20 Nisan 2015 Pazartesi

O Barajı Yıkacağız! Nasıl bir seçim çalışması?

Karşı Radyo HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Cesim Soylu, “Tiranı Durdurmak, Barışı Sürdürmek, Barajı Aşmak İçin Oylar HDP’ye Girişimi”nden Demir Küçükaydın; 10dan Sonra inisiyatifinden Foti Benlisoy, Barajı Yıkmak için +1 Kampanyasından Emre Öztürk ve ile seçim kampanyasını, provokasyonları ve bağımsız seçin inisiyatiflerini konuştu.

KarşıRadyo: Bu seçim daha öncekilerden farklı; şöyle ki sadece bir parti olarak HDP seçim çalışması yapmıyor, bir takım bağımsız gruplar da HDP’ye oy verme çağrısı yapıyorlar. Şu an bu gruplardan davetlilerimiz var aramızda; ¨Tiranı Durdurmak, Barışı Sürdürmek, Barajı Aşmak için oylar HDP’ye¨ girişiminden Demir Küçükaydın, ¨Barajı yıkmak için +1¨ kampanyasından Emre Öztürk ve ¨10danSonra¨ kampanyasından Foti Benlisoy. Ayrıca İstanbul HDP il yönetimi eş başkanı Cesim Soylu da davetimizi kırmadı. Öncelikle hepiniz hoş geldiniz, keyifli bir sohbet dileyerek isterseniz bağımsız çalışma yürüten arkadaşlarımızla başlayalım.

Barajı Yıkmak İçin +1 kampanyasından Emre Öztürk’e ilk sorumuzu yöneltelim. Bir süredir Birleşik Haziran Hareketi’nin (BHH) içerisinde bir HDP tartışması oldu ve onun arkasından siz BHH’den ayrı bir seçim çalışması yürütmeye başladınız. Bu kararı nasıl aldınız? Bu süreci biraz özetler misin bize?
Emre Öztürk: Aslında şu an yürüttüğümüz ¨+1 için Dayanışma Hareketi¨ BHH’den ayrı bir hareket. Tamamen BHH’den ayrılanlardan oluşmuyor. BHH’de seçim meselesinde anlaşamayıp ayrılanlar ile artı başka konularda görüştüğümüz ve beraber hareket ettiğimiz insanlar yan yana gelmiş oldular ve 7 Haziran a kadar sürecek bir birliktelik diyebiliriz. Aslında BHH tabi ki Türkiye’de önemli toplumsal meselelere müdahale etmek için bir araya gelen bir oluşum ve bu açıdan önemliydi, hala önemlidir de ancak biz seçimlerde daha etkin müdahalede bulunmasını, daha aktif bir pozisyon almasını arzu ediyorduk. Ancak bu noktada meclislerin ortak iradesi şu an ¨+1 Dayanışma Hareketi’nin sahip olduğundan farklı bir tutum aldı. Herkesle dayanışmak gerektiğini öne sürmüş oldu. Bu da bir tutumdur elbette ancak biz kendi adımıza HDP ile dayanışmanın daha önemli olduğunun altını çizmiş olduk. Bunun gerekçeleri de aslında biraz ortada. Bizim kendi başlığımız barajı aşmak AKP’yi geriletmek. Bu konuda yan yana gelebilecek herkes ile seçim çalışmasını da aktif bir şekilde yürütmek gerektiğini düşünüyoruz. Yani sadece ¨Ben de HDP’ye oy veriyorum¨ demekle sınırlı kalmamalı bu çalışmalar.

Karşı Radyo: Peki 10danSonra’dan Foti Benlisoy’a dönelim, siz de bağımsız özerk bir kampanya örgütleme fikri nasıl şekillendi?
Foti Benlisoy: Bu seçimin özel bir seçim olduğu aşikar. Şu an bu programı yapıyor oluşumuz, bir takım bağımsız seçim inisiyatiflerinin HDP için çalışma yürütüyor olması bir tesadüf değil. Bu seçimler zaten memleketteki siyasal güç ilişkileri açısından kritik bir seçim.
HDP’nin parti olarak girme kararı almasından itibaren bu seçimler bir kaç nedenden ötürü çok özel hale gelmeye başladı. Bizler açısından, yani aslına bakarsanız Türkiye’nin batısındaki muhalefet güçleri açısından bu seçimlerde HDP’ye sadece destek açıklamak değil aktif bir tutum almanın gereğinin çok açık olduğuna hepimiz burada inanıyoruz. Çünkü HDP’nin barajı geçmesi ihtimali emekçi ve ezilenlerin mücadeleleri açısından önümüzdeki dönemde çok ciddi kanallar açacak. Türkiye’deki siyasal güç dengelerinde radikal bir kırılmaya yol açacak ve emekçilerin ezilenlerin sosyal ve demokratik taleplerinin daha duyulur hale gelmesi açısından ciddi bir kırılma yaratacak. Dolayısı ile bu özel seçimlerde HDP’nin örgütsel çatısının dışında kalan toplumsal muhalefet güçlerinin bu çabaya omuz vermesinin doğal olduğunu düşündük. 10danSonra inisiyatifi esas olarak bu gereklilikten hareketle geçmişten itibaren çeşitli mücadeleler içerisinde yer almış insanların toplaşması ile meydana geldi, çok hızlı bir şekilde ilerlendi. Çoğulcu bir kampanya bu. Çok farklı yorumlar, yaklaşımlar söz konusu olmakla birlikte iki tane hedef etrafında kabaca birleştiğimiz söylenebilir. Bir tanesi bu seçimin biraz önce bahsettiğim kritik pozisyonu; ¨AKP’yi geriletmek, HDP’nin barajı aşma/yıkma çabasına destek olmak¨ dolayısı ile kendi gücümüz oranında olası bir başkanlık sisteminin önüne takoz koymak. İkincisi de bu seçim çalışması içerisinde ve onun aracılığıyla bazı toplumsal talepleri daha duyulur kılmak, onları daha görünür hale getirmek. 10danSonra’nın çıkış bildirgesinde de Gezi sonrasında belki daha görünür hale gelmiş mücadelelerin taleplerine gönderme yapan 10 tane genel ilke vardı. O ilkeleri somutlaştırmak ve dolayısıyla bir destek açıklaması ile sınırlı kalmamak ve aktif bir seçim çalışması yürütmek. Amacımız bu. Bir yandan belki HDP’nin ulaşmakta ilk elde zorluk çekeceği kesimleri seferber edebilmek HDP için, diğer yandansa özellikle Gezi direnişi sonrasında açığa çıkmış muhalefet kanallarını da –biliyorsunuz hareketin biraz gerilemesi ile bu kanallarda belli tıkanmalar oldu- bu aktif mücadeleci seçim faaliyeti ile bu kanalları da bir nebze olsun diriltmeye, canlandırmaya çalışmak hedefimiz. Çünkü seçim sonuçları ne olursa olsun 8 Haziran’a geldiğinizde HDP’nin de elbette bir parçası olduğu bu çalışmalarımız devam edecek ve o güne gelindiğinde daha güçlü, daha donanımlı, belli belirli tahkimatlar yapmış olmalıyız.

