7 Şubat 2014 Cuma

“La İlahe İllallah”ın Sosyolojik ve Tarihsel Anlamı ve Günümüz Dünyası (Kelime-i Tevhid’in Marksist Tefsiri)

Allah’tan başka tanrı yoktur!”
Her kabilenin (komünün) kendisinden geldiğine inandığı “put”unun (toteminin) olduğu bir toplum yapısı, Sasani ve Bizans imparatorluklarının çürümesi nedeniyle tıkanmış Orta Yol’dan (İran üzeri) Güney Yolu’na (Hint Okyanusu) kaymış dünya ticaret yolları üzerindeki, Cidde limanının antreposu Mekke ve Medine şehirlerinde her yerde olduğundan daha fazla var olan iktisadi ilişkilerle çelişki içindeydi. Bir yanda o zamanın ölçüleriyle dünya ticareti, diğer yanda kendi kabilesinden ötesini görmeyen, her birinin ayrı hukuku olan, her kabilenin birbirine düşman ve kan davalı olduğu bir toplumsal yapı.
Allah’tan başka tanrı olmadığını söylemek, bu toplumun, artık onun yaşama ve gelişmesi önünde katlanılmaz bir engel haline gelen kandaşlığa, yani totemlere, putlara dayanan üstyapısını parçalamak, onun yerine tüm insanların aynı tanrının yarattığını, dolayısıyla eşit ve kardeş olduğunu söylemek, hepsini aynı hukuka bağlamak anlamına geliyordu.

Kabe’deki putların parçalanması veya yakılması; her kabilenin kendisinin soyundan geldiğini kabul ettiği totemlerin yıkılmasının anlamı ise, kandaşlık ilişkilerinin yıkılması; totem ya da kan kardeşliği yerine; tüm insanların kardeşliğine inananların kardeşliğinin geçirilmesiydi.
Totem (Put), soyu ve kandaşlığı belirleyerek on binlerce yıl boyunca, hem toplumsal örgütlenmenin temelini oluşturmuştu. Bu, yetmiş bin yıl boyunca, insan türünün yaşam savaşından başarıyla çıkmasını sağlamış üstyapı (Din) artık uygarlığın (sınıflı toplumun) ve gelişen dünya ticaretinin önünde katlanılmaz bir engel haline gelmişti.
Marks’ın “Gelişmelerinin belirli bir aşamasında toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine, ya da bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar.” dediği gibi ve toplum bir devrim dönemine girmişti. Ve bu devrimin bayrağında, “La İlahe İllalah” yazıyordu. Yani, aynı totemden gelenler değil, tüm insanların kardeş olduğuna inananlar kardeştir.
Tüm insanların kardeş olduğuna inanmayıp da aynı totemden gelenlerin kardeş olduğuna inananlar, yani İslam’ın deyişiyle “puta tapanlar” ise, kardeş değil “kafir”dir. Onlara karşı “Cihat” yani kutsal savaş, yani devrimci mücadele gerekir.
Hazreti Muhammet döneminin totemleri ve putları ne ise bu günün dünyasının ulusal bayrakları, ulusal devletleri ve ulusal sınırları da aynı şeydir.
Ve üstüne üstlük, Muhammet döneminin puta taparları, bir Allah inancından butlara inanmaya doğru bir geri dönüş yapmamışlardı; onlar zaten hep “cahiliye”de yaşamışlardı. Ama bu günün putları (yani ulusal bayrakları, ) ve puta taparları (yani ulusçuları) ve aşiretleri (ulusları) hem Aydınlanma gibi ulusların değil tüm insanların eşitliğini savunmaktan geriye gidip ulusların eşitliğine; yani insanların eşitliği yerine ulusların eşitliğini geçirmişler hem de İslam ve Hristiyanlık gibi, Allah’a inananların kardeşliğini önermiş büyük dinlerden sonra gelip, tüm insanların kardeşliği yerine, aynı dil, din, etni vs. ile tanımlanan bir ulusdaşlığı geçirmişlerdir.
Bu günün dünyasında, ulusal bayraklar ve uluslar, Muhammet döneminin putlarından ve puta taparlarından bile insanlık için daha korkunç bir engeldir. İnsanlığın varlık ve yokluk sorunu bu engelin yıkılmasına bağlıdır.
Tıpkı Hazreti Muhammet’in o putlara karşı yürüttüğü savaş ve devrim gibi bir devrim gerekmektedir.
Tıpkı Muhammet’in o putları yakıp yıktığı gibi, bu günün bütün ulusal bayraklarını, devletlerini, sınırlarını yıkacak bir devrim gerekmektedir.
Bu günün dünyasında gerçek Müslüman olmak, tüm ulusal bayraklara, sınırlara, devletlere karşı her dinden, her dilden, her kültürden, her “ulustan”  insanların eşitliğini ve kardeşliğini ve buna uygun dünya çapında bir düzeni savunmaktır.
Bu günün dünyasının ulusal devletlerin yasalarına uyan, ulusları yıkıp bir eşit insanların dünya cumhuriyetini kurmak gibi bir derdi olmayan Müslüman veya Hıristiyanları aslında birer milliyetçi; yani puta tapardan başka bir şey değildirler. Bunlara karşı tıpkı bir zamanlar la ilahe illalah bayrağıyla putlara karşı verilmiş savaş gibi; aynı ulustan olanlar değil; tüm insanların kardeş olduğuna inananlar kardeştir bayrağıyla bir savaş vermek gerekmektedir.
Bu kutsal savaşın nasıl bir yol izlemesi gerektiğini yine bizlere Hazreti Muhammet göstermektedir. O, tek tek kabilelerin içinde, kabilelerin kardeşliğini isteyenleri iktidara getirmek gibi bir ham hayalin peşinden koşmadı; aşiretler düzeninin koruyarak onu düzeltmeye çalışmadı; onu yıktı, yıkmak gerektiğini söyledi. Yani çeşitli putların bir araya gelmesi ve aralarında bir uzlaşma yapması için uğraşmadı. Putları yıkma çağrısı yaptı.
Bugünün dünyasına aktarırsak, tek tek ulusları koruyarak o uluslarda ulusların kardeşliğini savunanları iktidara getirmeye çalışmak gibi bir hayalin peşinde koşmadı; yani ulusların bir araya gelip aralarında bir uzlaşma ve düzen kurması çağrısı yapmadı. Ulusları yıkma çağrısı yaptı diyebiliriz.
Sosyalistlerin Enternasyonalizmi, ulusları koruyarak, onların kardeşçe ilişkilerini savunmaya denk düşer. Uluslara karşı bir savaş ve onları yıkma çağrısı değil; ulusları koruyarak onların barışını kurma çağrısıdır. Bunun yanlış bir yol olduğunu göstermişti. Son ikiyüz yılın deneyleri de gösterdi.
Yani Hazreti Muhammet çok daha devrimci bir yol ve strateji geliştirdi. Kan kardeşliğine karşı din kardeşliği. Böylece çok farklı kabilelerden tüm insanların kardeşliğine inananları bir tek bayrak altında birleştirerek, kan kardeşliğine karşı, yani putlara karşı savaş açmak.
Bu gün insanlığın ihtiyacı olan tam da budur. Ulusların kardeşliği yerine insanların kardeşliğine inananların kardeşliği.
Ulusal devletlere, ulusal sınırlara, ulusal bayraklara, ulusçulara, yani bu günün kafirlerine, puta taparlarına ve putlarına karşı kutsal savaş. Ulusçulara ve uluslara karşı kutsal savaş.
Yani, ne ulusal ne de dinsel ayrılıkları, sınırları, devletleri bayrakları tanımıyoruz. Tüm insanların kardeş olduğuna inananların kardeşliğine inanıyoruz. Buna göre bir toplumsal düzen için mücadele ediyoruz.
Lailahe illalah’ın anlamı budur ve bugün gerçek Müslüman olmak bunun için mücadele etmekten geçer.
Milliyetçiler putların düzenini savunan kafirlerdir.
21 Aralık 2004 Salı


Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...