2 Temmuz 2017 Pazar

Bir yazıda Üç Yazı - Birinci Yazı: Eleştiri Dostlara Yapılır; Barış Düşmanlarla Yapılır, İttifaklar ise Tutarsız ve Kaypaklarla - İkinci yazı: HDP’nin Savruluşları ve Nedenleri - Üçüncü Yazı: #Adalet Yürüyüşünü ve HDP’yi Kurtarmak İçin Neler Yapılabilir?

Bizim yazılarımızda bir CHP eleştirisi bulamazsınız, çünkü o bizim dostumuz değildir.
Hatta CHP hakkında genellikle ne kadar akıllı oldukları hakkında bol bol “övgü” görürsünüz. Örneğin Kılıçdaroğlu’nun bu #Adalet Yürüyüşü’nü başlatmasını çok akıllıca bir hamle olarak gördük ve değerlendirdik.
Kimileri, ki bunlar bizim sosyalistler arasında bol miktarda var, böyle övgülerin ancak düşmanlara yapılacağını bile anlayamayacak kadar okuduğunu anlamaktan acizler.
CHP, Türk devletinin, yani bu binlerce yıllık Şark despotluğunun partisidir. O bu devleti yaşatmak, biz ise yıkmak istiyoruz. Bu Türklükle tanımlanmış merkezi bürokratik cihaz parçalanmadan Türkiye’ye demokrasi gelmez. Bu bizim politik programımızın ilk maddesi, alfabesi. Ama bu devletin nasıl birikimli, nasıl tecrübeli, nasıl bilgili olduğunu da biliyoruz. Onu çok ciddiye alıyoruz. Zaten onu bir biz, bir de Apo ciddiye alıyor. Bir de rahmetli Kıvılcımlı alırdı.

Bu nedenle biz CHP’yi eleştirmeyiz. Çünkü düşmanlar eleştirilmez, onlarla savaşılır.
Savaş dediğin ille de cepheden ve silahla olmaz. Hele politikada. Karşı tarafı yormak, kuşatmak, altını oymak, kendi oyununa getirmek, aşındırmak gerekir. Bunlar binlerce farklı durumda binlerce farklı taktik ve mücadele biçimleri gerektirir.
Bizim önerilerimiz okunduğunda aslında bütün önerilerimizin aynı zamanda bu devletle ve onun genel ve uzun vadeli çıkarlarının savunucusu olan CHP ile bir savaş olduğu da görülür.
Bütün önerilerimiz onun politik etkisini azaltmaya, onu kendi oyununa getirmeye, köşeye sıkıştırmaya, onun hamlelerine hamlelerle cevaplar vermeye yöneliktir.
Onlar ancak bu amaçlara hizmet edip etmediği açısından eleştirilebilirler.
CHP’nin tutarsız olduğunu söyleyenler, eleştirenler, onu tutarsızlığı gibi nedenlerle eleştirerek, CHP’yi kendi dostları olarak gördüklerini itiraf ettiklerinin farkında bile değildirler. Çünkü eleştirerek aslında ve onu daha akıllı politikalar uygulamaya davet etmektedirler. Daha akıllı ve tutarlı politikalar ise aynı amacı paylaşanlara önerilir.
Örneğin bu #Adalet Yürüyüşü’nün daha başından beri CHP’nin çok akıllıca bir hamle yaptığını, ama bu işi satacağını, büyük olasılıkla dağın fare doğuracağını, ama bu hamlenin, bir kitle hareketi yaratma olasılığı nedeniyle; #Adalet bayrağının doğru ve birleştiriciliği nedeniyle, birleşik bir kitle hareketinin kitlelere yirmi günde yirmi yılda öğreneceğinden daha fazla şey öğreteceği nedeniyle, bize bir olanak sunduğunu söyleyerek bu #Adalet yürüyüşünde sahada bulunmanın önemini, #Adalet bayrağına sahip çıkmayı, yürüyüşü örgütlemeyi, yürüyüşü yaymayı, tüm Türkiye’de sadece #Adalet parolasıyla #Adalet Nöbetleri başlatmayı önerdik.
