26 Ekim 2014 Pazar

Politik Azınlıklar ve Matematik Azınlıklar

Ulus sorununda ve kavramında “azınlık” kavramının iki farklı kullanımının ve anlamının ayrılmaması her zaman büyük kafa karışıklığına ve demokrasi mücadelesinin zayıflamasına yol açar: Azınlığın politik ve matematik anlamlarının farkı.
Bu fark sadece iki farklı alana has bir fark değildir; aynı zamanda farklı ulus kavrayışlarına da karşılık düşer. Aynı zamanda bu mücadelenin de bir aracıdır.
Politik bir azınlığı yok etmenin yolu politik çoğunluğu yok etmekten geçer.
Ama matematik bir azınlık yok edilemez, adı üstünde sayısal bir azınlıktır. Bunun yolu azınlığı bir takim niceliklerle (kotalar, hasılanın bir bölümünü aktarmalar vs.) eşitlemekten geçer.
Örneğin bir ulus, bir dille (Örneğin Türk, Kürt ve Arap ulusları) bir dinle (İran veya İsrail) bir kültürle (Avrupa) vs. tanımlanmışsa, o tanımlanan dilden, dinden, kültürden olmayanlar politik olarak “azınlık” olurlar. Tanımlanan dil, din veya kültürün nüfusun çoğunluğunu oluşturması bile şart değildir. Ama genellikle, hatta kural olarak, resmi olarak tanımlanmış dil, din veya kültür vs. aynı zamanda çoğunluğun veya nüfus içindeki en büyük grubun dili, dini, kültürü ile özdeştir.

