15 Nisan 2017 Cumartesi

Savunmada Saldırı, Saldırıda Savunma

Bu referandumda evet ve #HAYIR cepheleri iki farklı strateji izlediler.
Erdoğan ve evet cephesi aslında bir savunma stratejisi izledi.
Erdoğan ve evetçilerin stratejisi #HAYIR cephesinden insan kazanmaya; karşı tarafı ikna etmeye; tereddütte bırakmaya; #HAYIR cephesinin içine “akıncı hücumları” yapmaya yönelik değildi; aksine, kendi etrafına, yani evetçiler etrafına, aşılmaz duvarlar ve surlar örmeye yönelikti.
Bu aşılmaz surları örmenin iki aracı vardı.
Birisi Erdoğan’ın medya üzerinde kurduğu tekeldi. Bununla #HAYIR cephesinden gelecek her türlü itiraz ve ikna çabasının, enformasyonun evetçilerin surlarının içine girmesini engelleyebiliyordu.
Yine de daha sağlam gidebilmek ve tam bir taşlaşma yaratabilmek için aynı zamanda bir cepheleştirme, hasımlaştırma dolayısıyla saldırı taktiği izledi.

Buna dün Gazete Duvar’daki “Referandum - Büyük resmi görüyorum!” başlıklı yazısında Ümit Kıvanç şöyle dikkati çekiyor:
Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarının mükemmelen başardığı iş, kadroları ve kendilerini destekleyen kitle ile başka herkesin her türlü diyaloğunu kesmek oldu. Özellikle halk önünde tartışabilme imkânını.”
 “İki şıklı referandum ortamı, hasımlaşmayı pekiştirmek için idealdi. Diyaloğu keserek başlattıkları hasımlaşmayı derinleştirme sürecinin bundan sonra gidebileceği durak kalmadı.”
Burada dile getirilen hasımlaştırmaya Ümit Kıvanç’ın bakmadığı daha da “büyük resim” içinde bakarsak, Erdoğan’ın bütün saldırganlığının aslında bir savunma stratejisine hizmet ettiği görülür.
Özetle, Erdoğan ve evet cephesi saldırgan bir dille ve taktikle savunma savaşı verdi.
Surları kuşatan, yıkmaya çalışan değildi; surları ören, açılan delikleri tıkayandı.
Saldırganlık, kamplaştırma, cepheleştirme surları örmenin, açılan delikleri tıkamanın aracıydı.
Bunu kendi açısından başarıyla yaptığı söylenebilir.
Ancak taktik başarılar yanlış bir stratejinin zaaflarını gidermeye yetmez.
Belki bir küçük muharebeyi kazanmaya yarayabilir ama savaşı kazanmaya yetmez.
Erdoğan er veya geç bu savaşı kaybedecektir. Çünkü artık savunmadadır bütün çürümüş uygarlıklar gibi.
*
Buna karşılık #HAYIR cephesi, hiç de saldırgan olmayan; hiç de surlar örmeye çalışmayan bir taktik güttü.
Ama aslında saldırı inisiyatifini elinde bulunduran taraf #HAYIR cephesiydi.
Çünkü bu strateji karşı tarafı iknaya, oradan insanları kazanmaya veya tereddütte bırakmaya yönelikti.
Bunun için de gerilimi değil, diyalogu; duvarlar örmeyi değil, duvarları yıkmayı hedefliyordu.
#HAYIR cephesi saldırgan olmayan, cepheleştirmeyen, surlar örmeye değil surları yıkmaya çalışan bir taktik çizgiyle aslında bir saldırı stratejisi izledi.
#HAYIR’cılar #HAYIR’cıları korumaya değil, Evetçilere veya tarafsızlara ulaşmaya çalışıyorlardı. Surlara çıkmaya çalışanlar #HAYIRcılardı, Surların üzerinde savunma yapan, #HAYIRcıları dışta tutmaya çalışanlar ise evetçiler, yani Erdoğan’dı.
*
Tarihte her kuşatma başarılı olmayabilir.
#HAYIRcıların bu kuşatması başarılı oldu mu, ya da ne ölçüde başarılı oldu?
Genel bir eğilim olarak tarihte hiçbir surun, duvarın başarılı olduğu görülmemiştir.
Çin Seddi hiçbir zaman Orta Asya steplerinin göçebelerinin Çin uygarlığını feth etmelerini engelleyememiştir.
Fransızların Majino hattı, Almanların hareketli tank birliklerini engelleyememiştir.
İstanbul’un surları Fatih’in ordularını engelleyememiştir.
Berlin Duvarı Sovyetlerin ve doğu Avrupa’nın çöküşünü engelleyemedi.
Hatta surların yıkılmasının olanaksız olduğu durumlarda bile, çürüyen uygarlığın içinden kapıları açanlar olmuştur.
“İstanbul’un fethi” aslında böyledir. İstanbul’un kapıları içinden açılmıştır.