Bütün bunlara, sözde keskin CHP eleştirmenleri, CHP’nin ne kadar tutarsız olduğunu söyleyerek, bu yürüyüşten uzak durmayı önererek karşı çıkıyorlardı.
Bu baylar söyleneni bile anlamıyorlardı. Çünkü bizim önerimiz, CHP ile bir ittifak bile değil, fiilin bir yan yana geliş ve CHP ile mücadele için taktik biçimlerdi.
Biz CHP ile savaştığımızdan onu tutarlı olmaya çağırmadık, hamlesinin kendi çıkarları açısından değerini gördük, takdir ettik ama bize açtığı olanakları ve fırsatları da gördük ve bunları değerlendirmeye, bu hamleye uygun bir mücadele stratejisi geliştirmeye; bu #Adalet Sloganı ve Hareketini CHP’nin elinden almaya, onun sabotajından ve satışından korumaya, en azından bir ağırlık oluşturmaya çalıştık. Önerilerimizle CHP’nin hareketi şimdi yaptığı gibi bölmesine karşı tedbir almaya çağıyorduk.
Bize CHP’nin ne kadar tutarsız olduğunu söylemeye kalkanlar ise, böyle diyerek aslında CHP’nin ittifak yapılacak bir güç olduğunu söylediklerinin bile farkında değildiler. Çünkü ittifaklar tutarsızlarla, kaypaklarla yapılır.
Bizim yazılarımızda en ağır sıfatlarla sosyalistlere çatılır.
Neden?
Çünkü onları biz kendimizle aynı safta görürüz.
Politikada ve ideolojik mücadelede, yakınlara ve dostlara karşı acımasız ve gaddar düşmanlara ve uzak olanlara anlayışlı ve esnek davranmak gerekir.
Sosyalistlere yaptığımız kadar olmasa da HDP’ye de sert eleştiriler yaparız, çünkü HDP’yi ve Kürt hareketini de sosyalistler kadar olmasa da kendimize yakın görürüz.
Liberallerle daha da yumuşak eleştiriler yaparız. Hatta yapmamaya çalışırız.
Hâsılı, bizim eleştirmememizden korkun. Eleştirmiyorsak sizi tutarsız ve kaypak bir müttefik veya düşman görüyoruz demektir.
Sanırız yazılarımızı okuyanlara bu “kullanım talimatnamesi” açıklayıcı olur.
*
Şimdi bu kısa açıklamadan sonra HDP’nin baştan aşağı yanlış politikasına gelelim.
HDP #Adalet’in Türk bayrağına karşı, hiçbir dile, dine vurgu yapmayan nötral bir bayrak olarak birleştirici gücünü ve buna sahip çıkarak demokrasi cephesini birleştirmenin mümkün olduğunu görmedi ve görmek istemedi ve Mithat Sancar gibiler #Adalet derken ne kastediliyor gibi uzun açıklamalara girdiler.
#Adalet’in Türklüğe veya Kürtlüğe vurgusu ve göndermesi olmayan, nötral bir bayrak olduğunu ve bunu yükseltmenin, hem can alıcı bir noktayı yakaladığı; hem demokrasi cephesindeki, özellikle Aleviler ve Sünniler, Laikler ve Müslümanlar; Kürtler ve Türkler arasındaki fay hatlarını dolduracağını, böylece oluşacak bir kitle hareketi ve direnişin bizzat eylem içinde demokratik bir hareket doğru evrimle, kampların ön yargılarını yıkma potansiyelini ve imkânlarını görmediler, araştırmadılar, böyle bir sorunları bile olmadı.
HDP, Bileşenleri ve diğer sosyalistler bütün önerilerimize kulaklarını tıkadılar; görmezden geldiler.
Böylece sahada yer alarak bu hareketi CHP’nin kontrolünden çıkarma olasılığı kayboldu.
Örneğin başından beri içinde yer alınsa, pek ala yürüyenler olarak yürüyüşün organizasyonu için bizzat yürüyenlerden öz örgütlenmeler, komiteler kurulur, bu organlarla yürüyüşün yönetimi CHP örgütünün inisiyatifinden çıkarılır, bizzat #Adalet diye yürüyenlere geçebilirdi. Böylece CHP parti olarak değil, bütün Hayır diyenler olarak yapıyoruz dediği yürüyüş gerçekten bütün hayır diyenlerin kendi eline geçmiş olurdu. Örneğin bu öz yönetim organlarında, #Adalet’ten başka hiç bir bayrak, pankart, olmaması kararlaştırılabilir, dünkü gibi bir kilometrelik bayraklara imkân sunulmazdı.
Bunlar son derece basit, sahada olanların kolaylıkla yapabilecekleri örgütlenmelerdi. Bu nedenle “Sahada Olmak” diye yazılar yazdık.
Yürüyüş başladığında, henüz çok cılız iken, sosyalistler ve HDP’liler, Parti kimlikleriyle değil, #Adalet diyen yurttaşlar olarak bunun başından beri içinde ve en önünde yer alsalardı, bugün CHP bayrakları açamazdı çünkü yürüyüşte yürüyenler #Adalet talebi olan yurttaşlar olarak öz yönetim sağlamış olurdu. CHP’nin devlet partisi reflekslerine bir denge ve sınırlama getirilirdi.
Bu basit bir örnektir. Bütün bunlar için başından beri parçalandık; peş peşe yazılar yazdık, duyulmazdan geldi.
HDP sorunu bir parti sorunu haline getirdi. Yok Edirne’ye de gitsinmiş, yok Kandıra’ya da uğrasınmış.
HDP’nin yapacağı bir tek şey vardı: “Evet #Adalet doğru bir paroladır. Türkiye’nin en acil sorunudur. Tüm yurttaşları bu yürüyüşe katılmaya çağırıyoruz. Parti kimliği önemli değildir demeliydi. Kendisi de parti kimliği olmadan yürüyüşe katılmalı ve yürüyenlerin öz örgütlenmelerini örgütlemeliydi. Böylece #Adalet yürüyüşü bir partiler ittifakı gibi olmaktan çıkar ve #Adalet diyen her yurttaşın katıldığı ve katılanların kendini yönettiği bir kitle hareketi oluşturulabilirdi. HDP ise sorunu bir partiler ittifakı ve kendisinin tanınması sorununa indirgedi. Aklınca CHP’yi buna zorlamaya çalıştı. CHP ise daha akıllı ve elverişli bir pozisyondaydı. Biz CHP olarak değil, Yurttaşlar olarak yürüyoruz diyor ama fiilen elinde bulunuyordu
Kitleler eylem içinde siyasi eğitimlerini ve örgütlenmelerini yaparlar ve büyük kırılmalar yaşarlar. İnsanları kazanmak, eğitmek, örgütlemek diye sorunu olanların bizim önerilerimizi görmezden gelmesi olanaksızdı.
HDP’nin ise böyle bir kaygısı yoktu. O örgütlenmiş partilerin ilişkisi olarak görüyordu #Adalet yürüyüşünü. Tipik “parlamenter budalalık” emaresidir bu.
HDP’nin olaya bütün yaklaşımı, kendinin adam yerine alınması ve davet edilmesi gibi noktalardaydı. Habulki CHP ve Kılıçdaroğlu bir kişi olarak yürüyorum diyerek zaten bunlara cevap vermeyeceğini ifade etmiş oluyordu. Sorunu Edirne’ye veya Kandıra’ya yürümeye indirgemek baştan aşağı yanlıştı.
Evet, HDP bu yanlışı yaptı ve bu yürüyüşün #Adalet yerine Türk bayrakları açmasına ve adeta HDP’ye seni aramızda görmek istemiyoruz diyebilmesine olanak sağladı. HDP, çocukça politikalarla kendi kendini tecrit etti.
