3 Nisan 2015 Cuma

Barajın (Duvarın) Tarihsel İşlevi ve Bu seçimlerin Özgül karakteri

“O duvar
o duvarınız,
                vız gelir bize vız!
Bizim kuvvetimizdeki hız,
ne bir din adamının dumanlı vaadinden,
ne de bir hülyanın gönlü yakısındandır.
O yalnız
            tarihin o durdurulmaz akışındandır.
Bize karşı koyanlar,
karşı koymuş demektir:
Maddede hareketin,
yürüyen cemiyetin
                        ezelî kanunlarına.(…)
N. Hikmet
Bu seçimin, Türkiye tarihindeki bütün seçimlerden farklı kılan özelliğini görememek ve doğru tanımlayamamak, kişiyi ya da örgütü, hiç yan yana görünmek bile istemeyeceği güçlerle aynı saflara itebilir.
Bu seçimin özgül niteliği, HDP’nin yüzde on barajını aşmasının, HDP’nin sorunu olmaktan çıkması ve tüm Türkiye’nin hatta Ortadoğu’nun sorunu olması; Türkiye’nin geleceğine ilişkin bir plebisite (referanduma, halkoyuna) dönüşmüş olmasıdır. Bunun sonucu her şeyin anlamı ve gücü değişmektedir.

İşlerin normal gidişinde, diyelim ki, “başkanlık sistemi olsun mu olmasın mı” gibi bir plebisitle bu seçimi karşılaştıralım.
Bu seçimde, tam da baraj ve HDP’nin yüzde on barajının aşmasının veya aşmamasının başkanlık sistemine geçilip geçilemeyeceğini belirleyecek olması ve de HDP’nin sınırda olması, bu seçimlerin başka hiçbir seçimde olmayan son derece özgül, plebisit niteliğini ortaya çıkarıyor.
Bunun sonucunda da oyların gerçek ağırlıkları ve oy isteme ve verme nedenleri değişiyor.
·         Birincisi, her bir oyun ağırlığı normal bir oyun ağırlığından farklı bir özellik kazanıyor. Çünkü yüzde onu aşmayı sağlayan her oy, örneğin 60 milletvekili getirecektir, 60 HDP’li vekil ise başkanlık sistemine geçilememesi demektir. Ve HDP sınırda olduğu için bir tek oy binlerce oya bedel olmaktadır ve olabilir.
·         İkincisi, HDP’ye insanlar HDP’nin programını benimsediği için değil; onu sevdiği için değil; başkanlık sistemine (yani Erdoğan’ın kişi diktatörlüğü sistemine) geçişi engellemek için oy verebilirler ve vermelidirler.
Bu daha önce hiçbir seçimde hiçbir parti ya da aday için ortaya çıkmış bir durum değildir. Başka ülkelerden de benzer bir örnek bilmiyoruz.
Yani HDP’nin yüzde on barajını geçmesi için oy verdiğinizde, Erdoğan’ın diktatörlüğünün engellenmesi için oy vermiş olacaksınız. Oy verenin niyetinden bağımsız olarak bu böyle.
Ama bunun otomatikman iki sonucu daha ortaya çıkmaktadır.
·         Erdoğan başkan ve fiilen diktatör olduğunda “Barış Süreci” diye bir şey kalmayacaktır. Çünkü aslında “Barış Süreci” Erdoğan için, Başkanlığa ulaşmak ve istediği tek kişi diktatörlüğünü kurabilmek için bir taktik geri çekiliş; bir taktik hamle olmaktan başka bir şey değildi. Dolayısıyla amaca ulaşılmış olduğundan, “Barış Süreci” işlevini görmüş bir enstrüman olarak çöpe atılacaktır.
·         Bir diğer sonuç, fiilen yüzde on barajı yıkılmış olacaktır. Bu baraj da işlevsizleşecektir.
Bütün bu nedenlerle, bu seçim, gelecek üzerine adı konmamış; HDP’nin yüzde on barajına bağımlı hale gelmiş bir plebisittir.
*
Bu seçimlerin bu özgül niteliğinin kavranmasının hayati bir önemi bulunmaktadır.