Yani diyelim ki, Türklükle tanımlanmış ulusta, Türkçe Resmi dildir. Her yurttaşın onu bildiği veya bilmek zorunluluğunda olduğu varsayılır; Okullarda Türk Edebiyatı ve Türk Tarihi okutulur vs. vs.. Okullar ayrıdır. Bu fiziksel değil, içeriksel bir ayrılık olarak anlaşılmalıdır. Irkçı biçimlerde okulların ayrılığı fiziksel bir ayrılığa da denk düşer.
Böyle bir ulusta ana dili Türkçe olmayanlar veya kendini Türk kabul etmeyenler, bir politik azınlık durumunda olurlar; nicelik olarak azınlık olmamaları bir anlam taşımaz. Baskı altında yaşarlar. Matematik olarak bir azınlık olmaları bile şart değildir. Bunlar politik azınlıklardır.
Bu azınlıklara karşı politik çoğunluk şöyle davranabilir:
a)      Onların varlığını tümüyle inkar edip, onları çoğunluğun dilini, dinini öğrenmeye veya ona göre yaşamaya zorlamak. (Tipik örneği Türkiye, İran)
b)      Onların varlığını tanıyıp, onlara kendi dillerini öğrenebilecekleri ek dersler koymak veya onlara belli hareket alanları sağlamak, örneğin devlet dairelerinde onlara tercüman vermek. (Tipik örneği bugünkü Avrupa veya Kuzey Irak’taki Kürt Devleti veya resmi adıyla “Kürt Özerk Bölgesi”). Türkiye’nin liberalleri de Türkiye’nin böyle olmasını hayal ediyorlar.
Türkiye’deki mücadele, birincisinden ikincisine geçme mücadelesidir denebilir.
Devlet ve Hükümet, bu geçişi olabildiğince yavaş, az ve gıdım gıdım, küçük adımlarla; devletin gücünü hiçbir şekilde zayıflatmayacak şekilde yapmaya çalışıyor.
Kürt Hareketi, Kürtlerin azınlıkta olduğu yerlerde, Türklerin (Kürtlere ve diğer azınlıklara) bu azınlık haklarını tanıdığı; Kürtlerin çoğunlukta olduğu yerlerde de Kürtlerin (Türklere ve diğerlerine) benzer azınlık haklarını tanıdığı bir modeli savunmaktadır.
Türk Devleti, fiilen Kürtlükle tanımlanmış, ama kendine eyalet veya demokratik özek denen bir bölgenin, karar vermesini kabul edemeyeceğini; bunun fiilen iki devlet anlamına geleceğini ve bölünme olacağını söylüyor. (Ki doğrudur.)
Yani ulusun Türklükle tanımlanmasını tartışma konusu bile yapmıyor ve Türklükle tanımlanmış ulusta, Türklüğü daha gevşek tanımlayarak, (örneğin Irkla değil de Kültürle tanımlayarak ama yanı zamanda “azınlıkların” kendi dillerini öğrenme hakkını da tanıyarak)  gidebileceği en ileri noktayı çizmiş bulunuyor.
Kürt Özgürlük hareketi ise, “Korkma benim ayrı devlet kurma gibi bir niyetim yok; sen istesen de ben bölünmem” diyerek, Kürtlerin Politik bir birim olarak bölünmemeye kendilerinin karar vereceği bir biçimi hedefliyor. Ama Kürt Özgürlük Hareketi de ulusun bir dille tanımlanmasını aynen Türk Devleti gibi algılıyor.
Kürtlerin bir kısmı da bunu, şimdilik mecburen köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek gibi kabul edip, aslında bir Kürt devletine giden yol için, taktik bir aşama olarak görüp öyle destekliyor.
Aslında Kürtler, Türk devletinin ilerde çok zorda kalınca vermeyi kabul edeceğini; yani azınlıkları tanımayı falan, şimdiden uyguluyorlar. Yani Avrupa Modeli ya da Türk devletinin gideceği en ileri nokta, az çok Kürt belediyelerinde var.
Kürt Özgünlük Hareketi, Türk devletini, azınlıkların haklarının tanındığı eşit iki partner olarak Kürt ve Türk devletlerinin birliğine razı etmeye; Türk Devleti de Kürt Hareketi’ni Türk devleti içinde tanınmış azınlık hakları ve genişletilmiş bireysel haklarla, (ama merkezi ve bürokratik yapıya hiçbir şekilde dokunmadan) kalmaya zorluyor.
Bu iki programın çatışması kaçınılmazdır er veya geç çatışma çıkacaktır.
Ancak iki modelde de ulus bir dille tanımlanmakta ve azınlıklar bulunmaktadır. Bu azınlıklar politik azınlıklardır. Yani ulus öyle tanımlandığı için var olan azınlıklardır.
Ama bu azınlıkları yok etmenin bir yolu daha vardır; çoğunluğu yok etmek.
Yani ulusun Türklükle, Kürtlükle vs. tanımlanmasını reddetmek.
Bu nasıl bir eydir veya nasıl olur?
Ulusun resmi dili olmaz; herkesin ana dilinde eğitim hakkı olur (ana dilini öğrenme hakkı değil, bu bir azınlık hakkıdır) okullarda herhangi bir dilin edebiyatı değil; tüm dillerden eşit sayıda temsilcinin bir araya gelerek belirlediği bir kurulun hazırladığı (yani ne Türk, ne Kürt, ne Ermeni, ne Çerkez, ne Süryani, ne Rum vs. ama hepsinden biraz.) bir edebiyat kitabı okutulur. Herkes kendi ana dilinde ama aynı edebiyat kitabını okur. Tarih kitabı da öyle hazırlanır. Her dilden, dinden, kültürden tarihçilerin ortaklaşa hazırladığı ne Türk, ne Kürt, ne Yunan, ne Ermeni vs. tarihi olmayan bir Tarih. Tabii herkes bu aynı tarihi, tıpkı aynı fiziği kendi ana dilinde okuduğu gibi, kendi ana dilinde okur. Dil sadece bir araçtır, içeriği belirlemez. Bu sistemde okullar ayrı değildir. Bu fiziksel bir ayrılık olarak anlaşılmamalıdır, içeriksel bir ayrılık yoktur. Herkes aynı eğitimi kendi ana dilinde görür. Dilin (aynı şekilde dinin, kültürün vs.) politik bir anlamı yoktur. Devlet Dil körüdür veya diller karşısında tarafsızdır.