Peki, şimdi ne yapıyor?
Bir uçtan öbür uca sallanıyor. Uygun zaman ve biçimlerde yürüyüşe katılmayanlar, şimdi en uygunsuz zaman ve biçimde katılma kararı alıyorlar
Türk bayrakları açılarak seni parti olarak aramızda görmek istemiyoruz, Kürtleri görmek istemiyoruz, gelirlerse ancak bu bayrağın altında yürüyerek gelsinler, kendilerini inkâr etsinler dendiği ve bu mesaj verildiği gün, (bir kısmı eski CHP milletvekilleri de olan) birkaç vekille ve “eş başkanlar için #Adalet” pankartıyla katılacaklarmış.
Sonra mitinge de kitlesel olarak katılma kararı almış.
Bir kilometrelik Türk bayrakları açmış bir yürüyüşe Kürtler nah katılır.
Yani aslında HDP katılmıyor demektir, oyunun dışında kalmıştır. Böyle katılmanın da CHP’ye diplomatik bir mesaj vermekten başka bir değeri yoktur.
Yani aslında HDP istenmediği bir yere yüzsüzce gitmiş gibi de olacaktır bu durumda.
Aslında bu politikası tıpkı 7 Haziran seçimlerinden sonra bakanlar kuruluna girme ve sonra da iyice aşağılandıktan sonra en saçma biçimde istifa etme gibidir. Onun ikinci bir versiyonudur.
HDP politik mücadeleyi bilmemektedir.
Bunun nedeni HDP’nin birtakım meşhur ve dar kafalı liberal aydınlar ve dar kafalı Türk sosyalistlerini vekil yapmayı, öne çıkarmayı, toplantılarında ya da organlarında konuşmacı yapmayı, kontenjanlar ayırmayı “Türkiyelileşmek” sanmasıdır.
Bunun acısı çekilmektedir şimdi.
Öcalan varken haydi onun stratejik görüşü ve taktik esneklikleri bunu bir ölçüde gideriyor, bunlar Öcalan’ın hamlelerinin araçları olarak belli bir işlev görebiliyorlardı. Bu yapı bir ölçüde Öcalan’a göre biçilmiş bir elbiseydi. Ama ortada beylin olmayınca hepten ne yapacaklarını bilemez oluyorlar.
Burada Kürt Özgürlük Hareketinin bugünkü fiili liderliğinin, yani Kandil’in de çok temel bir yanlışı var
Öcalan, gerillayı ve askeri mücadeleyi, siyasi mücadelenin,  ona tabi bir unsuru olarak ele alıyor ve değerlendiriyordu.
Öcalan için önemli olan Türk egemen sınıflarını, devletini bölmek, tereddütte bırakmak; en küçük olanaktan yararlanarak örgütlenmek ve kitlelerin örgütlenmesini sağlamak; Türk ezilenlerine halkına demokratik mesajını ve programını ulaştırmak, ön yargıları yıkmaktı.
Öcalan’ın bütün taktik ve örgütlenme girişimlerinin özü budur. Çünkü Öcalan Türkiye’nin çoğunluğunu demokrasi programına kazanıp bu devleti tecrit etmeden demokratikleşme yoluyla Kürtlerin üzerindeki ulusal baskının kaldırılamayacağını bilmektedir.
Öcalan için Gerilla, bu yöndeki politik hamlelere hizmet eden bir araçtı. Daha doksanlarda bile savaşın artık pata durumda olduğunu, iki tarafın da birbirini yok edemeyeceğini söylemişti. Öcalan stratejik ve politik düşünüyordu.
Bugünkü Kandil önderliği ise, HDP’li liberallere, Kürt ulusalcılarına ve Türk Sosyalistlerine göre yine çok iyi olmakla birlikte yine de yanlış ve askerci bir bakış açısına sahip. Onlar için HDP veya Türkiyelileşme, gerilla savaşına tabi olarak ele alınacak bir lojistik destek veya yedek güç gibi görülüyor.
Örneğin Kandil pekâlâ daha başında, bizim bu yürüyüş başladığından beri önerdiklerimiz gibi bir görüşü ifade etmiş olsaydı, Kürt tabanı aracılığıyla HDP’nin çizgisini de etkileyebilir ve böylece HDP’nin böyle fahiş hatalar yapmasını engelleyebilirdi.
Bu günler boyunca neredeyse tam bir suskunluk egemen oldu Kandil’e.
Belli ki, bu hareketin nasıl imkânlar yarattığını göremediler, inisiyatifli davranmadılar, HDP’yi sarsmadılar, bekle gör durumunda kaldılar.
Bunun sonucunda HDP deklase oldu. HDP’nin başlangıçtaki davranışı yanlıştı, dün açıklanan biçim ise, o yanlışın düzetilmesi değil, ikinci bir yanlışla bu sefer öbür uca kaymadır.
*
Bir kere HDP bu yürüyüşte başından beri stratejik olarak temelden yanlış bir çizgi izledi.
Yanlış bir strateji taktik hamlelerle düzeltilemez.
Ya da Adorno’nun dediği gibi, “yanlış bir hayat doğru yaşanmaz”.
Bunu bilerek ve bile bile lades diyerek, en azından zararı asgariye indirmek belki birkaç parça bir şeyleri kurtarmak için yine de kafa yoralım ve somut öneriler yapalım.
1)     Mademki HDP’den üç dört kişi sembolik olarak katılacaktır. Bunlar “eş başkanlar için #Adalet” pankartıyla değil; sadece #Adalet sloganı ile katılmalı ve #Adalet’e sahip çıkmalı. CHP’nin Türklüğü #Adalete Kurban ettiğinin mesajını vermeli.
2)     Sadece temsilcilerle değil, bütün kitlesi ile, sosyalistleri da katarak ama herkesin yurttaş sıfatıyla, yürüyüşte Türk bayrağı taşımayan; sadece #Adalet pankartı taşıyan bir kolon kurmalı. Yani ayrı bayraklarla yürüyoruz ama birlikte vuruyoruz ve gerçekten #Adalete biz sahip çıkıyoruz mesajı vermeli.
3)     Böyle yapılırsa, CHP’nin bayrak oyunu bozulup kendi oyununa getirilebilir de. Çünkü CHP’nin tabanı daha demokratiktir. Küçümsenmeyecek bir CHP’li kesim bile bu sırf #Adalet diyen kolanda yürümeye başlayabilir ve bu durumda, bu baskı altında CHP Türk bayrağını sarmak ve ortadan kaldırmak zorunda kalabilir.
4)     Bu kolan bizzat yürüyenlerin kurdukları özyönetim organlarıyla kendini yönetmeli.
5)     Sadece yürüyüşe en geniş kesimlerle katılmamalı ve sadece #Adalet diyen güçlü bir kolon oluşturulmakla yetinmemeli, her şehirde, her meydanda sadece göğse #Adalet yazarak, hiç müzik çalmadan; slogan atmadan; bayrak pankart taşımadan; OHAL kapsamına girmeden; “#Adalet Nöbetleri” başlatılmalı. Böylece çok daha geniş bir kitle hareketlenmesi başarılabilir.
6)     Böylece #Adalet hareketinin ağırlığı CHP’nin kontrolünden ve merkezi olmaktan, sadece yürüyenlerle sınırlı olmaktan çıkarılıp yayılabilir.  Bunlara kısa zamanda yüz binler milyonlar katılabilir. Ayrıca böyle #Adalet Nöbetleri #Adalet Mitingine çok daha büyük bir katılımı veya Türkiye’nin birçok yerinde benzeri mitinglerin yapılmasını da sağlayabilir.
Böylece CHP’nin rayından çıkardığı katar tekrar rayına sokulmuş olabilir.
Şimdilik önerilerimiz bunlardır.

2 Temmuz 2017 Pazar
Demir Küçükaydın




Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...