Bunu kavramayan ve diğer olağan seçimlerde bir partiye oy vermek gibi gören, stratejisini, taktiğini, çalışmasını, vurgusunu buna göre yapmayan her örgüt, girişim, her hareket vs. bir anda otomatikman, nesnel olarak Erdoğan’la, “Barış Süreci”nin bitirilmesiyle aynı safa düşer.
En tipik örnek Birleşik Haziran Hareketi’dir.
Bu seçimlerin bu özgül niteliğini kavramayarak veya kavramak istemeyerek, filen ve nesnel olarak “HDP’ye Oy Veri” demeyerek (İçinden birileri diyebilir bu hareketin politikasını belirlememektedir.) fiilen HDP’nin yüzde on barajını aşmasına çalışmayarak; yani başkanlık ve diktatörlük plebisitinde tarafsız kalarak; aslında Erdoğan’a hizmet etmektedir.
Onları bu noktaya aslında tam da Kürt Özgünlük Hareketine duydukları düşmanlık ve rekabet getirdi.
Çünkü ilk başta, HDP’nin seçimlere parti olarak girmesine tam da bu seçimlerin hayati önemde olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyorlardı. Hayati öneminden hareketle, HDP’nin Erdoğan’la gizli anlaşma yaptığını, parti olarak girince yüzde onu aşamayacağının açık olduğunu ve böylece Erdoğan’a başkanlığı sunduklarını iddia ediyorlardı.
Ama HDP’nin parti olarak girme kararından sonra aşabileceği, hatta sırf Haziran Hareketi’nin minik oy oranının desteği ile aşabileceği ve kendi kararlarıyla bu sonucu etkileyebilecekleri ortaya çıkınca, sadece destek sunar durumda olmamak, Kürt hareketinden ayrı ve uzak durmak için, bu sefer, bu seçimlerin de diğer seçimler gibi olduğunu söyleyerek bu sorumluluktan kaçmaya çalıştılar.
Dolayısıyla, her iki durumda da bunların tavrını belirleyenin, motivasyonun esas olarak, demokratikleşme vs. değil, Kürt Özgürlük Hareketi ile yan yana bulunmama; ona karşı konumda olma, başarısına hiçbir şekilde yardımcı olmama olduğu bu seçimlerde artık en kör göze batarcasına ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle, HDP’ye oy vereceğini söylemekle birlikte hala bu politikayla birlikte görünmekten çekinmeyenler onun gerçek niteliğinin görülmesini engellemekte; Kürt hareketine duyduğu düşmanlığı örten birer şal olmaktadırlar.
Bu nedenle tekrar buradan, bu küçük ama ne de olsa iyi kötü farklı bir noktada bulanan hareketlere sesleniyoruz.
Haydi, isim de verelim. Can Atalay gibilere, EHP gibilere sesleniyoruz.
Bu seçimde HDP’nin yüzde on barajını aşmasından yana tavır alıp almamak gibi hayati bir konuda suskunluk göstererek, HDP’ye oy vermeyi CHP’ye oy vermekle eşitleyerek fiilen ve nesnel olarak Erdoğan’ın diktatörlüğüne hizmet eder duruma gelmiş bu hareketle yollarınızı ayırın.
Aksi takdirde sizi de birlikte çekecektir.
*
Benzeri AKP için de geçerlidir. AKP bu seçimde Erdoğan’dan kaderini ayıracak bir irade gösteremezse, kendisi de Erdoğan’la birlikte tam bir çöküş yaşar. Ama kaderini Erdoğan’ın kaderinden şimdi ayırabilirse, bir kurum olarak varlığını sürdürebilir. Bülent Arınç gibilerin utangaç itirazları, BHH’ içinde olup da HDP’ye oy verilmesini isteyenlerden farklı değildir.
AKP kaderini Erdoğan’ın kaderinden ayırabilirse, 2002’lerin AKP'si gibi, Avrupa’nın Hıristiyan Demokratları benzeri bir “Müslüman Demokrat” parti olarak pek ala, toplumun daha az sancılı, nispeten daha barışçıl biçimlerde yol almasında önemli işlevler görebilir.
*
Bu seçimlerin özgül niteliğini edebi imgelerle de açıklamak mümkündür.
Yukarıda Nazım’ın şiirini koyduk. Nazım’ın şiirindeki Duvar yerine Baraj’ı koymak mümkündür.
Nazım’ın şiiri teorik olarak, tipik ilerleyen, pozitivist, tek yönlü bir tarih anlayışını dile getirdiği için Marksizmle falan ilgisi yoktur.
Ama Duvar ve Baraj imgesi, toplumsal yasaların kendini gerçekleştirmesinin bir aracı olarak; bir akışın yıktığı değil; bir gidişin gerçekleşmesinin aracı olarak anlaşıldığında, şöyle bir benzetme yapılabilir.
Barajı egemenler niye koydular? Kürt hareketinin ve uyanışının siyasi üstyapıda yansımasını engellemek için
Bu da aslında kapitalist ilişkilerin yayılmasıyla birlikte, karşı konulamaz biçimde ortaya çıkan değişikliklerin üstyapıda ve siyasi sistemde yansımasını engellemek içindir.
Ama tarih ve toplum yasaları öyle ince bir alayla çalışırlar ki, kendilerinin gerçekleşmesini engellemek için koyulmuş araçları kendilerinin gerçekleşmesinin araçları haline getirirler.
Yunan trajedilerinin ana motifi şudur. Tanrıların çizdiği kadere tragedyanın kahramanı isyan eder, o kaderi kabullenmez ve değiştirmeye çalışır. Sonunda ise tüm o değiştirme çabalarının o kaderin gerçekleşmesine hizmet ettiği görülür.
İşte baraj böyledir. Kürt uyanış ve hareketinin siyasi üstyapıya yansımasını engellemek için kurulmuş bu araç, bu duvar, bu baraj aracılığıyla tarih hükmünü icra edecek ve var olan eski sisteme ciddi bir darbe vuracaktır.
Yani tarihin akışına karşı inşa edilmiş barajı tarih şimdi bizzat kendisi kendi akışı için kullanacaktır.
*
Devrim ekonomik altyapıdaki değişmelerin üstyapıda ifadesini bulması; yani eski üstyapının değişmesi anlamına geleceğinden, barajın yıkılması bir devrim karakteri de taşıyabilir.
Yani bu yüzde on barajı, oylarla yapılmış bir ayaklanma, bir devrim; siyasi üstyapıyı oylarla değiştirme olanağı da olacaktır.
Elbet, oylarla gelecek olan daha kötüsünden kaçma, bir yanıyla 12 Eylül yadigârı bu rejimi daha kötüsü karşısında savunma gibi görülebilir.
Evet, aynı zamanda öyledir de.
Ama onu sadece böyle görmek de onun özgül niteliğini kavramamak olur.
Nasıl oku ileriye fırlatmak için yayı geriye çekip güç biriktirmek gerekirse; nasıl bir uzun atlamacı ileriye atlamak için bir yay gibi gerilemek zorundaysa, tarihteki büyük ileri atılışlar da gerileşişlerinden aldıkları hızla ileri fırlarlar.
Tarih, 12 Eylül rejiminin sistemini yıkmak için, şimdi onu savunma gibi görünen bir mevziden kazandığı güçle ileriye fırlayabilir.
Erdoğan’ın başkanlığı ulaşamaması, HDP’nin yüzde onu aşması, bin anlamda bir savunma savaşıdır.
Ama saldırı kırıldığı anda; karşı taraf bütün yedeklerini ve güçlerini tükettiğinde; birden bire tüm Türkiye ve Ortaoğu’daki güçler dengesi değişir ve eski sistem artık sürdürülemez olur.
Ayrıca karşılıklı etkileşim dinamiği devreye girer. Nasıl Kobani Zaferi Türkiye’deki seçimleri etkiliyorsa; Türkiye’deki seçimlerin sonucu; Suriye ve Irak’ı da etkiler. Orası tekrar burayı vs. bu böylece karşılıklı olarak birbirini güçlendirip hızlandırarak Ortadoğu çapında bir demokratik devrimin başlamasına yol açabilir. Aydınlanma Devrimi, Demokrasi, insanların dili, dini, etnisi, soyu, sopu ne olursa olsun biçimsel eşitliği Ortadoğu’ya ayak basabilir.
Kim bilir belki oradan aldığı hızla tüm dünyaya yayılıp; o dünyaya yayılmaktan aldığı hızla da biçimsel eşitliği ekonomik ve sosyal eşitlikle tamamlama yoluna; sosyalist bir devrime bile gidebilir. Bu olasılık bile vardır. Siyasi ve ideolojik olarak değil ama sosyal hayatta bu birikimi yapmış görülmektedir toplum.
Hem de bunun en esaslı kanıtı bizzat IŞİD’in kendisidir. Bu olgunluğun, tıpkı emperyalist savaşların barbarlığının insanlığın bir tek insanlık için olgunlaştığının kendi zıttı biçiminde ortaya çıkmasından başka bir şey olmaması gibidir.
*
Bütün bunlar bir yana, HDP’ye oy verme, hukuki olarak bir plebisitte diktatörlüğü karşı oy verme anlamını taşıdığı gibi; savunmacı bir vokabülerle ve düzenin araçlarıyla bir devrimci harekete katılma anlamını da taşımaktadır ve taşıyabilir.
Yine tarihte benzeri görülmemiş istisnai bir durum karşısındayız, bizzat bu barajın ve HDP’nin özgül niteliği nedeniyle.
Çünkü kitle gösterileriyle, ciddi toplumsal çatışma ve acılarla ulaşılabilecek siyasi sistemdeki değişikliklere oylarla ulaşma olanağıdır bu seçimler. Yani bir anlamda oylarla küçük bir devrim yapma olanağıdır.
7 Haziran’da HDP’nin barajı aşmasının bu özgül niteliklerini es geçen her siyasi tavır son duruşmada Erdoğan’a ve savaş politikaların geri dönüşe hizmet eder.
*
İşte bu seçimlerin ve bu seçimlerde HDP’nin yüzde on barajını aşmasının tam da bu istisnai ve özgül niteliği nedeniyle, gerekçesini bu özgül durumdan alan HDP’ye Oy Ver – Barajı Yık – Diktatörü Durdur – Barışı Sürdür Girişimi kurulmuş bulunuyor.
Bu girişim elbet bir parti değildir. Ama fiilen, bu plebisitte diktatörlüğü Hayır diyenler “partisi”dir.
Diktatörlüğe hayır demenin fiili biçimi HDP’nin yüzde on barajını aşması olacağından, HDP’ye oy verilmesini istemektedir.
Bu girişimde yer almak, çalışmalarına katılmak için HDP’li olmak; onun politikalarına sempati duymak, programını benimsemek gerekmiyor.
HDP’nin elbette bu yönde kendi faaliyeti vardır ve olmalıdır.
Ama HDP’nin kimseye şöyle demesi hoş olmaz: “Bize karşı olsanız, programımızı benimsemeseniz bile bize oy verin”. O bunun doğru olduğun bilse bile bunu diyemez.
Öte yandan HDP’ye oy verilmesini isteyen başka girişimler de var. Ama onlar bu seçimlerin bu özgül niteliğini es geçerek, örneğin Seçimden Sonrasına vurguyu yapan; esas amacı “Ondan Sonra” olanlar. Kanımızca bu da tutarlı ve doğru bir tavır değildir ve Haziren Hareketi içindeki HDP’ye oy verenlerden özde pek farklı değildir. Çünkü onların hala Haziren hareketi içinde bilinmelerinin gerekçeleri ile Ondan Sonra’nın vurgusunun Sonra’da olması aynı özelliklere sahiptir.
Bu girişim ise tabiri caiz ise, “Ondan Önce”sine yoğunlaşmak gerektiği; şu an en acil görevin o olduğu; Tüm güçlerin buraya yığılması gerektiği noktasından hareket etmektedir. Ondan Sonra da fiilen böyle davranacaktır muhtemelen, ama seçim arifesinde sonra ne yapacağını tartışmaya güç ve zaman bulamayacaktır. Bu da sözler ve yapılan gerçek iş arasında bir makas oluşmasına yol açar. Hedefleri netleştirmez; dağıtır.
