
Güncel savaşa dair…
Gelişen savaş ve devrilen masaya yönelik “Beklemiyorduk sürpriz oldu” diyenler oluyor. Böyle düşünenler sürece olduğundan fazla yük yükleyenlerdir.
Süreç, sorunların çözümünde yöntem değişikliğine ulaşma, yani yöntemi değiştirme uğraşıydı.
Savaş yöntemi yerine demokratik mücadele yöntemi.
*
Önderliğin son aylarda üzerinde durduğu konular ise şöyle:
biyolojizm, Duyguların Politikleşmesi, Kollektif Kurtuluş, Toplumsal aşk, Çizgi Mücadelesi, Kürt destanları, Hegel’de Bilinç Formu, Toplumsallaşamayan aile, Aşiret kişiliği, Stratejik düşünme ve Yetersiz Yoldaşlık.
*
Önderliğin sağlığına dair.
Durumu iyidir sadece sinüzit biraz zorlamaya devam ediyor.
*
Gelen mailin ekindeki resimlerde aktarılabilen görüşler bundan ibaret.
Yazılarımızı izleyenler bizim yazılarımızda defalarca dile getirdiğimiz görüş ve yaklaşımlarla Öcalan’ın görüş ve yaklaşımları arasındaki paralelliği hemen görebilirler
Sadece bir örnek verelim.
Örneğin Öcalan, şu an güçlerin dizilişini ele alırken esas gücü, dolayısıyla hedefi, şöyle tanımlıyor: “hegemonya peşinde olan eğilim” yani Erdoğan ile “etkinliklerini kaybeder özel harpçi eğilimin ortaklığıdır”
Biz de defalarca yazılarımızda bugünkü iktidar bloğunu Erdoğan Ergenekon ortaklığı olarak tanımladık.
Aynı şekilde bu etkinliği kaybetmiş görünen Ergenekon ile ittifakından defalarca söz ettik.
Sadece bir iki örnek verelim.
Örneğin 27 Mart tarihli yazımızın başlığı bile bu konudadır: “Erdoğan Ergenekon İttifakı ve HDP’nin Yapması Gereken Hamle
Örneğin yine “PKK’ya Açık Mektup: PKK Derhal Tek Taraflı Ateşkes İlan Etmelidir” başlıklı yazımızda şöyle yazıyorduk 12 Ağustos’ta:
Bu sultanın ittifak yaptığı temel güç ise “Seferberlik Tetkik Kurulu”; “Ergenekon”, “Özel Savaş Dairesi” veya “Kontrgerilla” denen; devlet içindeki gizli ve kontrol dışı güçtür.
Bu güç de “askeri vesayet bitiriliyor” denen zamanlarda, gücünü ve operasyon yeteneğini olduğu gibi korumuştur. Sadece çok yıprandığı; tecrit olduğu ve dolayısıyla politik etkisi sınırlandığı için, geri çekilmişti.
Bu gücün de, bırakalım “barış süreci”ni bir yana, tahkim edilmiş bir ateşkesten veya en basit biçimiyle bile ateşkesten en küçük bir çıkarı yoktur.
Bu “iyi saatte olsular”, tekrar eski gücüne ve etkisine kavuşmak için Erdoğan’ın ihtiraslarında ve günahlarında hiç ummadığı bir müttefike kavuşmuş bulunmaktadır. Erdoğan ve Ergenekon çıkar ve kader ortaklığı içindedir.
Bugün temel görev, yakalanması gereken ana halka, Erdoğan’ı ve Ergenekon’u; bu iki gücü tecrit etmek; etkisizleştirmektir.
Bugün sanki temel görev bu değilmiş gibi, hala ateşkesi tahkim etmekten; Kürtlerin haklarının tanınmasından; demokratikleşmeden; “barış süreci”nin yeniden başlamasından söz etmek; aç tavuğun kendini darı ambarında görmesinden farklı değildir.”
*
Sanırız bu kadar yeter.
Barış Süreci’ni ilişkin de kendi üslubumuzla aynı şeyleri söylüyorduk. Ondan fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini; barış ortamının iyi değerlendirilmesi gerektiğini sürekli yazıyorduk.
Sadece rastgele bir örnek:
Ateşkes veya “barış süreci” de öyledir. Bunu Erdoğan PKK’yı bitirmek, tecrit etmek için başlattı. Kürt Özgürlük Hareketi bunu en iyi biçimde değerlendirdi. Böylece Kürt hareketi ilk kez gettosundan çıkma olanağı buldu. Gezi gibi, 7 Haziran gibi başarılar bu ortamda gelişti. Erdoğan artık bir zamanların Alman burjuvazisi ve yunkerleri gibi, “Ateşkes bizi öldürüyor”  demektedir.”
*
Ama sorun sadece bir durumu veya gelişmeyi doğru tanımlamak değildir; ondan ne gibi çıkarsamalar, stratejiler, görev belirlemeleri yapmak gerektiği önemlidir.
Elbet, Öcalan’dan yapılan aktarmalarda, bu güç konumlanışı değerlendirmesinden yapılacak çıkarsama ve görev belirlemesine ilişkin doğrudan bir önerme yoktur.
Ama Öcalan’ın mantığını biraz bilen, onun karşı taraftaki en küçük çatlaktan bile yararlanmayı bilen bir stratej olduğunu da bilir.
Yani Öcalan bugünkü iktidar bloğunu öyle tanımlıyorsa, onun dışında kalanı tarafsızlaştırmak veya kazanmak gibi bir strateji ve mücadele biçimleri çıkarmak gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar.
Biz aynı tanımlamadan şu sonuçları çıkardık.
Biraz düşünülür ve akıl yürütülürse, Öcalan’ın da doğrudan ifade etmese de aynı sonuçları çıkardığı görülebilir.
Biz örneğin, bu konumlanıştan, genel stratejik görev olarak, bu ittifakın, tecridi gibi bir sonuç çıkarıyoruz. Yani devletin bu ittifak ve blok içinde yer almayan veya onunla çelişkisi bulunan kesimlerinin tarafsızlaştırılması, tereddütte bırakılması mümkünse yedeğe çekilmesi gerektiği gibi bir sonuç.
Buna bağlı olarak, stratejik vuruş yönünün; yakalanacak ana halkanın, Erdoğan olması gerektiği çıkarsamasını yapıyoruz.
Yani artık soyut barış çağrıları ve hedefi etkili olmaz; Erdoğan orada olduğu sürece barış söz konusu olamaz diyoruz.
Yine buna bağlı olarak, Ergenekon’u işlevsiz ve etkisiz kılacak mücadele biçimlerinin de hedef belirlemesine uygun olması gerektiğini söylüyoruz.
Düşmanın istediği koşullarda onunla savaşa girmekten kaçınmak gerekir; Erdoğan ve Ergenekon şiddetten çıkarlıdır. Bundan kaçmak. Mücadele ve örgüt biçimlerini buna göre belirlemek.
Bunu da PKK’nın tek taraflı ateşkes ilan etmesi; Kürdistan şehirlerinde “isyanla oynanmaması”, barışçıl ve legal mücadele biçimleriyle Erdoğan’a odaklanılması ve tecrit edilmesini söylüyoruz.
Aynı şeyi Öcalan da şöyle ifade ediyor:
Başından beri yanlış anlaşıldı ve gerekleri yerine getirilmedi. Gereğinden fazla misyon ve işlev yüklendi.”
“Savaş yöntemi yerine demokratik mücadele yöntemi.”
*
HDP böyle davrandı mı?
“İnadına Barış” demeyi gerçek bir barış politikasıyla; somut hedeflere yönelik bir politikayla karıştırdı ve karıştırmaya devam ediyor.
Gerçek bir barış politikası barışın önündeki güçleri etkisizleştirmeyi, zayıflatmayı hedefler. “İnadına barış” diyerek barış politikası yapılmış olmaz. Propaganda sloganları hiçbir zaman bir doğru stratejik hedef tanımlaması ve vuruş yönü belirmemenin yerine geçemez ve onun işlevini göremez.
Daha çok şeyler yazılabilir ve de yazacağız. Ama şimdilik bu kadar yeter.
Demir Küçükaydın

03 Kasım 2015 Salı

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...