4 Şubat 2023 Cumartesi

“Millet İttifakı” Yenilgiye, HDP Hezimete Gidiyor - “Millet İttifakı” Yenilgiden, HDP Hezimetten Nasıl Kurtulabilir?

Başlığın zorladığı şu soruyla başlayalım.

Peki neden Millet İttifakı yenilgiye gidiyor da HDP hezimete?

Muhalefetin yenilgisi, Millet İttifakının da HDP’nin de yenilgisi olacak, aynı sonuç Millet İttifakı’nda yenilgi sonucuna yol açarken neden HDP’de hezimet sonucuna yol açsın ki? Bunda bir mantıksızlık yok mu?

Yok.

Aynı olgunun farklı özneler için farklı sonuçlar vermesinin iki nedeni var.

Birincisi, Evet Millet İttifakı ile HDP de aynı Erdoğan rejiminde yaşıyor ama bunun sonuçlarını diğer muhalefet partileri başka HDP başka yaşıyor  Bir yenilgide de HDP yenilgiyi çok daha ağır sonuçlarla, bir hezimet anlamına gelecek sonuçlarla  daha da ağır sonuçlarıyla yaşayacaktır. Millet İttifakı bir golle yenilmiş, HDP on golle yenilmiş olacaktır. Bu nedenle, yaşananın ve yaşanacak olanın kıyaslanamaz farkı nedeniyle, diğer muhalifler için bir yenilgi olan HDP için bir hezimet anlamına gelecektir.

Ama sadece bu nedenle değil.

Hatta esas neden bu değil.

Yenilginin sorumluluğu da HDP’nin sırtında olacağı için hezimet olacaktır.

Neden?

Bütün yazarlar, hatta diğer muhalif partilerin sözcüleri ve bizzat HDP’liler, HDP’nin oyları olmadan Millet İttifakı’nın ve adayının Erdoğan karşısında zafer kazanamayacağını söylüyor, bütün anket şirketlerinin verileri de bunu doğruluyordu.

Ama zaferi HDP’nin tavrına bağlamak, zaferin sorumluluğunu HDP’nin omuzlarına yıkmak anlamına da geliyor. Yani bu zaferin sorumluluğunun HDP’nin omuzlarına yüklenmesi, bir yenilginin sorumlusu olarak da HDP’nin görüleceği anlamına gelir.

İşin kötüsü böyle bir konumlanışı bizzat HDP de benimsemiş bulunmaktadır ve konumlanışın bu anlamının farkında değildir. Zaferin kendisine bağlı olduğundan hareketle bunu bir pazarlık aracı olarak kullanmak istemektedir. “Zaferin anahtarı bendeyse, benimle görüşeceksiniz, beni tanıyacak ve muhatap alacaksınız” dayatması yapmaktadır. Eline fırsat geçmişken kendini pahalı satmayı, “at pazarlığı” yapmayı demokrasi için politik mücadele vermek sanmaktadır. Böylece farkına bile varmadan, yenilginin tüm sorumluluğunu da sırtlanmış olmaktadır.

HDP toplumdaki güçlerin karakterlerini, gerçek güç ilişkilerini, mücadelenin yükselen mi gerileyen mi bir aşamada bulunduğunu gerçekçi ve doğru bir şekilde tanımlayamadığı için, yakalanacak ana halkayı, acil görevi de yanlış tanımlayarak, tamamen yanlış bir politika izledi ve izliyor.

*

HDP herkesin ve tüm anketlerin seçimin sonucunun kendisine bağlı olduğunu göstermesini, kendi pazarlık gücünü arttıran bir unsur olarak değerlendirerek baştan yanlış yaptı ve bu yanlışı sürdürüyor.

Seçimlerin sonucunun kendisine bağlı olmasının, kendisinin pazarlık gücünü değil, yenilgi veya zaferdeki sorumluluğunu arttırdığını görmedi ve görmüyor.

Bu nedenle pazarlık gücünün arttığı hayaliyle, “biz cepte keklik değiliz” politikası izledi.

Aslında bu durumun onun pazarlık gücü arttırmadığını, manevra alanını daraltan, köşeye sıkıştırdığını görmedi, görmek istemedi.

Şu çok basit hesabı bile yapamadı.

Pazarlık gücünün artması için, başka bir talep olması gerekir ki fiyat yükseltilebilsin.

HDP’nin satacağı malın belki bir talibi (AKP ve Erdoğan) vardı gerçi ama ona satamazdı ki? Malı ona satmak, kendisini öldürecek olana silah vermek anlamına gelirdi, yüzüne tükürülünce “yarabbi şükür yağmur yağdı” demek gibi olurdu.

