27 Nisan 2017 Perşembe

Antrakt (Ara) Bitti

Referandumun bitişi ve Türkiye’nin Şengal ve Rojava’ya saldırılarıyla birlikte, güçlerin yer alışı, 7 Haziran sonrasından, referandum arifesindeki günlere kadar olduğu gibi, fabrika ayarlarına dönmüş bulunuyor.
Çekirdeğinde Erdoğan-Ergenekon ve Genelkurmay’ın bulunduğu, parlamentoda AKP, MHP, CHP tarafından temsil edilen, Kürt Özgürlük Hareketi ve müttefiklerini tecrit edip ezmeye yönelik devletçi-ulusalcı-İslamcı bloktakiler tekrar yerlerini aldılar.
Referandum öncesinde Erdoğan’ın başkanlık hevesi nedeniyle bu blokta geçici bir çözülme olmuş; ulusalcı-devletçi-İslamcı bloktaki, ulusalcılar ve devletçi kesimin bir kısmı, hem laik yaşam tarzındaki kesimlerle bağları; hem de Erdoğan’ın elde ettiği güçle ilerde kendilerini de tasfiye edeceği korkusuyla, geçici bir süre başkanlığa karşı saflarda yer aldılar ve egemen cephedeki bu çatlak, referandumun sunduğu sınırlı olanaklarla da birleşince, bizlerin biraz olsun toparlanmamız için, küçük de olsa bir olanak yarattı.

