11 Ocak 2023 Çarşamba

Altılı Masa’nın Bize Değil, Bizim Altılı Masa’ya İhtiyacımız Var

 İki gün önce HDP’ye “açık mektup” olarak yazdığımız “HDP’ye (ve Selahattin Demirtaş’a ve Emek ve Özgürlük İttifakı’na) Acil ve Açık Bir Mektup” başlıklı yazıya yankı gösteren kimileri:

·       HDP’nin aday gösterme kararını ciddiye alma, el yükseltmek için bunu yapıyor”;

·       Altılı Masa’yı kendisiyle müzakereye zorlamak için bunu yapıyor

·       Hakkıdır elbette kendi adayını göstermeli. HDP olmazsa ne olacağını görsünler

diye akıllar yürütüyorlar ve tehlikeyi abarttığımızı söylüyorlar.

Bu akılları yürütenler, aslında olaylara ve güçlere, nasıl ters, nasıl yenilgiye mahkum baktıklarını, kendilerini ve HDP’yi, demokrasi mücadelesinin öncüsü bir özne değil, bir nesne olarak gördüklerini göremiyorlar.

Sorunun özünü, bakış açılarımızın farkını ifade etmek için şöyle bir formül açıklayıcı olabilir: Altılı Masa’dakiler için Erdoğan’ın kazanması bir ölüm kalım sorunu değildir, bir savaşın yitirilmesi değildir, Bizim için ise, ölüm kalım sorunudur, Erdoğan’ın kazanması, bir savaşın yitirilmesi, kesin bir yenilgi ve bozgun anlamına gelecektir.

Bu nedenle Altılı Masa’nın özellikle de İyi Parti ve ülkücülerin bizim oylarımıza ihtiyacı bizim Erdoğan’ı yenmek için Altılı Masa’nın ve Ülkücülerin oyuna ihtiyacımız gibi değildir. Bunu kısa ve öz olarak şöyle de ifade edebiliriz: Altılı Masa’nın Bize Değil, Bizim Altılı Masa’nın oyuna ihtiyacımız vardır. Çünkü onlar için Erdoğan’ı yenmek bir hayat memat sorunu değildir.

*

Peki sorunu niye hiç kimse böyle koyup tartışmıyor?

Bunun nedeni “İçselleştirilmiş Kölelik”tir, kendini tüm toplumu ve dünyayı değiştirecek bir özne olarak görmeme, kendini bir nesne olarak görmedir.

HDP’nin, aydınların, yorumcuların, demokratların temel sorunu budur. “Ben şunları şunları yapmak için toplumun büyük çoğunluğunu nasıl kazanırım, hangi somut hedefleri öne çıkararak şu veya bu değişikliği sağlamak için küçük de olsa bir kazanım sağlayabilirim ile, büyük çoğunluktan bir şeyler koparabilmek için nasıl pazarlık etmeliyim ve kendimi pahalıya satmalıyım” arasındaki farktır.

Diğer ifadeyle doevrimcilik ile sendikacılık arasındaki farktır.

Bu fark da özünde kendini bir özne mi nesne mi gördüğün sorunuyla ilgilidir.

*

En iyi basında çıkan, biri Selahattin Demirtaş’a, diğeri Oya Baydar’a ait iki yazıdan alıntılarla, bu yazılardaki önermelerin ardındaki mantığı, önermeleri kendini bir özne değil, Altılı Masa’yı bir özne, kendisini bir nesne olarak gören, bunu içselleştirmiş bir bakış açısını göstermek için, tam tersi bakış açısından aynı konuların hangi önermelerle formüle edileceğini göstererek anlatmaya çalışalım.

Örneğin Demirtaş “HDP’nin Adayı mı?” başlıklı yazısında

HDP atla deve talep etmiyor, Altılı Masa'nın belirlenecek ortak adayının, HDP ve tüm muhalefet ile genel demokrasi ilkelerini açık, şeffaf bir şekilde oturup tartışmasını, müzakere etmesini istiyor ki ortak aday, halkın ortak adayı olabilsin” diye yazıyor.

Peki bizim ifade ettiğimiz bakış açısından Selahattin Demirtaş sorunu nasıl formüle ederdi? (Tabii HDP’nin de Demirtaş’a böyle cümleler kurduracak bir politikaya ve bakış açısına sahip olmasıyla) Bunu somut olarak görelim.

