31 Ağustos 2014 Pazar

Politikam Bilimseldir Bilimim Politik (“Karaburun Bilim Kongresi” ve “Marksizm'in ve Sosyalizmin Sorunları Sempozyumu” Üzerine Çeşitlemeler – (2)

“Ahlakım Politiktir, Politikam Ahlaki”
Leon Troçki
“Ahlaki ilkelerimizin kaynağı proletaryanın sınıf mücadelesi gerçekleri ve ihtiyaçlarıdır.” Lenin

Bilim ve politikanın ayrı şeyler olduğu bugün adeta bir “Lapalis hakikati” gibi görülen yaygın ve egemen bir görüştür.
Bizim iddiamız ya da tezimiz veya temel önermemiz ise, bizzat bu ayrılığın kendisinin bilim dışı ve politik olduğu; yani bir ideoloji daha da doğrusu bir dinin temeli olduğudur.
Çünkü her şeyden önce bu kavrayıştaki bilim (ve politika) kavramlarının kendisi bilim dışıdır.
Bizlerin bugünkü bilim kavramı Aydınlanma ile oluşmuş ve kafalara yerleşmiştir. Örneğin bu kavrayışa göre, bir inanç (din) vardır, bir de bilim; bunlar zıtlık içinde ve birbirine karşı olarak koyulur.

Ancak, soru şudur: biz gerek bilimi gerek dini böyle tanımladığımızda onları hangi kategorilerden şeyler olarak tanımlamış oluruz?
Hemen cevap verelim. Dini ve bilimi böyle tanımladığımızda onları epistemolojik (bilgi teorisine ilişkin) olarak kategorize etmiş oluruz.
Ama bilim de din de toplumsal bir olgudur, epistemolojik değil. O halde sosyolojik kategori ve kavramlarla tanımlanmaları gerekir.
Bilimi ve dini epistemolojik olarak kategorize etmenin veya öyle tanımlamanın kendisi nedir? Yani sosyolojik olarak böyle sosolojik bir olguyu epistemolojikolarak kategorize etmenin anlamı nedir?
Buna bizim cevabımız, bunları bizzat epistemolojik kategoriler olarak kategorize etmenin kendisi bir politika, bir ideoloji daha da doğrusu bir dindir.
Yukarıdaki soru şöyle de sorulabilir: Bilim ve din, epistemolojik değil, sosyolojik olgular, toplumsal olgular olduklarına göre, sosyolojik olarak bunlar nasıl tanımlanabilir?
İşte bütün can alıcı nokta buradadır.
Bugünkü bütün yaygın ve genel kabul görmüş; öyle olduklarından hiç kuşkulanılmayan, din, bilim, ahlak, politika, felsefe vs. kavramları için bu soru sorulduğunda, örneğin “politikayı bilimden (ya da dinden) ayrı bir şey olarak tanımlamanın kendisi nedir”; “neden böyle bir ayrım vardır”; “bu ayrımın karakteri nedir” gibi soruları sorulduğunda ve cevapları arandığında, bizzat bu ayrımın ve kategorileştirmelerin kendisinin modern toplumun dini, toplumsal örgütlenmesi; üstyapısı olduğu ortaya çıkar.
Bizim son yıllardaki bütün yazı ve çalışmalarımızın özü bu ayrımın kendisinin bizzat bir din olduğunu göstermekte toplanmaktadır.
Yani bu toplumun dininin sırrı, bu dinin din olduğunun görülememesinin sırrı, bu dinin din tanımındadır; ya da kendisinin din olmadığı (bir ilim, rejim vs.) olduğu iddiasının bizzat sosyolojik olarak bir din olması noktasında toplanır.
Bugünkü bütün bilim ve toplum, bir kuyunun içinde olup, kuyuya düşmemek için hep önüne bakan dolayısıyla kuyuda olduğunu anlayamayan bir insanın durumundadır.
Bu dışına çıkılmaz çemberin dışına çıkmak için de sosyolojik olarak dinin ne olduğunu sormak gerekir.
Sosyolojik olarak Din nedir?
Sosyolojik olarak, dinin kişisel bir sorun (burada da başka anlamda inanç denmiş olur) olduğunu söylediğinizde; bir ideoloji olduğunu söylediğinizde, dinin sosyolojik bir tanımını yapmış olmazsınız. Onu hukuki bir olgu olarak kategorize etmiş olursunuz ve ancak, politik alana bulaşmayan şeyler din olabilir gibi normatif bir tanım yapmış olurusunuz.
Sosyolojik olarak dini bir ideoloji veya bir parti olarak tanımlıyorsanız, ideolojiler ve partiler ancak sınıflı toplumlarda olabileceğinden, sınıfsız toplumlarda dinin varlığını açıklayamazsınız?
Demek ki bu tanım da yetersizdir.
Dinin sosyolojik olarak ne olduğunu toplumsal yapıdaki yerinden hareketle ve toplumun yapısına ilişkin kavramlarla bir iç tutarlılık içinde anlaşılabilir ve ayrıca din tanımı tarihteki, bugünkü ve gelecekteki tüm toplumlar için geçerli olmalıdır.
Dinin ne olduğu üzerine araştırma yapıldığında da aslında dinin üstyapı denen analitik kavramın karşıladığı şeyin ta kendisi olduğu görülür. Yani ahlak, bilim, bilim tanımı, felsefe, felsefe tanımı, hukuk, sanat, ahlak, eğitim hatta bizzat din tanımı vs. her şey dinseldir.
O zaman bu genellemeden hareketle şu soru otomatikman gündeme gelir: eğer din üstyapının kendisi ise ve üstyapı olmadan toplum olamayacağına bu analitik bir kavram olduğuna göre bu toplumun üstyapısı yani dini nedir veya nasıl tanımlanabilir?
İşte ayt üst edici keşif tam da bu notadadır. Burada dini epistemolojik veya hukuki olarak kategorize etmenin kendisinin aslında tamı tamına bir din olduğu görülür.
O zaman aslında tam da bu ayrıma ya da kavrayışa dayanan ve bu ayrımı ya da kavrayışı yeniden üreten her şeyin, en din dışı gibi görülen rock konserinin de dinsel; yani bu ayrıma dayanan bir dünyaya ait olduğu ve bu ayrımı bile yeniden ürettiği görülür; çünkü din dışı tanımının kendisi dinseldir; modern toplumun dininin bir kavramıdır. “Din dışı” sosyolojik olarak ancak “üstyapı dışı”, yani altyapıya ait anlamına gelebilir.
İşte ancak böyle bir bakış içinde, bilimin politik, politik olanın da bilimsel olduğu anlaşılabilir.
Biz bu toplumun din, bilim vs. tanım ve ayrımlarının dinsel olduğunu söylediğimiz; bizzat bu ayrımların kendisinin modern toplumun dini olduğunu söylediğimiz an, aslında dinin sosyolojik bir tanımını yapmış oluruz.
Ama bu da aynı zamanda başka bir din tanımıdır ve başka bir dindir. Bu dinin özelliği bizzat dinin sosyolojik ya da bilimsel tanımına dayanmasıdır. Yani dinin sosyolojik bir tanımını yapmak ve bu ayrımların kendisinin bu toplumun dini olduğunu söylemek aslında bugünkü toplumun dininin karşısında yeni bir dinin vaazıdır. Ama bu dinin kendisi bilimseldir, çünkü dinin bilimsel bir kavrayışına dayanmaktadır.
Yani bu din, aynı zamanda tarihin ve toplumun yasalarına dayanmakta onları ifade etmektedir.
Bu noktada, bugünkü dinin bilim din ayrılığının yerini; bilimin din olması ya da dinin bilim olması, bugünkü dinin iddia ettiği bu ayrılık ve zıtlığın aşılması gerekliliği alır. Böylece bilim ve din ayrılıkları ortadan kalkar. Toplum kendi üstyapısını (dinini) bizzat toplumun analizine dayanarak; tarihsel sürecin ve ekonomik altyapıya uygunluğu ile bilinçli olarak yeniden kurmaya başlar.
Bu hem bir devrimdir hem de devrimlerin sonu demektir. Din bilim olduğu an, yani toplumun üstyapısı, altyapının gereklerine uygun olarak bilinçli bir şekilde tanımlanıp şekillendirildiğinde, kırılmalar ya da kabuk değiştirmeler gibi devrimler; altyapıya uygun yeni üstyapıların büyük yıkılışlarla eskinin yerini alması gereği ve olanağı ortadan kalkar.
Toplum artık, dış iskeletten (kabuklular vs.) iç iskelete geçmiş; her aşamada kabuğunu veya dış iskeletini yeri baştan kırıp o günkü durumuna uygun yeni bir kabuk oluşturma zorunluluğundan kurtulmuş olur.
Toplumsal üstyapı (din) değişikliklerinin, tıpkı bir omurgalının yaşamında bir aşamadan diğer aşamaya, büyük kırılmalara ve kabuk değişimlerine yol açmadan, örneğin basit ergenlik gerilimleriyle, gerçekleşmesi mümkün olur.
*
İşte bu arka plan ışığında Karaburun Bilim Kongresi ile Marksizm'in ve Sosyalizmin Sorunları Sempozyumu’nun zıtlıkları anlaşılabilir.
Karaburun Bilim Kongresi, bizzat kendisi bilim ve politika ayrılığını gidermek gibi bir iddiada olasına rağmen, bu ayrımı veri kabul ederek ve onu yeniden üreterek var olan sistemin en büyük koruyucusu ve destekçisi olmaktadır. (Bu özelliği ile kendi iddialarının aksine, doğuşundan anti Marksist’tir.)
Ama Marksizmin ve Sosyalizmin Sorunları Sempozyumu ise bizzat bu ayrımın kendisinin ve anlamının sorgulanacağı yerdir.
*
Geçen yıl biz bu ayrımı bizzat gidip Karaburun’da eleştirmek ve tartışmak istediğimizde buna müsaade edilmedi; önerimiz reddedildi.
Biz ise, hodri meydan diyoruz. Gelin ve dayandığınız bilim ve politika anlayışlarınızı savunun. Anlayışınızın Marksizm'in ve/veya sosyalizmin bir sorunu olmadığını gösterin.
Aşağıda geçen yıl Karaburun Bilim Kongresi’ne tam da bu konuda yaptığımız ve reddedilen müracaatımızı, ki bu görüşlerin kısa başlaklarıydı, aktarıyoruz.
Sunmak istediğimiz bildirinin başlığı: “Bilim ve Politika Ayrılığı ve Birliği Üzerine” idi.
Bu konudaki bildiri sunma önerimiz reddedildi.
(Ama buna karşılık sunulan konularla ilgisiz nice öneri kabul edildi ve programa alındı.)
Bir kurulun kendi dayandığı varsayımları tartışmak isteyen bir bildiriyi reddetmesi, sadece örgütleyicilerin kendileri hakkındaki iddialarla gerçek arasındaki makası göstermez; ama aynı zamanda kendine güvensizliği gösterir.
Burjuva hukukunda bile yargıçlar taraf oldukları davalara bakmazlar.
Karaburun bilim Kongresinde ise, taraf olanlar aynı zamanda yargıçlık yapıyorlardı.
Aşağıya o zamanki reddedilen müracaat metnini aynen aktarıyoruz.
Demir Küçükaydın
30 Ağustos 2014 Cumartesi


*
“Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar”
Theodor Adorno
8. Karaburun Bilim Kongresi
04 – 07 Eylül 2013
Karaburun - Mordoğan / İzmir
İktidar ve dayanışma
 


BİLDİRİ ÖNERİSİ BAŞVURU FORMU
(lütfen bu formu 1 Nisan 2013’e kadar kongrekaraburun@gmail.com adresine gönderiniz)

Sıra No
(Düzenleme Kurulu tarafından doldurulacak)


Çalışmanın Başlığı

Bilim ve Politika Ayrılığı ve Birliği Üzerine


Başvuru Sahiplerinin
Adı Soyadı
Çalıştığı Kurum
Görevi / Unvanı
E-posta adresi
Telefonu
Demir Küçükaydın
Emekli
Yok
0536-9268251





















ÖZET ya da ÇALIŞMA TASLAĞI
(lütfen aşağıdaki soruları da yanıtlayarak 500 sözcükten az olmayan bir metin yazınız)
Bu yılki çağrıda konu tanımlanırken şu satırlar okunuyor:
“Karaburun Bilim Kongresi’nin bilim ortamına özgün katkılarından biri, Türkiye’de bilim ve siyaset alanlarının arasında kendi sınırlarını/duvarlarını aşarak bir ilişki kurabilmesi için gösterdiği çabadır.
Kongremiz; ezilenlerden ve emekçilerden yana siyaset yapanların bilimsel bilgiden beslenmesini sağlamayı, toplumsal ideolojinin oluşumunda egemen güçlere karşı alternatif toplumsal yaklaşımları canlı tutmayı, “öteki”yi korumak için bilim insanlarını bir araya getirerek ezilenlerin iktidar mücadelesini yükseltmeyi ve tüm bunlar için de toplumsal dayanışma yöntemlerini irdelemeyi amaçlamaktadır.”
Bildirimin konusuna bu satırlar ilham vermektedir ve aslında bildiride bu satırlar tartışılıp ardındaki gizli varsayımlar ortaya çıkarılarak, bizlerin bugünkü bilim ve siyaset kavrayışlarının ardındaki daha derin varsayımlar ortaya çıkarılıp eleştirilmeye çalışılacaktır.
Böyle bir tartışma ile Karaburun Bilim Kongresi’nin kendisini tartışmasının kapısı açılmaya çalışılacaktır.
Önce en görünebilir ve en yüzeydeki gizli varsayımdan başlanacaktır.
Bu gizli varsayım, Bilim ve Siyaset’in ayrılığıdır. Ayrı alanlar olmasıdır. Bunları birleştirme çabasından söz etmenin veya böyle bir çabanın kendisinin bile ancak bu gizli varsayımla var olabildiği birlik çabasının bizzat bu ayrılığı ve ayrı kavranışı nasıl yeniden ürettiği gösterilecektir.
Sonra yine bu bağlamda biraz tarihsel arka plana girilip bu alandaki bazı soru ve sorunlar ele alınacaktır.
Bilim ve Siyasetin ayrılığı oldukça yeni bir kavrayıştır.
Sınıflı toplum öncesinde iktidar, yani devlet olmadığından siyaset de yoktur ve bunların bir ayrılışı söz konusu olamaz.
Daha sonra bilim esas olarak rahipler tarafından yapılmış ve siyaset de krallarca. Ama ilk krallar aynı zamanda rahiplerdi. Yani bilim ve siyaset aslında birdi ve birbirinden ayrılmış değildi.
Daha sonra Kral ve rahiplerin ayrılması görülse de bu işlevsel bir ayrılık olup kavramsal değildir.
Tabii burada aynı zamanda ikincil bir konu olarak rahiplerin devletleşmesi gibi el kitaplarında ele alınan ve anlatılanlardan farklı bir süreç de gündeme gelir ve buna da kısaca girilecektir. Klasik olarak, devlet, sınıf mücadelesi aracı olduğuna göre, önce sınıfların sonra da bu sınıfların aracı olan devletin ve siyasetin ortaya çıkası beklenir. Ancak tarihte tam tersi olmuş, devlet sınıfları yaratmıştır. Devleti ise yaratanlar rahipler olmuştur. Bir bakıma siyaseti yaratan bilimdir.
Tabii mantıken tersi olması gerekirken niçin tarihte böyle tersi bir yol izlendiği bir sorundur ve arada bu konuya da kısaca girmek ve tartışmak gerekecektir.
Bu bağlamda genel olarak geçişlerin ve özel olarak bu geçişin sorunlarına da kısaca değinilecektir. Birer örnek olarak kapitalizme ve neolitik devrime geçişte de bu sorunun nasıl ortaya çıktığı gösterilecektir.
Bu kısa yan yollardan sonra tekrar ana konuya dönülerek, bütün kapitalizm öncesi sınıflı toplumlar tarihi boyunca bilim ve siyasetin bir ayrımının yokluğu kısaca gösterilecektir. Bu ayrım hem toplumsal olarak yoktur hem de kavramsal olarak farklı kategorilerden kabul edilmezler.
Bilim ve Siyaset ayrımı, önce siyasi denen ayrı bir alanının varlığını ve bunun toplumsal hayatta ayrılmasını varsayar.
Peki, bu ihtiyaç nereden ve nasıl çıkmıştır?
Bu ayrımın kendisinin modern toplumun örgütlenmesinin anahtarı olduğu bu nedenle de özel ve politik ayrımının, bir analitik ayrım değil, toplumsal örgütlenmeye ilişkin bir ayrım olduğu ele alınacak ve gösterilecektir.
Bu bağlamda, yine ikincil bir konu olarak, analitik kavramsal ayrımlarla; toplumsal örgütlenmeye ilişkin ayrımların farkına ve tehlikelerine değinilecektir.
Bu başlı başına ayrıca tartışılması gereken bir konu olmakla birlikte, bu konu bağlamında geçer ayak değinilecek ve bu ayrıma ve karıştırmalara dikkat çekilecektir.
Daha sonra toplumsal örgütlenmedeki bu özel ve politik ayrımının aynı zamanda nasıl bilim ve siyaset ayrımını da mümkün kıldığı ele alınacak, yine ikincil bir konu olarak, geçer ayak değinilmek üzere bunun bilimler sınıflamasındaki ve bilim kurumlarının örgütlenmesindeki yansımalarına da kısaca değinilecektir.
Kongre’nin çağrısındaki bilim ve Siyaset ayrımının analitik değil, var olan sistemi onaylayan ve yeniden üreten, toplumsal örgütlenmeye ilişkin özelliği sergilenecektir.
Bilim ve siyaset “alanları”ndan söz etmenin tam da bunun bir yansıması olduğu gösterilecektir. Ama bu alanların aslında bilim ve akademik arasında gizli bir özdeşlik kurduğu konusuna girilecektir.
Burada bilimin akademik alanla ve faaliyetle tanımlanmasının çağrının diğer bölümlerinde de yansıyan yanlarına dikkati çekilecektir
Dolayısıyla kongrenin bilimi akademik alanla sınırlamama iddialarına rağmen, fiilen gizli varsayım olarak nasıl tam da böyle sınırladığı gösterilecektir.
Ayrıca yine çağrının siyaseti de geniş anlamda ele alma iddialarına rağmen nasıl oldukça dar ele aldığı bunun yansımaları da ele alınacaktır.
Özetle bildirinin bilim ve siyaseti birleştirme iddialarına rağmen fiilen nasıl ayırdığı ve bu ayrımı yeniden ürettiği; bilimi akademik faaliyetle sınırlamama iddialarına rağmen fiilen nasıl sınırladığı gösterilecektir.
Böylece bütün bu gizli varsayımların analizlerinden sonra, ezilenler için mücadele edenlerin ama özellikle Marksistlerin niçin aynı zamanda hem bir bilimci ve hem bir siyasetçi olmak zorundalığı
Ama bunun da bugünkü toplumda ancak akademik dünyanın dışında olabileceği yani neredeyse fiili ve pratik olanaksızlığı ele alınarak, buradan akademisyenler için somut bir mücadele programı şekillendirilmeye çalışılacaktır.
Anahtar sözcükler
Bilim, Politika, Akademi, Pratik, Praxis, Ezilenler
Çalışmanın ana temayla ilişkisi (tema dışı ise önemi)

Çalışmanın temel savı
Bilim ve politikanın birliğinden söz etmek ve bu yönde bizzat bu Kongre gibi pratikler yapmanın kendisi bunları ayırmaktır ve bu ayrılığı yeniden üretir. Bu ayrılığı aşmanın yolu bu birliğin “praksis”idir. “Praksis”te ise teori pratik, pratik de teoridir.
Çalışmanın alanındaki tartışmalara katkısı
Bilinen ve yaygın görüşleri tersinden okuyarak var olan duruma dışarıdan bakmayı sağlayıcı bir işlevi olabilir
Çalışma hangi alt başlıkta değerlendirilmelidir?
Hukuk ve Siyaset, İdeolojiler, Din, Bilim ve Üniversite, Sınıf Mücadeleleri ve Devrimler

TEMEL KAYNAKÇA
(lütfen, çalışmanızdaki en önemli atıfları yazınız)
Esas olarak analitik bir çalışma olacağından hem yüzlerce kitabın tortusu vardır hem de kaynak yoktur. Benim daha önce çıkmış kitaplarımdan “Marksizm’in Marksist Eleştirisi”, “Bir Devrimcinin teorik ve Politik Otobiyografisi”, Denemeler”, “Tersinden Kemalizm, Alevilik, Din, Ulus, Bilim ve Politika Üzerine” bir kaynak olarak belirtilebilir.

EK BİLGİ
(Başvuru Formu üzerinde belirtmek için yer bulamadığınız bilgileri bu alana yazabilirsiniz)
Çalışma daha önce başka bir ortamda paylaşıldı mı?
Hayır, ama çalışmada ifade edilen fikirlerden bazılarına bazı yazılarımda değinmişliğim vardır.
Mesleki, bilimsel, vb. kuruluşlara üyelikleriniz?
Yok
Daha önce Karaburun Bilim Kongresi’ne katıldınız mı?
Evet, iki kere birinde (2011) sadece dinleyici olarak, ikincisinde (2012) bir de bildiri sundum.
Bildiriniz programa alınırsa sunum için gereksinimleriniz? (bilgisayar, projektör, tepegöz, vb.) –
Yok

Marksizm ve Sosyalizmin Sorunları Sempozyumu

E-Mail:
Blog:
Mail Grubu:
Twitter:
Facebook Etkinlik
Facebook Grup:


Hiç yorum yok:

CHP, HDP ve İyi Parti’ye Çağrı: Erdoğan’a Bir Şans Verin

Sınıflar, örgütler ve kişiler kendi sonlarını genellikle dünyanın ve her şeyin sonu olarak görürler ve ellerinde güç ve yetki varsa kendi...