Yani HDP’nin Millet ittifakı karşısında el yükseltmekte kullanabileceği bir alternatifi yoktu.

Erdoğan’a gidemez, Erdoğan’la Millet İttifakı’nı “benimle görüşmez, beni muhatap almazsanız Erdoğan’la anlaşır veya onu desteklerim” diye tehdit edemezdi.

Ettiği takdirde ve giderse, bu kendisini her bakımdan aşağılayana, kendisine her türlü kötülüğü yapana teslimiyet anlamına gelirdi.

Tarafsız kalamazdı, çünkü tarafsızlık Erdoğan’ın işine yarardı.

Yani HDP’nin elinde bir blöf yapacak kartı bile yoktu.

Erdoğan pazarlıkta bir alternatif veya rest çekmek için ele gelmiş iyi bir kart değil, kendisine doğru kaçılamayacak bir bataklık veya uçurum, kendini köşeye sıkıştıracak bir duvardan başka bir şey değildi.

El yükseltmeye kalkması, istediklerimi vermezseniz, benimle görüşmezseniz “kendimi uçurumdan atarım” demekten farklı değildi.

Bu durumda diğerlerinin “atarsan at” demelerinden başka bir şey de beklenemezdi.

Elinde güçlü kağıtlar olmadan ve diğer tüm oyuncuların elinde güçlü kağıtlar olmadığını bildiği bir durumda rest çekmek elinde avucundakinin tümünü kaybetmeyle sonuçlanır. Çünkü bütün diğer oyuncular senin blöf yaptığını, elinde iyi kağıtlar olmadığını bilmektedir. Dolayısıyla hiç tereddüt etmeden blöf olduğundan emin oldukları bu resti görecekler, içlerinden de “iyi ki böyle akılsız biri bize rest çekiyor, Allah böyle oyun ortaklarını eksik etmesin” diye dua edeceklerdir ve de ettiler, ediyorlar.

Kendisiyle görüşmeden programlarını ilan ettiler. Şimdi aynı şekilde başkan adaylarını da belirleyecekler. Sonunda da onların belirlediğini HDP “mike mike” destekleyecek. Başka bir alternatifi yok. Ne tarafsız kalabilir ne de açıktan Erdoğan’ı destekleyebilir.

*

Peki HDP için doğru davranış ne olabilirdi?

HDP’nin durumunu doğru değerlendirip, elindeki kartların çok kötü ve köşeye sıkışmış olduğunu, bir pazarlık için hiçbir kartın olmadığını görmesi gerekirdi.

Ama sadece bunu değil Bir şeyi daha görmesi gerekirdi. Muhalefetin içinde İyi Parti’nin bir zafer istemediğini, iktidarın beşinci kolu olduğunu da görmesi ve hesaplarını bunlara göre yapması gerekirdi.

HDP ile görüşmeyi Masadan kalkma vetosu olarak koyması onun Erdoğan’ı yenmek diye bir derdinin olmadığının en temel kanıtıydı.

Yani sadece elinde el yükseltmek için kart bulunmadığını görmesi gerekmiyordu, muhalefetin içinde muhalefetin kaybetmesini de isteyen bir gücün var olduğunu da görmesi gerekiyordu.

Bu durumda hesabını “muhalefetin kaybetmesini isteyeni nasıl tecrit eder ve etkisiz bırakırım” üzerinden yapması gerekirdi.

Yani bırakalım muhalefet ile muhalefete zafer karşılığında pazarlık yapmayı, muhalefetin yenilgisini nasıl engellerim hesabı yapmalıydı. Çünkü muhalefetin yenilgisi kendi yenilgisi de olacaktır.

Yani karşı tarafın kazanmayı istemediği bir noktada, onların zafer istediği varsayımıyla zafer için bana muhtaçsınız demek, güçlerin karakterini tamamen yanlış değerlendirmekten başka bir anama gelmiyordu.

Zafer istemeyenlere, zafer için rest çekmek veya blöf yapmak, karşı tarafın içinde zafer istemeyenin oyununa gelmek, ona nesnel olarak hizmet etmekten başka bir anlama gelmezdi ve gelmiyor.

Gerçek durum bu olunca, HDP'nin anahtar benim elimde saçmalığına hiç düşmeden, muhalefeti, içindeki hükümetin ajanının (İyi Parti) tuzağından nasıl kurtarabilirim, İyi Parti’yi nasıl tecrit edebilirim ve muhalefetin yenilgisini engelleyebilirim diye bir hesap yapman ve bu hedefe yönelik bir strateji izlemesi gerekirdi.