Karşı Radyo: Demir Hocam size dönecek olursam, siz nasıl bir araya geldiniz? ve bu bir araya gelişteki temel motivasyonunuz ne idi? paylaşabilir misiniz?
Demir Küçükaydın: Gezi Direnişi sonrasında gerek Gezi Direnişi sonrası oluşturulan park ve girişimlerde karşılaşılan sorunlar gerekse de HDP’nin kendi örgütlenmesinde karşılaştığı problemlerden hareketle ¨Radikal Demokrasi¨ diye bir e-mail grubu kurmuştuk. Bu grup çerçevesinde çalışan arkadaşlar olarak Mart ayı içinde bir fikir alışverişi yaptık ve HDP’nin bazı sosyo-kültürel sınırları olduğu ve bu sınırların belli toplum kesimlerine ulaşmada güçlük yarattığı çünkü HDP’nin Kürtlere dayanan bir tabanı olduğu ama bu seçimlerde oy alması gereken ve kültürel olarak çok uzak kalmış başka kesimler de olduğu tespitini yaptık. Bu aradaki bağlantıyı kurma noktasında faaliyet yürütebiliriz diye düşündük. Bizim için şu varsayım tartışılmazdı. HDP’nin bu seçimde %10’u aşması gerektiği. Bu konuda ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde; ¨HDP’ye oy ver, Barajı yık, Barışı sürdür, Diktatörü durdur¨ diye bir girişim kurduk. Sonrasında bu girişimi sosyal medya aracılığı ile örgütlemeye başladık. Facebook grubunda 3bine yakın takipçisi oluştu kısa zamanda girişimin. Bundan daha fazlası da sayfamızın takipçisi var. Başlangıçta sadece HDP’nin ulaşamayacağı insanları hedefleyen bir konsept oluşturmuş iken, ağırlık noktamız bu seçimin aslında bir seçim olmaktan ziyade bir referandum olduğu fikrine ilerledi. Çünkü seçim yapıyı değiştirmez. Var olan yapı içerisindeki dengeleri değiştirir. Halbuki referandumda bir yapı değişikliği söz konusudur. Burada da başkanlık sistemi özelinde bir yapı değişikliği mevzu bahis. Dolayısı ile HDP’nin %10’u aşması bu referandumda parlamenter sistemi savunmanın ve başkanlık sistemine hayır demenin en kolay, en isabetli ve en kesin yoldur dedik. Dolayısıyla bunun üzerinden bir kampanya yürütmenin gerektiği noktasına vardık. Çünkü eğer kampanya bu noktadan yürütülürse Erdoğan’ı seven biri bile HDP’ye oy vermeye ikna olabilir. Çünkü Erdoğan bir iktidar zehirlenmesine uğramıştır. Kişi Erdoğan’ı seviyor olabilir, konu şu ki, Erdoğan’ı bu iktidar zehirlenmesinden kurtarmak için dahi ona oy vermemek gerektiğine ikna edilebilir. Böyle bir yaklaşımdan yani olabildiğince toplumun en geniş kesimlerini bu referandumvari seçimde hayır demeye ikna edecek bir düzlem belirledik. Bu çerçevede çalışıyoruz. Çalışmamızın esas hedefleri şu; on bin e-mail grubu üyesine ulaşmak. Bir milyon insanın evinin posta kutusuna, bir tane adına yazılı mümkünse onun eğilimine uygun bir mektup bırakmak… Buna ulaşmak için imkanlarımız sınırlı, zaman sınırlı… bu nedenle bugüne kadar alışılmış organizasyon biçimlerinden farklı bir yol izliyoruz: paylaşarak çoğalma… yani bizler bütün mutfak işini yapacağız, diyelim farklı insanların eğilimlerine ilişkin, onları yansıtan ya da farklı insanların hoşlarına giden bildiriler, stikerler vs hazırlayacağız, bunları internete koyacağız, bir yandan kendi örgütsel gücümüzle, bir yandan da onlara rastlayacak insanların inisiyatifi ile paylaşmalarını sağlayarak bu hedefe ulaşmayı düşünüyoruz.

Karşı Radyo: Peki Cesim Soylu’ya dönersek, rahatsız mısınız? yani HDP dışında bu kadar çalışma var. Neden bu çalışmalar HDP içerisine gelmiyor? diye soruyor musunuz? Yoksa böyle bağımsız çalışmalar olmasını olumluyor musunuz? Nasıl yorumluyorsunuz?
Cesim Soylu: Aksine, rahatsız bulmanın ötesinde bu bağımsız çalışmaları çok değerli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Kuşkusuz HDP’nin kendi içinde de bir çok bileşeni var. Türkiye solunun önemli bir kesimini kendi bünyesine katmış. Ayrıca HDK’nin içerisinde olan gruplar da var. Ancak başka bağımsız grupların seçim sebebiyle böyle birlikte yürümesini değerli ve anlamlı bulduğumuzu ifade etmek isterim. Aslında seçim sürecindeki bu ilişki biçimini, seçimin sonucundan daha değerli bulduğumu da söylemeliyim. Arkadaşların söyledikleri doğrudur, HDP’nin ulaşamadığı, belki de ulaşmakta güçlük çektiği yerlere böylesi bağımsız kimi özerk yapılarla ulaşmak daha kolay olabilir. Ama dediğim gibi bundan daha anlamlı olanı bu süreçte yakaladığımız ilişki biçimini sürekli kılmaktır. Zira, bu seçim çalışmasını bu şekilde yürütmek de HDP’ye sadece barajı aştırma meselesi veya HDP’yi diğer siyasi partilere tercih etme biçiminde değildir. Birincisi AKP’nin bu kaos stratejisini boşa çıkarmaya dönük bir tutumdur ve anlamlıdır. Kimilerinin aksi söylemlerine, AKP ile HDP’nin işbirliği olabilir şeklindeki karar propagandasına karşın AKP’nin bu dönemde, özellikle bu seçim sürecinde bir kaos strateji uygulayacağını hep söyledik. Zaten Ortadoğu’daki gelişmeler karşısındaki tutumu da bu. Bir yandan kimilerinin sultanlık, padişahlık diye nitelediği adı ne olursa olsun, kendi iktidarını pekiştirme, tekleştirme, öte taraftan bu kaos stratejisi ile milliyetçi çevreleri kendi etrafına daha fazla güçlendirme, aynı şekilde ordu ile de anlaşarak bu süreci böyle götürmek gibi bir siyaset izlediğini hep söyledik. Ağrı’da gerçekleşen olayla da bu stratejileri daha net bir şekilde görüldü.

