14 Nisan 2017 Cuma

Soluklanmak Yok, Mücadeleye Devam

Son günlerde bütün ciddi anket şirketlerinin “bıçak sırtı” demelerine ve eveti önde göstermelerine rağmen ben şahsen %60 civarı bir oranla  #HAYIR çıkacağını düşünüyorum.
Neden böyle düşünüyorum?
Her şeyden önce sezgilerim böyle diyor.
Elbet yanılıyor olabilirim. İnsanın yanılmayı da göze alması gerekir.
Bugün dünyanın her yerine yerleşmiş tüm istasyonların verilerine; süper kompüterlerin bu verileri, yılların tecrübelerinden çıkarılmış modellerle işlemelerine rağmen hava tahminlerinde bile her gün nasıl yanılgılar ortaya çıktığını görüyoruz.
Bu nedenle, baştan böyle bir yanılgı varsayımını kabul ederek, tahminlerde bulunmaktan çekinmemek gerekir.

Tahminlerde yanılmak yöntemimizin yanlışlığından ziyade verilerin yetersizliğinin bir delili olabilir.
Sezgilerim böyle diyor diye yazdım. Ama sezgiler de nihayetinde deneylerin bilince çıkmamış sonuçları sayılabilirler.
Bu öngörü aynı zamanda şöyle bir akıl yürütmeye de dayanıyor.
7 Haziran hukuken seçim ama politik olarak bir referandumdu.
AKP o zaman yuvarlak hesap %40 aldı. Muhalefet % 60.
Bugün aynı sonucun çıkmaması için hiçbir neden yok.
Güçlerin dizilişi aşağı yukarı yine aynı.
Sadece MHP yer değiştirmiş bulunuyor ama gelen bütün bilgiler MHP tabanının yüzde seksen civarında #HAYIR diyeceğine dair.
Öte yandan her ne kadar 15 Temmuz Erdoğan’ın popülaritesini arttırmış; o da zaten buna güvenerek başkanlık referandumuna gitmeyi göze almış olsa da sonrasındaki
·         En temel hakları hiçe sayan uygulamalar;
·         On binlerce insanın hapsedilmesi, işinden atılması, mallarına el koyulması
·         Ekonomik durumdaki kötülemeler
·         Dış politikada girilen çıkmazlar
da belli bir pasif (sandığa gitmeme) veya aktif (#HAYIR oyu verme) tepkiye yol açacağından, MHP’nin destek veren kısmının artısını bunların eksisinin götüreceği düşünülebilir.
Şu an herkes atmosferin 7 Haziran öncesine benzediğini söylüyor.
Yani bütün bunlara rağmen bir korku atmosferi yok.
1 Kasım öncesinde Erdoğan’ın çetelerinin ve Özel Harp Dairesinin HDP binalarına yaptığı saldırılar nedeniyle çekingenlik ve korku vardı.
Şimdi ise bütün yenilgilere, tutuklama ve baskılara rağmen Newroz’un gösterdiği gibi Kürt hareketi geri çekilmiş ve yılmış da değil. Aksine yüksek oranda #HAYIR vereceği öngörülebilir.
Yurt oylaması, rekor bir katılım olduğunu ve katılımın yüksek olacağını gösteriyor.
Bütün bu ve benzeri akıl yürütmelerle 7 Haziran ile kıyaslıyorum ve %60 #HAYIR sonucuna ulaşıyorum.
*
Ama bu yazı #HAYIR çıksa da önümüzde bu referandumdan çok daha zorlu mücadeleler beklediğine neler yapılabileceği konusuna kısa bir giriş.
Bu referandumun en önemli kazancı üç ay önceki umutsuzluğun, yılgınlığın dağıtılmış olmasındadır.
Evet çıksa bile moral ve örgütlenme olarak üç ay öncesinden daha iyi bir noktada olacağız mücadele edebilmek için.
Önce evet sonucunu hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimizi ilan etmeliyiz.
Bu referandumun bir tek meşru sonucu vardır: #HAYIR.
Evet sonucu gayrı meşrudur. Tanımıyoruz. Başta #HAYIR Hareketi ve HDP bunu açıkça ilen etmelidir.
Çünkü bu eşit şartlarda yapılmış bir referandum değildir.
Başka bir çaremiz olmadığından bu eşitsiz şartlarda savaşa girdik. Savaşı kabul etmemiz onu meşru kabul ettiğimiz anlamına gelmez.
*
Hayır çıkınca da Erdoğan’ın derhal istifasını baş hedef olarak koymalıyız.
Bunu elbette CHP ve MHP hemen kabul etmeyeceklerdir. Onlar zaten bütün propagandalarını ve politikalarını Erdoğan başkanlık referandumunu kaybederse bir şeyin değişmeyeceği üzerine oturtmuşlardır.
CHP ve MHP de zaten Ordunun ve Devletin bu yaklaşımını yansıtmaktadırlar.
Ama politikada gücünüz küçük olsa bile bir duruşun büyük önemi vardır.
(HDP 7 Haziran’dan sonra politikasızlığı ile de bütün bu sonraki gelişmelere olanak sağlamıştı. O zaman Erdoğan’ın Saray'da durmasını gayrı meşru ilen edip, Erdoğan’ı tecride yönelik sert bir politik muhalefet yapsaydı CHP ve MHP’nin hareket alanını çok daha fazla daraltabilir; hatta Davudoğlu ve Erdoğan çelişkilerinden bile yararlanıp olayların farklı bir gelişiminin yolunu açabilirdi. HDP maalesef politik mücadele vermeyi, doğru halkayı yakalamayı başaramamaktadır.)
Ana yakalanacak halka doğru tespit edilip kavrandığında, bu diğerleri üzerinde bir baskı oluşturur ve onları tavır değiştirmeye zorlar.
Böylece gücünüzü aşan sonuçlar ortaya çıkar.
Bu nedenle HDP, Referandumda #HAYIR çıktığının belli olduğu gece derhal Erdoğan’ın istifasını ve/veya derhal Çankaya’ya geri dönmesi; Saray’ı derhal terk etmesi talebini ortaya atmalıdır. Bunu da Erdoğan’ı yasaları ve referandum sonuçlarını tanımaya zorlama, kimse yasaların üzerinde olamaz noktasından yapabilir.
Bir devletin hukuk devleti olması demokratik olduğu anlamına gelmez. Pek ala anti demokratik bir devlet ama hukuk devleti olabilir.
Bugün hukuk devleti yok.
Bu nedenle Hukuk devleti savunusu ve Erdoğan’ın bu hukuku çiğnemesi hedefi üzerinden en geniş cepheyi kurmayı sağlar.
Hukuk Devleti savunusu stratejisi içinde, Erdoğan zayıf noktasına güçler yığılarak son derece geniş bir cephe kurulabilir.
CHP ve MHP köşeye sıkıştırılabilir ve Erdoğan’ın yanında yer almaları engellenebilir.
Böylece CHP ve MHP’nin referandumun ertesi günü, “beka sorunu” diyerek Kürtleri tekrar hedef gösterip tecrit etmesinin önüne geçilebilir.
Baş sorunu Erdoğan ve Hukuk devleti olarak tanımladığımız sürece baş sorunun “beka sorunu” olduğunu söyleyen Ergenekon, Ulusalcılar ve Erdoğan ittifakı tecrit edilebilir.
Yani 7 Haziren sonrasının bir tekrarı engellenebilir.
Evet, bir “beka sorunu” vardır ama bu hukukun, parlamentonun beka sorunudur.
Devleti devletin silahıyla vurmayı; onun kavramlarını ona karşı bir silaha dönüştürmeyi bilmek gerekiyor.
Bunun için de Erdoğan’ın teşhiri ve tecridi kritik önemdedir.
*
Burada Kürt Özgürlük Hareketine çok önemli bir görev düşüyor.
Önce Öcalan’ın dediklerini hatırlamaları gerekiyor.
Öcalan yıllar önce ne Gerillanın Türk ordusunu ne de Türk ordusunun Gerillayı yenemeyeceği, pat durumu olduğu tespitini yapmıştı.
Böyle bir durumda eski yöntemde ısrar etmek anlamsızdır. Öcalan da zaten bundan gereken çıkarsamayı yapmış, politik ve legal mücadeleye ağırlık vermeye ve alan açmaya, silahlı güçleri daha ziyade bir moral unsuru olarak veya politika ve diplomasının bazen mesaj vermeye yarayan bir aracı olarak kullanmaya çalışmış ve defalarca tek taraflı ateşkes yapmıştı.
Bu tespit kanımızca aynen geçerliliğini sürdürüyor.
Deneyler de bu stratejinin doğruluğunu göstermiştir. Gerilla ne kadar pasif durur, silahlı mücadele ne kadar ikinci plana atılırsa, Türkiye’deki demokrasi mücadelesi o kadar gelişebilmekte; inkârcı ve faşist çizgi tecrit edilebilmektedir.
Unutmayalım, AKP’nin iktidara gelmesi ve Özel Savaş Rejiminin son bulması bile tek taraflı ateşkes koşullarında olmuştu.
Aynı şekilde Gezi hareketi ve 7 Haziran başarıları ateşkes ortamlarında gerçekleşti
Hatta bu referandumda #HAYIR çıkarsı, bu bile ilan edilmemiş bir tek taraflı ateşkes gibi bir ortam sayesinde gerçekleşmiş olacaktır.

Bu nedenle PKK’nın bahar gelmesine ve Gerilla Savaşı için iklim koşulları daha uygun olmasına rağmen, en iyisi tek taraflı bir ateşkesle olabildiğince çatışmadan kaçınması; böyle bir tek taraflı ateşkesi ilan etmese bile en azından fiilen tek taraflı bir ateşkes gibi çatışmadan kaçınması çok önemlidir. Kaldı ki iyi bir politik sonuç ve demokrasi mücadelesini destek için ilen edilmiş bir tek taraflı ateşkes çok daha iyidir.
Yani silahlı mücadele sonuç alıcı değildir.
Aksine demokrasi mücadelesi legal alanları kullanarak çok daha büyük başarılar elde edebilir.
*
Bu koşul olduğu takdirde Erdoğan şimdiden OHAL’i uzatacağını ilan ettiğinden aslında legal mücadele için, yine referandum öncesinin bile olanaklarının olmadığı bir döneme gireceğiz demektir.
Bu en basit politik özgürlüklerin olmadığı bir durum demektir.
Bu durumda #HAYIR hareketinin bir #İSTİFA hareketine dönüşmesi gerekmektedir.
Ama bu hareket Referandum öncesinde olduğu gibi, bir seçim ortamının olanaklarından yoksun olacaktır.
O halde yine tıpkı referandum öncesi gibi bir hareket yaratmak ama bu sefer bunu bir OHAL ortamında yaratmak görevi var demektir.
Bunun ise tek yolu, temel haklar alanında kalarak kitlesel ve pasif mücadele olabileceği çok açıktır.
O halde #HAYIR çıktığı takdirde, referandumun ertesi günü #İSTİFA yazılarıyla, hiçbir politik hareketin ve partinin damgası olmadan, sessiz ve kitlesel bir hareket başlatmalı.
Bu hareketin başlaması için en uygun koşuldur referandum sonrası.
Böyle bir kitlesel hareket Erdoğan’ın yenilgisini yolunu açabilir.
MHP ve CHP’nin tabanının fiilen böyle bir harekete katılmasının yolunu açabilir.
7 Haziran sonrasında HDP pasif kalmıştı.
Şimdi en azından #İSTİFA’yı destekleyerek ve örgütleyerek bu yanlışı tekrarlamayabilir.
Ama parti olarak kendi damgasını vurmaktan imtina etmelidir.
CHP’nin bu referandumdaki, kendini parti olarak öne çıkarmayan tavrını örnek alarak, bir kitle hareketinin oluşmasına katalizatörlük edebilir.
Böyle bir çizgi izlendiği takdirde Erdoğan’ın tek adam rejimine karşı mücadele içinde geniş kitlelerin eğitimi ve demokratlaşması yolunda bir mesafe kat edilebilir.
14 Nisan 2017 Cuma

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...