Yani HDP’nin kendi zaferi ve oyunu arttırmak için değil, muhalefetin yenilgisini engellemek için bir strateji izlemesi gerekirdi.

Varsayalım ki, HDP’nin oyu arttı ama muhalefet yenildiyse, HDP de yenilmiş olacaktır ve yenilmemesine rağmen muhalefetin yenilgisinin bütün günahı ve sonuçları da sırtına binecektir.

O halde, HDP’nin yapması gereken, diğer muhalifleri kendisiyle görüşmeye, pazarlığa zorlamak değil, hiçbir şey talep etmeden, üstelik onların açıklarını nasıl kapatıp bir bütün olarak muhalefetin Erdoğan karşısında zafer kazanmasına nasıl azami katkıda bulunabilirim diye kafa yormaktı.

Hatta bunu halka açıkça da söylemen gerekirdi.

Herkes bizim oyumuzun belirleyici olduğunu söylüyor, bu bizlere yenilginin sorumluluğunu yükler ama bizlere (Demokratlara ve Kürtlere) örneğin daha demokratik talepler için, bir pazarlık gücü vermez. Çünkü biz Erdoğan’ın yenilgisini gerçekten arzulayan tek gücüz. Kimseyi Erdoğan’ı desteklemekle tehdit edemeyiz veya tarafsız (bu da yine dolaylı olarak Erdoğan’ı destekleme sonucu vereceğinden) kalamayız. Öte yandan  kendi adayımız da çoğunluğu sağlayamaz. Hatta muhalefetin yenilmesini isteyen besinci kolların bahane bulmasına, hareket alanının genişlemesine yol açar. Bu durumda bizim elimiz mecburdur muhalefetin adayını desteklemeye. Köşeye sıkışmış durumdayız. Bu nedenle biz “cepte kekliğiz” muhalefet açısından. Altılı Masa ve onun içindeki hükümetin uzantıları, böyle görerek ve hesap yaparak kendi açılarından son derece gerçekçi ve akıllıca davranıyorlar. Bu nedenle biz bu seçimlerde muhalefetin yenilgisine yol açacak hatalar yapmasını nasıl engelleyeceğimiz üzerine kafa yoracağız ve seçim stratejimiz muhalefetin Erdoğan karşısında yenilgiye yol açacak aptallıklarını engellemeye çalışmak olacaktır.

Böylesine açık bir tavır daha böyle ifade edildiği anda bile muazzam bir etki yaratırdı. İnsanların siyasi eğitimlerine muazzam bir katkı olurdu. Ve de eli kolu serbest olurdu HDP’nin.

Böylece her adımda, tüm muhalefet üzerinde sert eleştirilerle bir baskı kurulur ve fiilen muhalefetin öncüsü, onun yol göstericisi olunabilirdi.

Örneğin Altılı Masa, “her şey ve hiçbir şey”den bahseden bir restorasyon programı yazmayı öne aldığı için eleştirilebilirdi daha baştan. Böyle olacağını baştan söyleyerek, kendisi birkaç temel maddeden oluşan, somut talepler halında hukuku ve adaleti öncelikli hedef alan bir program koyabilirdi.

Örneğin seçim güvenliğinin partilerin kendi içlerinde kurduğu komisyonlara havale edilmesine karşı, AKP’liler dahil, tüm halkın bunun için bir araya geldiği sivil örgütlenmeler ve kontrol mekanizmaları kurup, bir mobilizasyon ve örgütlenme gibi bir sorunu olmadığı açısından eleştirip kendisi, parti olarak destekleyerek ama kendi bayrağı ile değil, sıradan yurttaşlar olarak bu tür girişimleri kurup örgütleyebilirdi.

Örneğin Erdoğan’ın seçilemeyeceği, bunun açık Anayasa hükmü olduğu, eğer onu sandıkta yenmek istiyorlarsa bunun da Anayasa ve kanunlar yoluyla olması gerektiği ve Erdoğan’ın yeniden seçilmesi için Meclis’e yasa teklifi getirmediği ve Erdoğan’ı kendi tuzağına düşürmekten kaçındığı açısından eleştirebilirdi.

Örneğin adayı belirlerken en geniş kesimlerden oy alıp en büyük farkı sağlayacak bir aday aramadıkları, işi riske ettikleri için eleştirebilirdi.

Örneğin Düşündükleri adayı seçecekleri aday adaylarının isimlerini kamuoyuyla paylaşmadıkları için eleştirebilirdi.

Örneğin bugünkü devlet yapısının, ne kadar kontrol altına almaya çalışırlarsa çalışsınlar, seçilecek kişinin bir süre sonra gücü elinde toplamasıyla sonuçlanacağı; tokmak partilerin elinde, davul başkanın boynunda hayalinin saçma olduğu açısından eleştirebilirdi.