Karşı Radyo: Nasıl bakıyorsunuz Ağrı’da yaşanan olaya?
Cesim Soylu: Aslında olay şu: sözüm ona bir bilgi alınmış. Gerillanın halka propaganda yapacağı söylenmiş ve bunu engellemek için de bir operasyon düzenlenmiş. Bu mantığın kendisi bir kere sorunlu. Zaten oraya giden halkın, propagandaya ihtiyacı yok, Diyadin’de biz %70’in üzerinde oy alıyoruz. Şehir merkezinde %69, kırsalda %90’ın üzerindedir. Bu halka mı zorla HDP propagandası yapmaya geliyormuş gerilla? yani bu mantığın kendisi sorunlu. Ama dediğimiz gibi kaos stratejisi şunu gerektiriyor, oraya asker operasyona gönderilecek sonra bir sürü vurulanlar olacak, Türkiye’nin birçok yerine cenazeler gidecek, bunun üzerinden gerilim siyaseti tırmandırılacak vs. Ama buna karşı partimizin de son derece duyarlı davrandığı görüldü, canlı kalkan olarak giden insanların içinde ilçe başkanımız şehit düştü, başka kurumların temsilcileri ağır yaralı, hatta gerillanın bu noktada son derece dikkatli davrandığı açıkça görülüyor. Örneğin tanıkların ifadeleri var, çatışmak istemedikleri, savunma amaçlı ayaklara ateş edildiği ifade ediliyor. Sonuçta bu olayın açık bir provokasyon ve AKP’nin seçim stratejisi olduğu söylenebilir. Bu açıdan bu seçim çok önemli. AKP’nin aşılması gerekiyor bu ülkede, AKP aşılmazsa demokrasinin kırıntılarını bu ülkeye gelmez, buna inanıyoruz…

Karşı Radyo: Peki bu tarz provokasyonları İstanbul gibi büyük şehirlerde de bekliyor musunuz? ve bunlara karşı hazırlıklı mısınız? Aslında diğer bağımsız çalışma yürüten gruplara da bu soruyu sormak istiyorum.
Cesim Soylu: İstanbul’da zaten provokasyon hep var yani benzer şeyleri yaptılar. Örneğin Kadıköy’ün belli yerlerinde ya da ilçelerde, işte ölmüş ya da çatışmalarda kaybedilmiş belli insanların resimleri, molotofla yanmış kişilerin fotoğrafları asıldı sağa sola… ve siz bu canilere mi oy vereceksiniz tarzında… bu tip şeyleri tertipleyenlerin kim olduğunu biliyoruz. Aslında şunu hep söyledik AKP güvenlik, kolluk kuvvetlerine dayanarak seçim yürütüyor. Bunun dışında belli mahallelerde bazı provokasyonlar ortaya koymaya çalıştılar, hala da devam ediyorlar; faşist saldırılardan tutun, başka şeylere kadar… örneğin bazı temsilciliklerimiz kundaklandı, yurtsever öğrenciler Kadıköy’de, şurada burada bıçaklanıyor. Yani provokatif girişimler hep var. Son derece savunma posizyonunda kalıyoruz ve provokasyona gelmemeye çalışıyoruz. Başka alanlarda, seçim standı açtığımızda bu tip bilinçli provokatif saldırılar olabiliyor. Önümüzdeki süreçlerde de olabilir. Böyle sinyaller var ama biz savunmamızı şu şekilde yapıyoruz: halka inanıyoruz, insanlarımıza güveniyoruz. İnsanlarımızın dikkatli, duyarlı olmasının provokasyonları boşa çıkaracağını biliyoruz. Örgütlü bir gücüz, her noktada örgütlü davranmak gerektiğini hep vurguluyoruz. Ama açıkçası devlet böyle bir sürece yönelirse, metropollerde AKP buna yönelirse de bunun önünü almak çok kolay olmayacaktır. Fakat biz bu olayların altında kalacakların yine AKP olacağını düşünüyoruz, nitekim her ne kadar Genelkurmayın, Hükümetin açıklamaları olayı çarpıtmaya yönelik olmuş olsa da, Ağrı’daki olay da bunu gösterdi. Bir şekilde Türkiye halklarına gerçekler yansıtılabildi. Bu nedenle bu süreçte bütün üyelerimizi ortamı germeme noktasında dikkatli olmaya çağırıyoruz, uyarıyoruz. Belki biraz uzun oldu ama bir hususu daha belirteyim diğer arkadaşların da fazla zamanını almayayım; seçim sürecindeki bu tarz diyaloğu ve HDP etrafında birleşmiş olmayı aynı zamanda Türkiye’de solun, demokratların, devrimcilerin belki de 42 yıldır istediği bir birliğin, bütün ideolojik farklılıklara rağmen birlikte hareket edebilme isteğinin ortaya çıkmasının, bir arada olmanın zorunlu olduğuna dönük yargıların herkeste biraz gelişmiş olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Eğer biz bunun böyle götürürsek, seçim sonrası süreçte bunun daha da güçleneceğini düşünüyoruz. Seçim elbette ki önemli ama parlamento tek mücadele zemini değil bu sadece yöntemlerden bir tanesidir. Ama Türkiye halklarının birliği, bu şekildeki ortak tavrı bizi umutlandırıyor. Bu yüzden aslında HDP etrafında bu birlikteliğin oluşması ve bunun tabanda da yansımasını bulduğunu da gördüğümüz için umutluyuz. Yani bağımsız gruplar bu şekilde HDP etrafında yan yana gelebiliyor ama şimdi tabanda da bu yönde bir eğilim var. Örnek vereyim; mesela farklı kesimden bazı kişiler telefon ediyor bize, kim olduklarını da bilmiyoruz, ¨biz çok kişiyiz, CHP’ye oy verdik ama artık onlara güvenmiyoruz, onlar muhalefet bile edemezler, fakat sizden yana da kaygılarımız var, örneğin ülkeyi bölmeyeceğinizden emin olabilir miyiz? belirttiğiniz taleplerle yetiniyor musunuz?¨ şeklinde sorular alıyoruz. Bizce bu önemli bir kırılma. Aynı şekilde AKP tabanında da bu yönde eğilimler var. Başta AKP’li Kürtler olmak üzere. Biz Rojava’da onların ne kadar ¨Müslüman¨ olduklarını gördük, Türkmenleri korumayarak ne kadar ¨milliyetçi¨ olduklarını da gördük diyenler var… Dolayısı ile halklar da HDP türü, dolayısıyla ezilen muhalefet eden herkesin ittifakını istiyorlar. Bu da sevindirici ve bizi umutlandırıyor.