Bu ortamda bir #HAYIR Hareketi filizlendi.
Bu #HAYIR Hareketi ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar, fabrika ayarlarına dönmüş bu mevzilenmede tek ciddi değişken denebilir.
Birincisi, referandum öncesinin o umutsuz ve yılgın hali geçmiş, tekrar bir mücadele etme azmi ve ruhu geri gelmiş bulunuyor.
İkincisi, Kürt hareketi, 7 Haziran sonrasında ciddi biçimde tecridine yol açan, yanlış olarak, “hendek siyaseti” denilen, isyan koşulları yokken, koşulları ve güçleri yanlış değerlendirip isyan etme; isyanı da isyan gibi etmeme taktiğini ve mücadele biçimlerini terk etmiş, bundan belli ölçüde dersler çıkarmış görünüyor. Bu düzeltmenin sonucu olarak, tekrar bir toparlanma, tecridi önemli ölçüde kırma noktasına geri gelmiş bulunuyor.
Üçüncüsü ve en önemlisi, referandumun gösterdiği gibi, Erdoğan tarafından, devletin Türklüğün yanı sıra ve başat olarak Sünni İslam’la ve onun da son derece gerici ve keyfi bir yorumuyla tanımlanması nedeniyle, 90’lardan farklı olarak, “laik yaşam tarzı”ndakiler ve Aleviler ezilen ulus konumuna geçmiş durumdalar ve bu konumlanışa bağlı olarak ciddi bir mücadele eğilimi ve azmi göstermekte; hatta Kürt hareketiyle bile ittifaka girmekten çekinmeyeceklerinin sinyallerini vermektedirler.
Ama henüz geçmişin şartlanmışlıkları ve alışkanlıklarıyla bu yeni konumlanış ideolojik, siyasi, örgütsel ifadelerini bulmuş değildir.
Ancak Erdoğan orada durdukça ve devletin ve ulusun İslam’la tanımlanması sürdükçe, bu ittifakın yapısal temelleri var olmaya devam edecektir ve ister istemez ideoloji, politika ve örgütsel alanlarda da ifadesini bulacaktır.
Bu konjonktürel bir konumlanış değildir. Artık laikler ve Aleviler ile Kürtler iki ezilen ulus oluşturmaktadırlar.
Bu durumda, özellikle gerek Kürt Hareketinin, gerek laik ve Alevilerden kaynaklanan Gezi’nin devamı sayılabilecek #HAYIR Hareketinin ve bunun ifadesi olan meclis vs. gibi örgütlenmelerin, diğer tarafın adımlarını kolaylaştıracak adımlar atmaları, bu iki ulusal baskı altında nesnel olarak ittifaka zorlanan bu güçlerin, ittifak kurmasını ve ortak bir programda birleşmesini hızlandırabilir.
Bunun için gerek Kürt Özgürlük Hareketinin, gerek Gezi’nin kalıntısı diyebileceğimiz, laik ve alevi damarın daha demokrat ve radikal kesimlerinin, Türk sosyalist örgütlerinin oluşturduğu engeli iyi görüp, bu örgütlü yapıların sunduğu olanakların büyüsüne kapılmadan, onların ördüğü duvarları parçalamasının hayati önemi bulunmaktadır.
Bu sosyalist örgütlerin olumsuzluklarını bir olumluluğun aracı yapmanın tek yolu, Kürt Özgürlük Hareketi bakımından HDP içinde grup temsiliyetine son vermek; birey hukukunu geçerli kılmak, örgütlerin ancak eşit haklı bireyler üzerinden, eşit haklı bireyler aracılığıyla etki kurmalarına imkân veren, yeni bir yapılaşmaya gitmesidir.
HDP bunu yapmadığı takdirde ne politik ne de örgütsel olarak bir gelişme gösteremez.
Benzer şekilde, #HAYIR hareketi de, örgütsel temsile zerrece taviz vermeden, örgütlerin kurulacak veya var olan meclislere birey olarak katılan eşit haklı bireylerden başka bir özel imtiyazları olmayan üyeleri aracılığıyla ve onların diğer bireyleri de etkilemesi ölçüsünde etki sağlamalarına imkân veren bir yapılanmayı esas almalıdır.
Bu yapısal değişiklikleri yapmadan hareketin eni duruma uygun hedefler belirlemesi, strateji, taktik, örgüt ve mücadele biçimleri geliştirmesi neredeyse olanaksızdır.
Bunu ilk elde, #HAYIR meclislerinin yapabilmesi olanaklı görünmektedir.
Yani bir bakıma, yeni örgüt ve mücadele biçimlerini, #HAYIR meclislerinde örgütlenmeye başlayan laik şehirliler başlatmalıdır ve başlatabilir.
Bu yapıları yaşatmak ve geliştirmek şu an en acil görevdir.
Zaten gelişmeden yaşamaları mümkün olmaz.
Gelişme ise bir yandan daha mahalli birimlere yayılırken; diğer yandan da şehir, bölge ve ülke ölçüsünde mahalli birimlerin demokratik biçimde seçilmiş temsilcilerinden oluşan daha
Bunun için de bütün Türkiye ölçüsünde böyle bir tartışmayı yürütecek organlar oluşturulmalıdır.
Çok kullanılan WhatsApp grupları vs. somut bir eylemi veya mahalli bir çalışmayı örgütlemek için elverişli araçlar olabilir ama ülke çapında bir hareketin ortak bir gündem belirlemesi ve tartışma yürütmesi bakımından işlevsizdir ve şu an esas ihtiyaç olan tam da budur.
Referandum öncesinin o canlı günleri bitmiş bulunuyor. Şimdi “Almanca konuşmak” zamanıdır, #Hayır Hareketi, yeni durumda “Fransız kalma”malıdır.