Örneğin seçilecek başkanın partilerin arasındaki çelişkilerden yararlanarak kısa bir süre sonra tokmakları da ele alacağının sistemin yapısıyla ilişkisini ortaya koyabilirdi.

Bu eleştiriler diğer muhalefet partilerinin başında birer Demokles kılıcı gibi durur, HDP muhalefetin hiçbir günahına ortak olmadan hem kitleleri eğitmiş ve örgütlemiş, bir alternatif olarak ortaya çıkmış olurdu, hem de muhtemel bir yenilginin hiçbir sorumluluğunu üstlenmemiş olurdu.

Böyle bir politika sonucunda ancak muhalefetin yenilgisinin kendi yenilgisi ve hezimetine yol açmasını engelleyebilir, hatta aksine geniş kitlelere açılarak, onların güvenini sağlayarak, içinde bulunduğu tecrit çemberini kırarak, Muhalefetin bir yenilgisinden kendisi bir zaferle bile çıkabilirdi.

Yani HDP benimle görüşün demeden, Bizzat elinin mecbur olduğundan hareketle, onları eleştirerek destekler ve onları kendi dediklerini yapmaya zorlayabilirdi ve sürekli kendi desteğini arttırıp onları tecrit ederek, bunun bir yan ürünü olarak da onların, yenilginin günahını kendisiyle paylaşmak için, kendisinden görüşme talep etmelerini bile sağlayabilirdi.

O zaman bugün erişmek istediği ayağına gelmiş olurdu. O zaman kendi koşullarını koyabilirdi.

Ama bütün bunları yapabilmek için önce karşısındakileri pazarlık yapılacak partnerler değil, kendisine karşı, oyunlarını bozmak, altlarını oymak, tecrit etmek, tutarsızlıklarını açığa çıkarmak gereken, kendileriyle mücadele edilecek güçler olarak görmesi gerekirdi.

Ama daha önce kendisini demokrasi mücadelesinin öz gücü ve bir öznesi, diğerlerini bu mücadeleyi baltalayan ancak somut sorunlarda ittifaklar yapılabilecek kaypak ve tutarsızlar olarak görmesi gerekirdi.

HDP’de bu temel varsayımlar yoktu.

Bu nedenle bir zafere gidildiği varsayımından hareketle el yükseltmeye kalkarak, kendi hezimetine giden yolun taşlarını döşüyor.

*

Her neyse, sonunda Altılı Masa HDP ile görüşmeden, hatta Kürt sorunu veya onun hassas oluğu konularda bir çift söz etmeden programını yayınladı.

Yani haftalar önce yazdıklarımız gerçekleşmeye başladı.

Biz haftalar önce, “Altılı Masa”nın bize değil, bizim “Altılı Masa”nın zaferine ihtiyacımız olduğunu yazıyorduk.

Bizim elimizde koz olmadığını yazıyorduk.

Ortaya çıkan sonuç, HDP ile görüşmeden ve onun hassas olduğu konularda bir kelime bile geçirmeden, çıkan program bu öngörülerimizi doğruladı.

Peki, HDP bu ilk sonuçtan olaya farklı yaklaşması gerektiği gibi bir sonuç çıkardı mı?

Hayır.

“İyi ama yetersiz” gibi bir eleştiriyle yetinmek zorunda kaldı.

Yani bunun arkasında durmayı ve Millet İttifakını desteklemeyi “mike mike” kabullendi.

Şimdi aynı durumu aday belirlemede de göreceğiz.

Millet İttifakı HDP ile görüşmeden adayı belirleyecek ve HDP başka seçeneği olmadığından, tarafsızlık veya Erdoğan’ı desteklemek mümkün olmayacağından, altılı Masa’nın adayını mike mike desteklemek zorunda kalacaktır.

Böylece Muhalefetin yenilgisine ortak olmayı, hem de hiçbir talebini kabul ettiremeden, baştan kabul etmiş olacaktır.

Sırf bu durum bile yenilginin HDP için bir hezimet olacağını gösterir.

Tekrar edelim:

Altılı Masa kendi amaçları açısından son derece doğru davranmakta, HDP’nin köşeye sıkıştığını görmektedir.

HDP de aslında bunu görmüş bulunuyor ama ilerde dönüşünü kolaylaştırmak, bizim istediğimiz adayı gösterdiler diye kendisiyle görüşülmemesine rağmen bir cepte keklik olarak Altılı Masa’nın adayını desteklemesini kendi başarısı gibi göstermek için Kılıçdaroğlu’nu işaret etmiş bulunuyor.

Kılıçdaroğlu aday olursa, İşte bizim işaret ettiğimizi gösterdiler, bizi gıyaben dikkate aldılar gibi bir dönüşün yollarını döşüyor.

Ama kendini kurtarmak için döşediği bu yol, yani Kılıçdaroğlu’nun adaylığını işaret etmek, muhalefetin yenilgisine giden yol. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısında kazanması neredeyse olanaksız. Dolayısıyla bu yolun (Kılıçdaroğlu’nun adaylığının ve yenilginin) sorumluluğunu, CHP’nin ve İyi Parti’nin sırtından alıp HDP’nin kendisi yüklenmiş durumda.

Bir de yine pazarlığa zorlamak için, “işi ikinci tura bırakırım ha” demekte, kendi adayını çıkarabileceğini söylemektedir.

Bu da Kılıçdaroğlu’nu işaret etmek gibi kendisine karşı bir silahtır ve aslında Kılıçdaroğlu’nu desteklemenin bir aracıdır.

Ama bunu yaparken iktidarın Millet İttifakı içindeki beşinci koluna bütün silahları sunmakta, en geniş hareket alanını vermektedir.

Çünkü İyi Parti, bütün günahı HDP’ye yükleyip, “nasıl olsa ilk turda adayımızın seçilme şansı yok, çünkü HDP ayrı aday gösteriyor” deyip, ilk turda çoklu adayla girmeyi savunabilir. Erdoğan’a hizmet ettiğini gizleyerek en büyük hizmeti sunabilir.

Ama HDP düştüğü durumu görecek ve başka bir yaklaşıma geçecek yerde, adayını açıklamayarak, gösterilecek adayın adının açıklanmasına bırakarak, aklınca, çocukların bile anlayabileceği, kurnazlık yapmaktadır. Yani Kılıçdaroğlu aday gösterilirse, muhtemelen aday göstermeyecektir. “Aday gösteririm”in iki amacı vardır zaten. 1) Kılıçdaroğlu’nun adaylığını zorlamak, 2) Yavaş’ın aday gösterilmesini, hatta adının bile tartışılmasını engellemek.

Ama bütün bunlarım aslında İyi Parti’nin önünü açtığını ve bütün kozları Akşener’in eline verdiğini görmemektedir.

Aslında HDP fiilen ve nesnel olarak, Akşener’in ve İyi Parti’nin en büyük destekçisi, onun önünü açan bir buldozer olmuştur.

Yani dolaylı olarak Erdoğan’a hizmet etmektedir. Çünkü İyi Parti ve Akşener, Erdoğan’ın muhalefet içindeki beşinci koludur.

Akşener ve İyi Partinin yapısı ve kadroları, sanılanın ve Medyascope veya T24 yazar ve akademisyenlerinin görmek ve göstermek istediklerinin aksine, ülkücü tabandaki sosyolojik değişimin politik bir ifadesi değil, tabanda yeni kuşaklarda gerçekleşen kültürel ve sosyolojik bu değişimi, politik olarak kontrol altına ve tekrar en şoven ve güvenlikçi devlet politikalarının yedeğine almanın bir aracıdır.

Olaylara böyle bakıldığı takdirde, her şey yerli yerine oturmaktadır.

Akşener’in verdiği izlenimler ve gerçek amaçları farklıdır.

Örneğin halkta ve ülkücülerde, eski bir ülkücü olduğu için, Yavaş’ın gördüğü desteği göz önüne alarak, Yavaş’ı desteklermiş gibi yapıp aslında desteklemediğini gizliyor ve HDP’nin koyduğu veto onun bunu gizlemesini kolaylaştırıyor. Bu izlenimi pekiştiriyor.

Akşener, yarın öbür gün, duruma göre, Erdoğan’ın çok istediği Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklerse, tam da Erdoğan’ın iktidarına hizmet etmiş olacak ama bunu da yine “HDP de onu destekliyordu, tek kazanan oydu” diyerek hem tabanına hem de tüm ülkeye satabilecek ve yenilginin suçunu baştan Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini söyleyen HDP’nin sırtına yükleyebilecektir.

Yok Kılıçdaroğlu’nu desteklemeyip, çoklu adayla girelim derse ve kendini aday gösterirse, bunu da yine HDP’nin Aday göstereceği, bu durumda zaten ilk turda Erdoğan’a karşı çoğunluk sağlanamayacağı gerekçesinin ardına gizlenerek hem gerçek niyetini gizlemiş olacaktır hem de yine sorumluluğu HDP’nin sırtına yüklemiş olacaktır.

Ya da Akşener, “Kılıçdaroğlu olmaz, Yavaş’ı da Kürtler desteklemez, o halde İmamoğlu kazanacak aday olarak kalıyor, onu aday gösterip ardında duralım” derse, bu olanağı da yine HDP ona sunmuş olacaktır. Hem HDP’nin işaret ettiği ve tabanının da tepki gösterdiği Kılıçdaroğlu’nu kabul etmemiş hem de kendisinin gerçekte istemediği, HDP’nin de veto ederek istemediğini gizlemesine olanak verdiği Yavaş da elenmiş olduğundan, başının üzerinde, Erdoğan’ın elinde keskin mahkeme kılıcının olduğu İmamoğlu’nu aday göstererek, yine muhalefetin adayının kaderini Erdoğan’ın eline verecektir.

Bütün bunların hepsini, aynı rahatlıkla uygulayabilir olayların gelişine göre. Son ana kadar en geniş hareket alanı bulunan, seçilerin kaderinin elinde olduğu politikacı Akşener’dir ve Akşener’in eline bu geniş hareket alanını HDP vermiş bulunmaktadır. Muhalefetin kaderi Akşener’in elinde demek, aynı zamanda Erdoğan’ın elinde demektir.

Kaderi Akşener aracılığıyla Erdoğan’ın elinde bulunan seçimlerin yenilgisinin sorumluluğu ise HDP’nin sırtında olacaktır.

Bu nedenle aslında seçimlerin kaybı, muhalefet için bir yenilgi, HDP için bir hezimet ama İyi Parti ve Akşener dolayısıyla Erdoğan için bir zafer olacaktır.

*

Dikkat edin. Bütün bu tabloda, gerçekte Erdoğan karşısında tek zafer kazanma olasılığı bulunan, izlediği tarafsız ve açık belediyecilikle AKP’liler dahil tüm farklı toplum kesimlerinden destek alabilen ve Erdoğan’ı yenebilecek tek aday olan Mansur Yavaş, bütünüyle oyunun dışına düşürülmüş, Erdoğan’ın karşısındaki bütün riskler ortadan kaldırılmış, İyi partinin bunlardan herhangi birine oynayabileceği geniş bir alan yaratılmıştır.

Ve Akşener’in böyle seçimlerin kaderini eline almasına yol açan HDP’nin destek ve vetoları ve pazarlığa zorlama politikasıdır.

*

Biz sonucu belli bu korkunç oyunu açığa çıkarmaya ve bozmaya çalışıyoruz haftalardır yazılarımızla.

Onlar yetmedi. Muhalefetin zaferini cepte keklik gören kendi yankı odaları içinde ve kendi mahallelerinin içinde yaşayanlarca alayla ve küfürle karşılandı. Olsun iz böyle şeylere alışığız.

Örneğin Öcalan yakalandığında, Mahkemede herkes onun ihanet ettiğinden, teslim olduğundan söz ederken, biz Öcalan’ın son derece akıllı bir stratejik dönüş yaptığından, hareketin geleceğini kurtardığından söz ediyorduk. Herkes bize küfrediyor, alay ediyordu. Selamı sabahı kesenler oluyordu.

Zaman bizim doğru değerlendirmeyi yaptığımızı kanıtladı. O strateji değişikliğiyle, kırılmayıp eğilerek Öcalan bugün Ortadoğu’nun en demokratik ve büyük partisini, HDP’yi örgütledi. Hem de Türk devletinin elinde bir esirken. Öcalan’ın ne yaptığını en iyi Kürt emekçileri ve kadınları anlamıştı o zaman solcular değil. Türk Devleti değil.

Şimdi de benzeri bir durum yaşıyoruz.

*

Bir imza kampanyası başlattık Altılı Masa ve HDP’ye yönelik. Yavaş’ı ortak aday göstermeleri için.

Bunun bir sonuç alması çok zor. Çünkü açtığımız kampanya sol gettonun dışına çıkamadı henüz.

Altılı Masa başkan adayı için toplanıp, dağıldığı veya krizlere girdiğinde insanlar bu imzalara yönelebilirler.

Yönelmeseler bile böyle bir ihtimal için maya veya katalizör işlevi görecek bir kaşık yoğurdun bulunması iyidir. Süt ılıdığında o bir kaşık maya ile bir kazan yoğurt yapılabilir. Ama bir kaşık yoğurt maya yoksa süt kesilir veya bozulur.

Ama bu durumda bile gelen hezimeti engellemek için Yoğurt yapılamayacak kadar geç de olabilir.
Bu nedene acil olarak şimdi hezimeti engelleyebilecek tek somut güç var: HDP

HDP’nin Kendisinin hezimetini, muhalefetin yenilgisini, İyi Parti ve Akşener’in dolayısıyla da Erdoğan’ın zaferini engellemek için hala yapabilecekleri var.

