25 Haziran 2014 Çarşamba

HDK – HDP Kongreleri ve Farklı Soyutlama Düzeyleri

İzlenim, adı üstünde yüzeysel olan; görünür olandır. Dün “İzlenimler”e devam edemedik, dolayısıyla konu biraz eskidi sayılır. Bu durumda, “İzlenimler”e devam etmektense, biraz daha derine girmeyi deneyelim. Ama yine de “izlenim” babından bizim de kimi benzer gözlemlerimizi içeren ve doğrulayan birkaç yazıya işaret edelim:
·         T24’de Aydın Engin’in, 'Halkların' tamam, peki 'Demokratik'?
·         Özgür Gündem’de Ayhan Bilgen’in Öcalan gölgesinden, Öcalan damgasına
·         Başlangıç’ta Ecehan Balta’nın, HDP Kongresi: Kısa Bir Değerlendirme

*
Gelelim izlenimlerin ötesine. Kongreyi başka bir soyutlama düzeyinde değerlendirelim. Bu değerlendirmeler yukarıda izlenim babından zikredilen yazılardaki değerlendirmelerin zımni bir eleştirisi de olacaktır. Bir başka soyutlama düzeyine geçelim.
Kimileri bu kongreleri şöyle değerlendiriyor: geçen HDP kongresi daha coşkulu, renkli ve kitleseldi; bu sefer o kadar değil; HDK’nın ilk kongresindeki coşku, heyecan, kitlesel katılım ve renklilik bu kongrede yoktu.
Evet, benzeri gözlemleri biz de yaptık ama bunların bir ölçü olarak alınır duruma gelmesinin kendisi yeterince bir fecaattir.
Gerçekten devrimci ve demokratik bir örgütün ya da partinin kongreleri “muhteşem”, “kitlesel”, “kalabalık”, “görkemli”, “renkli”, “coşkulu” vs. olmaz. Bu ölçüler egemen sınıfların partilerinin kongrelerinde olur. Zaten böylelerinin en iyilerini de onlar yapmaktadırlar.
Gerçekten devrimci ve demokratik örgütlerin kongreleri, esas ve temel sorunların tartışılacağı, fikirlerin, sistemli görüşlerin bir biriyle mücadele edeceği; uzlaşmalar yapacağı alanlardır. Orada ölçüler tartışılan sorunların nasıl tartışıldığı; alınan kararların içeriği bakımından olur.
Gerçekten devrimci ve demokratik partiler sembollere, izlenimlere, medyatik mesajlara zerrece değer vermezler. Onların değer verdikleri, kimsenin değer vermedikleri olur.
Gerçekten devrimci ve demokratik partilerde, Alevilerin, Kürtlerin, ekolojistlerin, LGBTİ’lerin vs. kotaları, temsilleri olmaz. Onlara verilecek mesajlar gözetilerek kadrolar, yönetici organlar veya kararlar oluşturulmaz. Onların dengelerine göre seçimler yapılmaz.
Ama HDK ve HDP daha kuruluşunda bunun tersini benimsemiş; hatta bunu bir olumluluk olarak gören ve yücelten bir partidir.
Gerçekten devrimci partilerde de farklı görüşler, platformlar, eğilimler, fraksiyonlar olur; bunlar birbiriyle yarışır ve etkilerini arttırmaya çalışır. Etkilerini arttırmak için farklı eğilimler ittifaklar yapabilir; ortak karar tasarıları hazırlayabilir.
Ama bunlar Alevileri, Müslümanları, Kürtleri, Türkleri, Çerkezleri, LGBTİ’leri, kadınları dikine bölen kararlar ve gruplaşmalar olur. Çünkü gerçekten devrimci ve demokratik bir partide ve düzende bunların hiçbir politik anlamı olmaz ve olmamalıdır. Yani devrimci ve demokratlık demek: Alevilerin, Müslümanların, Kürtlerin, Türklerin, Kadınların, Çevrecilerin vs. “birlik”lerini bölmek demektir.
Çünkü Alevilerin veya Müslümanların; Türklerin veya Kürtlerin birliği demek bunların burjuvazisinin ve gerici sınıflarının egemenliği demektir.
Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, Müslümanların vs. temsilcileri, kotaları, onları gözeten temsilciler vs. demek,  onları bir bütün gibi ele almayı gerektirir; böyle bir varsayımı zorunlu kılar. Dolaysıyla yapısı, tabiatı, moda deyimiyle “fıtratı gereği” gericidir.
Ama var olan toplum, fiilen böyle bölünmeler içindeyse, elbette bu düzeye inilip taktik düzeyde manevralar yapılabilir; ancak bütün bunlar bu dillere, dinlere vs. göre bölünmüşlüğü aynen kabullenip yeniden üretmek için değil; onu yok etmek için; onu yok etmeye hizmet edip etmedikleri bakımından; Alevleri, Müslümanları, Kürtleri, Türkleri, demokratlar ve demokrat olmayanlar diye bölmek için yapılabilir.
Bizim bütün önerilerimiz böyledir. Hep bütün bu bölünmeleri bölmek amacına yöneliktirler. Pratik olarak bu amaca hizmet edip etmedikleri tartışılabilir ama niyet ve amaç budur. Doğru olan budur. Gidiş yolu doğrudur. Gerisi bir hesap hatası anlamını taşır.
Ama HDK ve HDP’nin bütün yapısı ve mantığı bütün bunları yeniden üretmekte ve yeniden üretecek bir toplumsal yapı için mücadele etmektedir fiilen.
Temel yanlışlık buradadır.
Bizim programımız ve örgüt anlayışımız ile HDK ve HDP’nin programı ve örgüt anlayışı aslında birbirine tamamen zıttır.
Aslında HDK ve HDP’nin yapısıyla amaçları arasında tam bir uyumun varlığından bile söz edilebilir. Dile, dine, kültüre vs. göre tanımlanmış politik birimlerin temsiline ve birliğine göre tanımlanmış bir sistemi hedeflemekte ve buna uygun bir yapı oluşturmakta böyle bir yapıyla bununu için mücadele etmektedir.
Bu durumda, her araç tabi olduğu amaç açısından değerlendirilebileceğine göre, eleştirmek yanlış olmuyor mu?
Olmuyor, çünkü genel olarak ifade edilmiş biçimiyle hedef; yani “demokratik cumhuriyet” ve “demokratik ulus” söylemi doğrudur.
Amaç böyle tanımlandığı için bizim eleştirilerimiz vardır. Demokratik Cumhuriyet böyle temsillerle değil böyle temsillere karşı olabilir ancak; demokratik bir örgüt;  böyle dengeler ve temsillerle değil; bireysel eşit üyelerle olabilir.
Toparlarsak, daha görkemli, daha renkli, çeşitli grup ve örgütlere daha dengeli ve etkili temsil olanakları sunmuş bir örgüt ve kongre aslında daha tehlikelidir.
Bunlar yanlış bir amacın araçladırlar çünkü.
Ama demokratik bir cumhuriyet ve ulusla ilgisi olmayan ama öyle adlandırılan bir programa uygun bir yapıdır bu yapı.
Bugünkü Türkiye’nin Türklükle tanımlanmış, hiçbir dile, dine hayat hakkı tanımayan gericiliğine göre, onu esnetecek, reforme edecek; ama aynı zamanda demokratik olmayan bir cumhuriyet ve ulus kuracak bir yapıdır
*
Şimdi de başka bir soyutlama düzeyine geçelim.
Bu kongreler, sosyolojik olarak, Kürt Özgürlük Hareketi dediğimiz öznenin verdiği ve vermek istediği mesajların araçları ve bu hareketin politik mücadelesinin araçlarıdır aynı zamanda.
Yani sadece programa uygun araçlar değildirler; aynı zamanda mesajların; imgelerin oluşturulmasının da araçlarıdırlar.
Buraya kadar eleştirdiğimiz bütün özellikleri, yani aslında anti demokratik ve manüplatif karakterleri, Kürt Özgürlük hareketinin gerçek önderliğinin ülkenin legal politikası alanında mesajlarını verecek ve onların politikasına hizmet edecek araçlar olmalarıyla ilgilidir.
Bu nesnel işlevleri açısından bakıldığında da, yapıları onlara yüklenen işleve uygundur.
Dolayısıyla genel olarak demokratik mücadele ve kendi iddiaları açısından, hedef ve iddialarla çelişen; özü gereği gerici olan bu yapı aynı zamanda, bugünün Türkiye politikasında, var olan en demokratik karakterli hareketin önderliğinin kendini ifade araçları olarak demokratik bir hareketin araçları işlevini görürler. Ayrıca buna ek olarak, bu hareketin dağlarda ve hapiste bulunan, yasa dışına itilmiş önderliğinin yasal alandaki politikasının araçlarıdır. Yani birbirinin içine geçmiş iki işlevleri vardır.
Bu farkları gören ve ezilenlerin gözüne kül atmak istemeyen bir sosyalist şöyle diyebilir:
“Türk devleti Türklükle tanımlanmıştır. Bunun yarattığı baskıya karşı bir Kürt hareketi ve direnişi vardır. Ezilenin direnişi olduğu için haklıdır ve desteklenmelidir. Bu hareketin bir ifadesidir. O halde desteklenmelidir.
Öte yandan, bu haklı hareketin gerçek önderliği dağlarda ve hapistedir. Bu önderlik kendisi doğrudan politik mücadele alanında yer alamamakta ve doğrudan kendisi legal platformda yer alamamaktadır. O zaman bu önderliğin kendi politikalarının aracı olacak, kendi politikalarını ifade etmeye hizmet edecek legal ve açık araçlara ihtiyacı vardır. Bu araçların kendi çizgisinin dışına çıkmaması ama aynı zamanda bağımsız gibi görünmesi gerekir. Bu oldukça zor ve çelişik bir iştir. Çünkü bu araçlarda yer alan insanlar basit kuklalar değildir. Her an sürekli olarak kendi sınıfsal, ideolojik vs. eğilimlerini yansıtırlar. Önderlik bunları nasıl kontrol altına alacaktır? Öcalan ve Dağın manevi otoritesi kadar fiili örgütsel gücü vardır ama bu yetmez. Aynı zamanda bütün diğer eğilim ve çizgileri dağınık ve güçsüz olarak bırakmak; gücü olanların gücünü de çelişenleri birbirine karşı dengeleyerek nötralize etmek gerekir. İşte bu örgütlerde yapılan tam da budur. Bu bakımdan bu kongreleri kendi iddialarıyla değil, gerçek sosyolojik ve nesnel işlevleriyle ele almak gerekir. Ve öyle yaptığımızda, bunlara fazla bir anlam yüklememek gerekir.”
Buna bağlı olarak şöyle bir tavır da koyabilir:
Bizler egemen ulustan sosyalistler olarak, Türk devleti karşısındaki bu haksız ve eşitsiz durumu biraz olsun kolaylaştırmak için, bu uzaktan kumandaya yarayan araçların birer vidası olmaya çalışıyoruz. Ancak Kandildekiler tam özgür bir ortamda politika yaptıklarında; Öcalan çıkıp bu hareketin başına geçtiğinde, o zaman böyle dolaylı kontrol mekanizmalarına; politikayı yürütecek dolaylı ve kontrolden çıkmayacak araçlara ihtiyaç olmaz. Şu an işlevimizi böyle tanımlıyoruz ve öyle davranıyoruz.”
Örneğin, anladığım kadarıyla E. Kürkçü kendi durumunu ve konumunu biraz böyle tanımlamaktadır artık, böyle ifade etmese de. Bu anlaşılabilir. Ama bunu teorice etmek ve Abdülhamit’in argümanlarıyla desteklemek, yani ideolojik bir teslimiyet yanlıştır.
Biz de, “bizi kullanın” diyorduk. Biliyorduk ki, sadece Kürt organlarında birer Türk olarak varlığımız bile, bu hareketin Kürt burjuvazisi karşısında “bütün Türkler böyle değildir, bakın böyle demokrat ve devrimci bizi destekleyen Türkler de vardır” mesajı vermesine hizmet ediyordu. Bu mesajla Kürt burjuvazisi karşısında, onun ideolojik etki ve saldırısına karşı bizleri bir denge unsuru olarak kullanabiliyordu.
Elbette diplomaside şeyler böyle açıkça adlarıyla tanımlanmaz, devrimci yoldaşlıktan, enternasyonalizmden falan dem vurulur ama o retoriktir. İşin özü budur.
İşte Türk sosyalistlerinin bu kongredeki nesnel olumlu işlevi de budur.
Sadece varlıklarıyla bile, karşı denge oluşturarak, Özgürlük Hareketi’nin Kürt ulusal hareketi içindeki mücadelede hareket alanını genişletmesine hizmet ederler.
Yani gerçek işlevleri açısından bakıldığında bu kongrelerin tamamen bu amaca uygun yapılar olduğu da görülür. HDK ve HDP’nin, gerçek önderliğin, yani Öcalan ve Kandil’in belirlediği politikaların legaldeki savunucuları olmaları gerekiyor. Bunun için de tamamen onların kontrolünde olması gerekiyor. Onların kontrolünde olabilmesi için de yapısının böyle anti demokratik olması gerekiyor.
Yani gerçekte var olan güçler ve hizmet ettiği amaç açısından bu kongreler ve örgütlerin yapısı yanlış değildir.
Ama bir devrimci veya sosyalist bunu açıkça koyar; “evet bu yapı demokratik değildir ama bu anti demokratik yapı bugün Türkiye’de en demokratik hareketin kendini ifadesinin bir aracıdır. Bu koşullarda başka türlü olması da zordur. Bu nedenle bu anti demokratik özelliğini savunuyorum” diyebilirsiniz.
Bu tavır açıktır, ayıktırıcıdır ve kimseyi yanıltmaz. Ayrıca ideolojik bir teslimiyet anlamına da gelmez.
Maalesef olmayan budur.
25 Haziran 2014 Çarşamba


Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...