Biz Altılı Masa’nın en sekterlerinin, en Kürt düşmanlarının bile itiraz edemeyeceği, kazanması bütün anketlere göre kesin görünen bir aday öneriyoruz. Kendimize en yakını değil, bize belki de en uzağı; bize en uzak ve düşmanca davrananaların bile hayır diyemeyeceği bir aday öneriyoruz. Hatta bunu kendimiz de önermiyoruz. Çünkü halkın ezici çoğunluğunu oluşturan Laik veya Müslüman Türklerin de ezici çoğunluğu, Müslüman ve Türk olmayanlarla, kendini öyle görmeyenlerle eşit olmak diye bir sonu olmadığı, hatta böyle bir değişime karşı olduğu için, önereceğimiz isim, sırf biz önerdiğimiz için yıpranabilir diye, kendimiz açıktan önermeyip, siz önerin biz de desteklemiş olalım diyoruz.

Kendimizin en sevdiğini, bize en yakın olanı değil, Türkiye’deki halkın ortalamanısının ve ezici çoğunluğunun en az itiraz puanı vereceği, yani üzerinde en geniş uzlaşma olabilecek kişiyi ya da kişileri öneriyoruz. Erdoğan’ı yenmek için, bu pasımızı görüp gol atmazsanız, bütün günah sizindir.

Sorunu ne kadar farklı koyuyor değil mi bu satırlar?

Altılı Masa’dan hiçbir şey beklemiyor. Onun kendine gelmesini, kendisini muhatap almasını bile istemiyor, ama onlara kaçacak delik bırakmıyor. Çünkü onların büyük bir çoğunluğunun demokrasi diye bir derdi olmadığını biliyor. Onların tek derdinin devleti yeniden restore etmek ve böylece Kürtlerin de sesini kısmak olduğunu biliyor. Tam da bu koşullarda nasıl bir politika ve taktiklerle Erdoğan’ı yenebilirim hesabını yapıyor.

Halkın çoğunluğu ve Altılı Masa hakkında hayalleri olmadığı, onları gerçekçi bir biçimde değerlendirdiği için, onların “yerim dar, yenim dar” diyerek kaçmalarını engelleyip kendi çaldığı müzikle oynamaya zorluyor.

Ama soruna böyle bir yaklaşım için, kendini gerçekten, içselleştirilmiş olarak, demokrasi mücadelesinin öncüsü olarak görmesi, diğer partileri devletçi, demokrasi mücadelesi diye bir derdi olmayan, kitlelerden ve onların inisiyatifinden korkan partiler olarak gören, bu kaypak, güvenilmez, hatta düşman güçleri nasıl olup da Erdoğan’a karşı mücadelede, onlara bir sabotaj yapma fırsatı tanımamak, parti  dar görüşlülüklerinin, Kürt düşmanlıklarının, şahsi ihtiraslarının Erdoğan’a karşı en geniş cepheyi kurmaya engel olmaması için nasıl hamleler yapmalıyım diyen bir kafanın yaklaşımı olabilir.

Halbuki Demirtaş’ın yazısından tutun bütün solcu ve demokratların okuduğu yazarların hepsi, sanki Altılı Masa demokratmış veya Erdoğan’ı devirmeyi gerçekten en önemli sorun gibi görüyormuş da bunun gereklerini yapmıyormuş gibi ele alıyorlar.

Ve Altılı Masa’ya, “bakın işte bir de dışınızda bir demokrat (HDP) var, niye onu muhatap almıyorsunuz” diyorlar.

İşin kötüsü HDP de kendini öyle gördüğünden, kendini ağırdan satmasını politika yapmak, el yükseltmek olarak görüyorlar.

Bu köleliği, nesneliği içselleştirmiş olanların bakışıdır.

Bu “Tom Amca”ların bakışıdır.

Bu Avrupa’ya çıktığında, kendisine, giyimi, hali tavrı veya konuştuğu dil nedeniyle “Hiç Türke (veya Kürde) benzemiyorsunuz” denmesini övgü olarak alan ve bunun ırkçı bir aşağılama olduğunu görmeyenlerin bakışıdır.

*

Bunu gösterebilmek için, ikinci bir örnek verelim.

HDP’yi bir öncü özne değil, bir nesne olarak gören, aslında kendi kendini deklase eden yaklaşımı, bakışı, kadın hareketinin deyimiyle “suç ortaklığını” (Mittäterschaft) gösterebilmek için HDP’yi demokrasi mücadelesinin öncü ve biricik gücü, Altılı Masa’yı damokrasi mücadelesi diye bir derdi olmayan, derdi devleti korumak, restore etmek ve HDP’nin temsilcisi olduğu hareketi yok etmek isteyen bir ittifak olarak gören bir HDP’li veya demokrat veya sosyalist olaya nasıl bakıp nasıl formülasyonlar yapacağını bu sefer Oya Baydar örneğinden göstermeye çalışalım.

Aynı yayında örneğin Oya Baydar da, “Bu HDP de çok oluyor artık!” başlıklı yazısında şunları yazıyor:
Öncelikle; HDP konu gündeme geldiğinden bu yana hep aynı şeyi söyledi: 6’lı Masa bizim ilkelerimize ters düşmeyecek bir aday üzerinde anlaşır, bizimle müzakere eder, konuşur görüşürse o adayı destekleriz; aksi halde kendi adayımızı çıkarırız dedi. Bununla da kalmadı, mesela Kılıçdaroğlu’nun adaylığını destekleyebileceklerini resmen olmasa da hissettirdi.

Kendini demokrasi mücadelesinin öznesi olarak gören ve gerçekten öyle davranın, diğerlerini her an her türlü düşmanlığı ve kaypaklığı yapacak muhalifler olarak gören, tam da bu güvenilmezler ve kaypaklarla bir iş yapmak isteyen, onlara kaçacak delik bırakmamak gerektiğini düşünen bir HDP ve onu destekleyen bir Oya Baydar şunları yazardı:

HDP, konu, başkan adayının kim olacağı gündeme geldiğinden beri hep aynı şeyi söylüyor. Altılı Masa’nın en ırkçı ve şovenlerinin, en demokrasi düşmanı partilerinin bile kabul edebileceği (veya “en geniş kabul gören adayı oydaşmayla halk belirlesin” şeklinde isim vermeden) isim veya yollar öneriyoruz. Bu önerdiklerimiz bize en yakın olanlar değil, en geniş kesimlerin, en azından hayırhah tavrını alabilecek olanlardır. Kılıçdaroğlu ise en geniş kesimlerin desteğini alamaz, hele bizim de desteklediğimiz bir Kılıçdaroğlu’nun kazanma şansı hiç olmaz. Çünkü bizim desteğimiz kutuplaşmış bu toplumda başka oy vereceklerin kaybına yol açar. Mütedeyyinlerin, Ulusalcıların çok büyük bir bölümü ya oylamaya gitmez ya da bizler ve bizim desteklediğimiz Kılıçdaoğlu kazanmasın diye karşısında kim varsa onu destekler. Biz gerçekçiyiz. Bütün bunları biliyoruz. Tam da bu nedenle, bu olanaksızlıklar içinde Erdoğan’ın yıkılması için kendimize en yakın değil, en karşı olanları bile kapsayacak en geniş kesimlerin oyunu ya da en azından hayırhah tarafsızlığını sağlayacak bir öneride bulunuyoruz. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklemediğimizi hissettiriyoruz.

Bir Oya Baydar’ın cümlelerini bir de bu satırları okuyun. İki farklı dünya, iki farklı bakış açısı.
HDP ve HDP’yi destekleyen liberaller ve sözüm ona sosyalistler, Altılı Masa’nın HDP’yi muhatap almasını isterler ve HDP’nin muhatap alınmak için aday göstermesini, koşullar öne sürmesini olumlu karşılarlarken, aslında Altılı Masayı demokrasi mücadelesinin öz gücü, HDP’yi bu özgücün yanına alması gerekin bir yedek güç olarak gördüklerini bilinçsizce dışa vurmuş olurlar. Altılı Masa’yı özne, HDP’yi bir nesne olarak gördüklerini ifade etmiş olurlar.

Tam da bu gizli varsayım nedeniyle, bu nedenle eleştirilerini Altılı Masa’ya yaparlar, HDP’ye değil.

Onların gerçek yüzü söylediklerinde değil, söylemediklerinde gizlidir, kimi muhatap alıp eleştirdiklerinde değil muhatap almayıp eleştirmediklerinde gizlidir.

Biz ise HDP’ye eleştiri yaparak aslında onu özne olarak gördüğümüzü ve onun da öyle davranması gerektiğini ifade etmiş oluyoruz.

Diğerleri HDP’yi eleştirmeyerek aşağılıyorlar, biz ise belki ondan çok şey beklemekle, HDP’nin bu aşağılanmayı hak ettiğini görmemekle suçlanabiliriz.

Biz, Altılı Masa’yı HDP’nin (onların kendisine rağmen) yedeğe alması gereken bir kaypaklar, korkaklar olarak görüyoruz ve HDP’nin bunu sağlamak için ne yapması gerektiğini tartışıyoruz.

En sert eleştirilerimizi HDP’ye yapıyoruz. Çünkü insan kendine yakın gördüklerini, kendinden bildiklerini, dostlarını eleştirir.

Düşmanlar eleştirilmez: Düşmanlarla savaşılır.

Aradaki kaypaklarla da ittifaklar yapılır kaypak oldukları bir saniye bile unutulmadan. (Örneğin Altılı Masa) Onların kaçacağı bütün delikler tıkanır. Onlarla prensip (ilke) tartışmasına girilmez, somut hedefler için pratik işbirliklerinin yolları aranır.

HDP ise onlara beni muhatap olarak alın da ilkeler üzerine tartışalım deyip duruyor.

Hala şu basit ilkeyi, ilkelerde birlik olmaz ilkesini bile öğrenememişler. “İlkelerde birlik”le sektlerden başka bir şey kurulamaz.

Birlikler Somut Hedeflerde olur ya da somut hedeflerde ittifaklar kurulur.

Günün en acil görevi ve somut hedef: Erdoğan’ı yenmektir.

O halde somut olarak Erdoğan’ı yenmesi en güçlü olasılık olan adayı bulmak ve desteklemek, Altılı Masa’ya desteklemekten kaçamayacağı bir adayı önermek ve onu o adayı desteklemek zorunda bırakmaktır.

*

HDP kendini aşağılayan bakıştan kurtulmadan, bu liberallerin ve sosyalistlerin övgülerinin ardındaki gizli varsayımı ve bunların bir aşağılama olduğunu görmeden ve şimdiye kadarki politikalarıyla bu aşağılanmayı hak ettiğini de görmeden ve açıkça söylemeden hiçbir sorunu çözemez.

Daha önce de yazdık, bu seçim, HDP için bir savaşın kaybı ya da kazanılması olacaktır.

Altılı masa için bir muharebinin kaybı ya da kazancıdır.

O halde, Altılı Masa’nın bize değil, bizim Altılı Masa’ya ihtiyacımız var. Biz Altılı Masa’ya kabul ve destekten kaçamayacağı böylece fiilen bizimle ittifak kurmak zorunda kalacağı adaylar veya yöntemler bulmalıyız.

HDP sorunu böyle koyup davranmadığı takdirde Erdoğan kazanacaktır.

Çünkü HDP’nin el yükseltmek için aday göstereceğini söylemesi, tam da Akşener’e çoklu aday için istediği gücü ve silahı verdi. O nedenle Akşener, İstanbul il kongresinde “birinci parti” olmaktan söz edebildi. Kendine güven kazandı. Neşelendi. Çünkü çoklu adayda kendisi aday olup ikinci tura kalacaktır. HDP de Akşener mi Erdoğan mı, aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık durumunda kalacaktır. Erdoğan’a başkanlığı çekimser kalan veya Akşener karşısında Erdoğan’ı destekleyen Kürtlerin oyları kazandıracaktır.

Evet, bizim Altılı Masadaki partilerin oyuna ihtiyacımız var Erdoğan’ı yenmek için.

Altılı Masa’yı oluşturan devletçi, kaypak, demokrasi düşmanı partileri nasıl bir stratejiyle ya da taktikle, kazanabilecek bir adayı desteklemek zorunda bırakır, onların kaçış yollarını tıkayabiliriz?
Soru budur.

Demokratlar, kendilerini demokrasi mücadelesinin öz güçü olarak gören ve bunu içselleştirenler sorunu böyle görür ve böyle tartışır.

HDP’yi böyle gören gazeteciler, yorumcular, aydınlar, sosyalistler vs.ler, Altılı Masa’ya, “HDP’ye iyi davran, onu dışlama” diye akıl vermeyi bırakarak, HDP’ye, Altılı Masa’dakilere kaçacak delik bırakmamak için greken davranışları niye göstermiyorsun diye eleştiriler yapıp, somut önerilerle akıl vermelidirler.

Gündeme Altılı Masa’nın yapması gerekenleri ve yaptıklarını değil, HDP’nin yapması gerekenleri ve yapmadıklarını almaları gerekir.

HDP’nin yapması gereken Altılı Masa ile at pazarlığı değildir.

HDP’nin yapması gereken, Altılı Masa’nın desteklemekten kaçamayacağı ve en geniş kesimlerin oyunu alacak, hasılı Erdoğan’ı yenecek bir aday veya adaylar bulmaktır.

Unutmayın, bizim demokrasi mücadelesi için Erdoğan’ı yenmeye, Erdoğan’ı yenmek için de Altılı Masa’dakilerin, özellikle ülkücülerin oyuna ihtiyacımız var.

Ama onların ne olursa olsun Erdoğan’ı yenmek diye bir sorunları yok. Çünkü onlar için varlık yokluk sorunu değil bu seçimler, dolayısıyla onların bize ihtiyacı yok veya bizim onların oyuna ihtiyacımızdan çok daha az.

Dolayısıyla hareket alanı dar olan, köşeye sıkışmış olan biziz.

Buradan ancak dediğimiz gibi bir bakış açısı ve önerilerle çıkılabilir.

11 Ocak 2023 Çarşamba

Demir Küçükaydın

demiraltona@gmail.com

Blog

https://demirden-kapilar.blogspot.com/

Youtube Kanalı

https://www.youtube.com/user/demiraltona

Podcast

https://soundcloud.com/demirden-kapilar

Kitaplarımızı İndirmek İçin

https://disk.yandex.com.tr/d/MP0-52MFdgdqBg

https://disk.yandex.com.tr/d/2Vez45Mg7W7wzA


Hiç yorum yok: