20 Mart 2015 Cuma

Öcalan’ın Yarınki Mesajı Üzerine Öngörüler

Yarın, 21 Mart 2015 Cumartesi günü, Diyarbakır’da, Newroz’da Öcalan’ın mesajı okunacak.
Öcalan’ın mesajları çok önemlidir.
Çünkü bunlar sadece Ortadoğu’nun en canlı ve dinamik hareket ve örgütünün liderinin örgütüne ve hareketine yönelik mesajları değildir; aynı zamanda hem genel olarak Türkiye’deki halklara; hem de Ortadoğu’daki halklara; hem de hükümet ve devletlere yönelik mesajlarıdır.
Bunlar bürokratik ve usulden mesajlar değildir; verili durumda taktik bir hamle oldukları kadar ve esas olarak gelecekteki hedefler ve stratejilerin genel bir kanavasını çizerler.
Öcalan’ın okunacak mesajı hakkında hiç bir şey bilmiyoruz
Ancak kanımızca şimdiye kadarki gözlemlerden bazı çıkarsamalar yapmak yine de mümkündür.
Böylece neyi ne kadar tanıdığımızın bir sağlamasını da yapabiliriz.
Toplumsal gelişmelerde öngörülerde bulunmak çok risklidir. Hesaplanamayacak kadar çok faktör belirleyicidir. Bu nedenle toplumsal süreçlere ilişkin öngörülerde, genel eğilimleri ana hatlarıyla görebilmek ve doğru tespit edebilmek bile büyük bir başarı sayılabilir.
Yanılmaktan korkmamalı ve yanılgılarımızı da gizlememeliyiz.
Bu nedenle, şu an elimizde hiç bir veri olmadan, Öcalan’ın mesajının içeriğine veya bazı özelliklerine ilişkin bazı öngörülerde bulunacağız. Muhtemelen yarın bu saatlerde bu öngörülerin ne kadarının doğru veya yanlış olduğu kolayca görülebilir.
Böylece yanlışların nedeni daha kolay çözümlenebilir ve o yanlışlarla mücadele edilebilir.
*
Birincisi, Öcalan’ın mesajında, günlük politikaya ilişkin yönergeler bulmak isteyenler muhtemelen ciddi bir hayal kırıklığı yaşayacaklardır.
Örneğin, Öcalan’ın mesajında silahların teslim edilmesine yönelik bir talimat bekleyenler ciddi bir hayal kırıklığı yaşayacaklardır diyebiliriz.
Çünkü Öcalan bütün ciddi politikacılar gibi, her zaman koşullu önermelerle konuşmaya dikkat eder. Bu alanda söyleyeceğini zaten Dolmabahçe Bildirisi’nde söyledi. Yani on maddenin tartışılması. Buna bağlı olarak silahların bırakılmasına ilişkin bir niyet beyanı.
Hükümet bu on maddeyi, içeriği boş felsefi bir tartışma olarak anlar ve on maddenin içeriğini gündeme bile almayı aklından geçirmezken; Öcalan bununla toplumun gündemine bu sorunları tartışılmasını ve çözüm önerilerini koymuş oluyordu.
Hükümetin anlamadığı şuydu. Nasıl sosyalistler burjuvazinin kanunlarına uyarak, onun hareket alanı içinde hareket ederek bizzat burjuvaziyi bile “yasallık bizi öldürüyor” deme noktasına getirir ve onun gerçek yüzünü kitlelere açıklarlarsa; Öcalan da, aslında sanki hiç önemi olmayan tavizler veya boş laflar olarak kabul edilenlerin sunduğu alanda hareket ederek karşı taraf için o kabulleri öldürücü birer silaha dönüştürmektedir.
Bir konunun gündeme alınması başlı başına bir devrim anlamı taşır, O on maddedeki konuların Türkiye’de tartışılması ve gündeme alınması bile başlı başına muazzam bir zafer anlamına gelir. Öcalan, silahların teslimini ve bu yönde niyet bayanını ise bunun görüşülmesine ve tartışılmasına bağlamıştı. Yani seçimlerden sonra gündem, Türkiye’nin nasıl demokratikleştirileceğine ilişkin on madde olacaktır. Bu tartışmanın kabul edilmiş bulunması hükümet açısından başlı başına bir yenilgidir. Bunu bizzat yaşayarak görecektir.
Öcalan açısından bu konu büyük bir olasılıkla kapanmıştır. Önemli olan ateşkesin sürmesi tahkim edilmiş ateşkese geçilmiş olması ve müzakerelerin gizlilikten çıkarılması; resmen tanınmış olması ve tarafsız bir gözlemci kurulunun olmasıdır.
Bütün bunlar Dolmabahçe bildirisinden beri veridir.
Geçmiş mesajları tekrar hatırlayalım.
Öcalan’ın 2013 Newrozu’ndaki mesajı halklara bir barış çağrısı idi ama somut olarak, savaşan bir gücün önderi olarak aynı zamanda bir ateşkes ilanıydı. Onun somut pratik anlamı buydu hükümet açısından; Öcalan açısından ise bu vesileyle Türkiye’nin batısındaki milyonlarca insana doğrudan seslenebilmesiydi.
Bunu mükemmel bir şekilde başardı denebilir. Sadece Alevi’lere ilişkin vurgu eksikliği epey kullanıldı. Ama bu biraz da malumu ilan olacağından özel bir şekilde yer almamıştı ve sonda büyük bir gayretle bu büyük ölçüde gerildi.
2014 Mesajının ise, vizyon olarak 2013 mesajının çerçevesinde kaldığı, hatta esas olarak Kürtlere yönelik bir mesaj olduğu görülür. Mesajın esas vurgusu sürecin yasal bir çerçeveye oturtulması ve ateşkesin tahkim edilmesineydi.
Arada geçen dönemde bu hedefe esas olarak ulaşıldığı söylenebilir. Dolmabahçe’deki bildiriyle Öcalan resmen bir muhatap olarak alınmış; faşizan yasa taslağı geri çekilmiş; bağımsız gözlemciler kabul edilmiş ve gündeme on maddedeki demokratikleşme konuları koyulmuştur. Ateşkes ise tahkim edilmiştir. Türkiye’ye karşı silah kullanılmamaktadır.
Bütün bu konuların esas olarak mesajın vurgusu olmayacağı tahmin edilebilir. Geçer ayak belki değinilebilir ama esas mesajın bunlar olmayacağı öngörülebilir.
Zaten eğer esas mesaj bu konularla sınırlı olursa, Öcalan ufuk genişliğini yitirmiş veya olayların gelişimi Öcalan’ın ufkunun ötesine gitmiş demektir ki bu aynı zamanda aslında Kürt hareketinde zirvenin aşıldığı ve bir inişe geçildiği anlamına gelir.
*
Tabii bu arada bölgedeki değişimler sorucu, PKK’nın gücü ve etkinliği de artmış bulunmaktadır. Arada Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye’nin batısına güçlü bir mesaj verilebilmiş; Kobane’de büyük bir zafer kazanılmış; Suriye, Irak ve İran’da PKK ve Öcalan’ın prestij ve etkisi muazzam ölçülerde artmıştır. Hatta uluslar arası büyük güçler giderek IŞİD’e karşı desteklenebilecek biricik doğru alternatifin PKK ve Öcalan olabileceği fikriyle bile oynamaya başlamış olabilirler. Burada Türkiye’nin rezervleri elbet en büyük engeldir ama olayların gelişimi öyledir ki, yakında IŞİD ve İran etkisine karşı Türkiye’nin bizzat kendisi Kürt hareketini doğrudan veya dolaylı desteklemek zorunda kalabilir.
Toparlarsak, Öcalan’ın mesajının zaten hallolmuş ve ulaşılmış bir konuda olması beklenmemelidir. Tahkim edilmiş ateşkese vs. elbet geçer ayak değinebilir. Ama vurgusu ve ağırlığının bunlar olmayacağı öngörülebilir.
*
O halde çıkarsamaları yapabiliriz.
İlk olarak muhtemelen mesajda özne dönüşüm geçirecektir
Öcalan ilk iki mesajında, Kürt hareketinin lideri olarak ve bunu ifade etmese bile böyle bir bakış açısıyla konuşuyor ve Türkiye’deki (ve elbet orta doğudaki) insanlara bu sıfatla hitap ediyordu. Yani onlardan biri olarak değil; onlarla barış ve otak bir gelecek isteyen bir hareketin lideri olarak birer mesajdı bunlar.
Bu yılki mesajında, mesajı veren öznenin bir dönüşüme uğraması, beklenebilir ve beklenmelidir.
Öcalan’ın bu mesajı muhtemelen, Türkiye çapında politika yapan bir Türkiye politikacısının veya Türkiye politikası aktörünün diliyle olacaktır veya böyle olması gerekir.
Olayların ve gelişmelerin mantığı bunu zorladığı gibi, zaten Öcalan’ın bütün programı ve politik mesajının da varacağı ve varması gereken nokta budur.
HDP’nin Türkiye partisi olmak için büyük mesafeler kat ettiği; Demirtaş’ın konuşmalarının Türkiye’nin batısındaki Türklerde titreşimler yarattığı ve tam da böyle bir dille ve özne olarak konuştuğu bir noktada Öcalan’ın hala savaşan bir Kürt hareketinin önderi olarak, o bakışı açısıyla veya ifade edilmemiş olsa bile öyle bir yaklaşımla bir mesaj vermesi kendi sonunu kendinin getirmesi olur.
Bu nedenle Öcalan’ın mesajı Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir Türkiye politikacısının mesajı olacaktır. Böyle bir dili ve böyle bir gizli öznesinin olacağı öngörülebilir. Elbet mesajın içinde aynı zamanda bu öznenin çerçevesindeki Kürt hareketinin önderi olmasının izleri de bulunacaktır ve bulunabilir. Ama bunlar bir kuyruk sokumu gibi geçmişin kalıntısı olarak var olmaya devam edecektir. Esas niteliği veren özellik bu olmayacaktır.
*
İkincisi, mesajın muhatabı da değişecektir muhtemelen. Bu mesajında bu yeni öznenin diliyle, Türkiye’deki tüm halklara hitap edecektir. Yani artık Türkiye halkının içinden Türkiye halkına hitap eden bir özelliği olacaktır denilebilir. Hatta Kürtlere yönelik mesajları bile böyle bir özelliğe sahip olabilir.
Ama kanımızca mesajın daha önemli bir niteliği, Türkiyeli bir politikacı olarak, tüm Ortadoğu halklarına ve dünya halklarına ve hükümetlerine bir mesaj olması olacaktır. Onun esas yeni ve özgül niteliğinin bu olacağını sanıyoruz.
Öcalan artık bu noktaya gelmiş bulunuyor. Olaylar onu böyle konuşmaya zorluyor. PKK’nın Ortadoğu’da bir politik güç olarak ortaya çıktığı ve farklı bir alternatif sunduğu koşullarda; hem dünyadaki en etkili güçlerin çekişme alanı olan hem de halkları ateş içinde yanan Ortadoğu’da tüm dünyaya mesajlar vermek gerekir. Bunu vermezseniz siz kendinizi bizzat bu çapta görmüyorsunuz demektir.
*
Öznenin ve muhatabın bu değişimi elbet içerikteki bir vurgu değişimiyle birlikte gidecektir ve gitmelidir.
Mesaj esas olarak Türkiye ve Ortadoğu’ya ilişkin bir vizyon sunacaktır büyük bir olasılıkla.
Yani hem Türkiye halkına, hem Ortadoğu halklarına, hem dünyadaki etkili güçlere ve halklara Ortadoğu’ya ilişkin somut bir çözüm ve vizyon sunmalıdır ve sunacaktır.
Öcalan bunu yaptığında, artık uluslararası bir aktör haine gelecektir. Sunacağı vizyonun ne olduğu “Demokratik Modernite”, Ekolojik Demokratik Toplum” gibi kavramlarda, yayınlarda veya Rojava’daki küçük deneylerde zaten yeterince görülmektedir.
Böylece Öcalan vizyonuyla, hem hükümetin felsefi bir tartışma olarak gördüğü 10 maddeye ilişkin bir somut programı Türkiye’nin gündemine de taşımış olacaktır; hem de bunu Ortadoğu’ya uyarlanmış haliyle bir somut program olarak Ortadoğu halklarına ve tüm dünyanın en önemli güçlerine sunmuş ve bir taşta iki kuş vurmuş olacaktır.
*
Öcalan’ın ne diyeceğini bilmeden, bu güne kadarki verilerle ulaştığımız çıkarsamalar bunlardır.
Eğer Öcalan böyle bir mesaj sunmazsa, yani hala bir Kürt hareketi lideri olarak, günlük politikanın ayrıntıları içinde kendini kaybetmiş, günlük basının yazarlarının ufkunun ötesine gitmeyen bir mesaj sunarsa, Ortadoğu çapında bir vizyonu Ortadoğu ve Dünya halklarına ve hükümetlere açıklayan Türkiye siyasetinin parlayan yıldızı olarak bir mesaj vermezse, bu, onun, şu an zirvede olmasına rağmen, olaylarca aşılmış; olayların akışının onun ufkunu aşmış olduğunu gösterir. Tabii bu da zirvenin aşıldığını ve gerileyişin başladığını işaret eder.
*
Peki, bizim mesajımız ne?
Biz ise bir dünya cumhuriyeti kurmayı; uluslara ve ulusal devletlere karşı mücadeleyi en baş ve temel sorun olarak gören bir dünya yurttaşı veya İnsan açısından Ortadoğu’da demokratik olmanın; yani ulusu, bir dille, dinle, vs. ile tanımlamayı reddetmenin ve merkezi bürokratik cihazları parçalamanın acil bir görev oluğunu söylüyoruz.
Bu görev bağlamında şu an Türkiye’de en acil görevin; yakalanacak taktik ya da zinciri sürükleyecek ana halkanın, seçimlerde HDP’nin yüzde on barajını aşması olduğunu söylüyoruz.
Öcalan’ın ve Kürt hareketinin varabileceği en ileri nokta (Bir dünya cumhuriyeti ve ulusların yıkılması ve onlara karşı mücadele) aslında bizim hareket noktamızdır. Bugün farklı uçlardan hareket ederek aynı noktadayız.
Keza somutta Kürt hareketi ve Öcalan, henüz demokratik bir ulusçu bile olmaktan uzaktır. Henüz hala politik birimlerin dillere ve direnlere göre tanımlanmasını reddetmemekte; onları politik birimler olarak eşit kılmaya çalışmaktadır.
Bu diller ve dinler içindeki mücadelenin bir başlangıç noktası olabilir ama ulusları dillere ve dinlere göre tanımlayanların içinde politik olanın (yani ulusların) dillere ve dinlere göre belirlenmesini reddedenlerin bir mücadelesi ve zaferi olmadan o model Lübnanlaşma ve dağılmayı engelleyen paternalist bir egemenlik arasında bir sarkaç gibi gidip gelecektir.
20 Mart 2015 Cuma
Demir Küçükaydın



Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...