*
Neler yapılabilir?
Şimdiden bu tür tartışmalar başlamış bulunuyor.
En azından güçlerin dağılmasını engellemek; küçük ateşlerin, her zaman harlayabilecek közler halinde yaşamasını sağlamak; siyasi mücadele ve örgütlenme biçimleri konusunda eğitim ve deney birikimi sağlayacak mücadele biçimleri geliştirmek gerekiyor
Bunların ne olduğu veya olacağı “sistem kurucularının” kafalarında oluşmaz.
Öte yandan bunlar önceden bir tasavvur olmadan bulutsuz gökte çakan bir şimşek gibi de ortaya çıkmaz; kafalarda yer etmesi, tartışılması gerekir.
Ama bir başlangıç olarak özerinde düşünüp tartışmak için, halk şiirindeki “ayak verme” kabilinden, şunlar söylenebilir.
Örneğin, artık HAYIR hareketi kendini #HAYIR ile tanımlamamalı ve sınırlamamalı.
Amacının ne olacağını, hangi somut amaç etrafında birleşeceğini yeniden belirlemelidir.
Bizim önerimiz, henüz demokrasiyi bile değil, hukuku ve yasaları savunma; YSK’nın anayasa ve kanun dışı kararını tanımama, OHAL’in kaldırılması noktasında mevzilenmektir
Bu aynı zamanda Evet emişlerin bile hakkını savunmak anlamına gelir. Çünkü sayılan mühürsüz oyların evet mi hayır mı olduğu bilinmemektedir.
Böyle bir çizgi, daha geniş bir kesimi birleştirir, öte yandan daha büyük bir gücü, daha küçük ve somut bir alanda yığmayı sağlar. Bu noktaya güçleri yığarak karşı tarafın cephesi parçalanabilir.
Mücadele biçimleri bakımından Referandum öncesinin biçimleri geçersiz olacaktır. Örneğin gösteri yürüyüşleri, mitingler eskisi gibi kullanılamayacaktır.
Örneğin geçen hafta Kadıköy’de yapılan yürüyüşün benzeri yapma olanağı yoktur artık. Belki 1 Mayıs son imkân olacaktır.
Hem güçler, hem coşku, hem polis baskısı ve OHAL nedeniyle referandum öncesinde bol bol kullanılan ve sonrasında da sınırlı ölçüde de olsa (Bayram olanakları ile kullanılan) biçimler kullanılamayacaktır. Zaten kullanıldığında da bu biçimler, etkili ve sonuç alıcı olmaktan ziyade, 19. Yüzyılın barikat savaşları gibi, sonuç alıcı olmaktan ziyada bir moral işlevi görüyorlardı.
Bu durumda yeni mücadele biçimleri geliştirilmelidir.
Bunların uzun soluklu ve uzun vadede toparlayıcı ve yarın gerektiğinde hızla yayılacak bir ateş için köz işlevi görebilirler.
Örneğin, Cumartesi Anneleri yıllardır her hafta buluşuyorlar.
Benzeri bir biçim, örneğin “referandum sonuçlarını tanımıyoruz. Yüksek seçim kurulunun kararı iptal edilmelidir ve bunlar mahkemeye çıkarılmalıdır” gibi bir somut hedef etrafında, diyelim ki her hafta; hukukun ve yasaların ayaklar altına alınmasına, OHAL’e karşı her yerde nöbetler başlatılabilir. Buralarda her hafta yapılan hukuksuzluklar sergilenir vs..
Böyle uzun soluklu sivil direniş ve itaatsizlik biçimlerine yönelinmelidir.
Bu gibi biçimler içinde ateşin sönmeden köz olarak devamı sağlanabilir ve aynı zamanda yeni mücadele biçimleri konusunda bir eğitim ve hazırlık yapılabilir.
Bütün bunlar tartışılabilir.
Ama önemli olan bunları gündeme almak ve tartışabilmek.
Herkesin kendi havuzunda değil, ortaklaşa bir havuzda tartışabilmesi.
Her görüşün yatay olarak herkese ulaşabilmesi.
Böylece bir hukuk ve yasa mücadelesi içinde, hızla dönüşerek alternatif ve demokratik bir ulusun, ulusçuların dediği anlamda, artık ulus olmayan bir ulusun tohumları atılabilir.
Aslında bu gibi biçimleri Kürt Özgürlük Hareketi, kendini öne çıkarmadan, yukarıda dediğimiz bireylerin katılımı biçimiyle şimdiden etkili olarak başlatabilir veya başlayanlara aktif destek sunabilir.
Bunun çok daha doğru bir mücadele biçimi olduğunu kısa zamanda da görür.
Türkiye’deki geniş bir sivil direniş hareketi, gerek Kürtlerin üzerindeki baskılara, gerek Rojava’ya ve Şengal’in Ezidilerine, binlerce gerilladan daha etkili bir savunma sağlar
Askeri mücadele ise, her zaman siyasi mücadeleye tabi olmalı; sadece onun işe yaramadığı veya kaçacak yer olmadığı için mecbur kalındığı zamanlarda veya onu desteklemek için, ona zarar vermeden kullanılmalıdır.
27 Nisan 2017 Perşembe
Demir Küçükaydın
Twitter: @demiraltona
Demirden Kapılar Okurları Grubu: https://www.facebook.com/groups/demirdenkapilar/

Hiç yorum yok:

Evet, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Ülke”yi Demokratlar ve Sosyalistler Savunmalı

“ Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek ülke ” sloganı aslında sosyalistlerin ve gerçek demokratların savunması gereken bir slogandır. ...