13 Nisan 2017 Perşembe

Referandum’da Hileye Karşı Örgütlenmek: T3 (Tutanak Teyit Sistemi)

Türkiye gibi Şark despotluklarında halk örgütsüzdür. Bir tek örgütlü güç vardır: Devlet.
Şark devleti Burjuva toplumunun devleti ile karıştırılmamalıdır. Roma imparatorluğunun feth edemediği kuzey Avrupa ülkelerinde hiçbir zaman Şark’taki gibi merkezi bürokratik devletler olmamıştır. Avrupa Feodalizmi denen şey aslında bu merkezi firavun devletlerinin ortaya çıkamadığı, komünal ilişkilerin hala yaşadığı. İşte batı demokrasisi bu komünal ilişkilerden güç almış, İngiltere'deki kimi kabile şefleri içlerinden Tayyip Erdoğan, Muaviye veya Naram Sin (Nemrut) gibi Firavunlaşmak isteyenlere “Yavaş ol bakalım. Bizim iznimiz olmadan ne vergi koyabilirsin ne de harcama yapabilirsin” demişlerdir.
Onların harcama ve vergi alma yollarını kontrol altına alarak Firavunlaşmalarının Nemrutlaşmalarının, yani bir Şark Despotu olmalarının, yani devletin bir şark despotluğuna dönüşmesinin yolunu kesmişlerdir.

İşte burjuvazi ve kapitalizm bu ortamda ortaya çıkabilmiştir. Bu nedenle Şark’ta ne burjuvazi ortaya çıkabilmiş ne de kapitalizm gelişebilmiştir.
Batı ve doğu evrimlerinin farklı yol izlemesinin özü buradadır.
Kuzey Avrupa’da ikinci bir şans daha olmuştur. Devlet daha modern biçimiyle burjuva devleti olarak ortaya çıkarken, İşçi Sınıfı da ortaya çıkmış ve demokratik talepleriyle genel oydan sosyal devlete kadar bir yığın kazanımı burjuvaziye rağmen elde etmiş, bunlar da o burjuva devletlerin bir şark devletine dönüşmesini belli bir ölçüde engellemiştir.
Buralarda ise, yani Türkiye ve tüm Şark’ta ise, halk hala örgütsüzdür. Hala kimse Ordunun harcamalarını ve bütçesini bile soramaz. Bırakalım onu Erdoğan’ın “Örtülü Ödenek” adı altında vergilerle alınmış paraları keyfi olarak kullanmasını bile sorgulayan yok.
Bu Türkiye’deki demokrasinin, Magna Carta’yı Krala dayatan Britanya kabilelerinden bile bir kat daha geri olduğunu gösterir.
*
Bu Şark Devleti bütün gücünü halkın örgütsüzlüğünden aldığından, halkın örgütlenmesini her şekilde engeller.
Halk örgütsüz kaldığı için Devlet biricik güç olarak kalır; devlet biricik güç kaldığı için Halk örgütsüz kalır. Bu fasit daire sürer gider.
Tarihte bu fasit dairenin kırıldığı anlar çok istisnaidir.
Ancak devlet çürüdüğünde, içindeki fraksiyonlar çatışmasıyla felç olduğunda ya da bölündüğünde veya başka bir güçle savaşta parçalandığında, halk bir parça olsun örgütlenme olanağı bulur; başını kaldırmaya çalışır.
Örneğin Anadolu’da Bizans’ın ve onun topraklarını Selçuklu ile feth etmiş Pers devletinin (Selçukluların) çürümesi; her ikisinin de bu çürüme sonucu Moğol akınlarıyla parçalanması, merkezi devletin dağılması sonucunu doğurmuş, bu da iyi kötü Halkın bir parça olsun örgütlenmesinin ve ayaklanmasının olanağını ortaya çıkarmıştır.
Baba İshaklar, Baba İlyaslar, Cimri’ler, Hacı Bektaşlar vs. hepsi bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Hatta Anadolu’da bir parça eskiden kalmış sanat eseri bile görseniz, yine bu “beylikler” veya “fetret” (anarşi) döneminden kalmadır.