Karşı Radyo: Diğer katılımcılarımıza da soralım. Bu tür olası provokasyonlara karşı bir hazırlığınız var mı? Ne düşünüyorsunuz?
Demir Küçükaydın: Bu provokasyonlara karşı insan hazırlık yapamaz. Birisi kafasına bir şey koymuşsa yapar. Ancak biz bu provokasyonlara karşı kendi reaksiyonlarımızı belirleyebiliriz. Belli bir düzeyde tutarak, uyanıklık göstererek hazırlık yapabiliriz. Ancak Ağrı’daki olayda Kürt halkının siyasi tecrübesi olmasaydı, oradaki insanlar o anda inisiyatif gösterip o şekilde davranamayabilirlerdi. Gerillanın bir siyasi bilinci olmasaydı ayağa değil de öldürücü bir yere ateş ederdi, ya da korumak, caydırmak için değil vurmak için ateş ederdi. Yani bütün bunlar aslında muazzam bir birikim ile olabilecek şeyler. Benim esas korkum Türkiye’nin batısından, çünkü Türkiye’nin doğusu siyasi bilinç anlamında son 20 yılda gelişirken, batı geriledi. Bugün Türkiye’nin batısındaki Türkler provokasyona çok uygun durumdalar. Hem siyasi tecrübe anlamında geriler hem de gerici fikirlerin egemenliği altındalar. Ben bu konuda Kürtlerin daha hassas, duyarlı ve ölçülü oldukları kanısındayım.
Foti Benlisoy: Kuşkusuz hepimiz AKP’nin böyle bir eğilimi olduğunda hemfikiriz ancak bunun karşısında bizim de bunun abartarak altını çizen bir tutum almamamız gerekiyor. Yani bu provokasyon söylemini tekrar ederek seçim sürecinin bir parçası olmak isteyen geniş kitleler için korkutucu, ürkütücü bir hava yaratmamamız gerekiyor. Bilhassa seçimlerde HDP’nin estirmekte olduğu rüzgar, onun kazanmış olduğu itibar, sempati vs. çok geniş kitleler için ister HDP isterse HDP lehine çalışma yürüten inisiyatifler olsun, onlarla birlikte sokağa çıkma, seçim faaliyetine katılma imkanı ortaya çıkarmışken bir korku iklimi de yaratmayalım. Katılıyorum Demir Hocanın söylediğine de. Biz ne kadar hazırlık yaparsak yapalım provokasyon tabiatı icabıyla da bizi hazırlıksız olduğumuz yerden vuracaktır. Bu şu demek değil, bir takım hazırlıklar yapılabilir ama bizim vereceğimiz Ağrı’da olduğu gibi meşru, kitlesel cevaplardır ki bu provokasyonlar tersine çevrilebilsin.
Emre Öztürk: Bu konuda söylenenlere bir de şu eklenebilir… Bazı sorular vardı. Sizce AKP ile HDP anlaştı mı? valla bu kadar da anlaşma olmaz. Böyle bir oyun da yapılabiliyorsa, iki tarafı da tebrik etmek gerekiyor. Her türlü aksiyon, trajedi… böyle şey olmaz yani… şimdi toplumsal mücadelelerde bu kadar da parodi düzeyinde konuşulabilecek oyunlar olmaz. Yani bu açıdan da bunun bir oyun olmadığı çok reel bir şey olduğu da ortaya çıktı. Burada tercihini bir şekilde yapmak zorundasın. AKP iç savaşı bile gündeme getirecek kadar bu konuda iddialı. Başka şansı yok, ne yapabilir? Böyle bir iç savaş tehdidini ortaya sokmadığı durumda oyları düşüyor… o açıda yükselen değer şu an HDP olmuş oldu.. yani barış sürecini ve söylemini sürekli ısrarlı tekrar etmesi, insanların HDP’ye olan ilgisini arttırmış oldu. AKP’nin oyları nereye kayıyor diye bakıldığında CHP’ye kaymıyor. Bu durumda diğer bir güç HDP oluyor. AKP bunu tutmaya çalışacaktır. Ancak şu da var, toplum soğuk kanlılığını koruyor. Ağrı olayında bunların maskesi düştü ve bugün bence MHP’liler bile itibar etmiyor bu haberlere. AKP bu oy kaybı, korkusu ile kan dökmeyi göze alırsa da, oy kaybını hızlandırır gibi geliyor.
Demir Küçükaydın: Şu son olay Erdoğan’ın ayağına dolaştı ve provokasyon yaptırma olanaklarını daralttı. Burada bu daralmadan kaynaklı olarak AKP içinden de direnişler başlayabilir. Böylece provokasyon yapma alanı da daralabilir. Ağrı olayı çok kritik çok önemli bir olay ve ciddi bir şekilde AKP’lileri bile düşündürdü. Yani bir çok AKP’liden duydum ben. Bu kadarı da olmaz diyorlar. Bizzat AKP’liler bile bunun Erdoğan’ın bir oyunu olduğunun farkındalar. Bir de şunu da vurgulamak da fayda var. Bugün AKP’den ziyade Erdoğan demek lazım. Çünkü AKP’yi samimiyetle destekleyen insanlar var, ama Erdoğan’ın politikalarından rahatsızlar.

Karşı Radyo: Herhalde bu provokasyonun bu kadar hızla açığa çıkmasında, Gezi sürecinde gelişen insanların hem hükümete hem de medyaya olan güvensizlikleri de rol oynadı.
Foti Benlisoy: Evet bu bir etken ancak bir de AKP’nin bir erozyon yaşamakta olduğu açık. Bu seçim sonuçlarına ne kadar yansıyacaktır bunu şimdiden bilemeyiz ama böyle bir itibar yitimi ve meşruiyet kaybı olduğu açık işte bu yüzden de Ağrı da yaşanan olay Batı’da istedikleri reaksiyonu yaratmadı, tetiklemedi. Kuşkusuz Ağrı’da özellikle HDP’nin ve halkın göstermiş olduğu örgütlü tepkinin bunda çok önemli bir payı vardı ama bunun ötesinde de Batı’da da tutmadı. Böylelikle bu provokasyon alanının ebadı ne kadardır, onun bir ölçüsünü almış olduk. Bu bizim açımızdan olumlu bir gösterge, ama bunun arkasında Gezi mi vardı? Bir ölçüde vardır elbette ama Gezi’ye de böyle sürekli atıf yapmak çok iyi değil. Yani Gezi’nin olumlu mirasını harekete geçirmek, o sürekliliği sağlamak ancak bu yönde aktif çabayla mümkün. Evet özellikle Kabataş haberinden sonra medyanın itibarı çizilmişti bir ölçüde ama 2 yıl sonra başka medya “konspirasyonları” ile karşı karşıya kalabiliriz. Şu açık ki seçime kadar AKP her gün yeni bir Kabataş ortaya atmaya çalışacaktır. AKP hem kendi tabanını konsolide etmek istiyor hem de HDP’ye kayacak olası güçleri engellemek istiyor. Bu nedenle her gün yeni komplo teorileri ortaya dökülecektir. Ancak bu stratejinin ipliğini ne kadar pazara çıkartabiliyoruz, ne kadar bu stratejinin inanırlığını ortadan kaldırabiliyoruz bu sorumluluk hem HDP’ye hem de HDP’yi destekleyen toplumsal muhalefet güçlerine düşecek gibi gözüküyor.