*
Özetle bu seçimde birilerinin çıkıp, Ondan Önce’sinin üzerinde yoğunlaşması gerekiyor. Birlerinin HDP’den başka gerekçelerle, HDP’ye oy istemesi gerekiyor.
Erdoğan’ın oturtmak istediği Kişi Diktatörlüğünden başka bir şey olmayan Başkanlık Sistemi ve bunun fiili ve doğal sonucu olacak Savaş Politikalarına dönüşe karşı plebisitte HAYIR demek isteyen herkes bu girişimde yer alabilir ve almalıdır.
Bu girişimde yer almak için, HDP’li olmak veya ona sempati duymak gerekmiyor.
Bu girişimde yer almak için seçim ertesinde (“Ondan Sonra”) ne yapılacağında tartışmak veya bunda anlaşmak gerekmiyor.
AKP’liye de, CHP’liye de, Partisize de herkese yer var.
Aranan tek şey kişi diktatörlüğü ile sonuçlanacak sisteme karşı olmak ve somutta da HDP’nin barajı aşması için oy vermek ve istemektir.
Bu girişim henüz çalışmalarını yeni yeni oturtuyor.
Bu girişim henüz birbirini tanıma, olanak ve güçlerini görme aşamasındadır.
Girişimin Facebook sayfasındaki yazıdan okuyalım:
“Girişimin Amacı: HDP'nin 7 Haziran Seçimlerinde %10 barajını aşmasıdır.
Bunun için HDP'ye yakınlık duymasa bile sadece Erdoğan'ın Başkanlık sistemine geçmesini engellemek için ve/veya en azından "Tahkim Edilmiş Ateşkes"i sürdürmek için olsun, HDP'nin yüzde onu aşması gerektiğine inananlara ulaşmayı amaçlamaktadır.
Çünkü HDP'nin yüzde onu aşması artık HDP'nin sorunu olmaktan çıkmış tüm ülkedeki insanların bir sorunu haline gelmiştir.
Bu nedenle ve bu hareket noktasından esas faaliyetini yürütecektir. HDP zaten kendi programı ve hedefleri çerçevesinde kendi faaliyetini yürütmektedir. Ama bugünkü durumda böyle bir gerekçeyle de bir çalışma yürütmek gerekmektedir.
Bunu bir haberleşme, yardımlaşma ve iş birliği ve işbölümü ağı ile gerçekleştirmeye çalışacaktır.
Eğer bu çalışmalarda yer almak isterseniz:
HDP'ye Oy Ver! (Barajı Yık - Diktatörü Durdur - Barışı Sürdür) Girişimi'nin çalışmaları yürüttüğü e-mail grubuna üye olmak yapmanız gerek.
Mail grubuna üye olmak için:
hdpye-oy-ver+subscribe@googlegroups.com  adresine boş bir e-mail yollamanız yeter.
Bunu beceremezseniz hdpye.oyver@gmail.com  adresine bir e-mail yazın. Kaydedilirsiniz.
Girişimin bir de Facebook GRUBU vardır.
Bu GRUBUN sayfasında da neden HDP'ye oy vereceğiniz ve verilmesini istediğinize ilişkin görüşlerinizi, gerekçelerinizi kamuoyuyla paylaşarak bir destek sunabilir ve başkalarının gerekçelerini okuyabilir ve desteklerini öğrenebilirsiniz.
Gruba da sadece katılmakla kalmayın arkadaşlarınızı ve dostlarınızı katılmaları için davet edin.
Grubun Adresi Şöyledir:
Grubun sayfasına girip beğenebilir ilk kontağınızı kurabilir, grubun sayfasında uygun gördüğünüz paylaşımları yapabilirsiniz:
Sayfası: https://www.facebook.com/hdpyeoyver adresindedir.
Dostlukla
HDP’ye Oy Ver Girişimi
Twitter: @hdpyeoyver
İş bölümü, güç birliği, tanışmak ve tanıtmak için HDP’ye Oy Ver Girişimi’ne katılalım. Oylarımızla toplumun kaderini değiştirme olanağını kullanmak için tüm gücümüzü ortaya koyalım.
Demir Küçükaydın

03 Nisan 2015 Cuma

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...