Benzer şekilde Timur’un Osmanlı’yı yenmesi ve parçalaması ile yine bir “fetret (anarşi) devri”nde, Şeyh Bedrettin’ler, Torlak Kemal’ler, Börklüce Mustafa’lar ortaya çıkma olanağı bulmuşlardır.
Son dönem tarihi de böyledir. Osmanlı çürüdüğü ölçüde halk bir parça örgütlenme olanağı bulabilmiştir. “Balkan komitacıları” veya Egenin efeleri veya “Ermeni örgütleri” hep bu dönemlerde ortaya çıkmışlardır.
(Bugün egemenlik kurmuş devletçi ve Müslüman Türk ideoloji, Müslüman Ege efelerini ulus kuruluşunun folklorik bir motifi olarak kullandığından, onlar kahramanlaştırılmıştır. Yoksa bu devlet onları da aynı şekilde Balkan ve Ermeni “Komitacılar”dan farklı görmüyordu. Ayrıca Rum efelerden söz eden de yoktur.  Zaten Demokratik bir tarih yazılmadan Türkiye’ye demokrasi gelmesi olanaksızdır. En demokratik tarihçiler bile demokratik olmaktan çok uzaktırlar. Devletçilik böylesine içlere işlemiştir.)
Benzer şekilde 60’ların uyanışı ve bir parça bile olsa işçi, köylü ve öğrencilerin örgütlenme olanağı bulması, 27 Mayıs’ın emir komuta zinciri dışında olması, bir parça olsun ordunun ve devletin bölünmüşlüğü ve iç çelişkileri ortamında gerçekleşmiştir.
70’lerin halk örgütlenmesi de yine Gürler ve Batur’ların çatışması, bu çatışmadan yararlanarak parlamentonun biraz güç kazanması ile bir parça imkân bulmuştur.
Ama bu kıytırık örgütlenme ve direnişlerin bile hepsinden bu devlet acısını kanlı tasfiyelerle çıkarmıştır.
Sadece İlyasların, İshak’ların, Bedrettinlerin değil, Ermeni ve Rumların katli de, aslında devletin kendi kontrolü dışındaki örgütlenmeleri tasfiyesiydi aynı zamanda.
70 ve 80’lerdeki idamlar, katliamlar, devletin bir parça olsun kontrolü dışına çıkmış cılız direniş ve örgütlerin doğduğuna pişmen edilmesiydi.
Bugün Türkiye’de devletin kontrolü dışında kalan tem hareket Kürt Özgürlük Hareketi’dir.
Bur parça bu kontrolün dışında gibi görünen küçük örgütler ve girişimler de yine bu hareketin ortaya çıkardığı flora ve faunada yaşama olanağı bulabilirler.
Bugün Türkiye’de devlet yine her şeylere kadirdir. İstediği an istediğini yapabilecek güçtedir.
7 Haziren seçimlerinden sonra devlet Kürt hareketini ezmeye karar vermiş, kendi polislerinin kafasına iki kurşun sıkarak provokasyonunu yapmış, bir haftada bütün HDP örgütlerini yıkıp yakmış, sonra da istediği an, amaç hâsıl olduğunda,  saldırıları kesmiş veya başka araçlarla sürdürmüştür.
Bunun de adı demokrasi oluyor.
Bütün pisliklerin başı devlettir. Bu merkezi ve bürokratik devleti parçalamak gerektiği konusunda bir kavrayış, bir anlayış insanların genlerine yerleşmeden, buna dayanan programlar ve stratejiler oluşmadan böyle örgütlenmeler başarılmadan, bırakalım devrimi en küçük bir demokratik kazanım bile mümkün değildir.
Siyasi partiler, dernekler, sendikalar vs. bunların hiç birisi halkın örgütlenmesi değildir. Bunların hepsi devletin halkı örgütlemesinin araçlarıdırlar.
En basitinden bir dernek, bir sendika, bir parti vs. kurduğunuz an devletin polisine kurucuların bir listesini vermek zorundasınızdır. Bin bir koşulu da cabası.
Bu o andan itibaren bu devlet denen örümceğin ağlarına yakalanmış bir sinek olduğunuz anlamına gelir. Sizi istediği zaman yiyebilir. Biraz kurtulmak için çaba gösterseniz, ağdaki titreşimlerle bunu derhal algılar.