Karşı Radyo: Peki burada başka tür bir seçime kadar süren sürece ilişkin başka bir ittifak gözlemliyor musunuz? Dün mesela Akit Gazetesi’nden bir yazar Ağrı’daki olayı Hükümet lehine savunurken şunu anlatıyor : ¨ Güvenlik güçleri tabi ki orada olacaklardı mesela Kadıköy’de Karakalpaklılar HDP’lilere saldırırsa HDP’liler ne isteyecek? Güvenlik isteyecek…¨ diyor. Bu şu açıdan ilginç, bizim en fazla bir senedir tanıklık ettiğimiz ve Ergenekon ve 90’ların faili meçhullerinin de faili olan kirli savaşın başaktörlerinin cılız bir uzantısı olarak uç veren bir yapı bu karakalpaklılar… Erdoğan’ın Cemaatle kavgasında denize düşen yılana sarılır hesabı ocağına düştüğü ve biti yeniden kanlanmaya başlayan ve Gezi’de heyecanla hareketlenmiş kimi ulusal duyarlıklı gençleri de kolayca devşirerek her geçen gün güçlenen bir yapıdan bahsediyoruz. ve Erdoğan’ın ¨sözcü¨sü olan böyle bir gazetedeki bir yazarın bu kadar haberdar olarak bu yapıya köşe yazısında yer vermesi; bir daha radikal uç ulusalcı unsurlar ve bir Akit’e kadar olan bir ittifak gözlemliyor musunuz? düşünüyor musunuz?
Foti Benlisoy: Olabilir, kuşkusuz… son bir sene içerisinde yaşananlar, farklı kesimler bir taraftan Erdoğan-AKP ayakta kalmak açısından ittifaklarını geliştirmeye muhtaç. Dolayısıyla bu ittifaklar içerisinde dün görmediği başka kesimleri bugün o ittifak içinde görüyor olabilir onlara el verebilir. O diğer kesimler de AKP’ye el verebilirler. Ordu mesela… Ama şuna kapılmamak gerek; yani öyle bir provokasyon olacak ki, o provokasyon alıp götürecek böyle AKP’yi tek başına iktidara taşıyacak. Ben AKP’nin bu güçte olduğuna inanmıyorum. Aynı zamanda toplumsal muhalefet güçlerinin böylesi büyük bir provokasyona yanıt vereceğine, ya da içerden dönüştüreceklerine inanıyorum. AKP’nin böyle bir büyük provokasyon kapasitesinin, hakikat inşa etme kapasitesinin daraldığını düşünüyorum. Kendi tabanı dışında rıza üretme kapasitesi daraldı bu yüzden de bu provokatif zeminler onun için pek lehe değil artık eskisi kadar.

Karşı Radyo: Sanırız seçim matematiği dediğimiz matematik ilk defa iki kutup dışında bir yere işaret ediyor. Provokasyon dışında karşı matematik olarak AKP HDP’nin karşısına nasıl bir strateji ile çıkar?
Emre Öztürk: Bence provokasyon dışında bir şey olmaz… yani AKP her dönem kendine bir düşman işaret etti. Geçtiğimiz seçimde Gezi’cilerdi, faiz lobisi idi. Ondan önce darbecilerdi. Bir kez şunu ayrıştıralım, şu an düşmanımız Erdoğan ve AKP’dir. Ve şu an ordu ile el ele bir AKP görüyoruz. Mesela daha öncesi gibi orduyu karşısına alan bir AKP yok. Bu anlamda AKP günümüzde sermaye blokunun en önemli temsilcisi, yolsuzluk ekonomisinin devamlılığını çok önemsiyor. Bu anlamda AKP can verene kadar denemelerini yapacak ve yine bir düşman yaratmak istiyor. Ama bu kez zorlanıyor. Şimdi ne diyecekler? Yolsuzluk konusunda imajları korkunç, bunu yapmadıklarına inanmayan yok. Herkes bir şekilde onların çalıp çırptığını düşünüyor, kendi adayları da öyle, yakın çevresi de öyle. Bunun üleştirilmesi konusunda belki tartışma var. Demokrasi konusunda hakeza hiçbir vaatleri yok ve ortada çok ciddi boyutta diktatörlüğe doğru bir yürüyüş var. Yine Demir Hocamın ifade ettiği gibi buna AKP’liler bile tam olarak rıza gösteremiyorlar. Nasıl gösterecek? Öyle ya da böyle bu konular bu ülkede bir tek adamın alıp da sürükleyebileceği şeyler değil… yani birileri de bundan rahatsızlık duyacaktır, hatta AKP içinde bile belirli çatlaklar oluşacaktır. Bizim şu an karşımızda soru olarak, hakikaten böyle karanlık bir provokasyon olur mu sorusu var. Şu anki denklemlerde bizim lehimize de %10’u aşacak bir tablo görünüyor. AKP bunu engelleyemeyecek gibi duruyor…

Karşı Radyo: Burada Cesim Soylu’ya sormak istiyorum. Son bir Gezici şirketinin yaptığı ankette, HDP’nin oranı %13 gözüküyor. O araştırmada çalışan araştırmacı ve analistlerin gözlemleri de ilginç. Bu %13’e yükselten oyların çoğunun %87’sinin özellikle metropollerdeki AKP’li Kürt’lerden geldiğini söylüyorlar. O nedenle bizlerin belki de konuşurken AKP değil AKP hükümeti dememiz gerekiyor. Çünkü AKP’li seçmenden de HDP’ye bir kayış olduğu söyleniyor. Siz buna katılıyor musunuz? İstanbul’daki oyların yükselişinin kaynağı neresi? veya böyle bir yükseliş var mı?
Cesim Soylu: Devam eden tartışmaya ilişkin bir kaç söyleyerek sorunuza geleyim. evet AKP’nin her dönem kendine bir düşman yarattığı doğru. Söylem olarak da bütün Türkiye’nin her tarafına, her kesime seslenebiliyordu. Hatta zaman zaman sol söylemi bile kullandığı alanlar vardı. Dolayısı ile aslında şimdiye kadar geniş bir yelpazesi vardı denebilir. Ancak son 2-3 yıldaki gelişmeler, özellikle de Rojava bana göre kırılmalara yol açtı. Bunun bir nedeni de Ortadoğu’daki gelişmelerin yarattığı endişe ve olası gelecek tahayyülüne yönelik karamsarlıktır. Bana göre, her şeye rağmen AKP olmalı diyen bir kesim var. Bu nedenle Erdoğan bilinçli bir şekilde %50’ye sesleniyor aslında. Eskiden %100’e sesleniyordu ama bugün %50’ye seslenmenin daha mantıklı olduğunu düşünüyor. Ve şunu diyor adeta: ¨ biz başka türlü kurtulamayız, hep birlikteyiz¨ Ekonomisinin başına gelenler belli Mısır’da… Paralelciler vs… Ama Kürt taban bu süreçten daha farklı etkilendi. Örneğin İstanbul’da AKP’ye oy veren bir milyon Kürt’ün en yoksul kesim olduğu ve çoğunun da kadın olduğu biliniyor. Bunun nedenlerine şimdi girmeyeceğim ancak bu kesimde de şu an bir kırılma var. Rojava bunda çok etkili oldu. Örneğin daha önce Mısır veya Filistin katliamlarında camiler boşalmıştı…. oralarda verilen tepki Rojava’da İŞİD’e yönelik olarak verilmeyince, Şengal’deki katliama sessiz kalınınca… Türkiye’deki devlet ile bütünleşmiş İslam anlayışını bilmeyen ama inanan ve günlük yaşamında inandığı için AKP’ye oy veren bir kesimde de kırılmaya yol açtı. Soru işaretleri çoğaldı. AKP buna karşı çeşitli stratejiler ortay koydu. Örneğin eskiden Kürtçü diye bilinen bir takım isimleri aday gösterdi. En genel söylemde şovenist söylem kullanıp, yereldeki seçim çalışmalarında, birebir ilişkilerde ise AKP ¨bakın biz barışı destekliyoruz, şunları yaptık vs ¨ diye bir dil kullanacak. Birebir ilişkilerde bunu çok yapıyorlar, bunu en fazla da kadın ve Kur-an üzerinden yapıyorlar. Kadınların haftalık günlerinde, ev ziyaretlerinde bu tür konuşmalar yaparak kadınlardan oy alıyorlar. Bu tür ilişkiler daha etkili oluyor. Öte taraftan, eğer 3-4 puan AKP’den geliyorsa belki 1 puan CHP’den geliyordur. Onlar ise genelde HDP ile karşı karşıya değil de yan yana diresek temasında olmayı tercih ederler. Panelde şuraya buraya birlikte gidelim, sandık çalışmasında müşahitlikte birlikte çalışalım falan diye teklif ettiler. Ama tabana dönük, alttan alta çoğulcu aday gösterme seçimimizi eleştiren, bunu farklı yönlere çeken, solculuğumuzu sorgulayan bir davranışa dönüştü.
Demir Küçükaydın: Ben bir şey eklemek istiyorum. Evet Rojava büyük kırılma oldu AKP’yi destekleyen Kürtler için ama şunu da hatırlamak gerek. AKP’yi destekleyen Kürtlerin bunu seçmelerinin bir sebebi de uğradıkları ulusal baskıdır aynı zamanda. İslam ulusal baskıdan kurtulmanın bir yoludur. HDP demokrasi özlemi ile çıktıkça, Türkiye partisi oldukça, Kürt partisi de olacaktır. Böyle bir süreç de işliyor. Şimdiye kadar ulusal baskıya uğradığı için islami bir form altında tutunmak isteyen geniş bir Kürt kitlesi HDP’ye yönelebilir ve oy oranlarını etkileyebilir.
Cesim Soylu : Evet Demir Abiye katılıyorum belki şunu ekleyebilirim; fakat bu iki yarılmayı da iyi örgütlememiz gerekiyor. Aslında bizim tespitlerimiz sadece İstanbul’da kırılmalardan dolayı bize yönelen oyları iyi örgütleyebilirsek oy oranını %15-17’lere çıkarırız. Ama hepsi ile de birebir ilişki kurmamız gerekiyor. Şimdi onların AKP ile aralarına koydukları mesafe bize yakınlaşmalarını sağlamış, fakat birebir örtüşür durumda değil düşünceleri, kaygıları vs var. Bunu da seçim örgütlenmesi ile ve İstanbul’un her mahallesine girerek uygun bir dille onlara da ulaşmaya çalışıyoruz, örgütleyeceğiz yani.

Karşı Radyo: Aslında diğer kampanyaların temsilcilerine de sormak istiyorum. Sizin kampanyalarınız hangi kesimleri, kimi hedefliyor? Bir anti AKP vurgusu ile bir kampanya yapmak Erdoğan’ın kutuplaştırma siyasetini besler mi?
Emre Öztürk: O zaman bunu Demirtaş’a sormak lazım. Çünkü ¨Seni Başkan Yaptırmayacağız!¨ konuşması ile bunun olumlu adımını Demirtaş attı. Burada bu konunun muğlaklaştırılması emekçi ve ezilenlerin aleyhine işler. Ortadoğu çapında hepimizi kasıp kavuracak bir savaşı başlatabilecek kadar tehlikeli bir profil ile karşı karşıyayız. Başında Erdoğan var, devamında da belli bir kadro var ve hepsi de birbirine çıkar ilişkisi çerçevesinde bağlı. O açıdan anti AKP konusu netleşmeli. Biz bununla hiçbir zaman halkı karşımıza alarak bir söylem geliştirmiş olmuyoruz. Ama bir başkanlık tehlikesi söz konusu. Burada mahallelerde o tip çalışmalar yapmanın ötesinde, HDP’nin söylemini biraz daha batıya doğru taşıması fark yaratan şey oldu. Yani sadece bir Kürt partisi olarak kalmamak gerektiğini, batıdaki insana onların sorunlarına da eğilen bir çizgiyi netleştirmiş oldular. 9.8’i yaratan da bu oldu. Bunun adı siyasettir işte, örgütlenme soyut bir şeydir ama bazı ayrım noktalarını koymak önemlidir. Bunu koyduğumuz noktada ilerleme sağlayabildik. Bütün sol camianın da böyle algılaması gerektiğini düşündüğümüz için biz seçim çalışması yürütüyoruz farklı bir şekilde. O anlamda örneğin başkanlığa karşı olduğunu o şekilde ifade etmesi, başkanlığa karşı olan herkesin gözünün önünü açtı ve bu büyük bir oy potansiyeli… Rojava’yı, Kobane’yi savunmak sadece Kürt halkının haklarını savunmak anlamına gelmedi. Bir tür İŞİD tehlikesini de karşısına alan bir pozisyonda durduğunu gösterdi. Yani laiklik konusu var ise, bu ta Ortadoğu’da durdurulmaya çalışıldı. Şimdi Kürt halkına kim ¨ acaba laik mi İslamcı mı muhafazakar mı?¨ diyebilir? böyle bir tartışma yürütmek yersiz, İŞİD’e karşı savaşan can veren ve bunu sadece Kürtlük meselesi üzerinden yapmadı Kobane’de savaşan insanlar. Ne için yaptılar? Dünyanın en bağnaz topluluğuna karşı bir tür laikliği de savunmuş oldular. Bunlar fark yaratır… Biz HDP’li değiliz ve HDP içinde de değiliz ama HDP’nin aldığı bu pozisyon bütün ilerici kesimler açısından örnek teşkil edebilecek bir pozisyon. Yani siyaset yapmak böyle farklar yaratabilir. AKP karşısında dimdik durması HDP’nin giderek güçlenmesini sağlıyor.
Demir Küçükaydın: Sorduğunuz sorunun cevabını ben biraz eskilerden gelerek cevaplayayım. Ben biraz eski kuşağım. Biz askeri kavramlarla konuşurduk; askerlikte bir kural vardır, ¨güçlerin en irisini düşmanın en zayıf yerine en kritik anda yığmak¨. Şu an en kritik an seçimlerdir, güçlerin en irisi düşmanın en zayıf yeridir. Düşmanın en zayıf yeri Erdoğan’dır. Onun başkanlık istemesidir. Bu en zayıf yer en büyük güç birikimini sağlar aynı zamanda. Diyelim ki HDP’nin programı üzerinden propaganda yaparsan Türkiye halkının %80’i demokrat değil ki. Ama %60’ı başkanlık sistemine karşı. Yani böyle bir açıdan olaya bakmak lazım.
Foti Benlisoy: Tabii seçimden konuşuyoruz ama şunu da belirtmek lazım Türkiye Solunun hiç değilse bir bölümünün anti AKP tutumu giderek anti Erdoğan’a doğru darlaşıyor gibi bir kaygım vardı. Bunu sonra uzun uzadıya konuşuruz. Ama seçimlerden sonra Erdoğan bir tökezledi mi biz şunu konuşuyor olacağız. Türkiye’de neo-liberal otoriterizmin aşırılıkçı versiyonu olarak Erdoğan karşısında neo-liberal otoriterizmin daha ılımlı, ¨light¨ versiyonu olarak başka bir siyasal alternatifin, mesela Erdoğansız bir AKP’nin gündeme gelme ihtimali de vardır. Bu ihtimali de gözardı etmeyelim. Bu seçimlerin şöyle bir özelliği var. Bugün ilk defa Gezi sonrasının uzatmalı bir seçim dönemine girdik. Gezi sonrasında Türkiye’nin batısındaki insanlar hep şöyle bir ikilemde kaldılar; Sarıgül gibi Mansur Yavaş gibi olumsuz durumları yaşadık. Yani AKP’yi hızla geriletmek adına kötünün iyisini tercih etmek zorunda kalmak. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin çok başarılı kampanyasına rağmen insanlar, hatta bir bölüm solcular AKP’yi geriletmek için Ekmelettin İhsanoğlu tercihine yönelebiliyordu. Şimdi bu pespayelikleri aşabilecek bir durum ile karşı karşıyayız. Yani hem AKP’yi geriletmek mümkün hem de bunu HDP gibi düzen dışı bir siyasi oluşuma oy vererek yapmak mümkün. Çünkü bu ikisinin bir araya gelmesi bir şans. Şimdi şunu da tartışıyor olabilirdik: “Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, Milad Partisi, yanına bir partiyi daha aldı, %10’u geçmesi ihtimal dahilinde…” Böyle bir ihtimal olsaydı bugün aynı şeyi söylüyor olmayacaktık herhalde. Yani herhalde AKP’yi geriletmek adına böyle bir ittifakın barajı geçmesi için çanba gösteriyor olmayacaktık değil mi? Dolayısıyla barajı geçmesi halinde parlamentodaki dengeleri AKP aleyhine değiştirecek olan partinin HDP olması bizler için muazzam bir olanak. HDP’nin %10 almasının AKP’nin başkanlık hayallerini suya düşürecek olması, Türkiye ve özellikle batıdaki toplumsal muhalefet güçleri açısından bir şanstır. Hem AKP’yi geriletmek hem de bunu yaparken HDP’nin açtığı kanal üzerinden belirli toplumsal ve demokratik talepleri gücümüz oranında yaygınlaştırmak için de bir fırsattır diye düşünüyorum.
Cesim Soylu: Bu noktada bir cümle ekleyim. Kuşkusuz bizim programımızda birçok şey var ama bu seçime de tümünü alt alta yazarak gitmiyoruz. Öncelikler vardır, önceliklere göre gidiyoruz. Bu da Türkiye’deki oy değişimine dönük olacaktır. Bunlardan biri tabii ki başkanlık sistemidir. Ama bizim dışımızda da başkanlık sistemini istemeyen partiler vardır, dolayısı ile bu direk bize bir kaymayı doğurmuyor.

Karşı Radyo: Son soruyu biraz daha pratik çalışmalara yönelik yönlendirelim isterseniz. Nerede nasıl ve kimlere yönelik çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz?
Emre Öztürk: Bu hafta sonu biz çalışmamızı başlattık. İlk olarak bir stant açtık, stant faaliyetlerimiz devam edecek. İstanbul’da 3 bölgede ve Eskişehir, Ankara, İzmir, Bursa, Samsun, Konya, Antep… bu illerde de çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Yapacağımız klasik bir seçim çalışması ve kullanabileceğimiz tüm mecraları da kullanarak mümkün olduğu kadar çok insana ulaşmaya çalışacağız. Bu hafta 18 Nisan’da İstanbul’da üç bölgede de bölge toplantılarımızı düzenlemiş olacağız.
Foti Benlisoy: 10danSonra Haydarpaşa’daki bir etkinlik ile kampanyanın başlangıcını ilan etti. 10dan Sonra birey hukuku temelli, yatay diyebileceğimiz bir örgütlenme. Çeşitli siyasal oluşumların temsiliyetini değil bireysel temelde katılımı önemseyen bir çalışma bu. Yerel inisiyatiflere dayanan esnek bir yapı. Şimdiye kadar İstanbul’un üç bölgesinde forum temelli çalışıyor. Bunun yanından İzmir ve Ankara’da çalışmalar başlamış durumda. Eskişehir, İzmit ve Mersin gibi başka şehirlerde de bu çalışmanın yakın zamanda başlamasını hedefliyoruz. Gerek komisyonlarımızda gerekse yerel forumlarda alınan kararlar doğrultusunda faaliyet yürütmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde İstanbul’un üç bölgesinde çok farklı araçları devreye sokarak, canlı dinamik coşkulu bir seçim faaliyeti yürütmeyi düşünüyoruz. Hem il hem de ilçeler düzeyinde HDP’nin seçim kurulları, seçim faaliyetleri ile bir tür rabıtayı ve bakışımı sağlayarak bir çalışma yürütmeyi düşünüyoruz. Alışıldık faaliyetlerle sınırlı kalmayan ve şenliği, bisiklet turunu, pikniği, konseri, takas pazarı, yürüyüşü, futbolu, eylemiyle çok sayıda insanı bir biçimi ile kendine çekebilecek, onunla diyaloğu mümkün kılabilecek araçları devreye sokan canlı, sokakta bir seçim kampanyası olmasını diliyoruz. Sosyal medyayı da çok aktif bir biçimde kullanıyoruz. Özellikle 10dan Sonra’nın yerel forumları ne kadar etkin çalışabilirse, bu seçim çalışmasının yaygınlaşması açısından da önemli olacağını düşünüyoruz.
Demir Küçükaydın: Bizim bir düşüncemiz adam adama markaj… bir milyon posta kutusuna kişiye özel mektubu ulaştırmak… bunu gerçekleştirebilmek için de paylaşarak çoğalt dediğimiz yöntemi kullanacağız. Biz materyali hazırlayacağız ama sonrasını insanların yaratıcılığına bırakacağız. Bizim hazırladığımız materyalin çıktısını alabilecek, üzerine adres yazıp posta kutusuna bırakabilsin. Bizde şöyle bir sorun var. Bizim birleşimimiz daha ziyade internet aracılığı ile bir araya gelmiş insanlar, birbirimizi tanımıyoruz, yaş ortalaması yükse, genelde alt kesimlerden yani işçi emeklilerinden falan oluşuyor ve pek öyle interneti falan kullanabilen insanlar değiller. Ben kısmen 10dan Sonra’yı da izliyorum, orada çok genç, dinamik birbirini tamamlayan çok yetenekli insanlar var. Ben bu çalışmaların hepsinin birleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendi otonomluklarını yine de korusunlar, ona da ihtiyaç var ama tüm olanaklarını ortaklaştırarak sadece bir temastan öte iç içe de geçmeleri gerekiyor. Çünkü çok kullanılan bir benzetme var, ¨aydın kalaya benzer, işçi bakıra benzer, ikisi tek başına yumuşaktır ama karıştığı zaman insanlara çağ atlatan bir tunç ortaya çıkar¨. Bu girişimler de öyle, her birinin kendine göre zayıflıkları var, ama bu ikisi bir araya gelirse, kendi zayıflıklarını da aşıp daha büyük hayal bile edemeyeceğimiz işler yapabilirler. Çünkü ortam insanların inisiyatif göstermesine müsait. bir örnek vereyim; ilk defa bir toplanalım dedik 3-5 kişi tanıyalım birbirimizi, kim gelir dedik, 3 kişi geleceğim dedi. Demirtaş’ın toplantısından sonra şu kafede buluşalım dedik. 15 kişi geldi. Normalde tersi olur. Yani 15 kişi geleceğim der, 3 kişi gelir. Bu şunun göstergesi toplumsal bir şeyler var insanlar bir şeyler yapmak istiyor, bunun olanaklarını yaratıp, insanları engellemeyip önünü açsak bile harekete geçerler gibi geliyor bana. Bir de bir duyuru yapayım, 17 Nisan Cuma akşamı ilk toplantıyı yapacağız. Taksim civarında bir yerde.
Cesim Soylu: O zaman ben de son olarak nasıl bir seçim stratejisi izlediğimizi özetle ifade edeyim. Örgütlenme açısından bizim 50 kişiden oluşan bir İstanbul İl seçim komisyonumuz var. Bunun altında da teknik, basın, strateji vs komisyonları olmak üzere 10 ayrı komisyon var. Ayrıca bir kadın seçim komisyonu var. İstanbul’un 3 bölgesinde 60ar kişilik seçim komisyonları ve bunların alt komisyonları var. İlçelerde de var. Bunların hepsi tanımlanmış ve işliyor durumda. Her mahallede bir komisyon oluşturduk. Bazılarında yok tabii ki… Her okulda bir okul komisyonu belirledik ve her sandıkta 1 ile 5 kişi arasında arkadaş tespit ediyoruz. Bu kişiler aynı zamanda o sandık yerelindeki seçim çalışmasını organize edecek arkadaşlarımız olacaklar. İşte bir mahallenin bir okulunda 30 sandık vardır, her sandıkta 300 oy kullanılır, her sandığa 2 ya da 3 kişi belirleyeceğiz, onlar da o sandıkta oy kullanan 300 kişiye ulaşacak ve çalışmalarını politikalarını anlatacak. Bu şekilde İstanbul’da herkese ulaşmayı hedefliyoruz. Bunun için ortalama 50bin kişinin seferber edilmesi gerekiyor. Büyük oranda sağlanmış durumda bu, önümüzdeki hafta içerisinde bunu bitirmeyi amaçlıyoruz. İstanbul’da 200 küsur büro kurduk, bunu 350’ye çıkarmayı umuyoruz. Araçlar var, her ilçede 5-10 arasında giydireceğimi araç var. Ayrıca her ilçede kadın seçim bürosu oluşturduk, o daha özel çalışıyor. Demir Abinin söylediği tarzda mektup çalışması da var, bizzat yazılmış 350bin mektubu da gönderme çalışması var.