Böyle bir ülkede politik azınlık olmaz; çünkü artık politik olarak tanımlanmış bir çoğunluk yoktur.
Bu demokratik bir cumhuriyetin olmazsa olmaz koşuludur.
Bu amaç için mücadele etmek, hem Türkleri, hem Kürtleri, Hem Ermenileri karşıya almak demektir. Çünkü Türkler, Kürtler, Ermeniler vs. hepsi, politik olanın böyle bir dile, dine dayanmadan tanımlanmasını bile tasavvur edemeyen gerici milliyetçilerdir.
O halde bu Demokratik Cumhuriyet için mücadele her şeyden önce Türkleri Türklüğe karşı; Kürtleri Kürtlüğü karşı, Ermenileri Ermeniliğe karşı, yani Hazreti Muhammet’in deyimiyle kendi nefislerine karşı kutsal savaşa çağırmak demektir. Bu savaşta da en etkili çağrılar Türkler Türklere Türklüğe karşı savaş çağrısı yaptığında; Kürtler Kürtlere Kürtlüğe karşı savaş çağrısı yaptıklarında yapmış olurlar
Elbette Türklüğe karşı olmak derken, politik olanın Türklükle tanımlanmasına karşı olmayı kast ediyoruz. Ancak böyle bir Türklükle tanımlanmamış bir demokratik cumhuriyette, Türkler de en özgür biçimde örgütlenebilirler.
Ama o örgütlülükleri bir futbol takımı taraftarlarının örgütlülüğünden farklı olmaz ve olmamalıdır.
İşte politik azınlıkların böyle tamamen ortadan kalktığı, dil; din, kültür körü bir demokratik Cumhuriyette de azınlıklar sorunu olacaktır. Ama oradaki azınlıklar sorunu artık politik olarak azınlıklar değil; matematik azınlıklar sorunu olacaktır.
Evet, diyelim ki bütün diller eşit olacaktır ama çoğunluklar sırf çoğunluk oldukları için, politik alanın dışında, günlük hayatta bazı fiili imtiyazlara sahip olacaklardır.
Demokratik bir cumhuriyet, bu politik olmayan, matematik bir azınlık olmaktan doğan dezavantajlı durumlara karşı da tedbirler almak zorundadır.
Bunu politik olarak baskı altında bulunmayan engelliler, çocuklar veya yaşlılar üzerinden örnekleyebiliriz.
Türk bir engelli, Türk olduğu için, Türk olmasından doğan özel bir baskıya uğramaz veya engelliliği nedeniyle politik bir baskıya uğramaz. Ama engelli olduğu için, genellikle yollar, merdivenler, tabelalar gören ve yürüyen çoğunluktaki insanlara göre yapıldığından sürekli olarak baskı altında, dezavantajlı bir durumda yaşar.
Nüfusun çoğunluğu tekerlekli sandalye ile hareket etseydi muhtemelen bütün yollar tekerlekli sandalyelere göre yapılır ve engelliler özel bir baskı altında olmazlardı.
Burada tamamen hiçbir politik anlamı olmayan, tamamen matematiksel bir azınlık sorunu vardır.
İşte, sadece özürlüler için değil, farklı dinler, diller için de böyle matematiksel azınlık sorunları da olabilir.
İşte demokratik bir cumhuriyet, artık, bu matematik azınlıkların da, tümüyle ortadan kaldırılamasa bile daha az problemli yaşayabilmeleri için de kaynaklarının bir kısmını ayırmak, onlara kotalar ve sağladığı imtiyazlarla, bu azınlık durumunda bulunmalarından doğan eşitsizliği minimuma indirgeyen uygulamalar yapmak zorundadır.
Türkiye’de matematiksel azınlıkların hiçbir değeri yoktur ama devlet bu matematik azınlıklara yönelik yaptığı kimi uygulamaları, (örneğin seçimlerde engellilerin oy kullanmaları) sanki politik azınlıklar çözümüne de cevapmış gibi koyarak, matematik azınlıklar konusunu, politik azınlıklar sorununu engellemenin bir aracına dönüştürmektedir.
(Aslında reformların devrimci mücadelelerin yan ürünleri olmalarının bir başka örneğidir bu. Kürtlerin mücadelesi, devleti daha önce hiç değer ve kulak vermediği, matematiksel azınlıklara ilgi göstermeye ve o alanda verdiği tavizleri Kürt hareketine karşı kullanmaya itmiş; bu da engellilerin hayatlarında küçük de olsa bazı iyileştirmeler sağlamıştır.)
Çünkü Matematik azınlıklar Türk devletinin var oluşundaki temeli, ulusun Türklükle, bir dille tanımlanmasını sorun etmemektedir ve tehlikeye atmaz. Aksine onu pekiştirmenin bir aracı olarak kullanılabilir.
Bu nedenle, matematik azınlıkların hakları için mücadele edenler, sorunlarının gerçekten çözümünün her zaman politik azınlıkların yok edilmesinden; dolayısıyla çoğunluğun yok edilmesinden; Türklüğün yok edilmesinden geçtiğini görmelidirler.
Bu nedenle de Türklüğü terk edip (ulusun Türklükle tanımlanmasına son verme mücadelesine girip) birer Demokrata dönüşmelidirler.
 İşçi sınıfı nasıl gerçek sosyal eşitlik (sosyalizm) görevini, ancak biçimsel eşitliğin(demokratik cumhuriyetin) olduğu yerde önüne koyabilirse; matematik azınlıklar da gerçekten sorunlarını ancak politik azınlıkların olmadığı yerde ortaya koyabilir ve çözebilirler.
Bunun biricik yolu ise, politik azınlıkları yok etmekten bunun için de politik çoğunluğu yok etmekten geçer.
Politik çoğunluklar yok olduğunda politik azınlıklar da yok olur ve matematik azınlıkların sorunu gündeme gelebilir.
Demir Küçükaydın

26 Ekim 2014 Pazar

Hiç yorum yok:

Süreyya Erdem’in Ardından - İnanılmaz Rastlantılar ve İki Resmin Hikayesi

Facebook verilerimizi toplayıp Big Data olarak kullanıyor ama en azından dostlarla haberleşme ve onları uzaktan da olsun izleme ve hatır...