Ondan sonrası artık duruma göredir. Kuruculardan birini Emniyete davet edip sizi önce gönüllü ajanı yapmayı dener. Zaten doğduğunuzdan beri bu Türkçü, Müslüman ve Devletçi ideolojiyle büyüdüğünüzden bunu gönüllü olarak kabul edersiniz. Yok, biraz demokrasi diyorsanız tehdit ve teşvik, ot ve sopa, o da olmazsa neler neler.
Türkiye’deki bütün örgütler böylesine kontrol altındadır.
Bu devletten gizli bir şey mümkün değildir. Bu devlete bir parça direniş gösterebilenler, direnişi ve örgütlenmeyi onun gözü önünde açık olarak yapanlar olabilmişlerdir. Bu şiddetle tasfiye edilmeyeceğiniz anlamına gelmez. Her şeyi yapar bu devlet. Ama küçük de olsa bir şeyler bırakma olasılığınız vardır.
Kıvılcımlı örneğin, hep legaliteden yararlanma taktiği izlemiştir. Bugün sosyalizm ve teori adına ne kaldıysa onun bıraktıkları vardır.
Efsanevi sendikacı İsmet Demir, her şeyi devletin gözü önünde, yapardı altmışlı yılların en önemli işçi direnişlerini böyle örgütlemişti.
Öcalan PKK’nın ilk kuruluş yıllarında Türkiye’de bulunduğu sürede nasıl devletin kontrolü altında bir şeyleri başarabildiğini uzun uzun anlatır. Aynı Öcalan daha sonra Suriye’de bir türlü rehin iken Ortadoğu’nun en güçlü gerilla örgütünü; Türkiye’de devletin elinde esir iken Türkiye’nin en güçlü ve en demokratik örgütünü (HDP) ve hareketini örgütlemiştir.
Bugün bu devletin bir parça olsun kontrolü dışında bir tek hareket var: Kürü Özgürlük Hareketi. Onun dışında hemen hemen hiçbir şey yok demek mümkündür. Var gibi olanlar da yine bu hareketin gölgesinde var olabilirler. Onun ötesinde her şey bu devletin kontrolündedir.
Bu devlet halkın en küçük bir örgütlenme çabasında ölümünü görür. İzmit depremi sırasında halkın kendi gönüllü örgütlenmesi ile insanları yıkıntılardan kurtarmasına, dayanışmasına, gelen yardımın dağıtılmasını organize etmesine bile tahammül edemez. Ve AKUT gibi “sivil toplum örgütleri” hemen devletçi ideolojiyle devletin işbirlikçiliğini kabul ederler. Ve devletin basit bir avadanlığına dönüşürler.
Bu devlet mekanizması var oldukça Türkiye’de en küçük bir demokratikleşme beklenemez. Sadece var olan sistemin gözeneklerinde küçük olanaklar içinde bir parça alttan gelen inisiyatifler, girişimler yaşayabilirler. Bunlar da hiçbir zaman köklü bir demokrasi hedefine yönelik olmadıkça, mahalli ya da belli bir alana has kaldıkça bu olanak tanınır.
Bu durumdan çıkmak çok zordur. Bizim bütün çabalarımız teorik planda bu devlete karşı bir anlayışı, bir genel programı yerleştirmek, somut politik planda ise, halkın bir şekilde kendi deneyleriyle örgütlenme olanağı bulacağı; kendi deneyleriyle benzer sonuçlara ulaşacağı örgüt ve mücadele biçimlerine çağırmaya yöneliktir.
*
İşte internet ilk kez devletin kontrolü dışında insanların birbiriyle ilişkiye geçmeleri ve örgütlenme olanaklarını yaratıyor.
Devlet bunun farkında, bunun için bu olanakların kullanılmaması ve kontrolü dışına çıkmaması için her şeyi yapıyor.
Ama internet karakteri gereği devletin kontrolü kadar kontrolü dışında örgütlenmenin olanaklarını da yaratıyor.
Çünkü kapitalist ekonominin işleyişi büzük ölçüde internete bağlanmış durumda. Siyasi kaygılarla bu olanakları kısıtlamaya kalkmak ekonominin çalışamamasına, hatta durmasına bile yol açabilir. Bu paraların, malların, trans aksiyon işlemlerinin geçtiği yollardan fikirler, örgütlenmeler, denemeler de geçiyor.
Şark devletinin temelleri aşınıyor.
İnternet, metallerin en demokratiği olan Demirden beri bulunmuş en demokratik araçtır belki de.
Tarihe biraz geniş açıdan bakıldığında aslında internetin bugün yeryüzüne egemen sistemin altını yavaş yavaş oyduğu görülür.
Her şeyden önce uluslar ve ulusal devletlerin varlığı iyice saçmalığa varıyor.
Uluslar ve ulusal devletler bu değişikliğe karşı varlıklarını sürdürebilmek için post modern çok renklilik ideolojisiyle direnmeye çalışıyorlar.
Sadece bu kadar da değil.
Tek tek ulusal devletlerin içinde de halk daime bir şekilde internet aracılığıyla örgütleniyor.
Mısır’da böyleydi. Gezi’de böyleydi.
Bu #HAYIR hareketi internette ve sosyal medyada başladı. Küçük hayır örgütlenmeleri internet aracılığıyla gerçekleşti. İnternet bugün küçük de olsa halk örgütlenmelerinin, halk inisiyatifinin bir olanak bulabildiği tek yer.
İşte bu #HAYIR Hareketi içinde sayılabilecek “Oy ve Ötesi” girişimi, seçim hilelerine karşı denetimi ve mücadeleyi bizzat yine halkın kontrolüne geçirme çabası bağlamında bir küçük program geliştirmiş.
Her yurttaş bir kontrolör işlevi görebilir. Son derece basitleştirilmiş bir işlem aracılığıyla bütün bu listeler ilan edilenlerle karşılaştırılabilir. Gereken itirazlar yapılabilir.
Bunun için yapılması gereken şey, bu programı akıllı telefona indirmek. Oylama akşamı da olabildiğince çok tutanağın resmini çekip yollamak. Bugün milyonlarca insanda akıllı telefon var. Yani milyonlarca kontrolör demektir bu. İşte bu devletin kontrolü dışında bir halk örgütlenmesidir. Basit ve sade. Devlet’e hiçbir şekilde güvenmeyen ve onun karşısında. Programı yapanlar böyle düşünmüyor olsa da nesnel olarak böyle.
Aşağıda bu konuda gerekli bilgiler yer alıyor. Siz de bu maili veya aşağıdaki bilgileri başkalarına iletiniz. Milyonlarca kontrolörün, halkın inisiyatifi ve örgütlenmesi en merkezi, bürokratik ve gizli devletin suikastını bile boşa çıkarır.
Aşağıda OY VE ÖTESİ gerekli bilgileri veriyor.
*
16 Nisan’da yapılacak Anayasa Değişikliği Halk Oylaması’nda 81 ilde sandık sonuç tutanaklarının Türkiye Tutanak Teyit Sistemi’ne (T3) aktarılmasını ve böylece YSK seçim sonuçlarının bir sağlamasını yapmayı hedefliyoruz. Bu amaçla bütün vatandaşların kullanabileceği bir mobil uygulama hazırladık: Mobil cihazlarınıza kolayca yükleyebileceğiniz T3 Tutanak Gönder uygulaması.
16 Nisan Pazar günü bu uygulama ile görev aldığınız sandığın sonuç tutanağının fotoğrafını çekip T3 sistemine yüklemenizi bekliyoruz.
Sandık başında görev alsanız da almasanız da resmi sandık sonuç tutanakları sınıf kapılarına asıldıktan hemen sonra, ulaşabildiğiniz kadar çok tutanağın fotoğrafını çekip T3 sistemine göndererek sonuçların sağlamasının yapılmasına doğrudan katkıda bulunabilirsiniz.
Bunu mümkün olduğu kadar çok kişiye duyurmak için de sizlerin desteğine ihtiyacımız var! Lütfen çevrenize bu uygulamadan bahsedip sosyal medya hesaplarımızdaki içerikleri paylaşın.
Uygulamayı İndir, Uygulamayı Paylaş; Seçim Günü Sonuç Tutanağının Fotoğrafını Çek, T3’e Gönder!


 13 Nisan 2017 Perşembe


Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...