Ancak bu genel eğilime rağmen, elbet şu veya bu kuşatmanın başarıyla atlatıldığı; hatta kuşatılanların sadece kuşatmayı başarısız kılmakla kalmayıp, karşı tarafı yenilgiye uğrattığı durumlar da vardır.
Bu referandumda evet ve #HAYIR arasındaki mücadelede sonuç ne oldu?
Kanımızca anket şirketlerinin aksine veriler savunmanın başarılı olamadığını gösteriyor.
Çünkü kapıyı açanlar oldu ve her şeye rağmen surların içine hapsedilemeyen bir kesim de vardı.
Bu iki olgu, Erdoğan’ın stratejisinin başarılı olmasını engellemiş olmalıdır.
*
Eğer #HAYIR cephesi sırf CHP ve HDP’den ibaret olsaydı. Erdoğan’ın stratejisi, medya tekeli ve gerilim taktiğiyle başarılı olabilirdi.
Ama bizzat İslamcı ve Türk milliyetçisi cephenin içinden #HAYIR diyen kesimler çıktı.
Yani bir bakıma Erdoğan’ın ördüğü surlara rağmen kapıları açanlar çıktı. Bunların #HAYIR mesajları surların içindekilere ulaştı.
Bunlar büyük bir olasılıkla MHP’lilerin yüzde seksenini; AKP’lilerin yüzde onunu etkiledi.
*
Bir de bütün surların içine kapatma çabalarına rağmen, bir türlü kapatılamayan şehirli bir kesim de var. Bu kesim takım tutar gibi parti tutmuyor. Şu veya bu yana ağırlığını koyabiliyor.
Ülkedeki ağırlığı partilerin taşlaşmış kesimlerine göre küçük olsa da eşit ve dengedeki güçlerin mücadelesinde birden bire güç dengesini kökten değiştirebiliyor.
Bu kesim hakkında Aljazeera’da Betül Aydoğan Ünal “16 Nisan’da sonucu ne belirleyecek?” başlıklı yazısında şunları yazıyor:
16 Nisan referandumunda, genel seçimlerden farklı olarak tüm ülke tek bir seçim bölgesi olarak düşünülüyor. Bu da seçmen kitlesinin önemli bölümünü bulunduran büyükşehirlerin sonucu belirlemede daha etkili olacağı anlamına geliyor. Yerel ve genel seçimler üzerine yaptığımız çalışmalar gösteriyor ki, bu büyük şehirlerde partiler arası önemli oranlarda oy geçişleri mevcut. Bu çalışmalar ışığında referandumda da benzer bir hareketlilik olması beklenebilir.(…)”
“Yerel ve genel seçimlerde görülen partiler arası geçiş oranları da bir kez daha gösteriyor ki, Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde önemli oranda hareketli bir seçmen grubu var. 16 Nisan referandumunda bu hareketli seçmen grubunun nasıl mevzileneceği belirleyici olacaktır.
Şimdi farklı stratejiler ile bu hareketli ve surların içine hapsedilemeyen seçmen kitlesinin ilişkisine bakalım.
Kendini surları savunmaya bunun için de cepheleşmeye, gerilime yönelmiş, saldırgan bir dil kullanan strateji mi, yoksa karşı tarafı iknaya yönelik, daha yumuşak bir dil kullanan strateji mi bu kesime daha çok ulaşıp etkileyebilir?
İkincisinin daha fazla etkileme şansı vardır.
Bu kesim zaten başka seslere de açık olduğundan savunma stratejisi ve ona bağlı gerilim ve cepheleşme, taşlaşma bu kesimin fıtratıyla bir kan uyuşmazlığı içinde olur.
*
Bunlara eklenecek bir kesim daha var. Sandığa gitmeyenler.
Aynı yazının sonunda bunlara da değiniliyor:
Son olarak, referandumun diğer belirleyeni ise sandığa gitmeyecek olan seçmen grubudur. Partilerin oylanmadığı seçimler olan referandumlarda ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde katılım oranlarının genel seçimlere göre nispeten düşük kaldığı verisiyle birlikte düşünürsek, bu seçmen grubu önemli bir kitleyi işaret ediyor. Vereceği bir oyun seçimin sonucu üzerinde etkisi olmayacağına inanan seçmen, sandığa gitmemeyi seçiyor. Daha önceki referandum oylamalarından farklı olarak, seçmenin gözünde bu referandum öncesinde ‘Evet’ ve ‘Hayır’ seçenekleri arasında bir tarafın kesinlikle diğerine baskın geleceğine dair bir inanç yok. Bu da seçmenin vereceği bir oyun etki gücüne daha fazla inanacağı anlamına geliyor. Bu sebeple hararetli geçen kampanya sürecinin de etkisiyle bu referandumda daha fazla katılımın olması beklenebilir.”