Hatta şu ana kadar yaptığı yanlış değerlendirmeleri ve hamleleri bile lehine çevirebilir. Örneğin Yavaş’ın adaylığına veto koymuştu, bunu, onu aday göstererek, Erdoğan’ın yenilmesi için vetoyu bile kaldırarak kendisinin nasıl bir fedakarlık gösterdiğinin bir kanıtına dönüştürebilir.

Hatta Yavaş’ın hem eski Ülkücü hem de CHP’li olmasını tam da İyi Parti’yi ve Akşener’i, hem Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’li taş kafaları, köşeye sıkıştırmak için bir silaha dönüştürebilir. Aslında bir atışta iki kuş vuracak tek silah Yavaş’tır.

HDP bir hamlede kaybedilmiş bir seçimi ve hezimeti bir başarı hikayesine dönüştürebilir.

Nasıl mı?

Çok basit.

HDP’nin yapacağı tek şey şudur:
Altılı Masa’nın ayın 13’ünde yapacağı toplantıdan bir ya da iki gün önce HDP’nin tüm kamuoyuna ve Millet İttifakı’na yönelik şöyle bir açıklama yapması yeter de artar bile:

Altılı Masa yarın toplanacak ve önünde Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Çoklu Aday seçenekleri var.

Bunların üçü de Erdoğan’a karşı bir zaferi garantilemekten uzaktır.

Kılıçdaroğlu hiçbir zaman karşı taraftan oy alamamaktadır. Hatta tarafsızların Erdoğan’a yönelmesine veya muhalefetin adayına oy verebilecek olanların tarafsızlaşmasına yol açmaktadır. Bu çok risklidir. Bu hayat memat seçimidir, riske edilemez.

İmamoğlu daha geniş kabul görse de başının üstünde Demokles’in Kılıcı gibi, ipleri Erdoğan’ın ellerinde olan bir mahkeme kararı var. Bu da riske edilemez.

Çoklu Aday ise, hem dağınıklığa yol açar, hem birinci turda iktidar partilerinin Meclis’te yüzde kırk civarında oyla çoğunluğu ele geçirebilecekleri ihtimali nedeniyle tam bir yenilgiyle sonuçlanabilir.

Yani şu an adı geçen adaylardan hiç biri bir seçim zaferini garantilememektedir.
Halbuki Erdoğan’dan kurtulmak bugünün en can alıcı sorunudur.

Erdoğan’dan kurtulmak için biz kendimize düşen fedakarlığı yaparak Millet İttifakı’nın ve tüm halkın en azından yüzde altmışının desteğini alabilecek olan, bütün anketlerde Erdoğan’ı en büyük farkla yenen Mansur Yavaş’ı, daha önce kırmızı çizgimiz olarak ilan etmemize, eski ülkücü olması nedeniyle bize en uzak aday olmasına rağmen, kendi açımızdan en büyük fedakarlığı yaparak, Millet İttifakı, Mansur Yavaş’ı ortak aday gösterdiği takdirde, hem ayrı aday göstermeyeceğimizi hem de Millet İttifakı’nın ortak adayı olan Mansur Yavaş’ın adaylığını destekleyeceğimizi ilan ediyor ve bu davranışımızın bütün muhalefet partilerine, Erdoğan’ın diktatörlüğünden kurtulmak isteyenlere örnek olmasını diliyoruz.

HDP bunu yapabilir ve yapmalıdır?

Yaptığı an her şey alt üst olur. Tüm oyunlar bozulur. Erdoğan’ın yenilgisine giden yol açılır. Tüm muhalefet güçleri toparlanır ve moral bulur.

HDP bunu yapabilir ama bunun için tüm ezberlerini bozmalı ve herkesin ezberlerini bozdurmalıdır.

HDP bu adımı attığı takdirde:

a)   Bir anda İyi Parti ve Akşener’i köşeye sıkıştırmış, onun bütün oyunlarının yollarını tıkamış olacaktır. Buna hayır diyemezler, çünkü Yavaş’ı eski ülkücü olarak destekledikleri izlenimi yaratmaya çalışmışlardı.

b)  Bir anda, CHP’nin kimseyi dinlemeyen, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üzerine tartışmayı bile reddeden dayatmacılarını boşa düşürmüş olacaktır. Çünkü Yavaş aynı zamanda CHP’nin bir üyesidir. Kılıçdaroğlu kendisinden daha çok oy alabilecek ve de HDP’den de destekleneceği açıklanmış, aynı zamanda Millet İttifakını bölünmekten kurtaracak böyle bir çıkış karşısında içi kan ağlasa da sesini çıkaramaz.

