30 Ekim 2013 Çarşamba

Gezi ve Türban - HDP ve BDP Vekillerine Bir öneri: Türbanla ve Kravatsız

Yarın meclis açılırken birkaç kadın vekili başörtüsü ya da türbanla girmeyi deneyecekler. Bu durumda HDP ve BDP’yi vekiller de tarafsız ve sessiz kalmamalı, Açık ve aktif bir tavır geliştirmeli, hatta bu hareketin başına geçmelidirler.
HDP ve BDP’li vekillerin meclise başörtüsüyle ve kravatsız gelmesini öneriyoruz. Yani kimsenin kılığı kıyafeti ile uğraşılmamalı mesajı verilmeli. BDP’li başık açık vekillerin protesto etmek için başörtüsü veya türban takmalarının, kesa erkek vekillerin de kravatsız gelmelerinin değeri ve anlamı farklı olur.
Bu öneriyi genel seçimlerden sonra da Meclis açılışı öncesinde yapmıştık. Ancak o zaman Meclisin boykot edilmesi vesiyesiyle uygulanma veya tartışılma imkanı olmamış, öneri kadük olmuştu.
Şimdi tekraraynı öneriyi yapıyoruzz. Bu HDP’nin yeni bir parti olarak ilk önemli çıkışı da olabilir.

Bu ayrıca Gezi’nin mesajına da uygundur. HDP “Gezi’den öğreneceğiz” diyor; biz Gezi’yiz diyor. Böyle bir amaç elbette doğrudur. Ama Gezi’nin mesajı buydu. Cuma namazı klan müslümanlara koruma sağlayarak ve Yeryüzü İftarlarıyla bu mesajı vermeye bizim kimsenin dini, imanı, giyinişi ile sorunumuz yok ve bu özgürlükler için de mücadele ediyoruz demeye çalışıyordu. Duran adam aynı zamanda başörtüsü yasağını protesto eden adamdı. Bütün bunlar Erdoğan’ın taraftarlarını Gezi’ye karşı mobilize etme ve bunun için de 1950 model cepheleştirme taktiğini geçersiz kılmıştı.
Gezi’nin mirasına ve mesajına sahip çıkmak için HDP ve BDP yarın Meclis’e Türbanla ve Kıravatsız gelmelidir.
Aşağıda eski yaptığımız biçimiyle öneri.

Blok Milletvekillerine Yemin Töreni İçin Bir Öneri: Türbanla ve Kravatsız


“(...)Buna rağmen şu ana kadar onlar kadar bürokratik hale gelmediğimizi ve bu fikrin bizim aramızda tartışılmasının eğlenceden başka hiçbir şeye neden olmayacağını umuyorum.
Sahiden, zevki neden faydayla birleştirmeyelim? Neden gülünç, zararlı, yarı gülünç, yarı yararlı ve benzeri şeyleri açığa çıkarmak için bazı komik veya yarı komik oyunlara başvurmayalım?” (Lenin, Az Olsun Öz Olsun)

Pek yakında Meclis açılacak, ilk kez bu kadar çok demokratik özlemlere sahip ve bir kısmı kendini sosyalist olarak tanımlayan Milletvekili bu mecliste yer alacak.
Daha Meclis açılmadan, Sosyalist hareketin tarihinden bihaber olanların kafalarındaki umacı sosyalist şablonuna göre provakasyon ve haber üretimi başladı. Sosyalist milletvekillerinin yemin etmeyeceği, bunun sosyalist ideallerle bağdaşmadığı gibi haberler yayıldı ama bunlar derhal Blok bileşenleri tarafından yalanlandı.
Öneriye geçmeden önce, bu vesileyle, sosyalistlerin bu yemin konusundaki temel görüşlerini ve işçi ve sosyalist hareketin tarihindeki bu konudaki deneyleri de kısaca aktaralım. Bu da önemlidir devrimci gelenekleri unutup hafıza kaybına uğramışlara karşı.
Bırakalım sosyalistleri, on dokuzuncu yüzyılda, sıradan demokratlar bile, eski toplumun yadigarı bu yemin ritüellerine karşıydılar. Ama burjuvazi her zaman olduğu gibi, bu talebi hiç bir zaman tutarlı olarak savunmadı ve gerçekleştirmedi. Bunu Paris’in işçileri Paris Komünü’nde 1871’de gerçekleştirdiler, ilk yaptıkları bu yeminlere ve yemin törenlerine son vermek oldu.
Bu nedenle tutarlı demokratlar ve sosyalistler yeminlerin ortadan kaldırılmasını savunurlar.
Ancak ritüellerin toplum hayatındaki önemi ve varlığı da inkar edilemez. Dünya tarihindeki bütün toplumlarda ritüeller vardır. Ritüeller elle tutulup gözle görülebilir olmayan toplumsal gerçekliklerle bir bağ kurmanın hatta bu gerçekliği var etmenin  aracıdırlar.
Eğer çok da gerekli görülürse, sosyalistlerin savunması gereken bir tek yemin olabilir, İslam’ın kelimei şahadeti gibi: “Tüm insanların ve insanlığın eşitliği için çalışacağıma kutsal bildiklerim üzerine söz veririm.
Böyle bir yemin, tıpkı putlar karşısında insanları eşitleyen Allah’ın birliğini ve varlığını kabul gibi, uluslar ve ulus devletler karşısında tüm insanları ve insanlığı birleştiren ve eşitleyen biricik doğru yemin olabilir. Bu yeminde hiç bir ulusun ve ulusçuluğun izi yoktur, aksine günümüzün putları olan ulusal bayraklara ve yine günümüzün aşiretleri olan uluslara ve ulusal devletlere karşı biricik insanlığı savunur. Anayasa tartışmaları olursa, Blok milletvekillerinin yeminlerin kaldırılmasını, o da olmazsa böyle bir yemini savunmaları gerekir.
*
Ama Yemin’e karşı olmaktan sosyalist milletvekillerinin yemin etmeyeceği sonucu da çıkmaz. Tüm insanlığı birleştirme ve eşitleme ideali bakımından, meclis te bir mücadele alanıdır, orası da savaşın bir siperidir. Savaşta ise düşmanı yenmek için savaş hilelerine baş vurmak, hele ezilen sınıflar ve güçsüzler için şarttır.
İlk Müslümanlar nasıl henüz çok güçsüz olduklarında Putları tanımadıklarını açıkça ifade etmekten kaçınıyorlardı; Allah’a inançlarını gizli olarak savunuyorlardı; böyle davranmadıkları takdirde daha doğmadan yok edilmeleri mukadder idiyse; sosyalistler de hatta demokratlar da benzer şekillerde davranırlar ve davranmaktadırlar.
Örneğin yeryüzünde binlerce sosyalist uluslara ve ulusçuluğa inanmadığını söylemektedir. Ama bunu söyleyen sosyalistlerin hepsi aynı zamanda, bir ulus ilkesine göre örgütlenmiş, var olan ulusların ve ulusal devletlerin yurttaşları olarak o ulus devletlere askerlik yaparlar, vergi verirler, onların yasalarına uyarlar. “Benim ulusum yok, ben uluslara inanmıyorum, bu nedenle bu devlete vergi verimyorum, askere gitmiyorum, yazalarını ve mahkeme kararlarını tanımıyorum” demezler. Çünkü diyemezler bunu dedikleri an soluğu tımarhane veya hapishanede alırlar.  Toplu halde dedikleri takdirde de isyan etmiş muamelesi görülüp bire kadar kırılırlar. Yani aslında uluslara ve ulusçuluğa karşı olan sosyalistler de tıpkı ilk Müslümanlar gibi “takiye” yapmaktadırlar.
Yemin konusu da böyledir, hem genel olarak yemine, hem de o yemin edilen içeriğe de karşı olunmasına ve reddedilmesine rağmen yemin etmek gerekir, tıpkı vergi verildiği gibi, ki ona karşı mücadele edilebilsin.
Yanlış hatırlamıyorsam, bu yemin konusu Ekim devrimi öncesi dönemlerde, Duma’daki Bolşevik Milletvekilleri için de söz ve tartışma konusu olmuş ve Lenin, buradaki yaklaşıma uygun olarak, sosyalist milletvekillerinin “Çar baba için” yemin etmeleri gerektiğini söylemişti.
*
Yemin konusunda unutulmuş ve artık kimsenin ilgisini çekmeyen ezilenlerin hafızası bakımında bu hatırlatmayı yaptıktan sonra önerimize gelelim.
Tabii bu öneriyi yaparken, seçilmiş ama tutuklu bulunan milletvekillerinin serbest bırakılıp Meclis’e geldiklerini var sayıyoruz. Bu olmadığı takdirde, Blok milletvekillleri, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” diyerek, onlar Meclis’e gelmedikçe Meclis’e gelmeyeceklerini açıklamalı ve diğer milletvekillerini de kendileri gibi davranmaya çağırmalıdırlar.
Aşağıdaki öneriyi çok uzun zamandır düşünüyordum ve arada Leyla Zana ile ilgili bir haberde Zana’nın “belki bu sefer baş örtüsüyle gelirim” anlamında bir şeyler söylediğini görünce, bu fikirle sadece benim değil başkalarının da oynadığını görüp bu öneriyi açıktan yapmaya karar verdim.
Bu kısa nottan sonra  önerimize gelelim.
Öneri şudur.
Meclis’in ilk oturumuna, yani yemin törenine, Blok milletvekillerinden kadın olanlar, türbanla, erkekler kravatsız katılmalıdır. Diğer milletvekillerini de kendileri gibi davranmaya çağırmalıdırlar.
Böyle bir eylemin faydaları nelerdir?
Böyle bir toplu eylem, bir anda Türkiye ve Dünya’nın gündemine oturur ve gündemi belirler.
Böyle bir eylem, somut bir direniş olarak ve alaşılmış bölünmelerle bölünerek hem bir örnek olarak hem de mesajıyla, ezilenlerin demokratik eğitimi ve örgütlenmesine hizmet eder.
Böyle bir eylemle, fiilen “Türkiye Partisi” olunur, Türkiye partisi olmak sözlerinin yerini fiili bir öyle alış alır. Bal bal demenin yerini bal yemek alır.
Eylemin faydalarını biraz daha ayrıntılı ele alalım.
Türkiye’nin demokratlaşması için önce çoğunluğun demokratlaşması gerekir. Türkiye’deki insanların ezici çoğunluğu demokrat değildir. Ne Türkler, ne Kürtler, ne Sünniler ne de Aleviler demokrat değildirler.
Örneğin Türkler Türk olmayanların haklarını savunmazlar, hiç bir Türk’ün Türk olarak çıkıp da, “Bu ülkede anadili Türkçe olmayan milyonlarca insan var, ben anamdan öğrendiğim dille eğitim gördüğüm için bu insanlar karşısında daha baştan imtiyazlıyım. Bu durum beni eşitsiz ve imtiyazlı kılmaktadır. Türkçenin zorunlu eğitim dili olması ülkedeki insanlar arasındaki eşitsizliği arttırmaktadır. Ben bir demokrat olarak her türlü eşitsizliğe karşı çıkmalıyım. Türkçe eğitim zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır, herkes ana dilinde eğitim almalıdır. Ama herkes ana dilinde aynı içeriği okumalıdır. Okullarda “Türk tarihi” okutulmaktadır, bu yanlıştır. Bir tarih, tüm dillerden, uluslardan, dinlerden insanların katılımıyla yazılan aynı ve ortak tarihi tüm insanlar kendi ana dillerinde okumalıdırlar. Ana dilde eğitim okulların ayrılması anlamına gelmez.
 Siz hiç böyle diyen, bunları açıkça ve tavizsiz savunan Türk gördünüz mü?
Türk olmayanların haklarını savunmayan bir Türk demokrat olamaz.
Müslümanlar da dekmokrat değildirler. Siz hiç, “biz Müslümanlar ve Sünniler,  Müslüman olmayan ve müslümanlığı kabul etmeyenlerden alınan vergilerle var olan diyanetin, Maaşı oradan karşılanan devlet memuru din adamlarınındesteğiyle ibadetimizi yapıyoruz. Bu eşitsizlikler Müslümanları imtiyazlı kılmaktadır. Bizler ise insanların eşitliğini savunmalıyız. Bunun biricik yolu, Diyanetin kaldırılması, orada çalışanların eğer istiyorlarsa ve kendilerini var olan gelirleri üzerinden istihdem edecek bir cemaat bulabiliyorlarsa o işe geçebilecekleri, böyleleri olmadığı takdirme hiç birinin mağduriyetine imkan vermeyecek şekilde başka işlerde istihdamı; İmam Hatiplerin kaldırılması; din eğitiminin bütünüyle cemaatlerin kendi inisiyatif ve imkanlarına bırakılması; Din derslerinin kaldırılması veya eğer çok gerekli görülürse, dünyadaki tüm dinleri anlatan, tüm dinlerden bilginlerin katılımıyla hazırlanmış din ve etik derslerinin sosyolojinin veya yurttaşlık bilgisinin bir alt bölümü olarak okutulmusı gerekir. Böyle ezanı insanın kulaklarını sağır eden bir güçle okutup Müslüman ve Sünni olmayanlar üzerinde terör estirmenin alemi de yoktur. Gerçekten eşitlik varsa, ateistlerin de, aynı desibel gücünde ve günde beş vakit “Allah yoktur” deme hakları olması gerekir ve ben bir demokrat müslüman olarak bunu savunmalıyım” diyen Müslüman gördünüz mü?
Müslüman olmayanların hakkını ve kendisiyle tüm alanlarda eşitliğini savunmayan, kendi imtiyazlarına karşı çıkmayan Müslüman demokrat olamaz.
Bu demokrasi yoksunluğu Sadece üstün ve egemenlere has da değildir. Eşitsiz durumda bulunanların çoğu da demokrat değildir. Diyanetin Cem Evlerini tanımasını isteyerek imtiyazlılar arasına katılmak isteyen Aleviler de; Kürtçenin Türkçenin şimdiki konumunda olmasını isteyen Kürtler de demokrat değildirler.
İşte, Blok milletvekilleri, aslında hepsi başı açık kadınlar olmalarına rağmen, türbanla Meclise gelip Meclis ve diğer yerlere türban taktığı için alınmayanların haklarını fiili bir direnişle savundukları takdirde, kendileri gibi olmayanların haklarını savunarak, bu ülkedeki bütün ezberleri bozup, bir demokratlik örneği verirler.
Erkeklerin kravat takmaması belki çok önemli görülmeyebilir ama erkekler de bununla, bu başörtüsü yasaklarını koyunlara karşı olduklarını söylemiş olurlar ve direniyşlerinde kadınları yalnız bırakmazlar. Kıyafet’in hiç bir politik anlamı olmamasını savunurlar.
Böyle bir davranış, bu ülkedeki başı açıkların da kapalıların da ezberlerini bozar ve Kemalizmin ve Politik İslam’ın ortaklaşa oluşturdukları bölünme çizgisiyle bölünür.
Bu eylem başarıya ulaşmasa, Blok milletvekilleri hiç bir zaman meclise giremese bile başarı kazanılmış olur.
Böyle bir eylem karşısında Meclis’in yapabileceği tek şey, derhal toplanıp iç tüzüğü değiştirerek kravatsız ve başörtüsüz girme kuralını ortadan kaldırmak ve Blok milletvekillerine yemin etme olanağı sağlamak olabilir. Bunu yapmadığı takdirde Meclis’te çoğunluğu oluşturan AKP’nin tüm korkaklığı ve demokrasiye uzaklığı herkesçe görülmüş olur.
Bunun için koşullar olağanüstü uygundur.
AKP yasağı kaldırmasa kendi tabanına ters düşer. Kaldırsa, başı açıkların mücadelesiyle başı kapalılar Meclis’e girme hakkını kazanmış olacaklardır.
Ama bu aynı zamanda, politik insiyatifin ele alınması ve gündemin doğru bir sorun üzerinden belirlenmesi anlamına gelir. Demokrasi gündeme taşınmış olur.
Böyle bir eylemi, ülkenin ve dünyanın televizyonları verceklerdir.
Bu nedenle böyle bir eylem, aynı zamanda sadece Türkiye’nin degil, dünyanın bir çok yerindeki ezilenlere de, imtiyazlıların kendi imtiyazlarına karşı mücadelesi ile  bir eşitlikçi mesaj olacaktır.
Ama böyle bir eylem aynı zamanda, Blok’un tam da Türkiye partisi olması., demokratik özlemler üzerinden politika yapması ve toplumun çoğunluğnu kazanmak için, AKP’ye karşı daha radikal ve demokrat bir çizgi üzerinden mücadeleye girdiği anlamına gelir.
Tabii bu eylemde, aynı zamanda bir basın toplantısıyla amaçlar açıklanabilir.
Bu basın toplantısında, örneğin, Meclis’teki Mescit’in yanı sıra Meclis’e gerçek eşitliği ifade etmek üzere birer Cemevi, bir Kilise, bir de inançsızlar için bir yer talebi vs. de toplumun gündemine sunulur. Böylece, AKP’nin çok izlediği mazlum edebiyatına da son verilir, aslyında demokrat olmadığı, müslüman çoğunluğun imtiyazlarını savunduğu teşhir edilir.
Böylece Anayasayı yapacak meclisin demokrat olması gerektiği, bunları kendi içinde yapmayarn bir meclisin ülkeyi de demokratlaştıramayacağı mesajı verilmiş olur.
*
Öneri özetle böyle.
Tabii bu önerinin başka bir verisyonu da olabilir.
Bu daha post modern ve daha medyatik olur. Ne ölçüde ezilen katmanlarda ilgi ve yankı bulur bilmiyoruz. Ama şehirli, modern ve genç kuşakların ve dünyanın başka yerlerindaki başka kültürlerden insanların daha fazla sempatisini toplayabilir.
Bu biçiminde, Kadın milletvekilleri, genellikle politik islamcılar gibi, yine tesettür elbiseleri giyerler. Onları nasıl yasağı demlke için peruk takıyorlarsa peruklar takarlar. Ama bu peruklar, son derece çılgın renkler ve biçimlerde olur. Pembe, mor, bayaz vs.. Böylece bu yasağın anlamsızlığı daha göze batırılıp onunla aynı zamanda alay edilir ve mücadele aynı zamanda bir eylenceye de dönüştürülür.
Aynı şekilde Erkek millmetvekilleri de, madem ki kravat zorunluluğu var deyip çıplak bedenleri üzerine veya yakasız atletler vs. üzerine birer cırlak renkli ve desenli kravat takabilirler.
Bu biçim de bir çok avantaj ve dezavantajlara sahiptir.
Bütün bunlar ele alınıp hangi biçimde nasıl bir davranış gösterieceğine bizzat Blok vekilleri karar verirler.
Önerimizin özü sanırız anlaşılmıştır.
Bir yurttaş ve insan olarak, bir demokrat olarak, bu öneriyi Blok milletvekillerinin bir an önce gündemlerine alıp tartışmalarını diliyoruz.
Bu bağlamda, konuyla ilgili çok önceden, AKP 2002’de iktidara geldiği sıralar yazdığımız iki yazıyı da aşağıya ek olarak koyuyoruz.
Demir Küçükaydın
20 Haziran 2011 Pazartesi


Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...