Durumun böylesine dengede olduğunu ve bizzat Erdoğan’ın da, #HAYIR cephesinin de, hatta anket şirketlerinin de bu referandumun çok kritik bir referandum olduğunu kabul etmeleri ve söylemeleri, muhtemelen “nasıl olsa verdiğim oy sonucu değiştirmeyecektir” diye düşünerek sandığa gitmeyen seçmenin oyunun belirleyici olabilmeği sonucuna varmasına yol açacaktır büyük olasılıkla.
Bu nedenle bu referanduma katılım tüm tahminlerin ötesinde çok yüksek olabilir.
Bu durumda elbette #HAYIR eğilimlinin evet eğilimliye göre sandığa gitme motivasyonu daha yüksek olacaktır.
Çünkü evet çıkarsa Erdoğan yerinde duracaktır, ama #HAYIR diyen açısından bu çok büyük bir tehlikedir, sistem değişecektir.
Yani Evet’çi köklü bir değişiklik görmemektedir, #HAYIR diyen için bu hayati ve köklü bir değişikliktir.
Köklü bir değişikliği engelleme sandığa gitmek için daha büyük bir motivasyon kaynağı olur.
Bu nedenle oyu ile sonucu etkileyebileceğini düşünerek oy verenlerin büyük oranda #HAYIR diyenler olacağı öngörülebilir.
Bütün bunlar #HAYIR’ın büyük bir farkla önde çıkması gerektiğini gösteriyor.
Anket şirketleri ise "bıçak sırtında" veya "evet önde" diyor.
Evet önde de olsa, evet de çıksa gayrı meşrudur, eveti kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz.
#HAYIR!..
15 Nisan 2017 Cumartesi


Hiç yorum yok:

Bilimsel Çalışmalarda Kültürel Önyargılar ve Kölelerin Bir Sınıf Olmadığı Hakkında

‘ Aşağıdaki yazıyı, 2012 yılında yanı aşağı yukarı tam beş yıl önce, Kıvılcımlı sempozyumu çalışmaları bağlamında yazmış ve sempozyumu h...