c)   Yavaş’ın adaylığı Erdoğan için tam bir sürpriz darbe olacaktır. Artık buna karşı tedbir geliştirmesi giderek zorlaşır.

d)  Bu açıklama birdenbire HDP’ye karşı ön yargıları yıkacak, herksin derin bir soluk almasını sağlayacak ve tüm muhalefet güçlerine moral ve mücadele azmi verecektir.

e)   Muhalefetin Yavaş’ın adaylığı etrafında birleşip başkanlığı alabileceği görülünce iktidar saflarında daha seçimden önce çözülmeler başlayacak ve Erdoğan’ın devlet olanaklarını da kullanmasının yolları büyük ölçüde tıkanacaktır.

f)    Muhtemelen HDP oyunu ikiyi katlayacak ve İyi Parti’nin üstünde bir oy oranı yakalayabilecektir. Bu da onun Türkiye politikasındaki ağırlığını da arttıracaktır.

g)  HDP Millet İttifakının politikaları izlemiş değil, Millet İttifakı HDP’nin politikasını izlemiş olacaktır. Önceden HDP onların adayını mike mike destekleyecekken, şimdi onlar HDP’nin destekleyeceğini söylediği adayı mike mike desteklemek zorunda kalacaklardır.

h)  HDP üzerinde Devletin uyguladığı stratejik tecrit politikasını bir hamleyle yırtmış olacaktır.

i)     Ve nihayet çok istediği “Türkiye Partisi” olma hedefini bir tek hamleyle gerçekleştirmiş olacaktır.

HDP’nin başındakiler böyle bir hamleyi yapabilir mi?

Sanmıyoruz, ya da çok zor.

Ama Kürt Özgürlük Hareketi HDP’den çok daha geniş, Kürt halkının sağduyusuna sahip bir harekettir.

Milyonlarca Kürt kadar politik olarak uyanık ve bilinçli başka bir demokratik güç yoktur Türkiye’de.

Kürt ulusalcısı denecek, Türk ulusalcılarının kopyası unsurlar veya Türk liberallerinin etki alanındaki unsurlar bir yana bırakılırsa (ki bunlar HDP yönetiminde hareket içindeki ağırlıklarından çık daha fazla ağırlığa sahipler) Kürt Özgürlük Hareketinin büyük kısmı böyle davranışlar ve taktik esneklikler gösterebilecek tecrübe ve sağ duyuya sahiptir.

Kürt Özgürlük Hareketini ayakta tutan kadınlar, gençler ve emekçiler, bin bir kanaldan eğilimlerini ileterek, HDP’nin yöneticilerini böyle bütün ezberleri bozacak bir hamleye zorlayabilirler.

Bunu yapabilirler, bu potansiyellerini harekete geçirebilirlerse, hem Türklerin boğazındaki ipi, hem kendi boğazlarındaki ipi çıkarmaya başlayabilirler

*

Tarihin ilginç bir ironisi var burada.

Marks bir ulus başka bir ulusu ezdiğinde, ona prangalar taktığında aslında kendi prangalarını dükmüş olur diyordu.

Türkler Kürt halkının boğazına idam ipini takarlarken, yani Erdoğan’ı ve Güvenlikçi ve militarist devlet politikalarına ses çıkarmaz ve desteklerken, kendi boğazlarına da idam ipini geçirdiler.

Şimdi ondan kurtulmak istiyorlar,

Kürtler böyle bir hamleyle, Türklerin boğazındaki idam ipini çıkararak kendi boğazlarındaki ipi de çıkarmaya başlamış olacaklardır.

Kürtler kendi boğazlarındaki ipi çıkarmak için Türklerin boğazındaki ipi çıkarmak zorundadırlar.

Tarih Kürtlerin boğazındaki ipi çıkarma görevini Türklere değil, Türklerin boğazındaki ipi çıkarma görevini Kürtlere yüklemiş görünüyor.

Kürtlerin bunu yapabileceğine dair geçmişte çok örnek var.

4 Şubat 2023 Cumartesi

Demir Küçükaydın

demiraltona@gmail.com

Blog: https://demirden-kapilar.blogspot.com/

Youtube Kanalı: https://www.youtube.com/user/demiraltona

Podcast: https://soundcloud.com/demirden-kapilar

Kitaplarımızı İndirmek İçin:

https://disk.yandex.com.tr/d/MP0-52MFdgdqBg

https://disk.yandex.com.tr/d/2Vez45Mg7W7wzA

https://independent.academia.edu/DemirKucukaydin

 

 

 

Hiç yorum yok: