17 Eylül 2015 Perşembe

Erdoğan Nasıl Durdurulabilir? Yurttaşlarca, Sessizce, Sabırla, Israrla ve Kâğıttan Turna Kuşlarıyla

Erdoğan’ı ancak yurttaşların sessizliği, sabrı, ısrarı, bir tek noktaya yoğunlaşması, kitleselliği ve kâğıttan yapılan turna kuşları durdurabilir.
Niçin, nasıl, nerede?
Erdoğan’ı durdurmanın seçim olduğunu ve sandıklarda onun cezalandırılacağını söylemek, çok tehlikeli bir biçimde Erdoğan’a zaman kazandırmaktadır.
Bunu söyleyenlerin anlamadığı, Erdoğan’ın geri dönüşünün olmadığı; daima ileri gitmek zorunda olduğudur. Yani Erdoğan, fiilen darbe yaparak yası dışı bir şekilde el koyduğu ve bunu açıkça söylediği bugünkü yetki ve konumundan geri adım atmayacak; aksine bunu daha ileri götürecektir. Buna mecburdur. Aksi takdirde mahkemelerde hesap vermesi, vermemek için de kaçması kaçınılmazdır.
Bu durumdaki bir kişi kaybedeceğini bildiği bir seçim yapmaz; kaybedeceğini görürse bir yolunu bulup seçimi erteler ve fiili duruma devam eder. Bütün bunları yapamayıp da yine de seçim yapılır
sonuçta azınlıkta kalırsa da tıpkı şimdi yaptığı gibi, bu sefer de seçim sonuçlarını tanımayacaktır. Bunu bizzat en yakınındakiler bir şekilde ifade ettiler. Çocuktan al haberi derler. Erdoğan’ın adamları her ağızlarını açtıklarında seçimlerden sonra sonuç ne olursa olsun nasıl bir keyfi ve diktatörce bir rejim oturtacaklarına ilişkin planlarını ele veriyor; açıkça söylüyorlar.
İşin kötüsü, Erdoğan’ın emrivakilerine direnecek hiçbir güç bulunmamaktadır. Merkezi ve bürokratik bir kapıkulları ordusundan ibaret bir devletin normal soncudur bu. Devletin başını ele geçiren, bir saray darbesiyle devrilene kadar aklını yitirmiş bir sultan bile olsa kimse onu oradan alamaz.
Erdoğan ise binlerce odalı sarayını, kendine bağlı kapıkullarıyla doldurmuş; orada kendine sadık ve var olan devleti yönetecek kendi devletini kurmakla meşgul. Bir saray darbesi ile uzaklaştırılma olasılığı bile yok.
Bir tek güç vardır onu oradan uzaklaştıracak. Yurttaşların direnişi.
Ama var olan partiler, bu direnişi örgütleyecek; halkı direnişe ve uyanık olmaya; zaman kaybetmemeye çağıracak yerde; sahte hayaller yayarak; Erdoğan’ın yolunu açıyorlar nesnel olarak.
Kimileri anketlerde AK parti’nin düşen ve HDP’nin düşmeyen oylarına bakarak yürek soğutuyorlar.
HDP’nin yüzde onu geçip geçmemesi değildir artık Erdoğan’ın sorunu. Erdoğan’ın sorunu, Adı hala AK Parti olan ama aslında Erdoğan’ın kapıkullarının, memurlarının bir partisi olan, onun emrinin dışına çıkamayacak olan; meclisi kendisinin basit bir avadanlığına dönüştürecek olan, AKP’nin tek başına çoğunluğu almasıdır.
Bunun için çok küçük oy farkıyla kaybettiği yerlerde küçük oy atışları bile tekrar Erdoğan’ın atadığı memurlardan oluşan AK Parti’nin tek başına çoğunluğu sağlamasına yetebilir.
Bu durumda Erdoğan fiilen yasamayı ele geçirmiş olacaktır. Böylece fiili darbesini de meşrulaştırmış olarak, bundan sonra çok daha cesaretle ve yasamayı da ardına alarak saldıracaktır
 Hâkimler ve yargı elindedir. Yasama ve Yürütme de kendisine bağlı olacaktır.
Giderek faşizm örneğine göre zamana karşı bir yarış içinde örgütlenen bu tek kişilik diktatörlüğü durdurmak ve baştan atmak için o zaman koşullar çok daha zor olacaktır.
Bu durumda geniş kesimlerde umutsuzluk içinde Ordu’nun bir darbe yaparak bu kâbusa son vermesini isteyenler artacaktır. Böyle bir durumda, bir zamanlar, Askeri vesayete karşı, AK Partiyi destekleyenlerin eğer olursa darbecilere övgü düzdükleri görülürse kimse şaşırmamalıdır. Kitlelere ve onların demokratik hakları için direnişinin; onların dönüşümünün biricik yol olduğunu anlamayanlar her zaman bu tür savrulmalar yaşarlar ve yaşayacaklardır.
O halde Darbeyi de engellemek için Erdoğan’ın engellenmesi ve onun oradan uzaklaştırılması gerekiyor.
*
Soru şudur: Erdoğan’ı ne, nasıl durdurabilir?
Tüm tarihsel tecrübenin verdiği cevap bellidir: ancak milyonlarca insanın eylemi ve direnişi Erdoğan’ı durdurabilir.
Bu durumda şu soru ortaya çıkar: bu direniş ve eylem nasıl olabilir; nasıl başlayabilir; nasıl milyonlarca insanı kapsayabilir?
Bu yazıda bu sorunları ele alalım.
*
Milyonlarca insan sokağa çıkıp Erdoğan’ın istifasını isterse, Erdoğan gerçekten istifa ettirilemese bile; en azından onun hareket alanı daraltılıp; temiz diye nitelenebilecek seçimler yapılması sağlanabilir ve o seçimler aracılığıyla Erdoğan oradan uzaklaştırılabilir.
Ama Erdoğan orada durduğu sürece; muhalefet seçimlere odaklı olarak şu an hiçbir direniş göstermediği sürece, hiçbir şeyin garantisi olmayacak; her şey Erdoğan’ın keyfine ve planlarına tabi olacaktır.
Yani şu an en acil sorun, seçimi bekleme hastalığından, felç durumundan kurtulmaktır. Bunun için de Erdoğan’a karşı; onun istifasını isteyen bir hareket başlatmaktır.
Erdoğan orada olduğu sürece seçim olma ihtimali yoktur; seçim olsa adil olma ihtimali yoktur; adil olsa bile Erdoğan’ın iktidarı terk etme ihtimali yoktur.
Ancak böyle bir hareket, Erdoğan’ı istifaya zorlayarak, amacına ulaşamasa bile bir yan ürün olarak, onun hareket alanının daraltarak; en azından az çok temiz bir seçimi sağlayabilir.
*
Burada da soru şudur:
Yurttaşların en geniş kesimlerinin böyle bir hareketi başlatması ve oluşturması nasıl sağlanabilir?
Zaferin en birinci koşulu güçlerin en irisini, en uygun zamanda, düşmanın en yaralanabilir yerine yığmaktır.
Düşmanın en can alıcı yeri, bizzat Erdoğan’ın kendisidir; Hükümet veya AK Parti değildir. Çünkü onlar onun kuklasından başka bir şey değildir. Bir zamanlar AK partiye oy verenleri hala öyle bir parti varmış gibi kandırmanın araçlarıdır.
Erdoğan’ı ve onun istifasını hedef alan bir hareket, en geniş kesimleri bir araya getirebilir. Neredeyse, Erdoğan’ın çevresindeki kapıkulları ve Erdoğan’ın elindeki büyük devlet kaynaklarından nemalanan bir sermayedarlar zümresi hariç; nüfusun büyük bir bölümü Erdoğan’ın istifasından yanladırlar; yana olmasa bile Erdoğan’ı savunmaz. AK Parti’ye hala oy veren geniş bir seçmen kesimi bile, böyle bir talep karşısında direnmektense tarafsız kalmayı seçer.
O halde, “Hükümet İstifa”, “AK Partiye Oy Verme” falan değil; #Erdoğan İstifa
Birincisi, hedef şaşırtır; diğeri hedef şaşırtmakla kalmaz; aynı zamanda seçime kadar pasif ve hiç bir şey yapmadan beklemeye yol açar.
Erdoğan’ın seçimlerden bağımsız olarak istifasını talip etmek ve etmesini sağlamak gerekmektedir. Çünkü seçimler biçimsel, olarak Erdoğan’ın devlet başkanı olarak konumunu sorgulamazlar. Ne var ki bütün sorunların kaynağı Erdoğan’dır.
Seçimi beklemek de gerekmez. Erdoğan halkoyuyla seçilmiş olsun. Halk görüşünü değiştirmiş olabilir. Yeni görüşünü ve izlenenleri kabul etmediğini ve protestosunu diye getirebilir. Yurttaşlar, pek ala daha önce sözlerine inanıp oy verdiklerinin sözlerini tutmadığını görüp fikir değiştirebilirler.
O halde, böyle durumlarda, yurttaşların yeni duruma uygun olarak seçtiklerinin istifasını istemelerinden ve seçimlerin yenilenmesini istemelerinden daha demokratik bir şey yoktur.
Bu nedenle, seçimlerden bağımsız olarak, aslında hem seçimlerin olabilmesi ve hem de adil bir seçim olabilmesi için de Erdoğan’ın istifası hedefi etrafında en geniş kitlelerin bir araya gelmesi; bu talebi yükseltmesi gerekmektedir.
*
Yani #Erdoğanİstifa talebi, şimdi, en can alıcı yere; en doğru zamanda yüklenmeyi ve en geniş güçlerin yığılmasını sağlayabilecek bir hedeftir.
Mücadelede, yüzlerce sorun içinden, en can alıcı olanın seçilmesi, yani doğru bir talebin belirlenmesi hayati önemdedir.
Bugün barış isteyen, seçim emniyeti için uğraşan, seçimde HDP’ye oy isteyen birçok girişim var. Bunlar elbette demokratik özlemlerin ifadesidirler. Ancak bunların hiç birisi tabiri caiz ise politik değildir. Propaganda sloganı ile somut acil hedef; yakalanacak ana halka, zinciri sürükleyecek bakla farkını görmezler. Dolayısıyla onlar, var olan güçlerin mücadelesinde, güçlerin konumlanışları ve mücadelesi için somut bir öneri içermemektedirler.
#Erdoğanİstifa ise, somuttur, ulaşılabilir ve ulaşıldığı an ülkedeki ve bölgedeki bütün dengeleri değiştirir. Barış talebiyle barışa ve/veya Erdoğan’ın istifasına ulaşılamaz; ama #Erdoğanİstifa talebiyle Erdoğan’ın istifasına ve barışa ulaşılabilir.
O halde #Erdoğanİstifa!
*
Peki, bu hedefe yönelik olarak milyonların birleşmesi, ortak eylemi nasıl sağlanabilir?
Birincisi, bu talebin dışında başka bir talep ortaya koymak güçlerin dağılımına yol açar.
Kimileri #Erdoğanİstifa etse ne değişir? Diyor Elbet ne devlet yapısı, ne toplumsal düzen değişmez. Bunların değişeceğini söyleyen de yok. Ama güç dengelerinde; kitlelerin ruh halinde; zamanın ruhunda; örgütlenme direniş geleneğinde değişmeler olur. Başka ve köklü değişikliklerin mümkün olduğu yargısı yerleşir. Bunlar az şey midir? Ama en önemlisi, şu anki iç savaş tehlikesi; pogrom tehlikesi; faşist çetelerin terörü altında yıllarca yaşama tehlikesi bertaraf edilmiş olur. Barışçıl çözümün ve müzakerelerin yolu açılmış olur. Bunlar az şey midir?
#Erdoğanİstifa dışındaki bütün talepler Erdoğan İstifa talebinde birleşen en geniş kesimlerin  bölünmesine yol açar.
Diyelim ki, Erdoğan İstifa’nın yanı sıra  “ateşkes” veya “barış” gibi bir talep, örneğin Erdoğan’ın istifasını, Doğu’da Kürtlere yeterince karşı çıkmadığı için isteyenleri uzak tutar.
Şu an ihtiyaç olan ise, hangi gerekçeyle olursa olsun Erdoğan’ın istifasında milyonları birleştirmektir. Somut talepler, birbirinden çok farklı nedenlerle aynı noktada buluşmayı ve o hedefe ulaşmayı sağlarlar. O hedefe ulaşıldığı an o ana kadar yan ana duranların arasındaki ilişki kökten değişebilir. Ama o arada artık şartlar da değişmiştir.
Bunun en tipik örneğini 7 Haziren seçimlerinde gördük. HDP’den nefret eden, onunla aynı hükümette yer almayacağını, hatta onun desteklediği hükümette de yer almayacağını söyleyen MHP, tamamen kendi oy kaygısıyla 7 Haziran seçimlerinden önce HDP’ye saldırmamıştı. Bu da en azından adil denebilecek biçimsel kriterler içinde seçimlerin yapılmasını sağlamış; Erdoğan’ın hareket alanını daraltmıştı.
Bu nedenle, sadece bir tek cümleden ibaret bir talebin başka taleplerle zayıflatılıp, vuruş yerinin genişletilip, aynı zamanda orada birikebilecek güçleri bölecek ve onların azalmasına yol açacak yeni taleplerle birleştirilmesi daha baştan reddedilmelidir.
*
Bunlar elbet stratejiye ilişkin, yani güçler ve onların yer alışına ilişkin olarak gerekçelerdir.
Ancak bunlar yetmez. Bu güçler hangi örgüt ve mücadele biçimleri içinde bu hedefe yönelebilirler ve hareket edebilirler sorusu ortaya çıkar.
Bunun da doğru tespit edilmesi gerekir.
En geniş yığınlar, yani “normal” ve “sıradan” insanlar, ancak kendilerine bir zarar gelmeyeceğinden, günlük hayatlarındaki düzenin bozulmayacağından emin oldukları koşullarda sokağa çıkarlar.
Bunun temel koşulu bellidir.
Kanunlara uyulması ve hiçbir şekilde şiddetin işin içine girmemesi.
Türkiye’de kanunların ne kadar anti demokratik olduğu ve merkezi idare tarafından atanmış, yani aslında Erdoğan’ın emrindeki memurların keyfi ve antidemokratik; vatandaşın haklarını değil, devletin gücünü gözeten yorumlarına tabi olduğu bir sır değildir.
Bu nedenle birçok yürüyüş ya da protesto, bu keyfiliğe direnerek fiilen, demokratik hakların kullanılmasının engellenmesini engelleme çabasına dönüşmekte; bunun sonucu ise, çatışmalar ve tutuklamalar olmakta, bu da bütün demokratik taleplerin, küçük grupların hiç duyulmayan ve etkisi bulunmayan gösterileri olarak kalmasına yol açmaktadır.
Bu açmazdan çıkmak; bu oyuna düşmemek gerekmektedir.
Çatışmaya girme fiilen Erdoğan’ın istediği bir savaş koşuludur. Düşmanın istediği koşullarda katiyen savaşa girilmemelidir.
En anti demokratik yasa maddelerinin, onlardan daha anti demokratik genelgelerle sınırlandırılmış ve en keyfi biçimlerinde bile yasalara uyarak; hiç bir zaman çatışmaya girmeden #Erdoğanİstifa talebini yükseltmek gerekiyor.
Yurttaşlar bir araya gelip slogan atarak bu hedefi ifade ederse veya ellerinde bu yönde pankartlar taşırsa, bu polisin “izinsiz gösteri var” diyerek olaya müdahale etmesine vesile olmakta; bu da buna karşı direnişe, bu da çatışma ve tutuklamalara yol açmakta bu da geniş kitlelerin oralardan uzak durmasına yol açmaktadır.
Bu açmazdan ve tuzaktan kurtulmak kitlesel bir direniş ve hareket için şarttır.
Bunun ise bir tek yolu var.
a)      Hiçbir şekilde slogan atmamak; toplu gösteride bulunmamak (Kesin Sessizlik)
b)      Hiçbir şekilde flama, pankart, döviz, bayrak vs. taşımamak. Sadece Talebi sessizce ifade etmek. Örneğin göğüse iğnelenen bir sayfaya #Erdoğanİstifa yazmak ve onu taşımak.
c)      Gösteri tanımına girmeyecek şekilde, tamamen yurttaşın herhangi seyahat ve ikamet hakkına; istediğini giyme ve istediği fikri ifade hakkına dayanmak. Bunun sınırları içinde kalmak.
Böyle bir biçim mümkün müdür?
Evet mümkündür.
Örneğin bugün insanlar giydikleri t-shirtlerin çoğunda gömleklerinde, giysilerinde düşüncelerini, zevklerini yansıtan yazılar; zevklerinin ve toplumsal konumlarını nişanesi markaların yazıları ve logolarını taşıyorlar.
O halde her yurttaş, bir DINA4 kâğıdına örneğin #Erdoğanİstifa yazıp, bunu göğsüne iğneleyip koşabilir, yürüyebilir veya bir yere oturabilir veya bir kenara uzanabilir. Bu yurttaşların en temel haklarına girer bunu yasaklayacak hiçbir madde yoktur.
Böyle göğsüne #Erdoğanİstifa diye yazmış insanların, hiç seslerini çıkarmadan, hiçbir pankart veya bayrak olmadan kimseyi de engellemeden tesadüfen toplu halde bir yerlere oturmalarına kim ne diyebilir?
Buna rağmen engellenmek istendiği ve bu hak bile zorla engellendiği takdirde ise, bıkmadan ertesi günü yine bu haksızlığın kabul edilmediğinin ilanı olarak yine aynı şey yapılır ve her seferinde polisin bu en temel hakları bile tanımaması Avukatlarla tespit edilir; gerekli hukuki süreç başlatılır; sosyal medyada yayılarak; diğer kuruluşlara iletilerek hükümetin bu kanunsuzluğu, en temel yurttaş haklarını çiğnemesi sergilenebilir.
Israrla bunu yapmak büyük bir kitlenin buna destek çıkması ve direnişe katılması sonucunu verir ve bir süre sonra polis sürekli olarak çiğneme durumunu sürdüremez hale gelir. Bu ise insanlara böyle bir protestoya katılmak için daha büyük bir cesaret verir. Zaten belli bir “kritik kütle” geçildikten sonra büyüklüğün kendisi büyüklük yaratmaya başlar. Milyonlarca insanın her gün aynı saatte sessizce bir iki saat aynı yerde talebinin tüm dünyaya ilettiğini düşünün.
O zaman siyasi partiler, daha sert bir muhalefete başlarlar; tabanlarını kaybetmemek için onlar da bu hareket katılırlar: Ama bu biçim altında katılışlarıyla onu bölmez ve zayıflatmazlar. Çünkü bir tek koşul vardır bu harekette: böyle bir sloganın veya flamanın veya sembolün vs. bulunmaması. Dolayısıyla siyasi partiler bu hareketi desteklediklerinde bireysel olarak, yurttaşlar olarak yer alabileceklerdir; siyasi parti kimlikleriyle değil.
Böyle bir hareket başladığında, yazarlar ve medya da ister istemez bugünkü sessizliği ve kölece eğilmeyi bırakıp daha açık ve sert muhalefete geçecektir. Hatta memurlar ve hâkimler bile keyfi emirlere direnecek daha büyük bir güç bulacaklardır. Yarın, öbür gün bu keyfi uygulamalarla ilgili olarak kendilerinden hesap sorulabileceğinden korkmaya başlayacaklardır.
Böylece hiç bir şekilde şiddete başvurmayan, sessiz, flamasız, bayraksız, pankartsız, son derece yumuşak ve en temel yurttaşlık haklarına dayanan bir hareket bir anda ülkedeki atmosferi değiştirip, Erdoğan’ın istifa etmesini sağlayabilir. Bunu sağlayamasa bile onun hareket alının daraltıp, seçimleri yapmama veya şiddet altında yapma ve maniple etme imkânlarını daraltır.
Kaldı ki böyle bir hareket, yurttaşların üstüne sinmiş olan, korku, yılgınlık ve umutsuzluk havasını dağıtır. Yurttaşlar tekrar kendi güçlerinin farkına varır; birleşebildiklerini ve bir şeyleri değiştirebildiklerini görür.
Özetle, esas olarak bugün Türkiye’de ihtiyaç olan, şu içinde bulunulan çıkmazdan çıkışı sağlayacak olan böyle bir kitlesel harekettir.
*
Böyle bir hareketin oluşması için koşullar son derece uygundur.
Çünkü Erdoğan bir yardan terör, keyfilik ve emrivakiler ile insanları yıldırmakta; ama diğer yandan ifade edilememiş tepkilerin birikmesine yol açmaktadır.
Herkes bütün bu son zamanlardaki olumsuz gelişmelerin Erdoğan’ın Tek adamlık ve diktatörlük özlemleri nedeniyle olduğunu görmektedir. Anket sonuçlarından, cenazelerde şehit yakınlarının tepkilerine ve HDP binalarına yönelik saldırılara bütün tahriklere rağmen normal insanların katılmamaları ve saldıranların son duruşmada küçük ve örgütlenmiş lümpen çeteleri olarak kalmasına kadar birçok olgu bunu göstermektedir.
Ancak bütün bu uygunluğa rağmen hiçbir şey olmayabilir. Tehlike buradadır. Seçimlere odaklanıp bir şey yapmadan bekleme bir nedenidir. Şu an güçlü bir şekilde var olan yılgınlık ve umutsuzluk bir nedendir. Daha birçok neden de olabilir. Şu veya bu nedenle, hiçbir şey yapmama da sonuç olarak ortaya çıkabilir ve bu gerçek bir çürüme ve çözülmeye yol açabilir.
Doğada kristalizasyon için çok küçük de olsa bir tohum, etki, maya, katalizatör gerekir.
Eğer uygun koşullardaki ılık sütün içine biraz da olsa maya olarak bir parça yoğurt atmazsanız, o süt yoğurt olmaz, sonunda kesilir veya kokar.
Havadaki nemin yoğun olduğu, bütün koşulların uygun olduğu durumlarda bile, yağmur damlacıklarının oluşması için, bir toz parçacığı, bir mikrop veya bir virüsün varlığı gerekir. Bu olmadan hiçbir şey olmaz. Ama böyle bir tohum, bir katalizatör, bir maya olduğunda kısa bir zaman içinde atomların ve moleküllerin örgütlenmesi ortaya çıkar.
Toplumda da böyledir, eğer uygun koşulların varlığında küçük de olsa bir maya, bir katalizatör, bir tohum yoksa hiçbir şey olmayabilir ve hatta bu tam bir umutsuzluk ve boş verme ve yılgınlığa da yol açabilir.
Örneğin eğer hiçbir sarsıntı olmazsa, suyu -17 dereceye kadar sıvı halde tutmak mümkündür. Ancak böyle bir durumda küçük bir rüzgâr bile suyun bir anda kristalize olmasına, yani buz olmasına yol açabilir.
Bugün Türkiye’deki geniş kitlelerde durum eksi derecelere geçmiş ama en küçük bir rüzgâr veya titreşim olmadığı için kristalize olmadan sıvı ve şekilsiz halde kalan su gibidir. Küçük bir tohum bile hızlı bir hareket yaratabilir.
Bu nedenle, az da olsa birilerinin böyle tamamen sessiz, pankartsız, şiddetsiz, kanunlara uygun ve yurttaşlık haklarının en temellerine dayanan; yerinde ve doğru bir hedefe yönelmiş; aynı zamanda en geniş kitleleri toparlayacak bir hareketi başlatması gerekmektedir.
*
Modern toplumun sinir düğümleri şehirlerdir. Şehirlerin de düğüm noktaları vardır özellikle merkezlerindeki semtlerdir. Ve bu semtlerin de en kritik yerleri genellikle alanlardır.
Bu tür hareketler, modern toplumun şehirlerinin yapısına da uygundurlar.
Böyle hareketler modern toplumun nüfusuna uygundur, onun günlük yaşamına uygundur.
Diyelim ki, işinden çıkarken insanlar her gün bir saat böyle bir talebi göğsüne iğneleyerek veya bir iplikle boynuna astığı bir kâğıda yazarak, yurttaş olarak politik ve ülkenin kaderiyle ilgili görüşünü ifade edebilir. Bu onun yapabileceği ve katılabileceği bir biçimdir. Bu en temel hakkının elinden alınmasına çok sert direniş gösterip bunu sonuna kadar savunabilir.
Ayrıca günün yorgunluğuna ve şehir hayatının izolasyonuna karşı birileriyle tanışabileceği; birlikte bir şeyler yapmanın güzel duygularını yaşayabileceği; sabırsızlıkla beklediği bir eylem zamanı ve yeri olabilir bu gösteri olmayan gösteriler.
Gezi günlerinde tam da böyle olmuştu. Hala insanların o günlerden, parklardaki buluşmalardan özlemle söz etmesi bir rastlantı değildir.
Dolaysıya böyle bir hareketin öncelikle büyük şehirlerin en can alıcı noktalarından başlayıp gelişmesi beklenebilir. Gezi de bunun böyle olduğunu göstermişti zaten.
*
Ancak son yıllardaki bütün geniş kitle hareketlerinde ve direnişlerinde; temel talebin yanı sıra bir de genellikle bir renkten veya bir sembolden örneğin mum yakmak vs.) bir sembolün varlığının büyük bir önem taşıdığı görülmektedir.
Böyle bir hareketin bir sembolü de olmalıdır.
Böyle bir hareket pek ala kâğıttan yapılmış Turna kuşlarını bir sembol olarak kullanabilir.
Turna kuşu barışın ve özlemin de ifadesidir.
Kâğıttan şekil ve hayvanlar yapmaya Origami denilmektedir.
“Origami,  Japonca "ori" (katlamak) ve "gami" (kâğıt) sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmiş olup kâğıt katlama sanatına verilen addır. İsmi Japonca olsa da Çin kaynaklı bir sanattır.”
Bu hareket pek ala kâğıttan Turna kuşları yapıp bunları, gelip geçenlere, çocuklara, yakınlarına vererek bir tür sözsüz, propaganda yapabilir.
Çeşitli biçimlerde bu turna kuşlarının anlamı ve hikâyesi yayılabilir. Böylece sembolün ve mesajın hızla yayılması da sağlanabilir.
Ayrıca kâğıttan Turna Kuşlarının çok trajik bir hikâyesi de vardır ve insanlık kültürünün de bir parçası haline gelmiştir.
Bu trajik hikâyeyi bu vesileyle burada aktaralım.
Sadako’nun hüzünlü ve efsaneleşen hikâyesi şöyle:
“Japonya’ya atom bombası atıldığında 2 yaşında olan bir kız, 12 yaşına geldiğinde maruz kaldığı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış. Savaşta öksüz ve yetim kalan Sadako hastaneye yatırılmış. Ama durumu ümitsizmiş.
Hastanedeki tüm doktorlar, küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük Japon kızı hayat doluymuş. Koridorlarda koşuyor, oynuyor ve diğer hastalara yardım ediyormuş. Hastaların arasında en sevdiği kişi ise 80 yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadınmış. Küçük Japon kızı, ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmamış. Kadın ölmeden hemen önce “Benim için çok geç ama bizim inanışımıza göre; eğer bir kişi kâğıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul” demiş ve son nefesini vermiş.

Küçük Japon kızı çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kâğıttan turna kuşları yapmaya başlamış. Neşe içinde çalıştığından ilk başlarda çok hızlı yapıyormuş.1000 tane turna kuşu yapması işten bile değilmiş. Ama sağlığı da hızla bozuluyormuş. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış. Dünyanın dört bir yanından insanlar kıza, binlerce turna kuşu göndermeye başlamış.

Ama küçük Japon kızı, haberler basında çıktığında elini kıpırdatamaz hale gelmiş. Hayatta son saatlerini 637. kuşu yaparak geçirmiş. Kuşu bitirmiş, gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar, postadan çıkan yüzlerce origami kuşuyla odasına girmişler. Ama küçük Japon kızı yüzünde bir tebessüm yatağında cansız yatıyormuş. Postacılar aylarca kâğıttan turna kuşu taşımışlar hastaneye. Sayısı milyonlara ulaşan turna kuşları Japonya’da şuan bir müzede sergileniyor…
Turna kuşu, o zamandan beri barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesidir.
Postacılar Sadako öldükten sonra, aylar boyunca, diğer çocukların yapıp yolladığı kâğıttan turna kuşu taşırlar hastaneye, bu turna kuşlarının sayısı şimdi milyonlara ulaşmıştır.  Onun anısına bombanın atılışın her yıl dönümü 6 Ağustos’ta Japonya ve dünyadan çocuklar evrensel barış adına turna kuşu yapıp, Sadako’nun Hiroşima’daki anıtına gönderirler. Sadako Sasaki anısına Hiroşima’da bir anıt yapılmış ve ABD’de Seattle Barış Parkı’nda bir heykeli de bulunmaktadır.”
Evet,
Erdoğan’ın darbesine kâğıttan yapılmış turna kuşlarıyla, sessizlikle, sabırla, direneceğiz.
Ve emin olun Turna kuşları kazanacak.
Herkes bin turna kuşu yapıp dağıttığında dileği gerçekleşecek.
Demir Küçükaydın





Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...