Karşı Radyo: Eklemek istediğiniz bir nokta var mı kapatmadan önce?
Demir Küçükaydın: Aşacağız aşacağız… yani bu oylarla bir küçük Kobane olur… Yani Foti’nin dediği gibi ülkeye demokrasi gelmez belki ama bir küçük hareket alanı sağlar ezilenlere…
Foti Benlisoy: Çok kritik bir seçim süreci olacak. Özellikle dikkat etmemiz gereken bir husus, oyumuza, sandığa sahip çıkmak. Provokasyon şuydu buydu falan ama bu seçimlerde hükümetin özellikle başvurabileceği bir yöntem, seçim sonuçlarını etkileyebilecek hilelere başvurması… Bu konuda çok ciddi bir seferberlik göstermemiz gerekiyor. Zaten HDP kuşkusuz yapıyor böyle bir çalışmayı ama bütün diğer kesimlerin bu noktada da çaba göstermesi, sandıklara sahip çıkmak için aktif bir faaliyet göstermesi gerekiyor.

Röportajı Gerçekleştiren: Zafer Ülger
Çözümleme: Özgün Akduran

Tiranı Durdurmak, Barışı Sürdürmek, Barajı Aşmak İçin Oylar HDP’ye Girişimi Gerekçe ve Amacı

(HDP’ye Oy Ver - Barajı Yık - Diktatörü Durdur – Barışı Sürdür)

7 Haziran bir “Seçim” Değil Referandumdur

7 Haziran hukuki ve idari olarak bir “seçim” olabilir.
Ama politik ve sosyolojik olarak bir referandumdur.
7 Haziran’da yapılacak olan, 12 Eylül Darbesinin yadigarı bu Parlamenter sistemle; onu bile mumla aratacak olan; her türlü denetim ve dengeleme mekanizması iptal edilmiş, Erdoğan’ı bir Tiran’ın gücü ve yetkileriyle donatan bir sistem arasında bir seçimdir.
İki farklı yapı ve sistem arasındaki, sadece iki alternatiften ibaret seçimler, seçim değil, referandumdur.
Seçimlerle var olan yapı içindeki dengeler; meclis bileşimleri; hükümetler değişir; referandumlarla yapılar, sistemler.
Erdoğan’ın “Türk tipi başkanlık sistemi” adıyla vaftiz etmeye çalıştığı yapı, bir Tiranlıktan başka bir şey değildir.
Yani 7 Haziran, Erdoğan’ın tiranlığı ile bugünkü parlamenter sistem arasında bir referandumdur.
Bu referandumun sonucunu, HDP’nin alacağı oylar belirleyecektir.
Çünkü MHP ve CHP’nin yüzde bir veya iki artışları onların çıkaracağı çıkaracağı vekillerde dişe dokunur bir yükselişi ve Erdoğan’ın tiranlığını engelleyebilecek bir niceliği sağlamaz.
Ama HDP’nin yüzde bir veya iki artışla yüzde onu geçmesi, Erdoğan’ın tiranlık hayallerinin sonu demektir.
O halde, Erdoğan’ın Tiranlığına karşı olanların, Tiranlığın kurulmasını engellemek için, HDP’li olmasalar bile HDP’ye oy vermeleri biricik garantili ve emin yoldur.
İşte bu basit gerçekten hareketle, HDP’ye Oy Ver, Tiranlığa Yol Verme Girişimi’ni kurduk.
Bu girişimde yer almak için HDP’yi benimsemek gerekmiyor.
Tiranlığa karşı olmak yeter.
Tiranlığa karşı olmak, barışı sürdürmek, barajı yıkmaktır aynı zamanda. 
Erdoğan’ın tiranlığı, Savaş’ın yeniden başlaması demektir.
Erdoğan’ın tiranlığı, yasaların Tiranın keyfine göre çiğnenmesi; zaten kırpılmış haklar bir yana, hukukun bile ilgası demektir.
Durum çok kritiktir.
Ve küçük bir oy oranı bile milyonlarca insanın kadereni etkileyecektir.
Bu nedenle tüm gücümüzle 7 Haziran’da Tirana ve Tiranlığa Hayır demek için çalışmamız; bu kritik gerçeği açıklamak için tüm gücümüzü birleştirmemiz gerekiyor.
Girişime sen de katıl.
Tiranı Durdurmak, Barışı Sürdürmek, Barajı Aşmak İçin
Oylar HDP’ye Girişimi





Hiç yorum yok:

Bir Devrimin Eşiğinde (4) – Robotlar Niçin Artı Değer Üretemez?

Bu yazı serisine gelince gerek sosyalist veya Marksist olduğunu düşünenlerin, gerek böyle bir iddiası bile olmayanların, üretici güçlerde...